Ramazan ve Ahlak
Gıybet, öfke, cömertlik, kul hakkı ve Ramazan ahlakı. 351 soru ve cevap.
Ramazan ve Ahlak
Ramazan ve ahlak konusu, orucun yalnızca yeme içmeden değil; yalan, gıybet, öfke, kötü söz ve kul hakkı gibi bütün kötülüklerden uzak durmayı gerektirdiğini ve bu ayın güzel ahlakı kazanmak için bir okul olduğunu ele alır. Oruç bedenle birlikte dil, göz, kulak ve kalbin de tuttuğu bir ibadettir.
Peygamber Efendimiz, yalan sözü ve yalanla iş görmeyi bırakmayan kimsenin yemesini içmesini bırakmasına Allah'ın ihtiyacı olmadığını bildirmiştir (Buhârî). Yine oruçlunun kötü söz söylememesini, bağırıp çağırmamasını; biri kendisine sataşırsa "Ben oruçluyum" demesini tavsiye etmiştir (Buhârî; Müslim). Nice oruç tutanın orucundan payına sadece açlık ve susuzluk düştüğü uyarısı da aynı gerçeğe işaret eder.
Gıybet, Kur'an'da ölü kardeşinin etini yemeye benzetilmiştir (Hucurât Suresi 49/12). Oruçlu iken gıybet etmek orucu fıkhen bozmasa da sevabını büyük ölçüde azaltır. Peygamber Efendimiz insanların en cömerdiydi ve Ramazan'da cömertliği daha da artardı (Buhârî). Bu nedenle Ramazan; sadaka, iftar ettirme, akraba ziyareti ve affetme gibi güzel davranışların çoğaldığı bir aydır.
Kul hakkı, tövbeyle bile hak sahibi helal etmedikçe düşmeyen bir sorumluluktur. Ramazan, borçları ödemek, hakkı geçenlerle helalleşmek için güzel bir fırsattır. Bu bölümde oruç ve ahlak ilişkisine dair soruların cevaplarını bulabilirsiniz. Ramazan'da kazanılan sabır, öfkeyi yenme ve cömertlik gibi güzel huyların Ramazan sonrasında da sürdürülmesi asıl hedeftir. Trafikte, iş yerinde ve evde oruçlu olmayı sabırsızlık için bahane etmemek gerekir. Oruçlu kişinin çevresine karşı daha nazik, daha anlayışlı ve daha yardımsever olması, orucun ahlaka yansıyan en güzel meyvesidir ve ibadetin gerçek amacına ulaştığını gösterir.
- Oruç, dil ve kalbin de oruç tutmasını gerektirir.
- Yalan ve gıybet orucun sevabını azaltır.
- Ramazan cömertliğin arttığı aydır.
- Kul hakkı için helalleşmek gerekir.
Sık Sorulan Sorular
Aynı akşam iki ayrı iftar davetim var, hangisine gitmeliyim?
Önce davet edene gitmek esastır; davetler aynı anda geldiyse kapısı size daha yakın olanı, yani komşuluk ve akrabalık bakımından daha yakın olanı tercih etmek sünnete uygundur. Hz. Peygamber’e iki davet birden geldiğinde hangisine gidileceği sorulmuş, kapısı daha yakın olanın öne alınması tavsiye edilmiştir. Bu rivayetin senedinde zayıflık bulunsa da âlimler bu ölçüyü nezaket kuralı olarak benimsemiştir. Önce söz verdiğiniz davet varsa, sonradan geleni kabul edip ilkini iptal etmek sözü bozmak olur; bu da hoş değildir. Diğer ev sahibine durumu dürüstçe anlatıp teşekkür etmek, mümkünse Ramazan’ın başka bir akşamı için söz vermek gönül kırılmasını önler.
Camiye girerken ve çıkarken hangi dua okunur?
Camiye girerken “Allâhümme’ftah lî ebvâbe rahmetik” (Allah’ım, bana rahmet kapılarını aç), çıkarken “Allâhümme innî es’elüke min fadlik” (Allah’ım, senden lütfunu istiyorum) demek sünnettir. Peygamberimiz bu duaları ümmetine öğretmiştir. Duadan önce besmele çekip Peygamberimize salavat getirmek de güzeldir. Ramazan’da teravih, mukabele ve vaaz için camiye sık gidildiğinden bu kısa duaları alışkanlık hâline getirmek kolaylaşır. Duayı bilmeyen kişi kendi diliyle benzer bir anlamı dile getirebilir; asıl olan Allah’ın evine saygı ve huzur hâliyle girmektir.
Cömertlik (sehâvet) nedir, İslam ahlakında yeri nedir?
Cömertlik, sahip olunan maddi ve manevi imkânları karşılık beklemeden, gönül hoşluğuyla başkalarıyla paylaşma erdemidir. Ahlak kitaplarında “sehâ” veya “sehâvet” diye anılır ve cimriliğin karşıtı olarak övülür. Kur’an’da müminlerin temel vasıflarından biri “kendilerine verdiğimiz rızıktan harcamak” olarak sayılır. Cömertlik yalnız para vermek değildir; yemeğini, vaktini, bilgisini, güler yüzünü paylaşmak da bu erdemin parçasıdır. Hz. Peygamber’in en belirgin özelliklerinden biri cömertliğiydi ve bu vasfı Ramazan’da daha da artardı. Cömertliğin ölçüsü miktarda değil, niyetin samimiyetinde ve verenin gönlündedir.
İsraf nedir, dinen neye israf denir?
İsraf, Allah’ın verdiği bir nimeti ihtiyaçtan fazla, yersiz veya faydasız biçimde harcamaktır. Sadece para değil; yiyecek, su, enerji, zaman ve sağlık da israf edilebilen nimetlerdendir.
İslâm âlimleri israfı genellikle iki şekilde tarif eder: Helal bir şeyde ölçüyü aşmak ve bir malı haram ya da boş bir işe harcamak. İkincisine ayrıca tebzîr denir. Kur’an-ı Kerîm, “Yiyin, için fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez” buyurarak ölçülü tüketimi ibadet ahlakının bir parçası yapar. Ölçü kişinin imkânına, ihtiyacına ve toplumun durumuna göre değişebilir; zengin için normal olan bir harcama, borçla yaşayan biri için israf olabilir. Ramazan, nefsin isteklerini sınırlamayı öğrettiği için israf bilincini yenilemek adına en uygun zamandır.
Kul hakkı nedir, neleri kapsar?
Kul hakkı, bir insanın veya canlının malına, canına, onuruna ve haklarına yapılan her türlü haksızlıktır. Yalnızca para borcu değildir; gasp, hırsızlık, aldatma, gıybet, iftira, kalp kırma, emeğin karşılığını vermeme, kamu malını zarara uğratma da bu kapsama girer. İslâm, insanların mallarını haksız yollarla yemeyi açıkça yasaklar. Kul hakkının ağırlığı, Allah’ın bu hakkı sahibinin rızası olmadan bağışlamayacağının bildirilmesinden gelir. Bu yüzden Ramazan, ibadetle birlikte bu hakların gözden geçirilip ödenmesi için de güzel bir fırsattır.
Oruçluyken yalan söylemek orucu bozar mı?
Hayır, fıkhen orucu bozmaz; kaza da kefaret de gerekmez. Ancak yalan her zaman büyük bir günahtır ve oruçluyken işlendiğinde orucun manevi değerini ciddi biçimde zedeler. Peygamberimiz, yalan sözü ve onunla amel etmeyi bırakmayan kimsenin yemesini içmesini bırakmasına Allah’ın ihtiyacı olmadığını bildirmiştir. Bu hadis, orucun yalnızca mideyi değil dili de terbiye etmek için tutulduğunu gösterir. Yalan söyleyen oruçlu, orucunu tamamlamalı, hemen tövbe etmeli ve yalanı bir hakkı çiğnediyse karşı taraftan helallik istemelidir.
“Nice oruçlu var ki orucundan payı açlıktır” hadisi ne anlatır?
Bu hadis, dilini ve davranışlarını korumayan oruçlunun orucundan yalnızca aç ve susuz kalmayı kazanabileceğini anlatır. Rivayet İbn Mâce ve başka kaynaklarda geçer. Burada kastedilen, orucun fıkhen geçersiz olması değildir; oruç sahih olur, borç düşer. Fakat gıybet, yalan, kırıcı söz ve haksızlıkla geçen bir günün sevabı büyük ölçüde kaybolur. Hadis, oruçluyu sadece yeme-içmeyi değil, göz, kulak ve dili de kötülükten uzak tutmaya çağırır.
Allah hakkı ile kul hakkı arasındaki fark nedir?
Allah hakkı, namaz, oruç gibi doğrudan Allah’a karşı olan kulluk borçlarıdır; kul hakkı ise başka insanlara karşı işlenen haksızlıklardır. Allah hakkındaki kusurlar samimi tövbe ve gerekiyorsa kaza ile telafi edilir, Allah dilerse affeder. Kul hakkında ise tövbe tek başına yetmez; hakkın sahibine ödenmesi veya sahibinin helal etmesi gerekir. Âlimler bu nedenle kul hakkını daha ağır ve tehlikeli saymışlardır. Namaz borcu kaza edilebilir; ama gasp edilen bir mal, iade edilmeden ya da helallik alınmadan sorumluluk devam eder.
Camiye sağ ayakla girmek sünnet mi?
Evet, camiye sağ ayakla girip sol ayakla çıkmak müstehaptır. Peygamberimiz güzel ve değerli işlere sağdan başlamayı severdi; sahâbe de mescide girişte sağ ayakla başlamayı sünnet olarak anlamıştır. Bu bir edep inceliğidir; unutarak sol ayakla girmek günah değildir ve namaza hiçbir etkisi yoktur. Ramazan’da kalabalık kapılarda bu inceliği gözetirken başkalarını itmemek, sıra beklemek ve yaşlılara yol vermek daha önceliklidir.
Cömertlik ile israf arasındaki sınır nerede başlar?
