Mezheplere Göre Oruç ve Bayram
Hanefî, Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî farkları. 176 soru ve cevap.
Mezheplere Göre Oruç ve Bayram
Mezheplere göre oruç ve bayram konusu, Ehl-i Sünnet'in dört fıkıh mezhebi olan Hanefî, Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerinin niyet, orucu bozan şeyler, kaza, kefaret, fitre ve kurban gibi konulardaki görüş farklılıklarını karşılaştırmalı olarak ele alır. Bu farklılıklar dinin temel esaslarında değil, ayrıntılarında ortaya çıkar ve ümmet için bir genişlik kabul edilir.
Niyet konusunda Hanefîler, Ramazan orucuna ertesi gün kuşluk vaktine kadar niyet edilebileceğini söylerken; Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelîler farz oruçlar için niyetin geceden yapılmasını şart koşar. Mâlikîler, Ramazan'ın başında bütün ay için tek bir niyetin yeterli olduğunu kabul eder. Kefaret konusunda Hanefî ve Mâlikîler kasten yeme içmeyi de kefaret sebebi sayarken, Şâfiî ve Hanbelîler kefareti yalnızca cinsel ilişkiye bağlar.
Fitre, Hanefîlere göre vaciptir ve değeri para olarak verilebilir; diğer üç mezhep ise fitrenin kural olarak buğday, arpa, hurma gibi temel gıda maddelerinden verilmesini esas alır. Kurban, Hanefîlere göre vacip; Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelîlere göre müekked sünnettir. Bayram namazı da Hanefîlerde vacip, Şâfiî ve Mâlikîlerde müekked sünnet, Hanbelîlerde farz-ı kifâyedir.
Türkiye'de Hanefî mezhebi esas alınmakla birlikte Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da Şâfiî mezhebine bağlı Müslümanlar da yaşamaktadır. Bu bölümde mezhepler arası farklar Diyanet İlmihali esas alınarak açıklanmaktadır. Farklı mezhebe mensup Müslümanlar birbirlerinin arkasında namaz kılabilir ve birbirlerinin ibadetini geçerli kabul eder. Bir kimsenin zor bir durumda başka bir mezhebin görüşüyle amel etmesi, keyfîlik amacı taşımadığı sürece caiz görülmüştür. Mezhep imamları, Kur'an ve sünneti anlamak için büyük bir emek harcamış; farklı sonuçlara ulaşsalar da birbirlerine saygıyı hiçbir zaman terk etmemişlerdir.
- Hanefîlerde Ramazan niyeti kuşluğa kadar yapılabilir.
- Kefaret sebepleri mezheplere göre farklıdır.
- Kurban Hanefîlere göre vacip, diğerlerine göre sünnettir.
- Farklılıklar ümmet için genişlik kabul edilir.
Sık Sorulan Sorular
Hanefî ve Şâfiî mezhepleri neden bazı konularda farklı hüküm verir?
Çünkü iki mezhep de aynı kaynaklara (Kur’an, Sünnet, icmâ, kıyas) dayanır; fakat delilleri anlama ve değerlendirme yöntemleri farklıdır. Ebû Hanîfe ve öğrencileri, Kûfe’de kıyas ve istihsana geniş yer veren bir usul geliştirmiş; İmam Şâfiî ise hadislere ve metnin lafzına daha sıkı bağlı, usulü sistemli biçimde yazıya geçiren bir yol izlemiştir. Bir hadisin kendilerine ulaşıp ulaşmaması, sahihliğine dair değerlendirmeler ve kelimelerin anlamındaki genişlik de farklı sonuçlara yol açmıştır. Bu farklar inançla değil, ameli ayrıntılarla ilgilidir; ikisi de Ehl-i Sünnet çizgisindedir ve birbirinin ibadetini geçerli sayar.
Mâlikî ve Hanbelî mezhepleri hangi ülkelerde yaygındır?
Mâlikî mezhebi ağırlıklı olarak Kuzey ve Batı Afrika’da, Hanbelî mezhebi ise Arap Yarımadası’nda yaygındır. Mâlikî mezhebi Medine imamı Mâlik b. Enes’e (ö. 179/795) nispet edilir; Fas, Cezayir, Tunus, Libya, Moritanya, Sudan’ın bir kısmı ve Batı Afrika ülkelerinde hâkimdir. Hanbelî mezhebi Ahmed b. Hanbel’e (ö. 241/855) dayanır; bugün Suudi Arabistan ve Katar’da resmî fıkhın temelidir. Türkiye’de halkın büyük çoğunluğu Hanefî, bir kısmı Şâfiîdir; Mâlikî ve Hanbelî görüşler ise daha çok ilmî karşılaştırmalarda ve yurt dışında karşılaşılan uygulamalarda gündeme gelir. Dört mezhep de Ehl-i Sünnet içindedir ve birbirini meşru kabul eder.
Mezhep nedir, neden ortaya çıkmıştır?
Mezhep, bir müctehidin Kur’an ve Sünnet’ten hüküm çıkarma yöntemini ve bu yöntemle ulaştığı görüşleri takip eden fıkhî ekoldür. Sahabe döneminden itibaren ayet ve hadislerin anlaşılmasında farklı yorumlar doğmuş, bu yorumlar zamanla Ebû Hanîfe, Mâlik, Şâfiî ve Ahmed b. Hanbel gibi imamların etrafında sistemli hâle gelmiştir. Mezhepler dinin kendisi değil, dinin anlaşılmasında izlenen yollardır. Temel inanç esaslarında, orucun farz oluşunda veya Ramazan’ın hilalle başlamasında ittifak vardır; farklılıklar ayrıntılarda görülür. Bu yapı, sıradan bir müminin her meseleyi delilleriyle araştırmak zorunda kalmadan güvenilir bir yol üzerinden ibadetini yapabilmesini sağlar.
Bir mezhebe uymak zorunlu mu?
Delilleri bizzat değerlendiremeyen kişinin bir müctehide veya güvenilir bir mezhebe uyması gerekir; hangi mezhep olduğu ise kişinin tercihidir. Kur’an, bilmeyenlerin bilenlere sormasını emreder. Âlimlerin çoğunluğu, sıradan bir Müslümanın ibadetlerini sağlıklı yapabilmesi için sistemli bir mezhebi takip etmesini en güvenli yol kabul eder. Bu, dört mezhepten yalnız birinin hak olduğu anlamına gelmez; hepsi Ehl-i Sünnet içinde meşrudur. Türkiye’de çoğunluk Hanefî, doğu ve güneydoğu bölgelerinde önemli bir kesim Şâfiîdir. Önemli olan, orucunu, namazını ve diğer ibadetlerini bilgiye dayanarak ve tutarlı biçimde yapmaktır.
Mâlikî mezhebinde Ramazan’ın başında bir kez niyet etmek bütün ay için yeter mi?
Evet, Mâlikî mezhebine göre Ramazan orucu ardışık tutulması gereken tek bir ibadet sayıldığından ayın ilk gecesi yapılan niyet bütün aya yeter. Ancak hastalık, yolculuk veya hayız gibi bir sebeple ara verilirse, oruca yeniden başlarken tekrar niyet etmek gerekir. Hanefî ve Şâfiî mezheplerinde ise her gün için ayrı niyet gerekir. Türkiye’deki Hanefî ve Şâfiî Müslümanlar için ihtiyatlı olan, her gece veya sahurda niyeti yenilemektir; sahura kalkmak da zaten niyet yerine geçer. Mâlikî görüşü, niyeti unutma ihtimaline karşı ayın başında toplu niyet etmenin faydalı olduğunu gösteren bir görüş olarak bilinir.
Şâfiî komşum farklı uyguluyor, onun orucu geçersiz mi olur?
Hayır; her mümin kendi mezhebinin hükümlerine göre ibadet ettiğinde ibadeti geçerlidir. Hanefî biri için bozucu sayılan bir durum Şâfiî için bozucu olmayabilir, bunun tersi de olabilir. Önemli olan, kişinin bağlı olduğu mezhebin bir meseledeki şartlarını bütün olarak gözetmesidir. Başkasının orucunu kendi mezhebimize göre yargılamak doğru değildir; ashap ve tâbiûn döneminde de bu tür farklılıklar hoşgörüyle karşılanmıştır. Kendi durumunuzdan emin değilseniz müftülüğe veya Alo 190’a danışabilirsiniz.
Hanbelî mezhebinde Ramazan orucu için her gece ayrı niyet şart mı?
Evet, Hanbelî mezhebinin tercih edilen görüşüne göre Ramazan’ın her günü ayrı bir ibadet olduğundan her gün için geceden niyet edilmesi gerekir. İmam Ahmed’den ayın başında yapılan tek niyetin yeteceğine dair ikinci bir rivayet de nakledilir; bazı Hanbelî âlimler bu rivayeti de dikkate almıştır. Hanbelîlere göre farz oruçların niyeti gün doğmadan, yani imsaktan önce yapılmalıdır; Hanefîlerdeki gibi kuşluk vaktine kadar niyet imkânı farz oruç için yoktur. Niyet kalple yapılır, dille söylemek şart değildir; sahura kalkmak niyet sayılır.
Kasten az miktarda kusmak Hanefî ve Şâfiî’ye göre orucu bozar mı?
Hanefî’ye göre bozmaz, Şâfiî’ye göre bozar. Hanefî mezhebinde orucu bozan, kasten ve ağız dolusu kusmaktır; ağız dolusundan az olan kasıtlı kusma orucu bozmaz. Şâfiî mezhebinde ise kendi isteğiyle kusan kişinin orucu, miktar az da olsa bozulur ve kaza gerekir. Kendiliğinden gelen kusma ise iki mezhepte de, geri yutulmadıkça orucu bozmaz. Dayanak, kendiliğinden kusana kaza olmadığını, kasten kusanın kaza edeceğini bildiren hadistir. İki mezhepte de bu durumda kefaret gerekmez.
Mezhep değiştirmek caiz mi?
Evet, ciddi bir sebeple ve bilinçli olarak mezhep değiştirmek caizdir; bu dinden veya Ehl-i Sünnet’ten çıkmak anlamına gelmez. Dört mezhebin her biri meşru kabul edildiği için bir Hanefînin Şâfiî, bir Şâfiînin Hanefî olmasında sakınca yoktur. Ancak âlimler, bu kararın hevâ ve kolaylık peşinde koşmak için değil, ilmî kanaat, yaşanılan çevre veya ibadetleri daha sağlıklı yapma gibi makul bir gerekçeyle verilmesini öğütler. Değiştiren kişi, yeni mezhebinin oruç, namaz ve temizlik hükümlerini öğrenmeli ve bundan sonra ona göre amel etmelidir. Tereddüt edenler müftülüğe veya Alo 190 hattına danışabilir.
