Ramazan ve Ahlak
Gıybet, öfke, cömertlik, kul hakkı ve Ramazan ahlakı. 351 soru ve cevap.
Ramazan ve Ahlak
Ramazan ve ahlak konusu, orucun yalnızca yeme içmeden değil; yalan, gıybet, öfke, kötü söz ve kul hakkı gibi bütün kötülüklerden uzak durmayı gerektirdiğini ve bu ayın güzel ahlakı kazanmak için bir okul olduğunu ele alır. Oruç bedenle birlikte dil, göz, kulak ve kalbin de tuttuğu bir ibadettir.
Peygamber Efendimiz, yalan sözü ve yalanla iş görmeyi bırakmayan kimsenin yemesini içmesini bırakmasına Allah'ın ihtiyacı olmadığını bildirmiştir (Buhârî). Yine oruçlunun kötü söz söylememesini, bağırıp çağırmamasını; biri kendisine sataşırsa "Ben oruçluyum" demesini tavsiye etmiştir (Buhârî; Müslim). Nice oruç tutanın orucundan payına sadece açlık ve susuzluk düştüğü uyarısı da aynı gerçeğe işaret eder.
Gıybet, Kur'an'da ölü kardeşinin etini yemeye benzetilmiştir (Hucurât Suresi 49/12). Oruçlu iken gıybet etmek orucu fıkhen bozmasa da sevabını büyük ölçüde azaltır. Peygamber Efendimiz insanların en cömerdiydi ve Ramazan'da cömertliği daha da artardı (Buhârî). Bu nedenle Ramazan; sadaka, iftar ettirme, akraba ziyareti ve affetme gibi güzel davranışların çoğaldığı bir aydır.
Kul hakkı, tövbeyle bile hak sahibi helal etmedikçe düşmeyen bir sorumluluktur. Ramazan, borçları ödemek, hakkı geçenlerle helalleşmek için güzel bir fırsattır. Bu bölümde oruç ve ahlak ilişkisine dair soruların cevaplarını bulabilirsiniz. Ramazan'da kazanılan sabır, öfkeyi yenme ve cömertlik gibi güzel huyların Ramazan sonrasında da sürdürülmesi asıl hedeftir. Trafikte, iş yerinde ve evde oruçlu olmayı sabırsızlık için bahane etmemek gerekir. Oruçlu kişinin çevresine karşı daha nazik, daha anlayışlı ve daha yardımsever olması, orucun ahlaka yansıyan en güzel meyvesidir ve ibadetin gerçek amacına ulaştığını gösterir.
- Oruç, dil ve kalbin de oruç tutmasını gerektirir.
- Yalan ve gıybet orucun sevabını azaltır.
- Ramazan cömertliğin arttığı aydır.
- Kul hakkı için helalleşmek gerekir.
Sık Sorulan Sorular
Ramazan’da neredeyse her akşam iftar davetine gitmek ibadetleri aksatır mı?
Aksatabilir; bu yüzden ölçülü olmak gerekir. İftar davetleri akrabalık ve dostluk bağlarını güçlendiren sevaplı buluşmalardır. Ancak her akşam başka bir sofrada olmak; akşam namazının gecikmesine, teravihin kaçmasına, aşırı yemeye, gece geç yatıp sahurun ve sabah namazının aksamasına yol açıyorsa, Ramazan’ın asıl gayesi olan ibadet ve iç muhasebe geri planda kalır. Haftanın bazı akşamlarını aile içinde sade iftara, Kur’an okumaya ve teravihe ayırmak dengeli bir yoldur. Davet sahiplerine bu planı nazikçe anlatmak ve bazı davetleri başka zamana ertelemek, kimsenin kırılmadan ibadet düzeninin korunmasını sağlar.
“Temizlik imanın yarısıdır” hadisi sahih mi?
Evet, anlamı sahihtir; Müslim’deki rivayette “Temizlik imanın yarısıdır” (et-tuhûru şatru’l-îmân) buyrulur.
Hadiste geçen temizlik, öncelikle abdest ve gusül gibi ibadet temizliğini ifade eder. Bununla birlikte âlimler, bedenin, elbisenin, evin ve çevrenin temizliğini de bu kapsamda değerlendirmiştir. Halk arasında yaygın olan “Temizlik imandandır” sözü ise bu lafızla sahih bir hadis olarak bilinmez; anlamı doğru olsa da Müslim’deki rivayeti esas almak gerekir. Bu hadis, Müslümanın yaşadığı sokağı, mahallesini ve doğayı temiz tutmasının dinî bir sorumluluk olduğunu da hatırlatır.
İftara gelen misafire oruç tutup tutmadığını sormak uygun mu?
Genellikle uygun değildir; bu, kişinin ibadetiyle ilgili özel bir konudur. Misafir hastalık, yolculuk, kadınların özel hâli, yaşlılık veya ilaç kullanımı gibi meşru bir sebeple oruç tutmuyor olabilir ve bunu açıklamak zorunda bırakılması onu mahcup eder. Kişinin ibadet durumunu sorgulamak, Kur’an’ın yasakladığı tecessüs (başkasının hâlini araştırma) kapsamına girebilir. Ev sahibinin ihtiyacı sadece ikramı ona göre ayarlamaksa, bunu “Size ikram edebileceğim bir şey var mı?” gibi genel bir soruyla sağlamak yeterlidir. Misafir kendisi anlatırsa, anlayışla karşılamak ve yorum yapmamak edebe uygundur.