Sınır, harcamanın meşru bir amaca ve ölçüye uygun olup olmamasıyla belirlenir. Kur’an, Allah’ın has kullarını “harcadıkları zaman ne israf ne de cimrilik eden, ikisi arasında orta yolu tutan” kimseler olarak tanıtır. Başka bir ayette de elin boyna bağlanması (cimrilik) ve büsbütün açılması (savurganlık) yasaklanır. İhtiyaç sahibine verilen, aileyi mağdur etmeyen, gösteriş için yapılmayan harcama cömertliktir. Tüketilmeyecek kadar yemek hazırlamak, sırf övülmek için pahalı ikramlar yapmak ya da ailenin zorunlu ihtiyaçlarını karşılamadan dağıtmak ise israfa ve dengesizliğe kayar.
İftar davetine geç kalacaksam ev sahibine haber vermem gerekir mi?
Evet, haber vermek hem nezaketin hem de kul hakkına riayetin gereğidir. İftar vakti bellidir ve ev sahibi sofrayı ezanla birlikte kurmak için hazırlık yapar; misafirin gecikmesi yemeğin soğumasına, diğer davetlilerin beklemesine ve ev sahibinin mahcup olmasına yol açabilir. Oruçlu kimseleri, geç gelen biri için iftarı ertelemeye zorlamak da doğru değildir; çünkü iftarı vakit girince hemen açmak sünnettir. Bu yüzden gecikeceğinizi anlar anlamaz telefonla bildirip “Beni beklemeyin, orucunuzu açın” demek en güzelidir. Yolda iftar vakti girerse yanınızdaki su veya hurmayla orucunuzu açabilir, davete sonra katılabilirsiniz.
İsraf haram mı, mekruh mu?
Kural olarak israf haramdır; Kur’an israf edenlerin Allah tarafından sevilmediğini açıkça bildirir. Ancak derecesi, israfın miktarına ve niteliğine göre değişir.
Bir malı günah olan bir işe harcamak veya bilerek yok etmek açık bir haramdır. Helal bir şeyde küçük ölçüde aşırılık ise bazı âlimlerce mekruh olarak değerlendirilmiştir. Örneğin abdestte bir uzvu üç defadan fazla yıkamak mekruhtur; akarsu başında bile olsa ölçüsüzlük tavsiye edilmez. Buna karşılık yemekleri düzenli olarak çöpe atmak, gösteriş için servet harcamak, ailesinin ihtiyacını ihmal ederek lüks harcamalar yapmak daha ağır bir sorumluluk doğurur. Kişi kendi durumunu vicdanıyla tartmalı, emin olamadığı durumlarda müftülüğe veya Alo 190’a danışmalıdır.
Gıybet tam olarak nedir, doğru olanı söylemek de gıybet mi?
Evet, doğru olsa bile bir kimsenin arkasından, duyduğunda hoşlanmayacağı bir şeyi söylemek gıybettir. Peygamberimiz gıybeti böyle tanımlamış, söylenen şey o kişide yoksa bunun iftira (bühtan) olacağını belirtmiştir. Yani “ama doğru söylüyorum” demek gıybeti meşru kılmaz; yanlışsa günah daha da ağırlaşır. Kur’an gıybeti ölü kardeşinin etini yemeye benzetir. Kişinin bedeni, ailesi, mesleği, dindarlığı veya huyu hakkında küçümseyici konuşmak bu kapsama girer.
İftar davetine eli boş gitmek ayıp mı?
Dinen ayıp veya günah değildir; ancak küçük bir hediye götürmek güzel bir âdet ve sünnete uygun bir incelik sayılır. Hz. Peygamber hediyeleşmeyi teşvik etmiş, bunun sevgiyi artırdığını bildirmiştir. Götürülen şeyin pahalı olması gerekmez; bir kutu hurma, bir paket lokum, taze pide veya bir demet çiçek yeterlidir. Maddi imkânı olmayan ya da davete aceleyle gelen kişi eli boş gittiği için mahcubiyet duymamalı; ev sahibi de bunu beklememeli ve asla belli etmemelidir. Asıl ikram, davete icabet edip güler yüzle katılmak ve ev sahibine dua etmektir.
İsraf ile tebzîr arasındaki fark nedir?
İsraf helal bir şeyde ölçüyü aşmak, tebzîr ise malı yersiz, boş veya günah olan bir yere saçıp savurmaktır.
İsrâ Suresi’nde “Saçıp savurma; çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir” buyrulur. Müfessirler bu ayetteki tebzîr kelimesini, malı Allah’ın razı olmadığı yerlere harcamak şeklinde açıklamıştır. Mesela gereğinden fazla yemek pişirmek israfa, kumara veya haram eğlenceye para harcamak ise tebzîre örnektir. Bazı âlimler iki kelimeyi eş anlamlı kabul etse de genel yaklaşım tebzîrin daha ağır olduğudur. Her iki davranış da nimete nankörlük sayılır; Müslümandan beklenen, harcarken hem miktarı hem de harcanan yeri gözetmesidir.
Sadece tövbe etmekle kul hakkı affedilir mi?
Hayır, yalnız tövbe yeterli değildir. Kul hakkında tövbenin şartları dörttür: günahı bırakmak, pişman olmak, bir daha yapmamaya azmetmek ve hakkı sahibine iade etmek ya da ondan helallik almak. Son şart yerine getirilmeden Allah’a karşı olan boyut affedilse bile hak sahibinin alacağı düşmez. Peygamberimiz, kardeşine karşı bir haksızlığı bulunanın, altın ve gümüşün geçmediği gün gelmeden bugün helalleşmesini istemiştir. Ödeme gücü yoksa niyet edip imkân buldukça ödemek gerekir.
Teraviha gelince oturmadan önce tahiyyetü’l-mescid kılmak gerekir mi?
Gerekmez ama sünnettir. Camiye giren kişinin oturmadan önce iki rekât “tahiyyetü’l-mescid” (mescidi selamlama) namazı kılması Peygamberimizin tavsiyesidir. Yatsıdan önce gelip yatsının ilk sünnetini kılan veya doğrudan cemaate katılan kişi, bu namazın sevabını da almış olur; ayrıca kılmasına gerek yoktur. Vakit darsa ve imam namaza başlamışsa önce cemaate katılmak gerekir. Hanefîlere göre güneşin doğuşu, tam tepede olduğu an ve batışı gibi kerahat vakitlerinde bu namaz kılınmaz; bu vakitlerde tesbih ve salavatla yetinilir.
Tutumlu olmak ile cimri olmak aynı şey mi?
Hayır, aynı şey değildir. Tutumluluk (iktisat), malı gereksiz yere harcamamak ve ihtiyaçlara göre planlı kullanmaktır; dinimizde övülen bir davranıştır. Cimrilik ise yerine getirilmesi gereken hakları ve yapılması gereken iyilikleri, mal sevgisi yüzünden esirgemektir. Tutumlu insan zekâtını, fitresini, ailesinin nafakasını ve gerektiğinde sadakasını verir; sadece israfı keser. Cimri ise bunları da ağır bulur. Ramazan’da sofrada ölçülü olmak tutumluluktur; ama bu tasarrufu komşuya, muhtaca bir tabak ayırmaya engel yapmamak gerekir. Kısacası tutumluluk malı hayra hazırlar, cimrilik ise hayrın önünü keser.
“Yiyin, için, israf etmeyin” ayeti nerede geçer, ne anlatır?
Bu ifade A’râf Suresi’nin 31. ayetinde geçer ve hem helal nimetlerden yararlanmayı hem de ölçüyü korumayı emreder.
Ayet, “Ey Âdemoğulları! Her mescide gidişinizde güzel giyinin; yiyin, için fakat israf etmeyin” şeklindedir. Burada iki denge birlikte kurulur: Dindarlık nimetlerden tamamen uzak durmak değildir; ama nimetten yararlanmak da sınırsız değildir. Oruçlu kişi için bu ayet özellikle anlamlıdır; gün boyu aç kalıp iftarda ölçüsüzce yemek orucun terbiye edici yönüyle bağdaşmaz. Ayetin devamındaki soru ise süs ve temiz rızıkların haram kılınmadığını hatırlatır. Kısacası İslâm, zühd adına nimeti reddetmeyi de tüketim adına savurganlığı da onaylamaz.
Gıybetin caiz olduğu durumlar var mı?
Evet, âlimler meşru bir ihtiyaç bulunan sınırlı durumlarda başkasının kusurunu söylemeye izin vermiştir. Bunlar şöyle özetlenir:
- Zulme uğrayanın hakkını aramak için yetkiliye şikâyeti,
- Evlilik, ortaklık veya iş için danışılan kişiye dürüstçe bilgi vermek,
- Bir kötülüğü önlemek için yardım istemek,
- Fetva sormak için durumu anlatmak,
- Günahını açıkça işleyen kişinin o davranışından söz etmek.
Bu durumlarda da gerektiği kadar konuşulmalı, amaç kişiyi küçük düşürmek değil zararı önlemek olmalıdır.
İftar davetine hediye olarak ne götürmek uygundur?
Ev sahibinin işine yarayacak, sofraya katkı sağlayacak veya gönlünü hoş edecek sade bir hediye uygundur. Geleneğimizde hurma, zemzem, Ramazan pidesi, güllaç, tatlı, meyve veya lokum sık tercih edilir. Hurma ve su, sünnete uygun iftarlık olduğu için özellikle anlamlıdır. Hediye seçerken şunlara dikkat etmek iyi olur:
- Ev sahibinin sağlık durumu (şeker hastalığı, diyet vb.) göz önünde bulundurulmalı.
- Gösterişe kaçan, ev sahibini karşılık vermek zorunda hissettirecek pahalı hediyelerden kaçınılmalı.
- Kitap, tesbih veya seccade gibi kalıcı hediyeler de güzeldir.
Hediyenin değeri fiyatında değil, samimiyetindedir.
İkindiden sonra camiye giren oruçlu tahiyyetü’l-mescid kılabilir mi?