Abdest alırken boğaza su kaçarsa Şâfiî’ye göre de oruç bozulur mu?
Hanefî’ye göre bozulur; Şâfiî’ye göre ise ağız ve buruna suyu aşırı derecede çekmemişse bozulmaz. Hanefî mezhebinde oruçlu olduğunu hatırlayan kişinin boğazına hata ile su kaçması orucu bozar, yalnızca kaza gerekir. Şâfiî mezhebinde ise ölçülü biçimde ağza-buruna su veren kişinin boğazına istemeden su kaçarsa orucu bozulmaz; fakat mübalağa ederek, yani suyu gargara gibi derine çekerek abdest alırsa bozulur. Bu yüzden her iki mezhepte de oruçlunun abdestte gargara ve burna derin su çekmekten kaçınması tavsiye edilir.
Mâlikî mezhebinde nafile oruca gündüz niyet edilebilir mi?
Hayır, Mâlikî mezhebine göre farz olsun nafile olsun her oruç için niyetin geceden, en geç imsak vaktine kadar yapılması gerekir. Mâlikîler, “Fecirden önce oruca niyet etmeyenin orucu yoktur” anlamındaki hadisi bütün oruçlar için genel kabul eder. Hanefî, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerinde ise sabahtan beri bir şey yememiş olan kişi gün içinde nafile oruca niyet edebilir; Peygamberimizin evde yiyecek bulunmadığını öğrenince “Öyleyse ben oruçluyum” dediği rivayet bu görüşün dayanağıdır. Türkiye’deki uygulamada Hanefî görüş esas alınır.
Mezhep değiştirmek günah mı, insanı dinden çıkarır mı?
Hayır, mezhep değiştirmek ne günahtır ne de dinden çıkarır. Mezhepler aynı dinin farklı fıkhî yorumlarıdır; iman esasları hepsinde ortaktır. Bu nedenle Hanefîlikten Şâfiîliğe veya tersine geçmek, bir okuldan aynı müfredatı farklı yöntemle öğreten başka bir okula geçmeye benzer. Geçmiş dönemde bazı bölgelerde mezhep taassubu yüzünden bu durum hoş karşılanmamış olsa da bu, dinî bir hüküm değil sosyal bir tutumdur. Kınanan şey mezhep değiştirmek değil, dini oyuncağa çevirip her meselede sadece nefse hoş gelen görüşü aramaktır. Samimi niyetle yapılan tercih kişinin kendi hakkıdır.
Hanbelî mezhebinde nafile oruca öğleden sonra niyet edilebilir mi?
Evet, Hanbelî mezhebinin meşhur görüşüne göre sabahtan beri orucu bozan bir şey yapmamış olan kişi öğleden sonra da nafile oruca niyet edebilir. Hanefîlerde bu imkân güneşin tepe noktasına gelmesinden (zevâl) veya dahve-i kübrâdan önceyle sınırlıdır. Hanbelîlere göre bu durumda kişi, niyet ettiği andan itibaren oruç sevabı kazanır. Farz, kaza, adak ve kefaret oruçları için ise Hanbelîlerde de niyetin geceden yapılması şarttır. Türkiye’de yaşayan bir Hanefînin nafile oruca en geç kuşluk vaktinin sonuna kadar niyet etmesi uygun olur.
Ramazan’ın ortasında mezhep değiştirebilir miyim?
Evet, değiştirebilirsiniz; ancak geçişi bir günün ortasında değil, yeni bir güne başlarken yapmak ve o günden itibaren yeni mezhebin hükümlerine uymak en doğrusudur. Örneğin Şâfiî mezhebine geçen biri, o geceden itibaren her gün için geceden niyet etmeye dikkat etmelidir; çünkü Şâfiîlere göre farz oruçta niyetin fecirden önce yapılması şarttır. Bir orucun yarısını bir mezhebe, yarısını başka bir mezhebe göre geçerli saymaya çalışmak telfik tartışmasına girer ve uygun değildir. Karar verirken bunun bir kolaylık kaçamağı değil, kalıcı bir tercih olmasına özen gösterin.
Zorla yedirilen oruçlunun orucu mezheplere göre bozulur mu?
Hanefî’ye göre bozulur ve kaza gerekir; Şâfiî’ye göre ise tercih edilen görüşte bozulmaz. Hanefî mezhebi, unutmayı hadisle özel olarak affedilmiş sayar ama zorlama (ikrah) durumunu buna kıyas etmez; boğazdan bir şey geçtiği için oruç bozulur, kişi günah işlemiş olmaz ve kefaret de gerekmez. Şâfiî mezhebi ise iradesi elinden alınan kişinin fiilini ona nispet etmediği için orucu geçerli sayar. Her iki durumda da kişi, zorlama bittiği anda yemeyi bırakmalı ve günü oruçlu tamamlamalıdır.
Hanbelî mezhebine göre hacamat orucu bozar mı?
Evet, Hanbelî mezhebine göre hacamat hem yaptıranın hem de yapanın orucunu bozar ve kaza gerektirir; kefaret gerekmez. Hanbelîler “Hacamat yapan da yaptıran da orucunu bozmuştur” anlamındaki hadise dayanır. Hanefî, Mâlikî ve Şâfiî mezheplerine göre ise hacamat orucu bozmaz; Peygamberimizin oruçluyken hacamat olduğunu bildiren rivayet, önceki hükmün kaldırıldığına veya zayıf düşürmekten sakındırmaya yönelik olduğuna delil sayılır. Türkiye’de Diyanet, Hanefî görüş doğrultusunda hacamatın orucu bozmadığını, ancak halsizlik yapabileceği için iftardan sonraya bırakılmasının daha uygun olduğunu belirtir.
Mezhep değiştirmek için bir yere başvurmak veya resmi işlem yapmak gerekir mi?
Hayır, mezhep değiştirmek için herhangi bir resmî işlem, başvuru, tören veya şahit gerekmez. Mezhep, kişinin ibadetlerinde hangi fıkhî yolu takip ettiğiyle ilgili kalbî ve amelî bir tercihtir. Kişinin bundan sonra o mezhebin hükümlerine göre abdest alması, namaz kılması ve oruç tutması yeterlidir. Nüfus kayıtlarında veya herhangi bir belgede mezhep bilgisi tutulması da dinî bir zorunluluk değildir. Önemli olan, yeni mezhebin temel ilmihal bilgilerini güvenilir bir kaynaktan veya bir hocadan öğrenmektir. Böylece özellikle oruç niyeti, bozan şeyler ve kaza konularında hata yapmamış olursunuz.
Uyuyan oruçlunun ağzına biri su dökerse oruç bozulur mu?
Hanefî’ye göre bozulur, Şâfiî’ye göre bozulmaz. Hanefî mezhebinde uyuyan kişinin boğazına su veya başka bir şey girmesi, onun kastı olmasa da orucu bozar; kişiye yalnızca kaza gerekir, günah ve kefaret yoktur. Şâfiî mezhebinde ise kişinin bilgisi ve iradesi dışında vücuda giren şey orucu bozmaz, çünkü fiil ona ait değildir. Bu fark, zorlama ve hata konusundaki genel yaklaşım farkından kaynaklanır. Uyurken kendi tükürüğünü yutmak ise iki mezhepte de orucu bozmaz.
Balgamı yutmak Şâfiî mezhebine göre orucu bozar mı?
Şâfiî’ye göre ağzın ön kısmına gelmiş balgamı çıkarabilecekken yutmak orucu bozar; Hanefî’ye göre ise bozmaz. Hanefî mezhebinde göğüsten veya genizden gelen balgam, ağza gelse bile yutulduğunda orucu bozmaz; bununla birlikte tükürmek daha uygundur. Şâfiî mezhebinde balgam boğazın iç kısmında kalıyorsa sorun yoktur; ancak dilin ve ağzın ön bölgesine, yani dışarı atılabilecek yere geldikten sonra bilerek yutulursa oruç bozulur ve kaza gerekir. Şâfiî olanların balgamı tükürmeye özen göstermesi gerekir.
Mâlikî mezhebinde oruçluyken hacamat olmak mekruh mu?
Evet, Mâlikî mezhebine göre hacamat orucu bozmaz; ancak kişiyi zayıf düşürüp orucu bozmaya sevk edebilecekse mekruhtur. Güçlü olan ve orucunu tamamlayabileceğinden emin olan için sakınca yoktur. Kan aldırdıktan sonra takatsiz kalacağını bilen kişinin bunu iftar sonrasına bırakması gerekir. Bu yaklaşım, Hanefî ve Şâfiî mezheplerinin görüşüne yakındır; hacamatın orucu bozduğunu söyleyen tek büyük mezhep Hanbelî mezhebidir. Günümüzde kan tahlili veya kan bağışı da benzer ölçüyle değerlendirilir.
Mezhep değiştirdim, önceki mezhebime göre tuttuğum oruçlar geçerli mi?
Evet, geçerlidir. Önceki mezhebinizin şartlarına uygun olarak tuttuğunuz oruçlar, kıldığınız namazlar ve verdiğiniz fitreler sahih kabul edilir; yeni mezhebe göre bunları iade etmeniz gerekmez. Fıkıh usulündeki genel kaide, bir içtihada dayanarak yapılmış amelin sonradan başka bir içtihatla bozulmayacağıdır. Örneğin Hanefî iken öğleden önce niyet ederek tuttuğunuz Ramazan oruçları, Şâfiî olduktan sonra da geçerliliğini korur. Sadece geçişten itibaren yapacağınız ibadetlerde yeni mezhebin şartlarını gözetmeniz yeterlidir. Bu konuda kendinizi vesveseye kaptırmayın.
Diş arasında kalan yemek artığını yutmak Hanefî ve Şâfiî’de aynı mı?
Hayır, ölçüleri farklıdır. Hanefî mezhebinde diş arasında kalan nohut tanesinden küçük bir parçayı yutmak orucu bozmaz; nohut kadar veya daha büyükse bozar ve kaza gerekir. Şâfiî mezhebinde ise miktara değil imkâna bakılır: Kişi diş arasındaki parçayı ayırıp çıkarabilecekken yutarsa, küçük de olsa orucu bozulur; tükürükle karışıp ayırt edilemeyecek kadar küçükse bozulmaz. Bu nedenle sahurdan sonra dişleri fırçalamak veya ağzı iyice çalkalamak her iki mezhepte de ihtiyatlı bir davranıştır.