Misafire yemeğin en iyisini ayırmak sünnet mi?
Evet, misafire ikramın güzel ve özenli olması sünnettir. Hz. Peygamber “Allah’a ve ahiret gününe iman eden misafirine ikram etsin” buyurmuştur. Kur’an’da Hz. İbrahim’in misafirlerine hemen semiz bir buzağı kızartıp getirdiği anlatılır. Bu, misafiri gözetmenin ve elindekinin iyisini sunmanın örneğidir. Ancak “en iyisi” pahalı olan değil, ev sahibinin imkânı ölçüsünde gönülden sunulandır. Misafir için kendini zora sokmak, borçlanmak veya gösterişe kaçmak gerekmez. Ramazan’da misafire sunulan sade bir çorba ve hurma, güler yüzle ikram edilirse sünnete uygundur.
Oruçluyken birine lanet okumak veya beddua etmek uygun mu?
Hayır, uygun değildir; lanet okumak mümin ahlakına yakışmaz. Peygamberimiz müminin lanet eden, kötü söz söyleyen biri olmadığını bildirmiş, kendisinin de lanetçi olarak değil rahmet olarak gönderildiğini söylemiştir. Beddua ise ancak açık zulme uğrayan kişinin hakkıdır; yine de affetmek ve hidayet duası etmek daha faziletlidir. İftar vakti dua kabulü umulan bir an olduğundan bu vakti beddua ile değil hayır duasıyla değerlendirmek gerekir.
Teravihi beklerken camide uyuklamak veya uzanmak ayıp mı?
Haram değildir, fakat özellikle kalabalık vakitlerde cami adabına uygun düşmez. Sahâbeden bazılarının, özellikle kalacak yeri olmayanların, mescitte uyuduğu bilinmektedir; bu nedenle camide uyumak kendi başına yasak değildir. Ancak teravih öncesi saflar dolarken yere uzanmak yer daraltır, başkalarının namaz kılmasına engel olur ve görüntü olarak saygısızlık gibi algılanabilir. Çok yorgun olan kişi arka tarafta oturarak dinlenebilir; uyuyakalıp abdesti bozulursa namazdan önce abdestini yenilemelidir.
Toplu taşımada bilet almadan yolculuk etmek kul hakkı mı?
Evet. Ücretli bir hizmetten bedel ödemeden yararlanmak, hizmeti sunan kurumun ve dolaylı olarak herkesin hakkını çiğnemektir. Belediye veya kamu kurumu olması durumu hafifletmez; aksine kamu hakkı olduğu için çok sayıda insanın hakkı söz konusudur. Geçmişte bu şekilde yolculuk yapan kişi, yaklaşık bedeli hesaplayıp ilgili kuruma ödeme yollarından biriyle ulaştırmalıdır. Bu mümkün olmazsa bedel kamu yararına bir hayra harcanabilir. Aynı hüküm izinsiz kullanılan otoparklar için de geçerlidir.
“Müslüman, dilinden ve elinden emin olunandır” ne demek?
Bu hadis, gerçek Müslümanın başkalarına sözüyle ve davranışıyla zarar vermeyen kişi olduğunu anlatır. Hadiste dilin elden önce anılması dikkat çekicidir; çünkü söz, eldeki darbeden daha geniş bir alana ulaşır ve yarası uzun sürer. Bugün bu “dil” sosyal medya paylaşımlarını, mesajları ve yorumları da kapsar. Oruç, yeme-içmeye koyduğu sınırla dile de sınır koymayı öğretir.
Camide otururken ayakları kıbleye doğru uzatmak günah mı?
Günah değildir, ancak gereksiz yere yapılması edebe aykırı görülmüş ve mekruh sayılmıştır. Kıble yönüne ve özellikle Kur’an’a, mihraba doğru ayak uzatmak saygısızlık olarak algılanır. Yaşlılık, diz rahatsızlığı veya uzun süre oturmaktan kaynaklanan ağrı gibi bir ihtiyaç varsa ayakları uzatmakta sakınca yoktur. Bu durumda ayakları mümkün olduğunca yan tarafa çevirmek ve önünde namaz kılan birinin sırtına değdirmemek incelik olur.
Çevreyi kirletmek kul hakkına girer mi?
Evet, başkalarının yararlandığı havayı, suyu, toprağı ve ortak alanları kirletmek kul hakkına girer.
Kul hakkı yalnızca belirli bir kişinin malına zarar vermekle sınırlı değildir; toplumun ortak haklarına verilen zarar da bu kapsamdadır. İslâm hukukunun “Zarar vermek de zarara zararla karşılık vermek de yoktur” ilkesi bir hadise dayanır ve çevre sorunlarında temel bir ölçü olarak kullanılır. Nehre atık dökmek, ortak alana çöp bırakmak, komşuyu rahatsız edecek şekilde duman veya koku yaymak bu ilkeye aykırıdır. Böyle bir hakkın telafisi zor olduğu için baştan sakınmak, zararı fark edince de gidermeye çalışmak gerekir.
Esnafın Ramazan’da kârını azaltıp indirim yapması sevap mı?