Hanefî mezhebine göre kılmamalıdır. İkindi namazı kılındıktan sonra akşama kadar nafile namaz kılmak mekruhtur; tahiyyetü’l-mescid de nafile olduğu için bu vakitte kılınmaz. Bu durumda “Sübhânallâhi ve’l-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber” gibi tesbihler okunur. Şâfiî mezhebinde ise tahiyyetü’l-mescid sebebi olan bir namaz sayıldığından ikindiden sonra da kılınabilir. İftar öncesi camide mukabele veya vaaz dinleyen kişi bu vakti Kur’an, dua ve zikirle değerlendirebilir.
Îsâr nedir, başkasını kendine tercih etmek ne demek?
Îsâr, kendisi de ihtiyaç içindeyken bir başkasının ihtiyacını kendi ihtiyacının önüne koymaktır; cömertliğin en yüksek derecesi kabul edilir. Haşr Suresi’nde Medineli ensar için “Kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile onları kendilerine tercih ederler” buyrulur. Buhârî’de, evinde yalnız çocuklarına yetecek yemek bulunan bir sahâbînin ışığı söndürüp misafirine yedirdiği, kendisi aç yattığı anlatılır ve ayetin bu olayla ilgili olduğu bildirilir. Bununla birlikte îsâr, bakmakla yükümlü olunan aileyi mağdur etmeyi değil, kişinin kendi payından fedakârlığı ifade eder.
Ramazan orucu kul hakkını siler mi?
Hayır. İnanarak ve sevabını Allah’tan umarak tutulan Ramazan orucunun geçmiş günahlara kefaret olduğu sahih hadiste bildirilmiştir. Ancak âlimlerin genel kanaatine göre bu müjde, kul hakkı dışındaki günahlar içindir. Başkasının malı, emeği veya onuru üzerindeki hak, oruçla ortadan kalkmaz; hakkı iade etmek ya da helallik almak gerekir. Ramazan’ın bereketi, insanı bu hakları ödemeye yöneltmesinde de görülür. Orucun kabulü için dilin ve elin başkalarına zarar vermemesi de önemlidir.
Abdest alırken musluğu sürekli açık bırakmak israf mı?
Evet, ihtiyaç olmadan musluğu akıtmak suyu israf etmektir ve abdestin adabına aykırıdır.
Peygamberimiz (s.a.s.) çok az suyla abdest alırdı; sahih rivayetlerde bir müd (yaklaşık iki avuç dolusu kadar küçük bir ölçü) suyla abdest aldığı bildirilir. Halk arasında “Akan bir nehrin kenarında bile olsan suyu israf etme” anlamında bilinen rivayet İbn Mâce’de geçer; ancak senedi zayıf kabul edilmiştir, yine de anlamı genel israf yasağıyla uyumludur. Pratikte musluğu uzuvları yıkarken açıp, meshederken veya ara hareketlerde kısmak; akış hızını düşürmek iyi bir alışkanlıktır. Abdestin sahih olması için organların tamamen ıslanması yeter; suyun bolca akması sevabı artırmaz.
Ahirette kul hakkı nasıl ödenir, “müflis” hadisi ne anlatır?
Hadise göre ahirette kul hakkı sevaplarla ödenir. Peygamberimiz ashabına müflisin kim olduğunu sormuş, sonra şöyle açıklamıştır: Kıyamet günü namaz, oruç ve zekâtla gelen, fakat birine sövmüş, birine iftira etmiş, birinin malını yemiş, birinin kanını dökmüş kişinin sevapları hak sahiplerine dağıtılır; sevapları biterse onların günahları ona yüklenir. Bu hadis, ibadetlerin çokluğunun kul hakkını karşılamaya yetmeyebileceğini ve dünyada helalleşmenin ne kadar önemli olduğunu gösterir.
Ensar ile muhacir kardeşliği paylaşma konusunda bize ne öğretir?
Paylaşmanın bir toplumu nasıl ayağa kaldırdığını öğretir. Hicretten sonra Hz. Peygamber, Mekke’den her şeyini bırakıp gelen muhacirlerle Medineli ensar arasında kardeşlik bağı kurdu. Ensar evlerini, bahçelerini ve işlerini bu kardeşleriyle paylaştı. Buhârî’deki rivayette Sa’d b. Rebî’ malının yarısını Abdurrahman b. Avf’a teklif etmiş; Abdurrahman ise teşekkür edip çarşının yolunu sormuş ve kendi emeğiyle geçimini kurmuştur. Bu olay hem cömertliğin hem de onurlu çalışmanın birlikte değerini gösterir. Ramazan’da mülteci, göçmen veya yeni taşınmış ailelere kucak açmak bu ruhun bugünkü karşılığıdır.
Gıybet etmeyip sadece dinlemek de günah mı?
Evet, gücü yettiği hâlde itiraz etmeden ve hoşnutlukla gıybet dinlemek de günaha ortak olmaktır. Mümin, yanında bir kardeşi çekiştirilince onu savunmalı, konuyu değiştirmeli veya ortamdan uzaklaşmalıdır. Peygamberimiz, kardeşinin şerefini savunanı Allah’ın kıyamet günü ateşten koruyacağını müjdelemiştir. Kur’an da müminleri boş ve kötü söz duyduklarında yüz çeviren kimseler olarak tarif eder. Oruçluyken bu hassasiyet daha da önem kazanır.
İftara çağrıldığım evde içki içileceğini biliyorsam gitmeli miyim?
Hayır, içki içilen bir sofraya oturmak uygun değildir. Hz. Peygamber, “Allah’a ve ahiret gününe iman eden, içki dolaşan sofraya oturmasın” buyurmuştur. Davete icabet sünnet olsa da davette açık bir günah işleneceği biliniyorsa âlimlere göre icabet gerekmez; gidilmemesi daha doğrudur. Önceden bilmeden gittiyseniz ve içki sofraya gelirse, güzel bir dille uyarıp düzeltme mümkün değilse kibarca ayrılmak tavsiye edilir. Ev sahibi yakın bir akraba ise onu kırmadan durumu açıklamak, başka bir zaman içkisiz bir ortamda buluşmayı teklif etmek sıla-i rahmi koparmadan dinî hassasiyeti korumanın yoludur.
Sarımsaklı veya soğanlı iftardan sonra teraviha gidilir mi?
Ağızda ağır koku varken camiye gitmek mekruhtur. Peygamberimiz çiğ sarımsak veya soğan yiyenin mescide yaklaşmamasını, çünkü insanların ve meleklerin bu kokudan rahatsız olduğunu bildirmiştir. Bu, sarımsak yemenin haram olduğu anlamına gelmez; mesele cemaati rahatsız etmemektir. Teraviha gidecek kişi iftarda çiğ sarımsak ve soğandan kaçınabilir ya da yedikten sonra dişlerini fırçalayarak, maydanoz veya süt gibi kokuyu azaltan şeylerle kokuyu gidererek camiye gidebilir. Pişmiş ve kokusu kalmamış yemekte sakınca yoktur.
“Veren el alan elden üstündür” hadisi ne anlatır?
Hadis, vermenin almaktan daha değerli olduğunu ve Müslüman’ın imkânı ölçüsünde veren taraf olmaya gayret etmesi gerektiğini anlatır. Buhârî ve Müslim’in rivayetinde “Üstteki el alttaki elden hayırlıdır; üstteki el veren, alttaki el isteyendir” buyrulur ve sadakaya bakmakla yükümlü olunan kişilerden başlanması tavsiye edilir. Bu söz, ihtiyaç sahibini küçümsemek için değil, insanı çalışmaya, iffetli olmaya ve paylaşmaya teşvik için söylenmiştir. Gerçek ihtiyaç hâlinde yardım almak ayıp değildir; ancak imkânı olan kişinin sürekli almaya alışması tasvip edilmez.
Abdestte uzuvları üç defadan fazla yıkamak israf mı?
Evet, vesvese veya bir ihtiyaç olmaksızın uzuvları üç defadan fazla yıkamak mekruh ve israf kabul edilir.
Hz. Peygamber abdest uzuvlarını birer, ikişer ve üçer defa yıkadığını göstermiş, üçten fazlasını ise sınırı aşmak olarak nitelendirmiştir. Bu rivayet Ebû Dâvûd ve Nesâî’nin eserlerinde yer alır. Üç defa yıkamak sünnet, bir defa yıkamak ise farzın yerine gelmesi için yeterlidir. Abdestte kuşkuya düşüp sürekli tekrarlayanlar genellikle vesveseyle mücadele etmelidir; bu durum ibadeti zorlaştırır ve su israfına yol açar. Vesvese yoğunsa bir din görevlisiyle konuşmak, gerekirse bir uzmandan destek almak faydalıdır.
Gıybetini ettiğim kişiden helallik istemek zorunda mıyım?
Gıybet kul hakkı içerdiği için tövbenin yanında mümkünse helallik istemek gerekir. Ancak âlimler, söylenenleri tek tek anlatmanın karşı tarafı incitip daha büyük bir kırgınlığa yol açacağı durumlarda ayrıntıya girmeden genel bir helallik istemeyi veya bu mümkün değilse o kişi için bolca dua ve istiğfar edip iyiliğini anmayı tavsiye etmiştir. Gıybeti yapılan kişi vefat etmişse onun için dua etmek, hayır yapmak ve gıybet edilen meclislerde onu hayırla anmak yol olur.
Helalleşme nasıl yapılır?
Helalleşme, hak sahibiyle yüz yüze ya da uygun bir yolla iletişime geçip hakkı ödemek veya bağışlamasını istemektir. Maddi haklarda önce malı veya bedelini iade etmek esastır; sahibinin bilerek bağışlaması da yeterlidir. Manevi haklarda (kırıcı söz, haksız davranış) samimi özür dilenir ve gönlü alınır. Genel ve belirsiz bir “hakkını helal et” sözü, karşı tarafın bilmediği büyük bir hakkı her zaman karşılamayabilir; mümkünse hak açıkça ifade edilmelidir. Özrün yeni bir kırgınlığa yol açmamasına dikkat edilir.