Mâlikî mezhebinde unutarak yiyip içmek Ramazan orucunu bozar mı?
Evet, Mâlikî mezhebine göre farz oruçta unutarak yiyip içmek orucu bozar ve o günün kazası gerekir; ancak kefaret gerekmez ve kişi o gün oruçlu gibi davranmaya devam eder. Mâlikîler, “Unutarak yiyen orucunu tamamlasın” hadisini günah ve kefaretin kalkması şeklinde yorumlar. Hanefî, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre ise unutarak yeme-içme orucu bozmaz, kaza da gerekmez. Türkiye’de Hanefî görüş esas alınır: Unutarak yiyen, hatırladığı anda ağzındakini çıkarır ve orucuna devam eder.
Mezhep değiştirdikten sonra eski kaza oruçlarımı hangi mezhebe göre tutarım?
Kaza oruçlarınızı, kaza ettiğiniz andaki yani yeni mezhebinizin hükümlerine göre tutarsınız. Borcun aslı değişmez; ne kadar oruç borcunuz varsa o kadar gün kaza edilir. Ancak niyet, bozan şeyler ve benzeri ayrıntılarda artık yeni mezhebinizin şartları geçerlidir. Örneğin Hanefî mezhebinde de kaza orucuna geceden, en geç imsaktan önce niyet etmek gerekir; Şâfiî mezhebinde de durum aynıdır. Önceki mezhebe göre kefaret gerektiren bir borcunuz varsa, onu da o zamanki hükme göre ödemeniz ihtiyata daha uygundur. Karışık durumlarda müftülüğe danışın.
Mâlikîlere göre nafile oruçta unutarak yemek kaza gerektirir mi?
Hayır, Mâlikî mezhebine göre nafile oruçta unutarak yiyip içen kişinin orucu devam eder ve kaza gerekmez. Mâlikîlerin unutarak yemeyi bozucu saydığı hüküm farz oruçlarla, özellikle Ramazan, kaza ve adak oruçlarıyla ilgilidir. Nafile oruçta kişi hatırladığı anda yemeyi bırakır ve orucunu tamamlar. Bu noktada dört mezhep pratikte aynı sonuca varır. Unutarak yiyen birini görüp de hatırlatmak ise güçlü olan için tavsiye edilir.
Şâfiîlere göre öğleden sonra misvak kullanmak mekruh mu?
Evet, Şâfiî mezhebinde oruçlunun öğle vaktinden sonra misvak kullanması tenzîhen mekruh sayılır; Hanefî mezhebinde ise günün her saatinde sünnettir. Şâfiîler, oruçlunun ağız kokusunun Allah katında misk kokusundan daha güzel olduğunu bildiren hadise dayanarak bu kokuyu gidermemeyi tercih eder. Hanefîler ise Peygamberimizin oruçluyken de sayılamayacak kadar misvak kullandığını bildiren rivayetleri esas alır. Her iki görüşte de misvak orucu bozmaz. Nevevî gibi bazı Şâfiî âlimler de kerahet olmadığı görüşünü güçlü bulmuştur.
Telfik nedir?
Telfik, tek bir ibadet veya işlemde farklı mezheplerin görüşlerini birleştirerek, hiçbir mezhebin tek başına geçerli saymadığı bir sonuç ortaya çıkarmaktır. Kelime anlamı iki şeyi birbirine eklemek demektir. Klasik örnek şudur: Bir kişi abdest alırken başın dörtte birini meshetmeyi yeterli görmeyen Mâlikî görüşü değil de az bir kısmı yeterli gören Şâfiî görüşünü alır, sonra abdestini bozan bir durumda Hanefî görüşüne göre abdestim bozulmadı der ve o abdestle namaz kılar. Bu namaz, iki mezhebin ikisine göre de eksik kalabilir. Âlimler bu tür telfiki tartışmış, çoğunluk ihtiyatlı davranılmasını istemiştir.
Hanbelî mezhebinde Ramazan’da unutarak eşiyle birlikte olmak kefaret gerektirir mi?
Evet, Hanbelî mezhebinin meşhur görüşüne göre Ramazan gündüzü eşler arası birliktelik, unutarak veya bilmeyerek de olsa hem kazayı hem kefareti gerektirir. Hanbelîler, hadiste kefaret emredilen sahâbîye kasıtlı olup olmadığının sorulmamasını buna delil sayar. Aynı mezhepte unutarak yeme-içme ise orucu bozmaz. Hanefî ve Şâfiî mezheplerine göre unutarak olan birliktelik orucu bozmaz; Mâlikîlere göre bozar ve kaza gerekir, fakat kefaret gerekmez. Türkiye’de Hanefî görüş esastır; yine de şüphe durumunda müftülüğe veya Alo 190 hattına danışılmalıdır.
Kulağa damla damlatmak konusunda Hanefî ve Şâfiî görüşleri nedir?
Klasik Şâfiî görüşe göre kulağa damlatılan ilaç orucu bozar; klasik Hanefî görüşte ise kulağa yağ veya ilaç damlatmak bozar, su girmesi bozmaz. Eski âlimler kulak ile iç organlar arasında bağlantı olduğunu düşünüyordu. Bugün kulak zarı sağlam olan kişide kulak ile boğaz arasında doğrudan geçiş olmadığı bilindiği için Diyanet İşleri Başkanlığı, kulak zarı delik değilse kulak damlasının orucu bozmadığı görüşündedir. Zarında delik bulunanlar ise ihtiyaten damlayı iftardan sonraya bırakmalı, hekime danışmalıdır.
Telfik caiz mi?
Bu konuda âlimler arasında görüş ayrılığı vardır. Klasik dönemde özellikle Hanefî ve Şâfiî âlimlerinin önemli bir kısmı, aynı ibadette mezhepleri birleştirip hiçbir müctehidin geçerli saymadığı bir sonuca ulaşmayı caiz görmemiştir. Sonraki dönem âlimlerinin bir kısmı ise ihtiyaç, zaruret ve meşru bir maslahat bulunduğunda, kolaylık peşinde koşmamak ve icmaya aykırı düşmemek şartıyla sınırlı telfike izin vermiştir. Günümüzde toplu içtihat kurulları da bazı güncel meselelerde farklı mezheplerin görüşlerinden yararlanmaktadır. Bireysel olarak ise kişinin kendi başına telfik yapması yerine bu tür durumlarda müftülüğe danışması tavsiye edilir.
Erkeğin idrar yoluna ilaç verilmesi mezheplere göre orucu bozar mı?
Ebû Hanîfe’ye göre bozmaz, Şâfiî mezhebine göre bozar. Ebû Hanîfe ve İmam Muhammed, idrar yolunun mideye açılan bir yol olmadığını kabul ettikleri için buradan verilen ilacın orucu bozmadığını söylemiştir; Ebû Yûsuf ise bozduğu görüşündedir. Şâfiî mezhebinde vücudun doğal bir boşluğuna dışarıdan bir şey sokulması orucu bozan sebepler arasında sayıldığından, idrar yoluna verilen ilaç da orucu bozar. Tıbbi bir işlem gerekiyorsa önce hekime, ardından dini hüküm için müftülüğe danışmak en doğrusudur.
Hangi tür telfik kesinlikle uygun görülmez?
Dinî sorumluluklardan kaçmak, haramı helal göstermek veya bir hakkı çiğnemek amacıyla yapılan telfik kesinlikle uygun görülmez. Âlimlerin sıraladığı örnekler şöyledir: Her meselede mezheplerin en hafif görüşünü toplayarak ortaya dinin ruhuna aykırı bir yaşantı çıkarmak; bir ibadette birbiriyle çelişen şartları birleştirip ibadeti bütün mezheplere göre geçersiz kılmak; önceden verilmiş bir hükmü veya yapılmış bir işlemi sırf sonucundan kurtulmak için başka mezhebe göre bozmaya çalışmak. Örneğin oruçlu iken bilerek yiyip içtikten sonra kefaretten kurtulmak için mezhep aramak bu kapsama girer.
Mâlikî mezhebinde Ramazan orucunu kasten yiyerek bozmak kefaret gerektirir mi?
Evet, Mâlikî mezhebine göre Ramazan orucunu mazeretsiz ve bilerek yiyip içerek bozan kişiye kaza ile birlikte kefaret de gerekir. Bu konuda Mâlikîler Hanefîlerle aynı görüştedir; çünkü kefaretin sebebi Ramazan’ın hürmetini kasten çiğnemektir. Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre ise kefaret yalnızca gündüz eşiyle birlikte olmakla gerekir; kasten yiyip içen sadece kaza eder, ağır bir günah işlediği için de tövbe etmelidir. Mâlikîlere göre kefaret yalnızca Ramazan orucunda söz konusudur; kaza veya adak orucunu bozmak kefaret gerektirmez.
Her meselede işime gelen mezhebin görüşünü seçebilir miyim?
Hayır, sırf kolayına geldiği için her meselede en hafif görüşü aramak doğru görülmez. Fıkıh literatüründe buna ruhsatların peşine düşmek anlamında tetebbu-i ruhas denir ve âlimlerin büyük çoğunluğu bunu kınamıştır. Çünkü bu tutum, ibadeti Allah’ın rızasına göre değil nefsin isteğine göre şekillendirir ve zamanla dinin ciddiyetini zedeler. Buna karşılık belirli bir meselede gerçek bir zorluk yaşayan kişinin, o konuda başka bir mezhebin görüşünü şartlarıyla birlikte taklit etmesi farklı bir durumdur ve pek çok âlim buna izin vermiştir. Ölçü, samimiyet ve ihtiyaçtır.
Kan aldırmak hangi mezhebe göre orucu bozar?
Hanefî ve Şâfiî mezheplerine göre kan aldırmak orucu bozmaz; Hanbelî mezhebine göre ise hacamat yaptıran ve yapanın orucu bozulur. Hanefî ve Şâfiîler, Peygamberimizin oruçluyken hacamat olduğunu bildiren rivayeti esas alır; Hanbelîler ise hacamatın orucu bozduğunu bildiren hadisi tercih eder. Hanefî ve Şâfiî görüşünde de kişiyi zayıf düşürecek kadar fazla kan vermek mekruhtur. Diyanet de tahlil için kan vermenin orucu bozmadığını bildirir; kan bağışını ise halsizlik yapabileceği için iftardan sonraya bırakmak uygundur.