Evet, niyet güzel olduğunda sevap vesilesidir. Hz. Peygamber “Satarken, alırken ve alacağını isterken müsamahakâr davranan kişiye Allah rahmet etsin” buyurmuştur. Ramazan’da temel gıdalarda kârı düşürmek, dar gelirliye kolaylık göstermek, eksik tartmamak ve kaliteli malı adil fiyata satmak ticari hayatta cömertliğin karşılığıdır. Bu indirim satış taktiği olarak değil, insanlara kolaylık niyetiyle yapıldığında ibadet değeri kazanır. Esnafın kendi zararına satması ise zorunlu değildir; önemli olan fırsatçılıktan uzak, hakkaniyetli ve kolaylaştırıcı olmaktır.
Gidemeyeceğim bir iftar davetini nasıl kibarca geri çevirebilirim?
Teşekkür edip gerçek mazeretinizi yumuşak bir dille söylemek ve ev sahibine dua etmek yeterlidir. Davetin sevgi ve ikram amacı taşıdığını unutmadan, cevabı mümkün olduğunca erken vermek ev sahibinin hazırlığını kolaylaştırır. Güzel bir üslup için şunlar yapılabilir:
- “Davetiniz için çok teşekkür ederim, o akşam başka bir sözüm var” gibi açık ve doğru bir ifade kullanmak.
- Ayrıntı vermek istemiyorsanız yalan söylemeden “Maalesef müsait değilim” demek.
- “Allah ikramınızı kabul etsin” diye dua etmek.
- Uygunsa başka bir gün için buluşma teklif etmek.
Kamu malına zarar vermek kul hakkı mıdır?
Evet ve âlimlere göre daha da ağırdır. Park, okul, hastane, cami ve yol gibi kamu malları toplumun bütün fertlerine aittir. Bunlara zarar vermek, israf etmek veya şahsi işler için kullanmak, sayısız insanın hakkını ihlal etmek demektir ve tek tek helallik almak mümkün değildir. Bu nedenle verilen zararın bedeli ilgili kuruma ödenmeli, mümkün değilse kamu yararına harcanmalıdır. Hz. Ömer’in devlet işini devlet kandiliyle, özel işini kendi kandiliyle gördüğü nakledilir.
İftar davetine gitmemek için yalan bir mazeret uydurmak günah mı?
Evet, gerçeğe aykırı bir mazeret uydurmak yalan olduğu için günahtır. Hz. Peygamber yalanı münafıklık alametleri arasında saymış, oruçlunun özellikle yalan sözden kaçınmasını istemiştir. “Hasta değilken hastayım” veya “Şehir dışındayım” demek küçük görünse de yalandır. Gönül kırmamak için yalana başvurmak yerine doğru ama ayrıntıya girmeyen ifadeler kullanılabilir: “O akşam müsait değilim”, “Evde yapmam gereken işler var” gibi. Mazeretin gerçek sebebini söylemek zorunda değilsiniz; önemli olan söylediğinizin doğru olmasıdır. İlişkiyi korumak için farklı bir gün kendiniz davet etmek de güzel bir telafidir.
Mukabele dinlerken cami duvarına veya direğe sırt dayamak caiz mi?
Evet, caizdir. Namaz dışında camide oturan kişinin duvara veya direğe yaslanmasında sakınca yoktur; Peygamberimizin mescitte bir direğe yaslanarak oturduğu rivayet edilir. Uzun süren mukabele ve vaazlarda yaşlılar ve bel rahatsızlığı olanlar için bu bir kolaylıktır. Dikkat edilmesi gereken, arka safta namaz kılanların önünü kapatmamak, geçiş yollarını daraltmamak ve Kur’an okunurken dağınık, saygısız bir oturuş şeklinden kaçınmaktır.
Oruçluyken sosyal medyada tartışıp hakaret etmek orucu etkiler mi?
Orucu fıkhen bozmaz, ama yazıyla yapılan hakaret de sözle yapılan gibi günahtır ve orucun sevabını zedeler. Ekranın arkasında olmak sorumluluğu azaltmaz; yazılan yorum çoğu zaman daha fazla kişiye ulaşır ve silinse bile izi kalır. Oruçlu, tartışmaya sürükleyen paylaşımlara cevap vermeden önce durmalı, “Bunu yüzüne söyler miydim?” diye sormalıdır. Kötü söze karşı sessiz kalmak veya selamla geçmek, Kur’an’ın övdüğü tavırdır.
Ramazan’da talep artınca malı stoklayıp pahalı satmak günah mı?
Evet, insanların zorunlu ihtiyacı olan malları fiyatı yükselsin diye bekletmek (ihtikâr) dinimizde yasaklanmıştır. Müslim’in rivayetinde Hz. Peygamber “Ancak günahkâr olan kimse ihtikâr yapar” buyurmuştur. Ramazan gibi gıdaya talebin arttığı bir dönemde bu davranış, hem kul hakkına girer hem de ayın paylaşma ruhuna aykırıdır. Normal ticari kâr ve mevsime göre fiyat değişimi elbette meşrudur; yasak olan, piyasayı bilerek darlaştırıp insanların ihtiyacından haksız kazanç sağlamaktır. Ayrıntılı ticari durumlar için müftülüğe veya Alo 190’a danışılabilir.