Kazancının haram olduğunu bildiğim birinin iftar davetine gidilir mi?
Kazancının tamamının haram olduğu kesin olarak biliniyorsa davetine icabet edilmemesi ve yemeğinden yenmemesi daha uygundur. Kazancı helal ve haram karışık ise veya çoğunluğu helal ise yemeğini yemek caizdir; ancak kaçınmak takvaya daha yakındır. Hanefî âlimler, kişinin malının çoğunluğuna göre hüküm verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Kesin bilgi olmadan, yalnızca duyum veya tahmine dayanarak birinin kazancını haram saymak ise sû-i zan olur ve doğru değildir. Böyle bir davette ev sahibini teşhir etmeden, güzel bir üslupla mazeret belirterek davetten çekilmek; fırsat olursa ona helal kazanç konusunda nazikçe nasihat etmek tavsiye edilir.
Oruçluyken ağız kokusu yüzünden camiye gitmekten çekinmeli miyim?
Hayır, oruçtan kaynaklanan ağız kokusu camiye gitmeye engel değildir. Hadiste oruçlunun ağız kokusunun Allah katında misk kokusundan daha hoş olduğu bildirilir; bu koku ibadetin bir izidir. Sarımsak ve soğanla ilgili yasak, kişinin kendi tercihiyle yediği kokulu yiyeceklerle ilgilidir. Yine de kişi misvak kullanarak veya diş fırçalayarak (macunu ve suyu yutmamaya dikkat ederek) ağız temizliğine özen gösterebilir. Camide yakın mesafede uzun konuşmaktan kaçınmak da inceliktir.
“Komşusu açken tok yatan bizden değildir” hadisi sahih mi?
Bu anlamda bir hadis vardır ve güvenilir kabul edilir; ancak yaygın sözdeki lafız biraz farklıdır. Buhârî’nin el-Edebü’l-müfred adlı eserinde ve Hâkim’in Müstedrek’inde “Yanı başındaki komşusu açken karnını doyuran kimse (kâmil) mümin değildir” anlamında rivayet edilir. Hadis, imanın olgunluğunun komşunun hâlinden haberdar olmakla bağlantılı olduğunu vurgular. Özellikle Ramazan’da iftar sofrası kurarken yakın çevrede sofrası boş kalan kimse var mı diye bakmak bu hadisin gereğidir. “Bizden değildir” ifadesi ise halk arasında eklenen bir söyleyiştir; asıl metin “mümin değildir” şeklindedir.
Bankada çalışan akrabamın iftar davetine gidebilir miyim?
Evet, gidebilirsiniz. Bir kişinin bankada çalışması, onun sofrasını tamamen haram yapmaz. Bankacılıkta faizle doğrudan ilgili olmayan pek çok iş bulunur ve çalışanın maaşının durumu işin mahiyetine göre değişir; bunun sorumluluğu da kişinin kendisine aittir. Misafirin, ev sahibinin kazancını sorgulaması ne edep ne de dinin gereğidir. Hz. Peygamber’in, alışverişlerinde faiz bulunduğu bilinen Yahudilerin ikramlarını kabul ettiği ve onlarla alışveriş yaptığı bilinmektedir. Akraba ziyaretini ve davete icabeti bu gibi ihtimallerle terk etmek sıla-i rahmi zayıflatır. Kendi durumunuz için emin olamıyorsanız müftülüğe veya Alo 190’a danışabilirsiniz.
Gusül abdestinde ne kadar su kullanmak sünnettir?
Sünnette ölçü azdır: Peygamberimiz yaklaşık bir sâ’ (birkaç litre) su ile gusül abdesti alırdı.
Buhârî ve Müslim’de geçen rivayetlere göre Resûlullah bir müd ile abdest, bir sâ’ ile beş müd arasında su ile gusül alırdı. Bir sâ’ günümüz ölçüsüyle yaklaşık üç litre civarında hesaplanır. Bugün duşta birkaç dakikada onlarca litre su akabilir. Gusülün farzları ağza, burna su vermek ve bütün bedeni ıslatmaktan ibarettir; kuru yer kalmaması yeterlidir. Duş başlığını gereksiz yere açık bırakmamak, sabunlanırken suyu kapatmak hem sünnete uygun sadelik hem de kuraklık dönemlerinde bir sorumluluktur.
Hak sahibinin haberi yoksa ona söylemem şart mı?
Maddi haklarda hak mutlaka iade edilmelidir, ancak nasıl alındığını anlatmak her zaman şart değildir. Örneğin bir miktar para gizlice alınmışsa, bedel uygun bir yolla sahibine ulaştırılabilir; amaç hakkın yerine ulaşmasıdır. Manevi haklarda ise söylemek karşı tarafı üzecek, aradaki ilişkiyi bozacak ve fitneye yol açacaksa, birçok âlim açıklamak yerine o kişi için dua ve istiğfar etmeyi, yanında hayırla anmayı tavsiye etmiştir. Bu konuda en uygun yolu seçmek için bir din görevlisine danışılabilir.
Koğuculuk (laf taşımak) nedir, gıybetten farkı ne?
Koğuculuk (nemime), insanların arasını bozmak için birinin sözünü diğerine taşımaktır; gıybetten daha ağır sonuçları olan bir günahtır. Gıybette kişi yokken kusuru konuşulur; nemimede ise söz taşınarak düşmanlık ve küslük üretilir. Peygamberimiz “Koğucu cennete giremez” buyurarak bu günahın ağırlığına dikkat çekmiştir. Kur’an da laf getirip götüren kimseye uyulmamasını ister. Size laf taşıyana ise onu dinlememek, taşıdığı sözü yaymamak ve kişiyi uyarmak gerekir.
Teravihte ayak veya çorap kokusu cemaati rahatsız ederse günah olur mu?
Bilerek ve önlem almadan cemaati rahatsız etmek doğru değildir. Sarımsak kokusuyla ilgili hadis, camide insanları rahatsız eden her türlü kötü kokunun sakıncalı olduğuna işaret eder. Gün boyu iş ayakkabısıyla dolaşan kişi teraviha gitmeden önce abdestte ayaklarını iyice yıkamalı, mümkünse temiz çorap giymelidir. Yanında yedek çorap taşımak pratik bir çözümdür. Kokusu hissedilen birine ise herkesin önünde değil, nazik ve gizli şekilde hatırlatmak gerekir; kimseyi utandırmamak da adaptır.
“İki kişinin yemeği üç kişiye yeter” hadisi ne demek?
Hadis, paylaşılan yemeğin bereketlendiğini ve az imkânla da başkasını sofraya alabileceğimizi öğretir. Buhârî ve Müslim’de “İki kişinin yemeği üç kişiye, üç kişinin yemeği dört kişiye yeter” buyrulur; Müslim’in bir rivayetinde “bir kişinin yemeği iki kişiye yeter” ifadesi de geçer. Bu, “yemeğim az, misafir alamam” düşüncesine karşı bir teşviktir. İftar sofrasına beklenmedik birinin katılması, hazırlanan yemeği bölüşmekle kolayca karşılanabilir. Hadis bir mucize vaadi değil, paylaşmanın kanaat ve bereket getirdiğine dair bir ahlak ilkesidir.
Birine iftira atmak orucu bozar mı?
Hayır, iftira orucu fıkhen bozmaz; ama büyük günahlardandır ve orucun sevabını yok edecek kadar ağır bir kul hakkıdır. İftira, bir kimseye onda olmayan bir kusuru veya suçu yüklemektir. Kur’an, iftirayı hafife alanlara “Siz onu önemsiz sanıyordunuz, oysa Allah katında büyüktür” diye uyarır. İftira eden, orucunu tamamlamalı, tövbe etmeli ve iftiranın duyulduğu kişilere gerçeği açıklayarak mağdurun itibarını düzeltmeye çalışmalıdır.
Hakkını yediğim kişiyi bulamıyorsam ne yapmalıyım?
Önce makul bir araştırmayla kişiye veya varislerine ulaşmaya çalışılır. Bütün çabaya rağmen bulunamazsa, fakihlerin çoğunluğuna göre hakkın bedeli hak sahibi adına fakirlere sadaka olarak verilir ve sevabı ona bağışlanır. Bu, hakkın sahibine ulaşmasının mümkün olan en yakın yoludur. Sonradan kişi bulunur ve sadakaya razı olmazsa, bedeli ona ödenir, sadakanın sevabı verene kalır. Bununla birlikte kişi için dua ve istiğfar etmeye devam edilmelidir.
İftar davetinde ev sahibinden izin almadan yemek paketleyip götürebilir miyim?
Hayır, izin almadan götürmek doğru değildir. Misafire ikram edilen yemek, orada yenmesi için sunulmuştur; misafir onu yeme izni almıştır, fakat mülkiyetini almış değildir. Bu yüzden ev sahibinin açık izni veya teklifi olmadan yemeği paketleyip götürmek kul hakkına girer. Ev sahibi kendisi “Şunu da çocuklara götürün” diyerek ikram ederse almakta hiçbir sakınca yoktur; hatta reddetmek bazen gönül kırar. Yemeğin artacağını ve israf olacağını düşünüyorsanız, bunu ev sahibine nazikçe söyleyip yardımcı olmayı teklif edebilirsiniz. Lokanta gibi yerlerde verilen davetlerde de davet sahibinin izni aranır.
İşten çıkıp iş kıyafetiyle teraviha gitmek uygun mu?
Evet, temiz ve avret yerini örten iş kıyafetiyle camiye gidilebilir. Namaz için şart olan elbisenin temiz olması ve avreti örtmesidir. Bununla birlikte Kur’an’da “Her mescide gidişinizde güzel giyinin” buyrulur; imkân varsa temiz ve düzgün bir kıyafet tercih etmek güzeldir. Yağlı, necis bulaşmış veya ağır kokulu kıyafetle cami halısına oturmak ise hem namaz hem cemaat açısından sakıncalıdır. Böyle durumda iş yerinde yedek bir kıyafet bulundurmak iyi bir çözümdür.