Mâlikî mezhebinde oruç kefaretinde 60 gün oruç ile 60 fakiri doyurmak arasında seçim yapılabilir mi?
Evet, Mâlikî mezhebine göre oruç kefaretinde köle azadı, iki ay peş peşe oruç ve altmış fakiri doyurmak arasında seçim hakkı vardır; hatta en faziletlisi altmış fakiri doyurmaktır, çünkü faydası daha çok kişiye ulaşır. Hanefî, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerinde ise bu seçenekler sıralıdır: Oruç tutmaya gücü yeten kişi doğrudan fakir doyurmaya geçemez. Türkiye’de Diyanet Hanefî çizgide sıralı hükmü esas alır; sağlık sebebiyle iki ay oruç tutamayan kişi fakir doyurmaya geçebilir.
Hanbelî ve Mâlikî mezheplerinde aynı Ramazan’da birkaç gün bozulan oruç için kaç kefaret gerekir?
Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre kefaret gerektiren şekilde bozulan her gün için ayrı kefaret gerekir. Çünkü her gün müstakil bir ibadettir ve her birinin hürmeti ayrı ayrı çiğnenmiştir. Şâfiî mezhebi de aynı görüştedir. Hanefî mezhebinde ise kefaret ödenmeden önce aynı Ramazan’da tekrarlanan ihlaller için tek kefaret yeterli görülür; bu da kefaretin cezalandırmadan çok caydırıcılık amacı taşıdığı düşüncesine dayanır. Türkiye’de Hanefî görüş uygulanır, fakat durumun ayrıntısı için müftülüğe danışmak en sağlıklısıdır.
Ramazan’da orucu bozan eşlerden kadına da kefaret gerekir mi?
Hanefî’ye göre, kadın isteyerek katıldıysa ona da ayrı kefaret gerekir; Şâfiî’ye göre ise kefaret yalnızca erkeğe gerekir. Hanefî mezhebi kefareti, Ramazan orucunun hürmetini kasten çiğnemenin cezası olarak görür ve bunu her iki taraf için geçerli sayar. Şâfiî mezhebinde ise hadiste Peygamberimizin yalnız soru soran erkeğe kefaret emrettiği, kadından söz etmediği gerekçesiyle kefaret erkeğe özgüdür; kadın yalnız kaza eder. Zorlanan kadına ise iki mezhepte de kefaret yoktur, yalnızca kaza gerekir.
Zor durumda kalınca başka bir mezhebin görüşüne göre amel edebilir miyim?
Evet, gerçek bir ihtiyaç veya zaruret hâlinde belirli bir meselede başka bir mezhebin görüşüne uymak birçok âlim tarafından caiz görülmüştür. Burada dikkat edilecek nokta, o meseleyi bütün şartlarıyla birlikte o mezhebe göre yapmaktır. Örneğin yolculukta namazları vaktinde kılma imkânı bulamayan bir Hanefî, zaruret sebebiyle Şâfiî mezhebinin cem görüşüne uyacaksa, cem ile ilgili Şâfiî şartlarını da gözetmelidir. Bu kolaylık, dinin güçlük istemediği ilkesine dayanır. Ancak zaruretin gerçekten var olup olmadığını değerlendirmek her zaman kolay değildir; emin olamadığınızda müftülüğe danışmanız en sağlıklısıdır.
Aynı Ramazan’da birkaç gün orucu bozana kaç kefaret gerekir?
Hanefî’ye göre, araya kefaret ödemesi girmediyse aynı Ramazan için tek kefaret yeterlidir; Şâfiî’ye göre ise her gün için ayrı kefaret gerekir. Hanefîler kefarette caydırıcılığı esas alır ve cezaların iç içe geçebileceğini (tedâhül) kabul eder; ancak bir kefaret ödendikten sonra yeniden bozulursa yeni kefaret gerekir. İki ayrı Ramazan’a ait bozmalar için ise Hanefî’de de ayrı kefaret gerekir. Şâfiîler her günü bağımsız bir ibadet saydığı için her bozulan gün için kefaret ister. Her iki mezhepte de bozulan her gün ayrıca kaza edilir.
Bir konuda başka mezhebi taklit ettikten sonra kendi mezhebime dönebilir miyim?
Evet, genel olarak dönebilirsiniz; ancak taklit ettiğiniz ameli tamamladıktan sonra. Örneğin zaruret sebebiyle bir ibadeti başka bir mezhebin görüşüne göre yaptıysanız, o ibadet geçerlidir ve sonraki ibadetlerinizde yeniden kendi mezhebinize göre hareket edebilirsiniz. Âlimlerin sakıncalı gördüğü şey, aynı ibadetin içinde bir mezhepten ötekine geçmek veya geçmişte yapılmış bir işlemin sonucunu değiştirmek için mezhep değiştirmektir. Oruç açısından bakıldığında, bir günün orucunu başlattığınız görüşe göre tamamlamanız ve ertesi günden itibaren kendi mezhebinize dönmeniz uygun olur.
Hanbelî mezhebinde bulutlu havada Şaban’ın 30. günü oruç tutulur mu?
Hanbelî mezhebinin klasik kaynaklarda meşhur olan görüşüne göre, Şaban’ın 29. akşamı bulut veya toz sebebiyle hilal görülemezse ertesi gün ihtiyaten Ramazan niyetiyle oruç tutulur. Bu görüş İmam Ahmed’den gelen rivayetlerden biridir ve İbn Ömer’in uygulamasına dayanır. Ancak İmam Ahmed’den başka rivayetler de vardır ve pek çok Hanbelî âlim bu günde oruç tutmanın gerekli olmadığını savunmuştur. Hanefî, Mâlikî ve Şâfiî mezheplerine göre bu gün şek günüdür; Ramazan niyetiyle oruç tutmak mekruhtur ve Şaban 30’a tamamlanır.
Aynı günün orucunda iki farklı mezhebin görüşlerini birleştirebilir miyim?
Hayır, aynı günün orucunda iki mezhebi birleştirip hiçbirinin tek başına geçerli saymadığı bir sonuç çıkarmak uygun değildir. Örneğin niyet konusunda Hanefî görüşe dayanıp gün içinde niyet eden, sonra orucu bozan bir durumda Şâfiî görüşe göre bozulmadı diyen kişi, orucunu iki mezhebe göre de tartışmalı hâle getirir. Oruç, niyetinden iftarına kadar tek bir ibadettir; o gün hangi mezhebin yolunu tuttuysanız o yolun şartlarını gözetmeniz gerekir. Tereddüt ettiğiniz durumlarda ihtiyatlı olanı seçmek ve gerekirse kaza etmek gönül huzuru açısından daha iyidir.
Kefarette 60 fakire verilecek yiyecek miktarı mezheplere göre ne kadar?
Hanefî’ye göre her fakire bir fitre miktarı, Şâfiî’ye göre her fakire bir müd yiyecek verilir. Oruç kefaretinde önce iki ay peş peşe oruç gelir; buna güç yetiremeyen altmış fakiri doyurur. Hanefî mezhebinde her fakire yarım sâ’ buğday veya değeri, ya da iki öğün doyurucu yemek verilir; bedelin para olarak ödenmesi de caizdir. Şâfiî mezhebinde her fakire, beldenin temel gıdasından yaklaşık 600-700 gram olarak hesaplanan bir müd verilir ve kural olarak ayni ödeme esastır. Güncel tutar için Diyanet’in yıllık fitre açıklamasına bakılabilir.
Mâlikî mezhebine göre Ramazan hilalini görmek için kaç şahit gerekir?
Mâlikî mezhebine göre Ramazan’ın başlaması için kural olarak iki adil şahidin hilali gördüğünü bildirmesi gerekir; çok sayıda insanın gördüğü durumlarda şahitlerin adaleti ayrıca aranmaz. Hanbelî ve Şâfiî mezheplerinde ise Ramazan’ın başlangıcı için tek bir adil şahit yeterlidir; bu görüş, bir bedevînin haberi üzerine Peygamberimizin oruç emrettiği rivayetine dayanır. Hanefîlerde havanın durumuna göre ayrım yapılır. Günümüzde Türkiye’de Ramazan başlangıcı, astronomik hesap ve rüyet imkânı dikkate alınarak Diyanet takvimiyle ilan edilir.
Hangi mezhepten olduğumu bilmiyorum, bu günah mı?
Hayır, mezhebinin adını bilmemek tek başına günah değildir; önemli olan ibadetlerini doğru bilgiyle yapmaktır. Türkiye’de pek çok kişi ilmihal bilgisini aileden, camiden ve Diyanet yayınlarından öğrenir; bunlar genellikle Hanefî mezhebine dayanır. Eğer ailenizden gelen uygulama bu yöndeyse fiilen Hanefî mezhebine göre amel ediyorsunuz demektir. Doğu ve güneydoğu illerinden gelen ailelerde ise Şâfiî uygulaması yaygın olabilir. Kendinizi tanımak için anne babanıza veya yakınınızdaki bir imama danışabilir, sonra ilmihal bilgilerinizi o mezhebe göre tamamlayabilirsiniz. Bilinçli bir tercih yapmak ibadetinize tutarlılık kazandırır.
Mâlikî ve Hanbelîlere göre bir ülkede görülen hilal diğer ülkeleri de bağlar mı?
Evet, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerinin genel görüşüne göre hilal bir yerde sahih şekilde görülünce haberi ulaşan diğer bölgeler için de oruç başlar; buna ihtilâf-ı metâli’in (doğuş yerleri farkının) dikkate alınmaması denir. Hanefîlerin muteber görüşü de aynıdır. Mâlikîlerden bazıları ise Endülüs ile Horasan gibi çok uzak bölgeleri bu hükmün dışında tutmuştur. Şâfiîler ise matla farkını dikkate alır. Günümüzde 1978 İstanbul Hilal Konferansı kararları ve 2016 Uluslararası Hicri Takvim Birliği Kongresi, bu görüşü esas alan ortak takvime zemin hazırlamıştır.
Oruç fidyesi Şâfiî mezhebinde de fitre kadar mı?