Suyu kirletmek dinen yasak mı?
Evet, insanların ve canlıların yararlandığı suları kirletmek yasaktır.
Buhârî ve Müslim’deki rivayetlerde Peygamberimiz, durgun suya bevledilmesini yasaklamıştır. Bu yasak, suyun herkesin ortak nimeti olduğunu ve kirletilmesinin başkalarına zarar vereceğini gösterir. Günümüzde fabrika atıkları, evsel yağların lavaboya dökülmesi, derelere çöp atılması bu yasağın modern örnekleridir. Kullanılmış kızartma yağını lavaboya dökmek yerine toplama noktalarına vermek, kimyasal temizlik ürünlerini ölçülü kullanmak küçük ama anlamlı adımlardır. Su, Kur’an’da her canlının yaratılışıyla ilişkilendirilen hayati bir nimettir.
Vergi kaçırmak kul hakkına girer mi?
Evet. Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu’na göre meşru yollarla konulmuş ve kamu hizmetleri için kullanılan vergiyi ödememek, kamu hakkını ihlal etmektir. Vergiler yol, okul, sağlık gibi herkesin yararlandığı hizmetlerin kaynağıdır; kaçırılan vergi bu hizmetlerden faydalanan bütün vatandaşların hakkına dokunur. Ayrıca yalan beyan ve sahte belge gibi ek günahlar da içerir. Geçmişte vergi borcu bırakan kişinin, yasal yollarla bunu düzeltmesi tavsiye edilir.
Ağaç dikmenin sevabı var mı?
Evet, ağaç dikmek sadaka-i câriye niteliğinde sevabı süren bir hayırdır.
Buhârî ve Müslim’deki rivayete göre Peygamberimiz, “Bir Müslüman bir ağaç diker veya ekin eker de ondan bir insan, kuş ya da hayvan yerse, bu onun için sadaka olur” buyurmuştur. Bu hadis, dikilen ağacın faydası devam ettikçe sevabın da sürdüğünü gösterir. Ramazan’da veya bir yakının adına fidan bağışlamak, hatıra ormanlarına katkıda bulunmak güzel bir hayır yoludur. Yalnız dikilen fidanın bakımını üstlenmek ya da güvenilir kurumlar aracılığıyla bağış yapmak, fidanın yaşaması için önemlidir.
Dargın olduğum biri beni iftara davet etti, gitmeli miyim?
Evet, gitmeniz tavsiye edilir; bu davet barışmak için değerli bir fırsattır. Hz. Peygamber, bir Müslüman’ın din kardeşine üç günden fazla küs durmasının helal olmadığını, ikisinden hayırlısının önce selam veren olduğunu bildirmiştir. Davet eden kişi ilk adımı atmış demektir; onun uzattığı eli geri çevirmek küslüğü derinleştirir. Ramazan, kalplerin yumuşadığı ve affetmenin kolaylaştığı bir aydır. Davete giderken geçmiş tartışmaları açmak yerine selam, güler yüz ve güzel bir söz yeterlidir. Dargınlığın sebebi ağır bir hak ihlali ise helalleşme ayrıca konuşulabilir; yine de davete icabet etmek bu süreci kolaylaştırır.
Doğruluğundan emin olmadığım bir haberi paylaşmak günah mı?
Evet, araştırmadan bir haberi yaymak, yalanın ve iftiranın yayılmasına ortak olmak demektir. Kur’an, bir haber geldiğinde onu iyice araştırmayı, bilmeden bir topluluğa zarar verip sonra pişman olmamayı emreder. Peygamberimiz de kişiye günah olarak her duyduğunu anlatmasının yeteceğini bildirmiştir. Mesaj gruplarında dolaşan “şu kişi şöyle yapmış” türünden içerikler veya uydurma hadisler, kaynağı doğrulanmadan iletilmemelidir.
Ev sahibinin zor durumdaki kiracıya Ramazan’da kolaylık göstermesi sevap mı?
Evet, büyük bir iyiliktir. Kira alacağını bir süre ertelemek, bir aylık kirada indirim yapmak veya zor durumdaki kiracıya anlayış göstermek, Kur’an’ın darlık içindeki borçluya kolaylık tanınmasını emreden ilkesine uygundur. Hadiste, bir müminin sıkıntısını gideren kişinin sıkıntısını Allah’ın kıyamet günü gidereceği müjdelenir. Bu kolaylık ev sahibinin hakkını ortadan kaldırmaz; indirim yapılmadıkça ertelenen kira borç olarak kalır. Kira indirimi zekât yerine sayılmaz; zekât niyetiyle yardım etmek isteyen, parayı kiracıya ayrıca verip temlik etmelidir. Ayrıntı için müftülüğe danışılabilir.
Kaçak elektrik veya su kullanmak kul hakkı mı?
Evet. Sayaçsız veya sayaca müdahale ederek elektrik, su ya da doğalgaz kullanmak, bedeli ödenmesi gereken bir hizmeti izinsiz tüketmektir. Bu hem hizmeti sağlayan kurumun hem de faturasını düzenli ödeyen diğer abonelerin hakkına girer; çünkü kayıp ve kaçak bedeli çoğu zaman herkese yansır. Böyle bir kullanımı olan kişi derhal bırakmalı, geçmişteki tüketimin yaklaşık bedelini ilgili kuruma ödemenin yolunu aramalıdır. Harama dayalı bu tüketimle iftar sofrası hazırlamanın manevi değeri de sorgulanır.