Tabakta yemek bırakmak günah mı?
Bir iki lokma artık günah sayılmaz; ancak alışkanlık hâlinde bolca yemek bırakıp çöpe atmak nimete saygısızlık ve israftır.
Peygamberimiz yemekten sonra tabağın sıyrılmasını tavsiye etmiş ve “Bereketin yemeğin hangi kısmında olduğunu bilemezsiniz” buyurmuştur (Müslim, Eşribe). Bu tavsiye, tabağa alınan yemeğin değerlendirilmesini öğütler. Pratik çözüm, tabağa az almak ve gerekirse ikinci kez almaktır. Doymuşken sırf bitsin diye zorla yemek de sağlık açısından doğru değildir; bu durumda artan yemeği saklamak ya da uygun şekilde değerlendirmek daha iyidir. Çocuklara tabaklarını kendilerinin doldurmasını öğretmek israfı baştan önler.
Davet edilmeyen bir arkadaşımı veya akrabamı iftara yanımda getirebilir miyim?
Ev sahibine sormadan getirmemek gerekir. Hz. Peygamber bir yemeğe davet edildiğinde yanına davetli olmayan biri katılmış, kapıya varınca ev sahibine “Bu kişi bize uydu; istersen izin ver, istersen geri dönsün” diyerek izin istemiş, ev sahibi de izin vermiştir. Bu rivayet, davetliye yanında birini getirmeden önce izin almanın sünnet olduğunu gösterir. Ev sahibi yemeği ve yeri davetli sayısına göre hazırlar; habersiz fazla kişi gelmesi onu sıkıntıya sokabilir. Bu nedenle önceden telefonla sorup izin almak, izin çıkmazsa ısrar etmemek gerekir. Küçük çocuklar için de ev sahibinin bilgisi olması uygun olur.
Hakkını yediğim kişi vefat ettiyse nasıl helalleşirim?
Maddi bir hak ise onun varislerine ödenir; çünkü ölenin alacağı mirasa dahildir ve varislerin hakkı olur. Varisler bağışlarsa sorumluluk düşer. Manevi haklarda (gıybet, kırıcı söz gibi) artık helallik istenemeyeceği için vefat eden kişi için çokça dua ve istiğfar edilir, onun adına sadaka verilir, iyilikle anılır ve varisleriyle güzel ilişki kurulur. Bu davranışların, ahirette hak sahibinin razı olmasına vesile olacağı umulur.
Oruçluyken küfür etmek veya sövmek orucu bozar mı?
Hayır, sövmek orucu fıkhen bozmaz; kaza gerekmez. Fakat Peygamberimiz oruçlunun kötü söz söylememesini, bağırıp çağırmamasını özellikle emretmiştir. Sövmek, oruç dışında da müslümana yakışmayan, fısk sayılan bir davranıştır. Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta var: Allah’a, dine veya kutsal değerlere yönelik sövgü, iman açısından çok ağır bir durumdur ve derhal tövbe, istiğfar ve imanı tazelemeyi gerektirir. Böyle bir durumda müftülüğe veya Alo 190’a danışılmalıdır.
Yazın teraviha şort veya kısa kollu tişörtle gidilir mi?
Diz kapağını açıkta bırakan şortla namaz kılınmaz; kısa kollu tişörtle kılınan namaz ise geçerlidir ama tercih edilmemelidir. Erkeğin avret yeri göbekle diz kapağı arasıdır ve diz kapağı da bu sınıra dahildir. Kısa kollu gömlekle namaz sahihtir; ancak kolları sıvalı veya dışarıda giyilmeyecek kadar özensiz kıyafetle namaz kılmak mekruh sayılmıştır. Yaz Ramazanlarında hafif, bol ve dizleri örten kıyafetler hem namaz hem cami adabı açısından uygundur.
Yemeğin suyunu çoğaltıp komşuya pay ayırmak sünnet mi?
Evet, Hz. Peygamber’in tavsiyesidir. Müslim’in rivayetine göre Resûlullah, Ebû Zer’e “Çorba pişirdiğinde suyunu çok koy ve komşularını gözet” buyurmuştur. Bu tavsiye, zengin sofralar kurmadan da paylaşmanın mümkün olduğunu gösterir. Pişen yemeğin kokusunun komşuya ulaşması ve onların da bir tabak nasiplenmesi, Anadolu’daki “komşuya tabak gönderme” geleneğinin kökünde yatan inceliktir. Ramazan’da iftar yemeğini biraz fazla yapıp yaşlı, yalnız veya dar gelirli bir komşuya sıcak bir kap göndermek bu sünneti yaşatmanın en kolay yoludur.
Yere düşen lokmayı temizleyip yemek sünnet mi?
Evet, temiz bir yere düşen lokmanın üzerindeki tozu giderip yemek sünnettir.
Müslim’in rivayetine göre Peygamberimiz, “Sizden birinin lokması düşerse onu alsın, bulaşan şeyi gidersin ve yesin; onu şeytana bırakmasın” buyurmuştur. Bu öğüt, küçük görünen nimetin bile hor görülmemesini öğretir. Ancak lokma pis, çamurlu ya da sağlığa zarar verecek bir yere düştüyse yemek gerekmez; bu durumda hayvanlara bırakmak gibi faydalı bir yol aranabilir. Hijyen kurallarına uymak dinin de istediği bir şeydir. Buradaki amaç zorlamak değil, nimete değer verme bilincini canlı tutmaktır.
“Oruç kalkandır” sözü dil ile ilgili ne anlatır?
Bu hadis, orucun kişiyi hem günahlardan hem de ahirette cehennemden koruyan bir kalkan olduğunu anlatır. Hadisin devamında oruçlunun kötü söz söylememesi, bağırıp çağırmaması, biri ona söverse “Ben oruçluyum” demesi istenir. Yani kalkan, sadece açlığa katlanmak değil; öfkeye, kavgaya ve çirkin söze karşı kendini korumaktır. Oruç kişiyi kontrol altına alarak iradeyi güçlendirir ve sözün bile bir ibadet disiplini içinde tutulmasını öğretir.
“Hediyeleşin ki birbirinizi sevesiniz” hadisi sahih mi?
Evet, bu söz hadis kaynaklarında yer alır ve anlamı sahih kabul edilir. Buhârî’nin el-Edebü’l-müfred’inde ve İmam Mâlik’in Muvatta’ında “Hediyeleşin, birbirinizi sevesiniz” anlamında rivayet edilmiştir; âlimler senedini hasen görmüştür. Hediye, gönülleri yakınlaştıran, kırgınlıkları yumuşatan ve sevgiyi somutlaştıran bir davranıştır. Ramazan’da ve bayramda küçük hediyeler vermek bu yüzden güzel bir adettir. Hediyenin değeri fiyatında değil, düşünülmüş olmasındadır; bir kavanoz reçel veya bir kitap bile bu sünnetin gereğini yerine getirir.
İftar davetinde ne kadar oturmak uygundur?
Ev sahibini sıkmayacak kadar oturmak uygundur; belirli bir süre yoktur. Kur’an, Hz. Peygamber’in evine yemeğe davet edilenlere yemekten sonra dağılmalarını, sohbete dalıp ev sahibini rahatsız etmemelerini öğütler. Bu ayet, misafirlik adabının genel bir ilkesini ortaya koyar. Ramazan’da ev sahibinin teravih, sahur hazırlığı ve dinlenme ihtiyacı olduğu da unutulmamalıdır. Yemekten sonra bir süre sohbet edip çay içmek, ardından birlikte teravihe gitmek veya kalkmak güzel bir ölçüdür. Ev sahibinin yorgunluk belirtilerini fark etmek ve kalkma teklifini misafirin kendisinin yapması inceliktir.
İftardan artan yemeği ertesi gün sahurda yemek uygun mu?
Evet, uygun şekilde saklanmış yemeği sahurda veya ertesi gün tüketmek hem caizdir hem de israfı önler.
Dinen artık yemeği yemekte hiçbir sakınca yoktur; aksine nimeti değerlendirmek güzel bir davranıştır. Yalnız sağlığı korumak da dinin emridir. Pişmiş yemekler soğuduktan sonra kapalı kapta buzdolabına kaldırılmalı, kokusu veya görünüşü bozulmuşsa yenmemelidir. Aile planlamasını buna göre yapmak, yani iftarda sahura da yetecek ölçüde yemek hazırlamak, Ramazan mutfağındaki yükü de azaltır. Dondurucuda porsiyonlar hâlinde saklama yoğun günlerde işe yarar.
Teraviha giden kadın kıyafetinde nelere dikkat etmeli?
Kadın, el, yüz ve (Hanefîlere göre) ayaklar dışında bedenini örten, bol ve vücut hatlarını belli etmeyen bir kıyafetle camiye gitmelidir. Başörtüsünün saçları tamamen örtmesi, kolların bileğe kadar kapalı olması ve eteğin ya da pantolonun namazda eğilince açılmaması namazın sahih olması için önemlidir. Camiye giderken dikkat çekici süs ve ağır makyajdan kaçınmak edeptir. Cami içinde kıyafet düzeltme gerekirse kadınlar bölümünde yapılmalı, başkalarının geçişini engellememelidir.
Artan yemeği çöpe atmak günah mı?
Yenebilir durumdaki yemeği bilerek çöpe atmak israftır ve günah sayılır; bozulmuş yemeği atmak ise günah değildir.
Nimet Allah’ın emanetidir. Yenebilecek yemek önce ev halkı için saklanmalı, ihtiyacı olan komşu veya tanıdıklara verilmeli, gerekirse uygun kısımlar hayvanlara bırakılmalıdır. Bozulmuş, küflenmiş ya da sağlık açısından riskli yiyeceği tüketmek zararlıdır; bunu atmak mecburiyettir. Asıl sorumluluk atmaya sebep olan fazla alışverişte ve fazla pişirmededir. Haftalık yemek planı yapmak, alışveriş listesiyle markete gitmek, porsiyonları ölçülü hazırlamak bu günahın önüne geçen basit yollardır.