Hayır; Hanefî’de bir günlük fidye bir fitre miktarıdır, Şâfiî’de ise bir müd yiyecektir. Hanefî ölçüsü yarım sâ’ buğday veya bir sâ’ arpa-hurma ya da bunların değeridir; Türkiye’de Diyanet’in her yıl açıkladığı fitre tutarı bir günlük fidye olarak kabul edilir. Şâfiî mezhebinde fidye, beldenin temel gıdasından yaklaşık 600-700 gram tutan bir müddür ve para yerine gıda olarak verilmesi esastır. Kalıcı hastalık veya ileri yaşlılık nedeniyle oruç tutamayanların fidye vermesi ise her iki mezhepte ortaktır.
Hanbelî mezhebinde kasten az miktarda kusmak orucu bozar mı?
Evet, Hanbelî mezhebinin meşhur görüşüne göre kasten kusan kişinin orucu, kusmuk az da olsa bozulur ve kaza gerekir. Mâlikî ve Şâfiî mezheplerinde de miktar ayrımı yapılmaksızın kasten kusmak orucu bozar. Hanefî mezhebinde ise kasten kusmanın orucu bozması için ağız dolusu olması gerekir. Kendiliğinden gelen kusma ise dört mezhebe göre de orucu bozmaz. Bu hüküm “Kendiliğinden kusana kaza yoktur, kasten kusan kaza etsin” anlamındaki hadise dayanır.
Kaza orucunu sonraki Ramazan’a bırakan Şâfiî fidye de verir mi?
Evet; Şâfiî mezhebine göre özürsüz olarak kazayı bir sonraki Ramazan’a kadar geciktiren kişi, kazanın yanında geciktirdiği her gün için bir müd fidye verir. Hanefî mezhebinde ise yalnızca kaza gerekir, fidye gerekmez; çünkü ayette kaza için belirli bir süre konmamıştır. Şâfiîler bu konuda bazı sahabilerden gelen uygulamaya dayanır. Şâfiî’de gecikme birkaç yıl sürerse fidye her yıl için katlanır. Mazereti olduğu için geciktiren kişiye ise iki mezhepte de yalnızca kaza gerekir.
Mezhebini bilmeyen kişinin orucu geçerli olur mu?
Evet, orucun farz ve şartlarını yerine getiren kişinin orucu, mezhebinin adını bilmese de geçerlidir. Oruçta asıl olan, Ramazan orucunu tutmaya niyet etmek ve imsaktan iftara kadar yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmaktır. Bu temel hükümlerde dört mezhep birleşir. Farklılıklar niyetin vakti, bazı ilaç ve uygulamaların orucu bozup bozmadığı gibi ayrıntılarda ortaya çıkar. Bu yüzden en güvenli yol, geceden veya en geç imsaktan önce niyet etmek ve tartışmalı uygulamalardan mümkün olduğunca kaçınmaktır. Böylece her mezhebe göre sahih bir oruç tutmuş olursunuz.
Fıkıhta taklit ne demektir?
Fıkıhta taklit, delillerini bizzat inceleme imkânı olmayan kişinin, güvendiği bir müctehidin görüşüne göre amel etmesidir. Bu, körü körüne bağlılık değil, ehil olana güvenmektir; tıpkı hastanın uzman hekimin tavsiyesine uyması gibi. Kur’an’da bilmeyenlerin bilenlere sorması emredilmiştir. İnanç esaslarında taklit yeterli görülmez; kişinin imanını akıl ve gönülle benimsemesi istenir. Ancak namaz, oruç ve zekâtın ayrıntılı hükümlerinde sıradan bir müminin güvenilir bir mezhebe uyması hem meşrudur hem de onu hatalardan korur. Mezhep değiştirmek veya telfik tartışmaları da bu taklit kavramı üzerine kuruludur.
Mâlikî ve Hanbelîlere göre oruçluyken göze sürme çekmek orucu bozar mı?
Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre sürmenin tadı veya izi boğazda hissedilirse oruç bozulur ve kaza gerekir. Mâlikîler, boğaza ulaşacağını bilerek gündüz sürme çekmeyi mekruh sayar; Hanbelîler de sürmenin boğaza ulaştığı hissedildiğinde orucun bozulduğunu kabul eder. Hanefî ve Şâfiî mezheplerine göre ise göz, mideye açılan bir yol sayılmadığından sürme ve göz damlası orucu bozmaz. Türkiye’de Diyanet, Hanefî görüşe göre göz damlasının orucu bozmadığını belirtir; ihtiyat isteyen kişi bunları iftardan sonraya bırakabilir.
Ölen yakınımın kaza orucunu onun yerine ben tutabilir miyim?
Hanefî’ye göre tutamazsınız; bunun yerine fidye verilir. Şâfiî’de ise velinin ölü adına oruç tutabileceği görüşü, İmam Nevevî tarafından tercih edilmiştir. Hanefî mezhebinde oruç bedenî bir ibadet olduğu için başkası adına tutulamaz; ölen vasiyet etmişse terikesinin üçte birinden, etmemişse varislerin gönüllü olarak her gün için fidye vermesi tavsiye edilir. Şâfiî mezhebinin yeni görüşü de fidye yönündedir; eski görüşü ise Peygamberimizin ölen kişinin orucunu velisinin tutacağını bildiren hadisine dayanır.
Mâlikî mezhebinde kulağa damla damlatmak orucu bozar mı?
Mâlikî mezhebine göre kulağa damlatılan sıvının boğaza ulaştığı hissedilirse oruç bozulur ve kaza gerekir. Mâlikîler, baş bölgesindeki kulak, göz ve burun gibi açıklıklardan boğaza ulaşan maddeleri, ağızdan girenlere benzer şekilde değerlendirir. Hanbelî ve Şâfiî mezheplerinde de kulaktan boğaza ulaşan damla orucu bozucu sayılmıştır. Günümüz tıbbı ise kulak zarı sağlam olduğunda kulak ile boğaz arasında doğrudan geçiş olmadığını gösterir; Diyanet bu bilgiye dayanarak zarı sağlam olan kişinin kulak damlasıyla orucunun bozulmadığını belirtir.
Müctehid ile mukallid arasındaki fark nedir?
Müctehid, Kur’an, Sünnet, Arapça, fıkıh usulü ve önceki âlimlerin görüşleri hakkında derin bilgiye sahip olup doğrudan delilden hüküm çıkarabilen kişidir. Mukallid ise bu donanıma sahip olmadığı için müctehidin vardığı sonuca göre amel eden kişidir. Müslümanların büyük çoğunluğu, hatta birçok din görevlisi, fıkhî meselelerde mukallid konumundadır. Peygamberimiz, doğru hüküm veren müctehidin iki, yanılan müctehidin ise bir sevap alacağını bildirmiştir. Bu hadis, samimi ilmî çabanın değerini gösterir. Mezhep değiştirme ve telfik konuları esas olarak mukallidin durumuyla ilgilidir.
Nafile orucu bozan kişi Şâfiî’ye göre kaza etmek zorunda mı?
Hayır; Şâfiî’ye göre nafile orucu bozana kaza gerekmez, kaza etmesi müstehaptır. Hanefî mezhebinde ise başlanan nafile ibadet tamamlanması gereken bir yükümlülüğe dönüşür; bu yüzden bozulan nafile oruç kaza edilir. Hanefîler özürsüz bozmayı doğru bulmaz, misafirlik veya ev sahibinin gönlü gibi bir sebeple bozmayı caiz görür. Şâfiîler, nafile oruç tutanın kendi nefsine hâkim olduğunu bildiren hadise dayanarak dilediği zaman bozabileceğini söyler; yine de özürsüz bozmak mekruhtur.
Gündüz temizlenen kadın veya yolculuktan dönen kişi günün kalanında yiyebilir mi?
Hanefî’ye göre yemez; Ramazan’ın hürmeti için akşama kadar yemekten kaçınması (imsak) vaciptir. Şâfiî’ye göre ise yemek-içmek caizdir, kaçınması yalnızca müstehaptır. Bu hüküm; gündüz hayızdan temizlenen kadın, oruç tutmayan yolcunun beldesine dönmesi, iyileşen hasta ve gün içinde ergenliğe eren çocuk için geçerlidir. Her iki mezhepte de o gün oruç sayılmaz ve kaza edilir. Şâfiî olan kişinin dahi yemeğini insanların gözü önünde değil, gizlice yemesi tavsiye edilir.
Halkın mezhebi müftüsünün mezhebidir sözü ne anlama gelir?
Bu söz, sıradan bir Müslümanın mezhep ayrıntılarını bilmesinin şart olmadığını, güvenilir bir âlime sorup onun fetvasına göre amel etmesinin yeterli olduğunu ifade eden klasik bir fıkıh kaidesidir. Hanefî literatüründe de bu anlamda ifadeler yer alır. Buna göre kişi, bir meseleyi yetkin bir müftüye danışıp aldığı cevaba göre hareket ettiğinde sorumluluğunu yerine getirmiş olur. Ancak bu söz, her meselede farklı birine sorup en hafif cevabı seçme serbestliği anlamına gelmez. Türkiye’de il ve ilçe müftülükleri ile Alo 190 hattı bu ihtiyaca cevap veren resmî mercilerdir.
Mâlikî mezhebinde yolcunun oruç tutması mı daha faziletli, tutmaması mı?
Mâlikî mezhebine göre güç yetiren yolcunun oruç tutması daha faziletlidir. Hanefî ve Şâfiî mezhepleri de meşakkat yoksa oruç tutmayı daha üstün görür; dayanak “Oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır” ayetidir. Hanbelî mezhebinde ise yolculukta oruç tutmamak, yani ruhsattan yararlanmak daha faziletlidir; yolcunun oruç tutması meşakkat olmasa bile mekruh kabul edilir. Dört mezhep de yolcunun orucu tutarsa geçerli olduğunda ve tutmazsa sonradan kaza etmesi gerektiğinde birleşir.
Aynı soruyu farklı hocalara sorup en kolay cevabı seçmek doğru mu?
Hayır, bu tutum doğru değildir. Bir meseleyi güvendiğiniz ehil bir âlime veya müftülüğe sorduktan sonra, sırf daha hafif bir cevap bulmak amacıyla kapı kapı dolaşmak, ruhsat avcılığı olarak değerlendirilir. Böyle bir arayışta kişi aslında hükmü değil, istediği sonucu aramaktadır. Elbette ilk aldığınız cevabın yetersiz olduğunu düşünüyorsanız veya cevabı veren kişinin ehliyetinden şüphe ediyorsanız, daha yetkin bir mercie danışmanız meşrudur. Ölçü, samimiyettir: Soruyu Allah’ın razı olacağı yolu öğrenmek için mi, yoksa kendimize bahane bulmak için mi soruyoruz?