Teravihte safları sık tutmak ve omuz omuza durmak neden önemli?
Çünkü safları düzgün ve sık tutmak sünnettir ve namazın güzelliğindendir. Peygamberimiz namaza başlamadan önce cemaate dönüp safları düzeltmelerini, aralarda boşluk bırakmamalarını emreder; “Safları düzeltmek namazın tamamlanmasındandır” buyururdu. Omuzları ve ayakları hizalamak, önceki saf dolmadan arkada yeni saf başlatmamak bu sünnetin gereğidir. Ancak yanındakinin ayağına basacak ya da onu sıkıştıracak kadar zorlamak doğru değildir; ölçü, rahatsız etmeden boşluk bırakmamaktır.
“Kıyamet kopsa da elindeki fidanı dik” hadisi sahih mi?
Evet, bu anlamdaki rivayet Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde ve Buhârî’nin el-Edebü’l-Müfred’inde geçer ve âlimlerce kabul görmüştür.
Hadiste, kıyamet koparken birinin elinde bir hurma fidanı olsa ve onu dikmeye gücü yetse dikmesi tavsiye edilir. Bu söz, iyilik yapmanın sonucunu görmeye bağlı olmadığını, insanın son ana kadar yeryüzünü imar etmekle sorumlu olduğunu anlatır. Çevre bilinci açısından da güçlü bir mesajdır: Doğayı korumak ve yeşillendirmek, dünyanın geleceğiyle ilgili karamsarlığa rağmen sürdürülmesi gereken bir görevdir. Bu hadisi çocuklara anlatırken birlikte bir fidan dikmek unutulmaz bir tecrübe olur.
Birbirine küs iki akrabayı aynı iftar davetine çağırmak doğru mu?
Barıştırma niyetiyle, dikkatli ve hikmetli bir şekilde yapılırsa güzel ve sevaplı bir davranıştır. Kur’an müminlerin kardeş olduğunu bildirip aralarını düzeltmeyi emreder; Hz. Peygamber de insanların arasını bulmayı nafile namaz, oruç ve sadakadan daha üstün bir amel olarak tanıtmıştır. Ancak tarafları habersiz karşı karşıya getirmek bazen gerginliği artırabilir. Bu yüzden önce her biriyle ayrı ayrı konuşup gönüllerini yoklamak, davette kimseyi zorlamamak ve geçmiş kavgaları masaya getirmemek önemlidir. Aralarında ciddi bir hak meselesi varsa, sofrada değil ayrı bir ortamda helalleşmeye aracı olmak daha uygundur.
İşçinin ücretini zamanında ödemek cömertlikle ilgili mi?
Evet, ama önce bir haktır, sonra ahlaktır. İbn Mâce’deki rivayette “İşçiye ücretini alnının teri kurumadan verin” buyrulur. Ücreti geciktirmek kul hakkına girer; bayram öncesinde maaşı veya harçlığı zamanında, hatta biraz önce ödemek ise işverenin cömertliğini gösterir. Hz. Peygamber, yanında çalışanlara kendi yediğinden yedirmeyi, giydiğinden giydirmeyi ve güçlerinin üstünde iş yüklememeyi tavsiye etmiştir. Ramazan’da oruçlu çalışanın mesaisini hafifletmek, iftar vaktinde evinde olmasına imkân tanımak da bu anlayışın bugünkü uygulamalarıdır.
Korsan yazılım, film veya kitap kullanmak kul hakkı mı?
Evet. Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu, fikrî ve sınaî mülkiyet haklarının korunması gerektiğini, eser sahibinin izni olmadan eseri çoğaltmanın ve satmanın caiz olmadığını belirtmiştir. Yazılım, kitap, film ve müzik, emek ve sermayenin ürünüdür; izinsiz kullanmak bu emeğin karşılığını vermemek anlamına gelir. Ücretsiz sunulan veya lisansı buna izin veren eserler serbesttir. Korsan kullanan kişi lisans alarak veya kullanmayı bırakarak durumu düzeltmelidir.
Şaka olsun diye yalan söylemek günah mı?
Evet, insanları güldürmek için bile yalan söylemek doğru değildir. Peygamberimiz, insanları güldürmek için yalan söyleyene yazıklar olsun diyerek bunu üç kez tekrarlamıştır. Kendisi de şaka yapar, ama şakasında yalnızca doğruyu söylerdi. Latife ve espri caizdir; ölçüsü, yalan içermemesi, kimseyi küçük düşürmemesi ve korkutmamasıdır. “1 Nisan şakası” gibi kandırmaya dayalı şakalar da bu açıdan dikkat gerektirir.
Teraviha geç geldim, arka safta tek başıma kalırsam namazım olur mu?
Evet, Hanefî ve Şâfiî mezheplerine göre arka safta tek başına kılınan namaz sahihtir; ancak ön safta boşluk varken tek başına arkada durmak mekruhtur. Önde yer varsa oraya geçmek gerekir. Ön saf tamamen doluysa kişi biraz bekleyip yeni gelen biriyle saf oluşturabilir ya da tek başına arkada durabilir. Hanbelî mezhebinde ise arka safta tek başına kılınan namazın geçerli olmadığı görüşü bulunduğundan, bu mezhebi takip eden bir yakınınız varsa bu farkı bilmesi faydalıdır.