Eski işyerimden izinsiz aldığım malzemeler için ne yapmalıyım?
İşverene ait bir malı izinsiz almak kul hakkıdır ve iade edilmesi ya da helallik alınması gerekir. Malzeme duruyorsa geri verilir; tükenmişse yaklaşık bedeli ödenir. Durumu açıklamak zor geliyorsa, bedel uygun bir yolla şirkete ulaştırılabilir. Kurum kapanmışsa veya sahibine ulaşılamıyorsa, bedel onun adına sadaka olarak verilir. Kalem, kâğıt gibi işyerinde örfen serbest bırakılmış çok küçük kullanımlar ile açıkça izin verilen şeyler bunun dışındadır. Önemli olan, emanete riayet bilincidir.
Gelen hediyeye karşılık vermek sünnet mi?
Evet, güzel bir sünnettir. Hz. Âişe’den gelen rivayete göre Hz. Peygamber hediyeyi kabul eder ve karşılığında hediye verirdi. Karşılık illa aynı değerde veya hemen olmak zorunda değildir; uygun bir zamanda bir ikram, bir iyilik ya da en azından içten bir dua da karşılık yerine geçer. Bir başka hadiste, karşılık verecek bir şey bulamayanın hediye verene hayır duada bulunması ve iyiliğini anması tavsiye edilir. Ancak hediyeyi hemen “ödeşmek” için geri vermek, hediyeleşmenin gönül yakınlaştırma amacını zayıflatabilir.
Öfkelendiğimde sünnete göre ne yapmalıyım?
Sünnette öfkeyi yatıştırmak için birkaç pratik yol öğretilmiştir. Öfkelenen kişi:
- “Eûzü billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm” diyerek Allah’a sığınmalı,
- Ayaktaysa oturmalı, oturuyorsa uzanmalı,
- Susmalı, o anda karar vermemeli ve konuşmamalı,
- Mümkünse abdest almalıdır.
Peygamberimiz asıl güçlünün öfke anında kendine hâkim olan kişi olduğunu bildirmiştir. Oruçluyken açlık ve yorgunluk öfkeyi artırabilir; bunu bilmek, tedbir almayı kolaylaştırır.
Teravihe yetişmek için iftar davetinden erken kalkmak ayıp mı?
Hayır, ayıp değildir; ev sahibine önceden söyleyerek kalkmak uygundur. Teravih namazı Ramazan’a özgü, müekked bir sünnettir ve camide cemaatle kılmak için davetten ayrılmak meşru bir mazerettir. Nezaket açısından, davete gelirken ev sahibine teravihe gitmek istediğinizi belirtmek, kalkarken de teşekkür ve dua etmek yeterlidir. Ev sahibi ve diğer misafirler de istekliyse birlikte camiye gitmek güzel bir birlikteliktir. Cemaate yetişemeyecek kadar geç kalınırsa teravihi evde, hatta davet edilen evde misafirlerle cemaatle kılmak da mümkündür.
Teravihte telefonum çalarsa kapatmak namazı bozar mı?
Hayır, tek elle ve kısa bir hareketle telefonu susturmak namazı bozmaz. Hanefîlere göre namazı bozan “amel-i kesîr”, dışarıdan bakan kişiye namaz kılmıyormuş izlenimi veren çok harekettir. Cebe elini atıp tuşa basarak sesi kapatmak az harekettir ve cemaati rahatsız etmemek için yapılması uygundur. Telefonu cebinden çıkarıp ekrana bakmak, iki elle uğraşmak ise namazı bozabilir. En doğrusu camiye girerken telefonu sessize veya uçak moduna almaktır.
“Oruçluyum, o yüzden sinirliyim” demek mazeret olur mu?
Hayır, oruç kaba davranmak için bir mazeret değildir; aksine sabrı öğretmek için tutulur. Açlık, susuzluk, kafein veya sigara yoksunluğu insanı gerginleştirebilir; bu, insani bir durumdur. Ancak bunu bahane edip başkalarını kırmak, orucun amacına ters düşer. Kişi yorgunluğunu önceden bilerek tartışmalı konuları iftar sonrasına bırakmalı, uykusuna dikkat etmeli ve öfkelendiğinde kendine “Ben oruçluyum” diye hatırlatmalıdır. Kırdığı birinden de hemen özür dilemelidir.
İftar davetinde akşam namazını cemaatle kılarken imamlığı kim yapmalı?
Kural olarak ev sahibi imamlığa daha lâyıktır; ancak ev sahibi, daha bilgili bir misafire izin verebilir. Hz. Peygamber, “Hiç kimse bir başkasının evinde, onun izni olmadan imam olmasın” buyurmuştur. Bu, ev sahibinin kendi evinde öncelik hakkı bulunduğunu gösterir. Ev sahibi Kur’an’ı güzel okuyan veya namaz bilgisi daha fazla olan bir misafiri öne geçirirse bu da güzeldir ve misafire ikram sayılır. İftar sonrası akşam namazının vakti kısa değildir ama geciktirmemek için sofradan kalkınca kısa sürede cemaat oluşturmak, kadınlar için de ayrı ve uygun bir yer ayarlamak evdeki cemaatin adabındandır.
İş saatinde özel işlerimle uğraşmak kul hakkı mı?
Evet, işverenle yapılan sözleşmeye aykırı olarak iş saatini özel işlere harcamak emeğin karşılığı alınan zamanı başka yere kullanmak demektir ve kul hakkına girer. Çalışan, ücret aldığı süre boyunca işini dikkatle yapmakla yükümlüdür. Kısa bir telefon görüşmesi gibi örfen hoş görülen durumlar ile namaz vakti gibi işverenin izin verdiği aralar bunun dışındadır. Geçmişte bu konuda ciddi ihmali olan kişi, işverenden helallik isteyebilir ya da fazladan çalışarak telafi edebilir.
Küçük ve değersiz görünen bir hediye vermekten çekinmeli miyim?
Hayır, çekinmeyin. Hz. Peygamber kadınlara hitaben “Hiçbir komşu kadın, komşusuna (göndereceği hediyeyi) bir koyun paçası bile olsa küçümsemesin” buyurmuştur. Bu hadis hem veren hem alan için geçerlidir: Veren azını utanç sebebi saymamalı, alan da küçük hediyeyi hor görmemelidir. Bir tabak tatlı, birkaç hurma, bir demet çiçek gönülleri birbirine bağlar. Büyük hediye verememek endişesiyle hiç vermemek, paylaşma ruhunu köreltir. Ramazan’da bir kase çorba bile, gönülden verildiğinde değerli bir hediyedir.
Teravihin dört rekâtı arasında telefona bakmak ayıp mı?
Haram değildir ama camideki huzuru ve kendi huşûnuzu zedeler. Teravihteki oturuşlar (terviha) dinlenmek, salavat ve tesbih için verilen aralardır. Bu aralarda mesaj okumak, sosyal medyada dolaşmak veya ışığı parlak ekranla etrafı rahatsız etmek cami adabına uygun düşmez. Acil bir durum için saate veya mesaja kısaca bakmakta sakınca yoktur. Mümkünse telefonu tamamen kapatıp bu dakikaları zikir, dua ve dinlenmeyle geçirmek Ramazan’ın ruhuna daha yakındır.
Yere düşen ekmeği öpüp alna koymak dinen gerekli mi?
Hayır, dinen gerekli değildir; bu, nimete saygıyı ifade eden güzel bir halk geleneğidir.
Ekmeği öpmek ve alna koymakla ilgili sahih bir hadis bilinmemektedir. Bununla birlikte ekmeği yerde bırakmamak, ayak altına gelmesine razı olmamak, nimete hürmetin bir göstergesi olarak toplumumuzda yerleşmiştir ve bunda dinen bir sakınca yoktur. Asıl önemli olan, bu saygının günlük davranışa yansımasıdır: gereğinden fazla ekmek almamak, bayatı değerlendirmek, kırıntıları kuşlara vermek gibi. Geleneğin şekli korunup özü unutulursa, yani ekmek öpülüp sonra çöpe atılırsa, asıl mesaj kaybolur.
Açık büfe iftarda tabağı fazla doldurup bırakmak israf mı?
Evet, “parasını ödedim” düşüncesiyle yiyemeyeceği kadar yemek alıp bırakmak israftır.
Açık büfede ödenen ücret, yemeği israf etme hakkı vermez; nimet ücrete rağmen yine Allah’ın nimetidir ve artan yiyecekler çoğunlukla çöpe gider. Oruç sonrası açlık hissi, gözün midenin kapasitesinden fazlasını istemesine sebep olur. Önce hurma ve suyla iftar edip birkaç dakika beklemek, tabağa küçük porsiyonlar almak ve gerekirse ikinci kez gitmek hem sağlığa hem de israfın önlenmesine yardım eder. İşletmelerin de artan yiyecekleri gıda bağışı yoluyla değerlendirmesi teşvik edilmelidir.
Camide dünya işlerinden konuşmak günah mı?
Mubah bir konuda alçak sesle, kısa konuşmak günah değildir; ancak camide yüksek sesle, uzun uzun dünya kelamı etmek mekruhtur. Sahâbenin mescitte oturup sohbet ettiği ve Peygamberimizin tebessüm ettiği rivayet edilir; bu, meşru konuşmanın yasak olmadığını gösterir. Buna karşılık namaz kılanları, Kur’an okuyanları ve zikredenleri rahatsız edecek şekilde gürültü yapmak, gıybet ve alışveriş pazarlığı camiye yakışmaz. Ramazan’da cami kalabalığı arttığı için sesin tonuna daha çok dikkat etmek gerekir.
Cömert olmak için zengin olmak gerekir mi?