Hanbelî mezhebinde oruçluyken gün içinde yola çıkan kişi orucunu bozabilir mi?
Evet, Hanbelî mezhebinin meşhur görüşüne göre oruçlu olarak sabahlayıp gün içinde sefer mesafesindeki bir yolculuğa çıkan kişi, yerleşim yerinden ayrıldıktan sonra orucunu bozabilir ve o günü sonra kaza eder. Hanbelîler, Peygamberimizin Mekke fethi yolculuğunda gün içinde orucunu açtığını bildiren rivayete dayanır. Hanefî, Mâlikî ve Şâfiî mezheplerine göre ise mukim olarak oruca başlayan kişinin o günkü orucu bozması caiz değildir; bozarsa kaza gerekir, ancak şüphe bulunduğu için kefaret gerekmez. Türkiye’de Hanefî görüş esas alınır.
Sabah oruçlu olarak yola çıkan kişi mezheplere göre orucunu bozabilir mi?
Hanefî ve Şâfiî’ye göre, imsak vaktinde mukim olan kişi gün içinde yolculuğa çıksa da o günün orucunu bozmamalıdır. Çünkü oruca yolcu değilken başlamıştır ve seferîlik ruhsatı ertesi günden itibaren geçerli olur. Hanefî’de bu kişi orucunu bozarsa, ruhsat şüphesi bulunduğu için yalnızca kaza gerekir, kefaret gerekmez. Hanbelî mezhebinde ise gün içinde yolculuğa çıkanın orucunu bozabileceği görüşü vardır. Yolculuğa imsaktan önce çıkan kişi ise o gün için baştan ruhsatı kullanabilir.
İki farklı fetva duydum, hangisine uymalıyım?
Önce her iki fetvanın hangi mezhebe veya hangi gerekçeye dayandığını öğrenmeye çalışın; çoğu zaman farklılık mezhep farkından kaynaklanır. Kendi mezhebinize uygun olanı tercih etmeniz en tutarlı yoldur. Mezhep farkı yoksa, ilmine ve takvasına daha çok güvendiğiniz merciin görüşüne uyarsınız. Türkiye’de Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu’nun kararları ve il müftülüklerinin cevapları, toplumun ortak başvuru kaynağıdır. Oruç gibi ibadetlerde tereddüt devam ediyorsa ihtiyatlı olanı seçmek gönül huzuru verir. Sosyal medyada kaynağı belirsiz fetvalara itibar etmemek gerekir.
Mâlikî ve Hanbelî mezheplerinde sefer mesafesi ve ikamet süresi ne kadardır?
Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre sefer mesafesi dört berîd, yani on altı fersahtır; bu, günümüz ölçüsüyle yaklaşık 80-90 kilometreye denk gelir. Gidilen yerde dört gün veya daha fazla kalmaya niyet eden kişi yolculuk ruhsatlarını kaybeder ve oruç tutmakla yükümlü olur. Hanbelîler bu süreyi yirmi bir vakit namazdan fazla kalma niyeti şeklinde de ifade eder. Şâfiî mezhebi de dört gün ölçüsünü benimser. Hanefî mezhebinde ise mesafe üç günlük yol (yaklaşık 90 km), ikamet süresi on beş gündür ve Türkiye’de bu ölçü uygulanır.
Oruç tutmama ruhsatı için yolculuk mesafesi Hanefî ve Şâfiî’de kaç km?
Hanefî’de yaklaşık 90 km, Şâfiî’de ise yaklaşık 80-90 km kabul edilir. Hanefî mezhebi seferîliği orta hızla üç günlük yol olarak tanımlar ve Diyanet bunu günümüz ölçüsüyle yaklaşık 90 km olarak açıklar. Şâfiî mezhebi ise iki merhale, yani dört berîd mesafesini esas alır; bu, farklı hesaplamalarla 80-89 km arasında bir mesafeye denk gelir. İki mezhepte de mesafe gidilecek yere göre hesaplanır; kullanılan aracın hızı veya yolculuğun rahat olması ruhsatı ortadan kaldırmaz.
Mâlikî mezhebinde hamile ve emzikli kadın oruç tutamazsa fidye de verir mi?
Mâlikî mezhebinin meşhur görüşüne göre emzikli kadın, çocuğuna zarar gelmesinden korkarak oruç tutmazsa hem kaza eder hem de her gün için fidye verir; hamile kadın ise yalnızca kaza eder, fidye gerekmez. Mâlikîler hamileliği hastalığa benzetir, emzirmeyi ise böyle görmez. Hanefî mezhebinde her ikisi de sadece kaza eder. Şâfiî ve Hanbelî mezheplerinde ise yalnızca çocuk için korkulduğunda kazanın yanında fidye de gerekir. Hamile ve emzikli kadının oruç tutup tutmayacağına güvenilir bir hekime danışarak karar vermesi önemlidir.
Mezhepler arasındaki ihtilaftan kaçınmak daha mı faziletli?
Evet, âlimler imkân ölçüsünde ihtilaftan çıkmayı yani bütün mezheplere göre geçerli olacak şekilde amel etmeyi müstehap saymıştır. Buna hurûc ani’l-hilâf denir. Örneğin Hanefî mezhebinde Ramazan orucuna öğleden önce niyet etmek yeterli olsa da, Şâfiî ve diğer mezhepleri de gözeterek geceden niyet etmek daha faziletlidir. Aynı şekilde oruçluyken burna veya kulağa ilaç damlatmak gibi tartışmalı uygulamaları mümkünse iftara ertelemek bu anlayışın örneğidir. Ancak bu tavsiye, kişiyi aşırı zorlamamalı ve vesveseye dönüşmemelidir. Kolaylık ilkesi burada da geçerlidir.
Yolculukta oruç tutmak mı daha faziletli, tutmamak mı? Mezhepler ne der?
Hanefî ve Şâfiî’ye göre, yolculuk kişiyi zorlamıyorsa oruç tutmak daha faziletlidir. İki mezhep de ayetteki «oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır» ifadesini esas alır. Ancak yolculuk kişiyi ciddi biçimde yoruyor, sağlığına zarar veriyorsa tutmamak daha uygundur; hatta zarar kesinse ruhsatı kullanmak gerekir. Hanbelî mezhebinde ise yolcunun oruç tutmaması daha faziletli sayılır. Hangi görüş benimsenirse benimsensin, tutulmayan günler Ramazan’dan sonra kaza edilir.
Hanbelî mezhebinde hamile kadın sadece kendi sağlığı için oruç tutmazsa fidye gerekir mi?
Hayır, Hanbelî mezhebine göre hamile veya emzikli kadın yalnızca kendi sağlığından endişe ederek oruç tutmazsa hasta hükmündedir ve sadece kaza eder. Kendisiyle birlikte çocuğu için de korkarsa yine yalnızca kaza gerekir. Fidye ise sadece çocuğa zarar gelmesi endişesiyle oruç tutulmadığında kazaya ek olarak gerekir; bu fidyeyi çocuğun nafakasından sorumlu olan kişinin vermesi gerektiğini söyleyen Hanbelî âlimler de vardır. Hanefîlerde her durumda yalnızca kaza gerekir. Kadının durumu hekimle birlikte değerlendirmesi esastır.
Mezhep taassubu nedir, neden kınanır?
Mezhep taassubu, kişinin kendi mezhebini tek doğru kabul edip diğer mezheplere mensup Müslümanları küçümsemesi, onlarla aynı safta namaz kılmaktan kaçınması veya onları dışlamasıdır. Bu tutum kınanır; çünkü dört mezhebin imamları birbirlerine saygı duymuş, birbirlerinin öğrencisi ve hocası olmuşlardır. İmam Şâfiî, İmam Mâlik’in öğrencisidir; Ahmed b. Hanbel de Şâfiî’den ders almıştır. Ramazan’da farklı mezhepten bir kardeşimizin iftarı, teravihi veya bayram namazı uygulaması bizimkinden biraz farklı olabilir; bu farklılık ayrılık sebebi değil, zenginliktir. Müminler kardeştir ilkesi burada da ölçüdür.
Şek günü nafile oruç tutmak Hanefî ve Şâfiî’ye göre caiz mi?
Hanefî’ye göre yalnız nafile niyetiyle tutmak caizdir, Şâfiî’ye göre ise âdeti olmayan için haramdır. Şek günü, Şaban’ın 30. günü olup hilal görülemediği için Ramazan’ın başlayıp başlamadığı şüpheli olan gündür. Hanefîler bu günü «Ramazan’dır belki» diye tutmayı mekruh sayar; ancak düzenli oruç tutan birinin âdetine denk gelmesi veya saf nafile niyetiyle tutulması mekruh değildir. Şâfiîlere göre ise sebepsiz tutulan şek günü orucu sahih olmaz; âdet, kaza veya adak orucu olarak tutulabilir. Bugün takvimle başlangıç önceden belli olduğundan bu mesele daha az yaşanır.
Hiçbir mezhebe bağlı olmadan yaşamak caiz mi?
Ehl-i Sünnet âlimlerinin büyük çoğunluğu, delilleri değerlendirme ehliyeti olmayan birinin hiçbir mezhebe uymadan kendi anlayışıyla hüküm çıkarmasını sakıncalı görür. Çünkü mezhepler, asırlar boyunca ayet ve hadislerin bütüncül olarak değerlendirilmesiyle oluşmuş güvenilir yollardır. Mezheplerin yerine bireysel yorumları koymak, çoğu zaman ya aşırılığa ya da gevşekliğe yol açar. Bu, mezhep imamlarının hatasız olduğu anlamına gelmez; onlar da yanılabilir, ancak birikimleri tek bir kişinin yorumundan çok daha sağlamdır. Diyanet de ibadetlerde köklü mezhep birikimine dayanmayı esas alır.
Mâlikî ve Hanbelîlere göre kaza orucunu bir sonraki Ramazan’a geciktirene fidye gerekir mi?