Birinin kusuruyla alay etmek veya lakap takmak günah mı?
Evet, Kur’an bunu açıkça yasaklar. Hucurât Suresi’nde müminlerin birbirini alaya almaması, kusur aramaması ve kötü lakaplarla çağırmaması emredilir; alay edilen kişinin, alay edenden daha hayırlı olabileceği hatırlatılır. Kilo, boy, şive, fiziksel engel veya aile üzerinden yapılan “şakalar” da bu kapsama girer. Kişiyi incitiyorsa, niyet şaka olsa bile kul hakkı doğar ve helallik gerektirir.
Gereksiz yere ağaç kesmek günah mı?
Evet, bir ihtiyaç ve meşru sebep olmadan ağaç kesmek, canlılara ve insanlara zarar verdiği için günahtır.
Hz. Peygamber, Mekke ve Medine’nin harem bölgelerindeki ağaçların kesilmesini yasaklamıştı. Ebû Dâvûd’daki bir rivayette ise insanların ve hayvanların gölgelendiği bir sedir ağacını haksız yere kesenler uyarılmıştır. Bu örnekler, ağacın canlılar için bir sığınak ve nimet olduğunu gösterir. Yapılaşma, yakacak veya tarım gibi gerçek ihtiyaçlar için kesim yapılabilir; ama mümkünse yerine yenisini dikmek ve kurallara uymak gerekir. Hilafına orman tahribi hem kamu hakkı ihlali hem de gelecek nesillere haksızlıktır.
Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer’in infakta yarışması nasıl olmuştu?
Tirmizî ve Ebû Dâvûd’un rivayetine göre Hz. Peygamber bir sefer için yardım isteyince Hz. Ömer, Ebû Bekir’i geçmek niyetiyle malının yarısını getirdi. Resûlullah ailesine ne bıraktığını sorunca “Bir o kadarını” dedi. Hz. Ebû Bekir ise bütün malını getirmişti; ailesine ne bıraktığı sorulunca “Onlara Allah’ı ve Resûlü’nü bıraktım” cevabını verdi. Hz. Ömer bunun üzerine onu hiçbir zaman geçemeyeceğini söyledi. Olay, hayırda yarışmanın güzelliğini gösterir; ancak bütün malı vermek Ebû Bekir’in özel tevekkül derecesine ve ailesinin rızasına bağlı bir örnektir, herkes için ölçü değildir.
İftarda misafire “Biraz daha alın” diye ısrarla yemek ikram etmek doğru mu?
Bir iki kez teklif etmek ikramın güzelliğindendir; fakat misafiri doyduğu hâlde zorlamak doğru değildir. Kur’an yiyip içmeyi ama israf etmemeyi emreder; hadiste de midenin üçte birinin yemeğe, üçte birinin suya, üçte birinin nefese ayrılması tavsiye edilir. Oruçlu kişi uzun açlıktan sonra fazla yediğinde rahatsızlanabilir; şeker, tansiyon veya mide hastası olan misafirler için ısrar sağlık sorununa bile yol açabilir. Misafir “Teşekkürler, doydum” dediğinde bunu kabul etmek ve gönül koymamak gerekir. Misafir de ikramı reddederken ev sahibinin emeğini takdir eden güzel bir dil kullanmalıdır.
Komşunun internetini (Wi-Fi) izinsiz kullanmak caiz mi?
Hayır. Şifresi tahmin edilerek veya kırılarak komşunun internetine bağlanmak, onun parasını ödediği hizmeti izinsiz kullanmak ve hızını düşürmek demektir; bu da kul hakkıdır. Komşu açıkça izin verdiyse ya da ağ herkesin kullanımına bilinçli olarak açık bırakılmışsa sakınca yoktur. Geçmişte izinsiz kullanan kişi, komşusundan helallik istemeli veya aboneliğe ortak olmayı teklif etmelidir. İslâm’da komşu hakkı çok önemlidir ve en küçük eziyetten bile kaçınılması istenir.
Teravih için camide seccade bırakıp yer tutmak doğru mu?
Kısa bir süreliğine, örneğin abdest tazelemek için ayrılırken yerinizi belirtmekte sakınca yoktur. Fakat camiye gelmeden önce başkası aracılığıyla seccade gönderip ön safta yer ayırtmak, sonra geç gelip safları yararak oraya geçmek uygun değildir. Cami herkesin ortak mekânıdır ve önce gelen yere daha çok hak sahibidir. Ön safın faziletini isteyen kişi erken gelmelidir. Yer ayırmak için bırakılan eşya yüzünden başkalarının arkada kalması kul hakkına da dokunabilir.
Hz. Osman’ın Rûme kuyusunu satın alıp bağışlaması ne anlatır?