Hayır, cömertlik zenginliğe bağlı değildir. Kur’an, müminleri “bollukta da darlıkta da infak edenler” diye över; yani az imkânlı insan da cömert olabilir. Nice zengin cimri, nice az gelirli insan da gönlü zengin bir cömerttir. Hz. Peygamber, kişinin gücü yettiğince vermesini, bir hurmanın yarısıyla bile ateşten korunmayı tavsiye etmiştir. Cömertlik bir sofrayı bölüşmek, bir ihtiyaca aracı olmak, bir hastaya zaman ayırmak gibi pek çok yolla yaşanır. Önemli olan elindekine kanaat edip onu paylaşmaya gönüllü olmaktır.
İftar davetine sadece varlıklı kişileri çağırmak doğru mu?
Hoş karşılanmaz. Hz. Peygamber, zenginlerin davet edilip yoksulların dışarıda bırakıldığı düğün yemeğini “yemeklerin en kötüsü” olarak nitelendirmiştir. Bu hadis düğün yemeği hakkında olsa da âlimler, aynı ölçünün diğer davetler için de geçerli olduğunu belirtmiştir. Dostları, akrabaları veya iş çevresini iftara çağırmak elbette caizdir; sorun, davetin yalnız statü ve çıkar ilişkisine göre şekillenmesi ve ihtiyaç sahiplerinin hiç hatırlanmamasıdır. Davet listesine bir yoksul komşu, bir öğrenci veya kimsesiz bir kişi eklemek, Ramazan sofrasını hem sünnete hem de orucun ruhuna daha uygun hâle getirir.
İşçinin ücretini geciktirmek kul hakkı mıdır?
Evet. Ödeme gücü varken işçinin ücretini geciktirmek zulüm sayılır. Peygamberimiz, zengin kimsenin borcunu ödemeyi savsaklamasını zulüm olarak nitelemiştir; işçinin ücreti de bir borçtur. İşçiye ücretini teri kurumadan vermeyi öğütleyen rivayetin senedi zayıf kabul edilse de anlamı sahih hadislerle desteklenir. Emeğin karşılığını tam ve zamanında ödemek hem ahlaki hem hukuki bir yükümlülüktür. Ramazan’da işçisine kolaylık gösteren işverenin sevabının büyük olacağı da ümit edilir.
Kavga eden birine “Ben oruçluyum” demek riya olur mu?
Hayır, bu söz Peygamberimizin tavsiyesidir ve riya sayılmaz. Hadiste, oruçluya biri söver veya onunla kavga etmek isterse “Ben oruçluyum” demesi öğütlenmiştir. Bazı âlimler bunun karşı tarafa söylenebileceğini, bazıları ise kişinin kendine içinden hatırlatması olduğunu belirtmiştir. Her iki yorum da doğrudur: Maksat gösteriş değil, tartışmayı büyütmeden bitirmek ve kişinin kendini frenlemesidir. Nafile oruçta gösteriş kaygısı varsa içinden söylemek daha uygundur.
Az malı olan birinin gayretle verdiği sadaka daha mı faziletli?
Evet, hadislerde bu yönde bir müjde vardır. Ebû Dâvûd’un rivayetinde Hz. Peygamber’e hangi sadakanın daha faziletli olduğu sorulunca “Az malı olanın gayretiyle verdiği” (cehdü’l-mukıll) diye cevap verdiği bildirilir. Nesâî’deki bir rivayette ise “Bir dirhem yüz bin dirhemi geçti” buyrulur; iki dirhemi olanın birini vermesi, çok zengin birinin servetinden küçük bir kısmı vermesinden üstün tutulur. Allah katında değer miktarla değil, verenin fedakârlığı ve ihlasıyla ölçülür. Yine de kişi, bakmakla yükümlü olduğu aileyi sıkıntıya sokmamalıdır.
İftar davetinde artan yemekleri misafirlere paketleyip vermek uygun mu?
Evet, gönül hoşluğuyla artan yemeği misafirlere paketlemek israfı önleyen ve ikram sayılan güzel bir davranıştır.
Toplumumuzda misafirin eline yemek vermek eskiden beri yapılan bir incelik olmuştur. Burada dikkat edilecek nokta, misafiri mahcup etmemek ve zorlamadan teklif etmektir. Paketlerken mümkünse tekrar kullanılabilen kaplar tercih edilebilir. Aynı şekilde misafir de ev sahibi razıysa kalan yemeği almakta çekinmemelidir. Davet sahibinin yemeği baştan davetli sayısına göre ölçülü hazırlaması, artanın çöpe gitmemesi için en iyi tedbirdir.
Kalabalık iftar davetinde kadın ve erkekler için ayrı sofra kurmak gerekir mi?
Mahrem olmayan kişilerin bulunduğu kalabalık davetlerde ayrı sofra veya ayrı oda düzenlemek zorunlu olmamakla birlikte daha rahat ve edebe uygun bir yoldur. Aile ve yakın akrabalar arasında, tesettüre ve konuşma adabına riayet edilerek aynı sofrada yemek yemekte bir sakınca yoktur. Aynı sofrada bulunulacaksa ölçüsüz şakalaşma, bakışlarda ve kılık kıyafette özensizlik gibi ahlaki sınırları zedeleyen durumlardan kaçınılmalıdır. Kadın misafirlerin rahatça yiyip içebilmesi ve namaz kılabilmesi için uygun bir alan ayırmak ev sahibinin inceliğidir. Bu konuda yöresel örfe ve misafirlerin tercihine saygı göstermek en güzelidir.
Ödünç aldığım kitabı veya eşyayı geri vermemek kul hakkı mı?
Evet. Ödünç (âriyet) alınan eşya emanettir ve işi bitince sahibine iade edilmelidir. Sahibinin unutmuş olması, eşyanın değersiz görülmesi veya aradan uzun zaman geçmesi bu sorumluluğu kaldırmaz. Kaybolmuş ya da kullanımla değil kusurla zarar görmüşse bedeli ödenir veya sahibinden helallik alınır. Kur’an, emanetlerin ehline verilmesini emreder. Evde unutulmuş ödünç kitap, alet ve kapları Ramazan’da gözden geçirip sahiplerine iade etmek güzel bir helalleşme adımıdır.
Öfkeyi yutmanın fazileti nedir?
Öfkeyi yutmak, Kur’an’da takva sahiplerinin özellikleri arasında sayılan büyük bir erdemdir. Âl-i İmrân Suresi’nde müttakiler, bollukta ve darlıkta infak eden, öfkelerini yutan ve insanları affeden kimseler olarak anılır ve Allah’ın iyilik yapanları sevdiği bildirilir. Peygamberimiz de güçlü kişinin güreşte rakibini yenen değil, öfke anında kendine sahip olan kişi olduğunu söylemiştir. Ramazan, bu erdemi alışkanlık hâline getirmek için en uygun zamandır.
Yatsı ezanını beklerken camide arkadaşlarla sohbet etmek uygun mu?
Alçak sesle ve hayırlı konularda sohbet etmek uygundur. Ancak camiye erken gelip namaz bekleyen kişi, hadise göre beklediği süre boyunca namazdaymış gibi sevap kazanır ve melekler onun için dua eder. Bu değerli vakti kahkahalı sohbet veya başkalarının çekiştirilmesiyle harcamak yazıktır. Yanınızda Kur’an okuyan ya da nafile kılan varsa onları rahatsız etmemek için sohbeti avluya taşımak daha doğrudur. İçeride kalınacaksa tesbih, dua ve Kur’an okumak tercih edilmelidir.
Birine zaman ayırmak, dinlemek de cömertlik sayılır mı?
Evet, sayılır. Günümüzde en kıt olan şeylerden biri zamandır ve onu bir başkası için harcamak gerçek bir paylaşmadır. Hadislerde hasta ziyareti, yalnızı yoklamak, bir derdi dinleyip teselli etmek, birine yol göstermek birer sadaka ve sevap vesilesi olarak sayılır. Hz. Peygamber, kendisiyle konuşan kişi yüzünü çevirmedikçe yüzünü ondan çevirmezdi. Ramazan’da yaşlı bir akrabayla iftar etmek, bir gencin derdini dinlemek, bir hastaya refakat etmek; para yardımı kadar, bazen ondan daha çok ihtiyaç duyulan bir cömertliktir.
Borcunu ödemeden ölen kişinin durumu nedir?
Ölen kişinin borcu, mirası paylaştırılmadan ve vasiyeti yerine getirilmeden önce terekesinden ödenir. Peygamberimiz başlangıçta borcunu karşılayacak malı bırakmayan kişinin cenaze namazını kıldırmamış, biri borcu üstlenince kıldırmıştır. Ayrıca şehide borç dışında bütün günahlarının bağışlanacağını bildirmiştir. Bu rivayetler borcun ağırlığını gösterir. Terekesi yetmezse, varislerin veya yakınlarının borcu gönüllü olarak ödemesi, ölen kişiye yapılabilecek en güzel iyiliklerdendir.
Camide yüksek sesle Kur’an okumak başkalarını rahatsız ederse ne olur?
Başkalarını rahatsız edecek kadar sesli okumak doğru değildir; kişi kendisi duyacak kadar veya yanındakileri etkilemeyecek tonda okumalıdır. Peygamberimiz mescitte sesli okuyan sahâbîlere, herkesin Rabbine yakardığını, bu yüzden birbirlerini rahatsız etmemelerini ve sesleriyle birbirlerini bastırmamalarını tavsiye etmiştir. Ramazan’da camide aynı anda namaz kılan, zikreden ve mukabele okuyan kişiler bulunur. Bu nedenle ferdî tilavette sesi kısmak, toplu mukabelede ise tek okuyucunun sesini öne çıkarmak adaptır.
Kadın eşine sormadan eve iftar misafiri çağırabilir mi?
Eşlerin birbirine danışması en doğru yoldur; evin ortak düzeni ve bütçesi söz konusu olduğunda karşılıklı rıza esastır. Hz. Peygamber, veda hutbesinde eşlerin, birbirinin hoşlanmadığı kimseleri eve almamasını tavsiye etmiştir. Bu hüküm karşılıklıdır; erkek de eşinin hazırlık yükünü ve rahatını düşünmeden sürekli misafir çağırmamalıdır. Özellikle Ramazan’da iftar hazırlığının yükü çoğunlukla kadının omzundadır. Kendi ailesini veya yakın dostlarını çağırmak isteyen eşe diğerinin makul bir gerekçe olmadan engel olması da doğru değildir. Kısa bir haberleşme hem aile huzurunu korur hem de misafirin daha iyi ağırlanmasını sağlar.