Evet, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre mazereti olmadığı hâlde kaza orucunu bir sonraki Ramazan’a kadar tutmayan kişi, kazayla birlikte her gün için bir fidye de verir. Bu görüş Ebû Hüreyre ve İbn Abbâs gibi sahâbîlerden nakledilen fetvalara dayanır; Şâfiî mezhebi de aynı kanaattedir. Mazeret, yani hastalığın veya yolculuğun devam etmesi gibi bir sebep varsa fidye gerekmez. Hanefî mezhebinde ise geciktirmek günah olsa da yalnızca kaza gerekir, fidye gerekmez. Türkiye’de Hanefî görüş uygulanır, ancak kazayı erken tutmak her mezhepte tavsiye edilir.
Şâfiîlere göre Şaban’ın ikinci yarısında oruç tutulmaz mı?
Doğrudur; Şâfiî mezhebinde Şaban’ın 15’inden sonra, daha önce başlamış bir oruca bağlanmıyorsa veya düzenli bir âdete, kazaya ya da adağa denk gelmiyorsa nafile oruç tutmak caiz görülmez. Dayanak, Şaban yarılanınca oruç tutulmamasını bildiren hadistir. Hanefî mezhebinde ise böyle bir sınırlama yoktur; Şaban’ın tamamında oruç tutmak caiz ve faziletlidir, yalnızca Ramazan’dan bir-iki gün önce Ramazan’ı karşılamak niyetiyle tutmak mekruhtur. Şâfiî biri kaza orucunu bu günlerde rahatlıkla tutabilir.
Hanbelî mezhebinde ölen kişinin adak orucunu yakınları tutabilir mi?
Evet, Hanbelî mezhebine göre ölen kişinin borcu olan adak orucunu velisi veya yakınlarından biri onun adına tutabilir; bu müstehaptır. Hanbelîler, adak orucu borcuyla ölen annesi için soru soran kişiye Peygamberimizin “Annen adına oruç tut” demesini delil alır. Ramazan orucunun kazası ise Hanbelîlere göre başkası tarafından tutulmaz, onun yerine terekeden fidye verilir. Mâlikî ve Hanefî mezheplerinde hiçbir oruç başkası adına tutulmaz; vasiyet edilmişse fidye verilir.
Mezhep yerine doğrudan hadise göre amel edemez miyim?
Hadislere göre amel etmek elbette esastır; ancak bir hadisin hükmünü doğru anlamak uzmanlık ister. Bir hadisin sahih olup olmadığı, başka hadislerle veya ayetlerle nasıl bağdaştırılacağı, genel mi özel mi olduğu, sonradan neshedilip edilmediği gibi soruları cevaplamak için geniş bir ilim gerekir. Mezhep imamları da hadislere göre amel etmiş, ancak bütün rivayetleri birlikte değerlendirerek sonuca ulaşmıştır. Örneğin hacamatla ilgili oruç hadisleri farklı yorumlanmış, bu yüzden mezhepler farklı hükümlere varmıştır. Sıradan bir kişinin tek bir hadisi okuyup hüküm çıkarması bu yüzden risklidir.
Yalnız cuma günü oruç tutmak Şâfiî’de mekruh, Hanefî’de değil mi?
Genel olarak evet. Şâfiî mezhebinde cuma gününü tek başına oruç için seçmek, öncesine veya sonrasına bir gün eklenmedikçe mekruhtur. Bu görüş, önüne veya arkasına bir gün katılmadan cuma orucu tutulmamasını bildiren hadise dayanır. Hanefî mezhebinde Ebû Hanîfe ve İmam Muhammed’den mekruh olmadığı nakledilmiştir; ancak sonraki Hanefî âlimlerin bir kısmı, hadis sebebiyle tek başına tutmayı tenzîhen mekruh saymıştır. Cuma günü kaza, adak veya Arefe gibi bir sebebe denk gelirse iki mezhepte de sakıncası yoktur.
Aşure orucunu tek gün tutmak Hanefî ve Şâfiî’ye göre mekruh mu?
Hanefî’ye göre yalnız Muharrem’in 10. gününü tutmak tenzîhen mekruhtur; Şâfiî’ye göre ise mekruh değildir, ama 9. günü eklemek müstehaptır. Peygamberimiz, gelecek yıla ulaşırsa 9. günü de oruçlu geçireceğini bildirmiştir. Hanefîler bu hadisten, Yahudilerin uygulamasına benzememek için tek günü tutmanın mekruh olduğu sonucunu çıkarır ve 9-10 veya 10-11 günlerini tutmayı tavsiye eder. Şâfiîler ise tek günü de faziletli sayar; en güzeli 9, 10 ve 11. günlerin üçünü birlikte tutmaktır.
İmamların hadis sahihse o benim mezhebimdir sözü mezhebi bırakmaya izin mi verir?
Hayır, bu söz sıradan bir kişinin mezhebi bırakıp tek başına hadisten hüküm çıkarmasına izin vermez. Ebû Hanîfe ve Şâfiî’ye nispet edilen bu ifade, imamların kendi görüşlerini sahih sünnetin üstünde görmediklerini gösteren bir tevazu ve ilke beyanıdır. Âlimler, bu sözün uygulanabilmesi için hadisin sahihliğini, başka delillerle çelişmediğini ve imamın o hadisi bilip de terk etmediğini tespit edebilecek bir ilim seviyesinin gerektiğini belirtmiştir. Nitekim İmam Nevevî gibi büyük âlimler bile bu sözü uygularken çok dikkatli davranmıştır. Bu işi uzmanlara bırakmak gerekir.
Mâlikî mezhebine göre ölen birinin oruç borcu için ne yapılır?
Mâlikî mezhebine göre ölen kişinin oruç borcunu başkası tutamaz; kişi vasiyet etmişse terekesinin üçte birinden her gün için bir müd yiyecek fidye olarak verilir. Vasiyet yoksa mirasçılara fidye vermek gerekmez, fakat gönüllü olarak vermeleri güzel bir davranıştır. Mâlikîler, “Kimse başkası adına oruç tutmaz” anlamındaki İbn Ömer’e ait sözü ve bedenî ibadetlerde vekâletin olmaması ilkesini esas alır. Hanefî görüşü de benzerdir; Türkiye’de Diyanet ölü adına fidye verilmesini ve hayır yapılmasını tavsiye eder.
Mâlikî mezhebinde teravih 36 rekât mı kılınır?
Mâlikî mezhebinde İmam Mâlik’ten nakledilen bir görüşe göre teravih, Medine halkının uygulamasına uyularak 36 rekât kılınır; Medinelilerin, Mekkelilerin tavaf aralarında kazandığı sevaba ulaşmak için rekât sayısını artırdığı nakledilir. Mezhebin diğer bir görüşü ise Hz. Ömer döneminden gelen 20 rekât uygulamasıdır ve günümüz Mâlikî ülkelerinde 20 veya 8 rekât kılınması yaygındır. Hanefî, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerinde teravih 20 rekâttır. Rekât sayısı konusundaki bu farklar ümmete genişlik olarak görülmüştür.
Şevval’in altı gün orucu Hanefî ve Şâfiî mezheplerinde aynı derecede mi?
Her iki mezhepte de müstehaptır, fakat vurgu farklıdır. Şâfiî mezhebinde Şevval orucu açıkça sünnet kabul edilir ve bayramın hemen ardından peş peşe tutulması daha faziletlidir. Hanefî mezhebinde Ebû Hanîfe’den, halkın bunu Ramazan’ın parçası sanmasından korkulduğu için kerahet rivayeti vardır; ancak sonraki Hanefî âlimler bu endişe olmadıkça müstehap olduğunu belirtmiş, ayrı ayrı günlerde tutmayı da güzel görmüştür. Diyanet de Şevval orucunun ayın herhangi altı gününde, aralıklı veya ardışık tutulabileceğini açıklar.
Ümmetimin ihtilafı rahmettir hadisi sahih mi?
Bu söz yaygın olarak hadis diye bilinse de hadis âlimleri, sahih bir senedinin bulunmadığını, bu şekliyle Peygamberimize nispetinin sabit olmadığını belirtmiştir; yani zayıf hatta asılsız kabul edilir. Bununla birlikte anlamı, bazı âlimler tarafından farklı bir çerçevede değerlendirilmiştir: Fıkhî ayrıntılardaki içtihat farklılıkları, ümmete genişlik ve kolaylık sağlamıştır. Örneğin Ramazan’da bir mezhepte daha kolay olan bir hüküm, zor durumda kalan biri için çıkış yolu olabilir. Ancak bu genişlik, inanç esaslarındaki veya ümmeti bölen ayrılıklar için söz konusu değildir.
Dört mezhep dışındaki bir âlimin görüşüne göre oruç tutabilir miyim?
Âlimlerin çoğunluğu, sıradan bir kişinin dört mezhebin dışındaki görüşleri taklit etmesini tavsiye etmez. Bunun sebebi o görüşlerin yanlış olması değil, bu mezheplerin görüşlerinin şartları ve ayrıntılarıyla birlikte günümüze kadar düzenli olarak aktarılmamış olmasıdır. Dört mezhebin görüşleri ise şerhler, fetva kitapları ve ilmihallerle eksiksiz biçimde korunmuştur. Bir görüşü taklit eden kişinin onun bütün şartlarını bilmesi gerektiğinden, kaynağı dağınık bir görüşe göre oruç tutmak hata riskini artırır. Toplu içtihat kurulları ise ihtiyaç hâlinde bu görüşlerden ilmî olarak yararlanabilir.
İmam Mâlik’e göre teravihi evde kılmak camide kılmaktan daha faziletli mi?
Evet, İmam Mâlik’e göre camilerin boş kalmaması şartıyla teravihi evde kılmak, kendisini tembellikten koruyabilen kişi için daha faziletlidir. Bu görüş, “Kişinin farz dışındaki en faziletli namazı evinde kıldığıdır” anlamındaki hadise dayanır. Hanefî, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerinin tercih edilen görüşüne göre ise teravihi camide cemaatle kılmak daha faziletlidir; Hz. Ömer’in insanları tek imam arkasında toplaması bunun dayanağıdır. Türkiye’de camide cemaatle kılmak tavsiye edilir; evde kılan da sevaptan mahrum kalmaz.
Ramazan hilalinin tespiti için kaç şahit gerekir? Mezhepler ne der?
Hanefî’ye göre hava bulutluysa adil bir kişinin şahitliği yeterlidir, hava açıksa kalabalık bir topluluğun görmesi gerekir; Şâfiî’ye göre ise tercih edilen görüşte adil bir kişinin şahitliği yeterlidir. Dayanak, Peygamberimizin hilali gördüğünü söyleyen bir bedevinin şahitliğiyle oruca başlanmasını emrettiği rivayettir. Hanefîler açık havada tek kişinin görüp başkalarının görmemesini yanılma ihtimali olarak değerlendirir. Günümüzde Türkiye’de başlangıç, Diyanet’in astronomik hesaba ve uluslararası kararlara dayanan takvimiyle belirlenir.