Kamu yararına kalıcı bir hayır yapmanın, yani sadaka-i câriyenin güzel bir örneğini anlatır. Rivayetlere göre Medine’de tatlı suyu olan Rûme kuyusu ücretle kullanılıyordu. Hz. Peygamber, onu satın alıp Müslümanlara bağışlayana cennet müjdeledi; Hz. Osman kuyuyu satın alarak herkesin kullanımına açtı. Olay Tirmizî ve Nesâî’de geçer, Buhârî de bab başlığında anar. Hz. Osman’ın Tebük seferinde orduyu donatması da cömertliğinin bilinen örneklerindendir. Bu kıssa, bireysel yardımlar yanında su, okul, yol gibi toplumun ortak ihtiyaçlarına yapılan bağışların değerini hatırlatır.
Kalabalık camide omuzların üstünden atlayarak ön safa geçmek caiz mi?
Hayır, oturanların omuzlarının üstünden aşarak öne geçmek mekruhtur ve cemaate eziyettir. Peygamberimiz cuma günü insanların omuzlarını aşarak ilerleyen birine “Otur, insanlara eziyet ettin” buyurmuştur. Aynı durum Ramazan’da teravih, Kadir gecesi ve bayram namazı kalabalıklarında da geçerlidir. Ön safta açık bir boşluk varsa ve oraya başka yol yoksa kibarca izin isteyerek geçilebilir. Aksi halde nereye yetişildiyse orada oturmak edebe uygundur.
Kuşlara ekmek kırıntısı vermek sevap mı?
Evet, artan kırıntıları kuşlara ve hayvanlara vermek hem israfı önler hem de sevap kazandırır.
Peygamberimiz, susuz bir köpeğe su veren kişinin bu iyiliği sebebiyle bağışlandığını haber vermiş ve “Her canlıya yapılan iyilikte sevap vardır” buyurmuştur (Buhârî, Müsâkât; Müslim, Selâm). Ancak iyi niyetle yapılan bu işte bazı noktalara dikkat etmek gerekir: Küflü veya tuzlu yiyecekler hayvanlara zarar verebilir; kalabalık yerlerde fazla yiyecek bırakmak çevre kirliliğine ve haşereye yol açabilir. Ölçülü, temiz ve uygun yerlere bırakılan yiyecek hem hayvanın hakkını gözetir hem de çevreyi korur.
Misafir olduğum iftarda sevmediğim yemeği yememek ayıp mı?
Hayır, ayıp değildir; ancak yemeği kusurlamadan, sessizce yememek sünnete uygundur. Hz. Ebû Hüreyre, Resûlullah’ın hiçbir yemeği kötülemediğini, canı çekerse yediğini, çekmezse bıraktığını anlatır. Buna göre sevmediğiniz bir yemeği tabağınıza almamanız veya az almanız normaldir. Ancak “Bu olmamış”, “Tuzu fazla” gibi sözlerle ev sahibinin emeğini küçümsemek incitici olur ve sünnete aykırıdır. Ev sahibi sorarsa nazikçe “Teşekkür ederim, diğerlerinden aldım” demek yeterlidir. Yemeğin bir kısmı alerji veya sağlık nedeniyle yenemiyorsa bunu açıkça söylemekte de sakınca yoktur.
Yolda bulduğum parayı veya cüzdanı alabilir miyim?
Hayır, bulunan mal (lukata) sahibine ait bir emanettir. Değerli bir eşya veya para bulunursa sahibine ulaştırılmaya çalışılır; bugün bunun en güvenli yolu emniyete veya ilgili kurumlara teslim etmektir. Hadiste bulunan malın bir süre ilan edilmesi istenmiş, sahibi çıkarsa ona verilmesi emredilmiştir. Çok küçük ve sahibinin aramayacağı şeyler için ise aynı titizlik gerekmez. Bulduğunu kendine mal edip sonra sahibi ortaya çıkan kişi, onu veya bedelini iade etmekle yükümlüdür.
Diyet veya hastalık nedeniyle iftar davetindeki ikramları reddetmem saygısızlık olur mu?
Hayır, saygısızlık olmaz. Sağlığı korumak dinin gözettiği temel amaçlardandır ve kişinin kendisine zarar verecek bir yiyeceği sırf gönül kırmamak için yemesi gerekmez. Kur’an, kendini tehlikeye atmayı yasaklar. Şeker, tansiyon, çölyak, alerji veya hekim tavsiyesiyle uygulanan bir diyet söz konusuysa, bunu ev sahibine kısaca söylemek anlayışla karşılanacak bir durumdur. Mümkünse davetten önce haber vermek, ev sahibinin size uygun bir şey hazırlamasını kolaylaştırır. Ev sahibi de bu konuda ısrar etmemeli, misafirin sağlığını ikramın önüne koymalıdır.
Evde gereksiz ışıkları açık bırakmak israf mı?
Evet, kullanılmayan odalarda ışık ve cihaz açık bırakmak enerji israfıdır.
Elektrik, ücretini ödesek bile sınırlı kaynaklarla üretilen ve çevreye yükü olan bir nimettir. Buhârî ve Müslim’deki bir rivayette Peygamberimiz yatarken lambaların söndürülmesini tavsiye etmiştir; bu tavsiyenin temelinde güvenlik olsa da gereksiz yakmamayı da hatırlatır. Sahurda bütün evi aydınlatmak yerine sadece kullanılan alanı aydınlatmak, bekleme konumundaki cihazları kapatmak, verimli ampuller kullanmak basit tedbirlerdir. Bunlar hem aile bütçesini korur hem de toplumun ortak kaynaklarına saygıdır.