Peygamberimizin “Kızma” tavsiyesi ne anlama gelir?
Bir sahâbî Peygamberimizden öğüt isteyince ona “Kızma” demiş, adam isteğini birkaç kez tekrarlayınca her seferinde aynı cevabı vermiştir. Bu tavsiye, hiç öfke duymamak anlamına gelmez; öfke insan fıtratındadır. Kastedilen, öfkeye yol açan sebeplerden uzak durmak ve öfke geldiğinde onun emriyle hareket etmemektir. Nice kavga, boşanma ve pişmanlık öfke anında verilen kararlardan doğar. Bu kısa öğüt, ahlakın özünü özetler.
Toplu iftar organizasyonlarında artan yemekler ne yapılmalı?
Artan yemekler bozulmadan ihtiyaç sahiplerine, gıda bankalarına veya uygun kurumlara ulaştırılmalıdır; çöpe gitmesi israftır.
Cami, dernek, belediye veya şirket iftarlarında çoğu zaman yüzlerce porsiyon hazırlanır. Organizatörler kesin katılım sayısı almak, kayıt sistemi kullanmak, servisi porsiyon kontrollü yapmak gibi yöntemlerle israfı azaltabilir. Dokunulmamış yemeklerin gıda güvenliği kurallarına uygun şekilde paketlenip dağıtılması hem sevap hem sorumluluktur. Bağışçıların parası bir emanettir; emaneti israf etmemek de bu hizmeti yürütenlerin görevidir.
“Ya hayır söylesin ya sussun” hadisi ne demek?
Bu hadis, Allah’a ve ahiret gününe inanan kişinin konuşmadan önce sözünü tartması gerektiğini anlatır. Söz faydalı ve hayırlıysa söylenir; değilse susmak daha hayırlıdır. Peygamberimiz bunu imanın bir göstergesi olarak zikretmiştir. Kur’an da insanın ağzından çıkan her sözün kayda geçtiğini bildirir. Oruçluyken gereksiz konuşmayı azaltmak, hem dili günahtan korur hem de zikir ve Kur’an’a vakit açar.
Camide mukabele okunurken yanında konuşmak veya telefonla görüşmek caiz mi?
Uygun değildir. Kur’an okunurken susup dinlemek Kur’an’ın açık emridir: “Kur’an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki rahmete eresiniz.” Mukabele halkasının yanında sohbet etmek veya telefonla konuşmak hem okuyanın dikkatini dağıtır hem de dinleyenlerin huzurunu bozar. Zorunlu bir konuşma gerekiyorsa halkadan uzaklaşıp avluda veya cami dışında kısa ve alçak sesle yapılmalıdır. Mukabeleye katılamayan kişi en azından sessiz kalarak saygısını gösterebilir.
Eşimle hangi aileyi iftara önce çağıracağımız konusunda anlaşamıyoruz, ne yapmalıyız?
İki tarafın ailesine de eşit ve adil davranmak, sırayı karşılıklı anlaşmayla belirlemek en güzel yoldur. İslam, anne babaya iyiliği ve akrabalık bağlarını gözetmeyi emreder; bu hem kadın hem erkek için geçerlidir. Bir ailenin sürekli öne alınması diğer tarafta kırgınlık doğurur. Ramazan’ın ilk günlerini bir aileye, sonraki günleri diğerine ayırmak; yaşlı, hasta veya yalnız olan tarafı önceliklendirmek; imkân varsa iki aileyi aynı sofrada buluşturmak pratik çözümlerdir. Bu tür konuların kavga sebebi olması orucun ruhuna aykırıdır. Anlaşmazlık büyüyorsa güvenilir bir aile büyüğünden veya aile danışmanından destek almak faydalı olur.
Gücüm varken borcumu ödemeyi ertelemek günah mı?
Evet. Ödeme imkânı olduğu hâlde vadesi gelen borcu savsaklamak zulümdür; Peygamberimiz bunu açıkça bildirmiştir. Alacaklının rızası olmadan borcu geciktirmek, onun malından faydalanmasını engeller ve kul hakkı doğurur. Buna karşılık gerçekten darda olan borçluya alacaklının mühlet vermesi Kur’an’da tavsiye edilir, bağışlamanın daha hayırlı olduğu bildirilir. Borçlu da ödeyemeyecekse durumu dürüstçe anlatmalı, kaçmamalı ve yeni bir ödeme planı teklif etmelidir.
Mâûn Suresi’ndeki “ufak tefek yardımı engellemek” ne anlama gelir?
Komşular arasında gündelik hayatta ödünç verilen küçük eşyaları ve basit yardımları bile esirgemek anlamına gelir. Mâûn Suresi, namazlarında gafil olan, gösteriş yapan ve “mâûn”u engelleyenleri kınar. Müfessirlerin çoğu mâûnu tencere, balta, kova, tuz, su, ateş gibi insanların birbirinden ödünç istediği basit şeyler olarak açıklamış; bir kısmı zekât olarak yorumlamıştır. Sure, ibadetin sosyal ahlakla bütün olduğunu gösterir: Namaz kılıp oruç tutarken komşuya bir tabak, bir merdiven, bir kablo vermeyi ağır bulmak, bu ayetin uyardığı tutumdur.
Toplu iftarlarda tek kullanımlık plastik tabak ve bardak kullanmak doğru mu?
Caizdir ama mümkün olduğunda yıkanabilir veya çevreye daha az zarar veren malzeme tercih etmek daha uygundur.
Tek kullanımlık plastikler, bir akşam kullanılıp yüzlerce yıl doğada kalabilen atıklar üretir. İslâm, yeryüzünü ıslah edildikten sonra bozmayı yasaklar ve çevreyi korumayı insanın halifelik görevinin bir parçası sayar. Kalabalık iftarlarda hijyen ve pratiklik ihtiyacı anlaşılabilir; ancak yıkanabilir tabaklar, doğada çözünebilen ürünler, büyük sürahilerle su servisi gibi alternatifler düşünülebilir. Kullanılan atıkların ayrıştırılarak geri dönüşüme verilmesi de atılacak önemli bir adımdır.
Alacaklı borcumu bağışlarsa sorumluluğum tamamen düşer mi?
Evet. Alacaklı, borcun ne olduğunu ve miktarını bilerek gönül rızasıyla bağışlarsa (ibra ederse), borç dünyada da ahirette de düşer. Bağış kısmi ise yalnızca bağışlanan kısım düşer, kalanını ödemek gerekir. Ancak utandırarak, baskıyla veya borcun gerçek miktarını gizleyerek alınan bağış geçerli bir rıza sayılmaz. Kur’an, darda olan borçluya alacağını sadaka olarak bağışlamayı daha hayırlı saymıştır. Bağışlanan kişinin de alacaklıya teşekkür ve dua etmesi güzel bir davranıştır.
Cami içinde halının üstünde hurma ve su ile iftar etmek uygun mu?
Evet, hurma ve su gibi hafif şeylerle cami içinde iftar etmek caizdir; yeter ki cami kirletilmesin. Peygamberimiz ve sahâbe mescitte yemek yemiş, misafirler mescitte ağırlanmıştır. Ancak halıya kırıntı dökmek, su veya meyve suyu sızdırmak, çekirdek ve ambalajları ortada bırakmak Allah’ın evine saygısızlıktır. Yere bir örtü sermek, çöpleri toplayıp atmak ve ağız temizliği yaptıktan sonra namaza durmak gerekir. Tam iftar yemeği için ise genellikle cami avlusu veya iftar çadırı daha uygundur.
Komşuya ev eşyası veya alet ödünç vermek sevap mı?
Evet, sevaptır ve güzel komşuluğun gereğidir. Ödünç vermek (âriyet), malın kendisini değil kullanımını paylaşmaktır ve dinimizde teşvik edilen bir iyiliktir. Mâûn Suresi basit yardımları esirgeyenleri kınarken, hadisler de her iyiliğin sadaka olduğunu bildirir. Ramazan’da iftar için büyük tencere, masa, sandalye veya fazladan tabak ödünç vermek, komşunun misafir ağırlamasına ortak olmak demektir. Ödünç alan da eşyayı özenle kullanmalı, zamanında ve temiz şekilde iade etmelidir; zarar verirse karşılamakla yükümlüdür.
Parkta veya sahilde iftar yapıp çöpleri bırakmak günah mı?
Evet, ortak kullanım alanlarını kirletmek hem başkalarına eziyet hem de kamu hakkına tecavüzdür.
Peygamberimiz insanların gelip geçtiği yollara ve gölgelendikleri yerlere pislik bırakmayı lanete sebep olan davranışlar arasında saymıştır (Müslim, Tahâret). Park, sahil ve piknik alanları herkesin ortak kullandığı yerlerdir; buraların kirletilmesi, temizliğini yapacak görevliye ve sonraki kullanıcılara haksızlıktır. İftar sofrasını kurduğumuz yeri geldiğimizden daha temiz bırakmak, orucun kazandırdığı güzel ahlakın somut göstergesidir. Yanınızda çöp poşeti bulundurmak basit ama etkili bir çözümdür.
Ramazan’da az konuşmak sünnet mi?
Az konuşmak başlı başına bir sünnet ibadeti olarak emredilmemiştir, ama gereksiz ve boş konuşmayı terk etmek dinin tavsiye ettiği bir erdemdir. Peygamberimiz, kişinin kendisini ilgilendirmeyen şeyleri bırakmasının Müslümanlığının güzelliğinden olduğunu söylemiştir. Ramazan’da boş sohbet, magazin ve tartışma yerine zikir, dua ve güzel sözü artırmak orucun ruhuna uygundur. Susmayı ibadet sayıp hiç konuşmamak ise İslam’da övülen bir şey değildir.