Bayram hilali için şahit sayısı Ramazan hilalinden farklı mı?
Evet; iki mezhepte de bayram hilali için Ramazan’dakinden daha fazla şahit aranır. Hanefî mezhebinde hava bulutluysa iki adil erkeğin veya bir erkek ile iki kadının şahitliği gerekir; hava açıksa kalabalık bir topluluğun görmesi şarttır. Şâfiî mezhebinde ise bayram hilali için iki adil erkek şahit gerekir. Sebep, Ramazan’ın başlangıcında ihtiyatın oruç tutmakta, bitişinde ise orucu bırakmamakta olmasıdır. Türkiye’de bayram tarihleri Diyanet’in takvimine göre belirlenir.
Diyanet oruçla ilgili fetvalarda hangi mezhebi esas alır?
Diyanet İşleri Başkanlığı, Türkiye’deki çoğunluğun mezhebi olan Hanefî mezhebini esas alır; bununla birlikte ilmihal ve fetvalarında gerektiğinde Şâfiî mezhebinin görüşünü de ayrıca belirtir. Güncel meselelerde ise Din İşleri Yüksek Kurulu, dört mezhebin birikiminden ve günümüz tıbbî bilgisinden yararlanarak toplu bir değerlendirme yapar. Örneğin astım spreyi, bazı iğneler veya kutup bölgelerinde oruç gibi klasik kitaplarda doğrudan yer almayan konularda Kurul, farklı görüşleri tartarak karar verir. Bu nedenle Diyanet fetvalarını izleyen biri, hem mezhep geleneğine hem de toplu içtihada dayanmış olur.
Mâlikî ve Hanbelî mezheplerinde vitir namazı kaç rekâttır?
Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre vitir namazı sünnettir ve en az bir rekâttır. Mâlikîler, önünde selamla ayrılan en az iki rekât nafile kılındıktan sonra tek rekât vitir kılınmasını esas alır; bu iki rekâta “şef” denir. Hanbelîler ise vitirin bir rekâttan on bir rekâta kadar kılınabileceğini, en az kemal derecesinin üç rekât olduğunu söyler. Hanefî mezhebinde vitir vaciptir ve tek selamla üç rekât kılınır. Türkiye’de Hanefî usulü uygulanır; Ramazan’da vitir teravihten sonra cemaatle kılınır.
Din İşleri Yüksek Kurulu bazen başka mezhebin görüşünü alıyor, bu telfik mi?
Kurulun bir meselede Hanefî dışındaki bir görüşü tercih etmesi, bireysel ve keyfî telfikten farklıdır. Bu, ehil âlimlerden oluşan bir heyetin delilleri, toplumun ihtiyacını ve kamu yararını değerlendirerek yaptığı toplu içtihattır. Klasik dönemde de Osmanlı’da bazı meselelerde Hanefî dışındaki mezheplerin görüşlerine göre fetva ve hüküm verildiği bilinmektedir. Kurulun kararına uyan kişi, bir ehil mercie uymuş sayılır ve bu, her meselede kendine göre görüş toplayan kişinin durumundan ayrıdır. Yine de kararın dayandığı gerekçeyi merak edenler, Kurulun yayımladığı açıklamaları okuyabilir.
Fitre hangi anda borç olur? Hanefî ve Şâfiî farkı nedir?
Hanefî’ye göre bayramın birinci günü tan yerinin ağarmasıyla, Şâfiî’ye göre ise Ramazan’ın son günü güneşin batmasıyla fitre borç hâline gelir. Bu farkın pratik sonucu şudur: Ramazan’ın son günü akşamı ile bayram sabahı arasında doğan bir çocuk için Hanefî’ye göre fitre verilir, Şâfiî’ye göre verilmez. Aynı aralıkta vefat eden kişi için ise Şâfiî’ye göre fitre gerekir, Hanefî’ye göre gerekmez. İki mezhepte de fitrenin bayram namazından önce verilmesi sünnettir.
Hanbelî mezhebinde vitir namazında kunut rükûdan önce mi sonra mı okunur?
Hanbelî mezhebine göre vitir namazında kunut bütün yıl boyunca son rekâtta rükûdan sonra okunur; rükûdan önce okunması da caizdir. Hanbelîler kunut duası olarak Hz. Hasan’a öğretilen “Allâhümme’hdinî fîmen hedeyt…” duasını tercih eder. Mâlikî mezhebinde ise vitirde kunut okunmaz; kunut sabah namazında, tercihen rükûdan önce ve gizlice okunur. Şâfiîlerde vitirde kunut Ramazan’ın ikinci yarısında okunur. Hanefîlerde ise kunut bütün yıl vitirin üçüncü rekâtında rükûdan önce okunur.
Fitre vermek için zengin olmak şart mı? Mezheplere göre kimler fitre verir?
Hanefî’ye göre fitre, temel ihtiyaçları dışında nisap miktarı malı olana vaciptir; Şâfiî’ye göre ise nisap şartı yoktur. Hanefî mezhebinde nisap, zekâttaki gibi yaklaşık 80,18 gram altın değerinde temel ihtiyaç fazlası maldır, fakat bu malın üzerinden bir yıl geçmesi aranmaz. Şâfiî mezhebinde ise bayram gecesi ve günü kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin yiyeceğinden, giyeceğinden ve barınağından fazla bir fitre miktarı olan herkes fitre verir. Bu yüzden Şâfiî’de fitre daha geniş bir kesime düşer.
İnternette başka mezhebe göre orucu bozmaz diyen bir fetva okudum, uygulayabilir miyim?
Dikkatli olmanız gerekir. İnternette okunan bir fetvanın kaynağı, hangi mezhebe dayandığı ve o mezhepte başka hangi şartlara bağlı olduğu çoğu zaman belirtilmez. Bir meselede başka mezhebi taklit edecekseniz, o görüşün bütün şartlarını bilmeniz ve telfike düşmemeniz gerekir. Örneğin bir mezhepte bozmayan bir uygulama, o mezhebin niyet veya başka konulardaki şartlarıyla birlikte değerlendirilir. Kendi mezhebinizde orucu bozan bir şeyi sırf bir sayfada farklı görüş var diye yapmak yerine, müftülüğe veya Alo 190 hattına danışmanız en güvenli yoldur.
Mâlikî mezhebinde itikâf için oruçlu olmak şart mı?
Evet, Mâlikî mezhebine göre her türlü itikâfın sahih olması için oruçlu olmak şarttır. Bu yüzden Mâlikîlerde itikâfın en az süresi bir gün ve bir gecedir; tercih edilen süre ise on gündür. Hanefîlerde oruç yalnızca vacip (adak) itikâfta şarttır; nafile itikâf ise bir an bile olabilir. Hanbelî ve Şâfiî mezheplerinde itikâf için oruç şart değildir, ancak oruçla yapılması daha faziletlidir. Ramazan’ın son on gününde yapılan sünnet itikâf, zaten oruçla birlikte olduğu için bu fark pratikte daha çok Ramazan dışında ortaya çıkar.
Fitreyi Ramazan girmeden önce vermek mezheplere göre geçerli mi?
Hanefî’ye göre geçerlidir, Şâfiî’ye göre geçerli değildir. Hanefî mezhebinde, fitreyi gerektiren sebep kişinin varlığı olduğu için fitre Ramazan’dan önce, hatta aylar öncesinden de verilebilir; Diyanet de fitrenin Ramazan başından itibaren verilebileceğini ve ihtiyaç sahibinin bayram hazırlığına yetişmesi için erken verilmesinin uygun olduğunu bildirir. Şâfiî mezhebinde ise fitre ancak Ramazan girdikten sonra verilebilir; daha önce verilen miktar fitre yerine geçmez, sadaka olur. Bayram namazından sonraya bırakmak iki mezhepte de uygun değildir.
Hanbelî mezhebinde itikâfın en kısa süresi ne kadardır?
Hanbelî mezhebine göre nafile itikâfın belirli bir asgari süresi yoktur; kişi mescitte kısa bir süre, hatta bir an itikâf niyetiyle kalsa bile itikâf sevabı alır. Hanbelîlerde itikâf için oruç şart değildir ve itikâf, beş vakit namazın cemaatle kılındığı bir mescitte yapılmalıdır. Mâlikî mezhebinde ise en az süre bir gün ve bir gecedir. Hanefî mezhebinde de nafile itikâf kısa süreli olabilir; bu nedenle camiye her girişte itikâfa niyet etmek güzel bir alışkanlık olarak tavsiye edilir.
Sosyal medyada şu mezhepte orucu bozmaz diye paylaşım yapmak doğru mu?
Bilgi doğru ve kaynağıyla birlikte verilmiyorsa doğru değildir. Mezhep görüşlerini bağlamından kopararak paylaşmak, okuyanların kendi mezheplerinde orucu bozan bir şeyi rahatça yapmalarına ve dolayısıyla oruçlarının geçersiz olmasına yol açabilir. Ayrıca bir görüşün şartları ve ayrıntıları çoğu zaman kısa bir paylaşıma sığmaz. Dinî bilgi paylaşırken kaynağı belirtmek, hangi mezhebin görüşü olduğunu açıkça yazmak ve kesin hüküm için müftülüğe yönlendirmek sorumluluğun gereğidir. Kur’an, duyduğumuz her haberi araştırmadan yaymamamızı öğütler; dinî bilgilerde bu hassasiyet daha da önemlidir.
Fitre Hanefî’de vacip, Şâfiî’de farz mı?
Evet. Hanefî mezhebinde fitre vaciptir; çünkü Hanefîler kesin delille sabit olanı farz, sübutu veya delaleti kesin olmayan haberle sabit olanı vacip olarak ayırır ve fitre haber-i vâhid türünden hadislerle sabittir. Şâfiî mezhebinde farz ile vacip arasında böyle bir ayrım yapılmadığından fitre farz olarak ifade edilir. Bu terim farkı, uygulamada fitrenin mutlaka verilmesi gerektiği gerçeğini değiştirmez; iki mezhepte de fitreyi terk eden sorumlu olur ve zamanı geçse bile ödemesi gerekir.