Hz. Peygamber kendisinden bir şey istendiğinde ne yapardı?
Hiç “hayır” demezdi. Câbir b. Abdullah’ın rivayetine göre Resûlullah’tan bir şey istendiğinde asla “yok” dememiştir. Elinde varsa verir, yoksa güzel bir sözle gönlünü alır veya imkân doğunca vermeyi vaat ederdi. Müslim’deki bir rivayette, iki dağ arasını dolduran koyunları bir kişiye verdiği, adamın da kavmine dönüp “Müslüman olun, Muhammed fakirlik korkusu olmayan birinin verişiyle veriyor” dediği anlatılır. Bu tavır, bizim için de ihtiyaç sahibini kırmadan karşılamanın ölçüsüdür; verecek bir şey olmasa da güzel sözü esirgememek gerekir.
Kasiyer yanlışlıkla fazla para üstü verdiyse iade etmeli miyim?
Evet. Yanlışlıkla fazla verilen para, veren kişinin veya işletmenin hakkıdır; almak ve saklamak caiz değildir. Çoğu zaman bu fark gün sonunda kasiyerin kendi cebinden çıkar, dolayısıyla doğrudan bir çalışanın mağdur olmasına yol açabilir. Fark fark edildiği anda iade etmek en doğrusudur; sonradan fark edilirse işletmeye götürülür. Aynı şekilde fazla gönderilen havale, yanlış hesaba yatırılan para veya faturaya yansımayan ürün de sahibine bildirilmelidir.
Ramazan’da öfkeyle “boş ol” demek geçerli mi?
Hanefî mezhebine göre öfke anında bilinçli olarak söylenen boşama sözü, kişi ne dediğini biliyorsa geçerlidir; oruçlu olmak veya Ramazan’da olmak bunu değiştirmez. Ancak öfkenin, kişinin ne söylediğini bilemeyecek derecede şuurunu kaybettiği durumlarda âlimler talakın geçerli olmadığını belirtmiştir. Durum kişiden kişiye değiştiği için mutlaka müftülüğe başvurulmalıdır; Diyanet’in aile irşat büroları bu konuda yardımcı olur. En doğrusu, öfke anında hiçbir karar vermemek ve bu tür sözleri ağza almamaktır.
Teravih sonrası nafile kılanın önünden geçmek günah mı?
Evet, namaz kılan kişinin secde yerinin önünden geçmek mekruhtur ve kaçınılmalıdır. Peygamberimiz namaz kılanın önünden geçen kişinin bunun vebalini bilseydi, geçmektense kırk (gün, ay veya yıl) beklemeyi tercih edeceğini bildirmiştir. Namaz kılan kişi önüne sütre (bir eşya) koymuşsa sütrenin ötesinden geçmekte sakınca yoktur. Cemaatle kılınan namazda imamın sütresi cemaat için de sütre sayılır. Kalabalık camide çıkarken arka safların ve boş geçitlerin tercih edilmesi gerekir.
Ev sahibi yorulmasın diye iftar davetine yemek yapıp götürmek uygun mu?
Evet, ev sahibiyle önceden konuşularak yapılırsa güzel ve yardımlaşma ruhuna uygun bir davranıştır. Kur’an iyilik ve takvada yardımlaşmayı emreder. Ramazan’da iftar hazırlığı ev sahibi için ciddi bir yük olabilir; bir tatlı, çorba veya salata getirmek bu yükü hafifletir. Ancak habersiz yemek götürmek, bazı ev sahiplerinde “Yemeğim beğenilmeyecek mi?” endişesi uyandırabilir ya da menüyle çakışabilir. Bu yüzden önceden “Ben de bir şey getirebilir miyim?” diye sormak en doğrusudur. Ev sahibi istemezse ısrar etmemek, onun ikram etme hakkına saygı göstermektir.
İhtiyaç olmadan sürekli yeni kıyafet almak israf mı?
Gerçek bir ihtiyaç yokken sadece moda veya gösteriş için sürekli kıyafet almak israf kapsamına girer.
Güzel giyinmek dinen övülmüştür; Allah kulunun üzerinde nimetinin eserini görmekten hoşlanır. Ancak dolapta giyilmeyen, etiketi bile çıkarılmamış kıyafetler birikiyorsa bu ölçünün aşıldığını gösterir. Hızlı moda sektörü aynı zamanda büyük miktarda su tüketimine ve tekstil atığına sebep olur. Almadan önce “Buna gerçekten ihtiyacım var mı?” diye sormak, kullanılmayan kıyafetleri ihtiyaç sahiplerine vermek, eskileri tamir ettirmek hem israfı hem de çevre yükünü azaltır.
Öfkeyle ettiğim yemin geçerli mi?
Evet, kişi ne dediğini bilerek “Vallahi şunu yapmayacağım” gibi gelecek hakkında yemin ederse, öfkeli olsa da yemin geçerlidir. Yemin ettiği şeyi yapmak daha hayırlıysa, Peygamberimizin tavsiyesine uyarak yemini bozup kefaretini ödemesi uygundur. Yemin kefareti on fakiri doyurmak veya giydirmek, buna gücü yetmezse üç gün oruç tutmaktır. Öfke anında yemin etmek, sonradan pişmanlık ve yük getirir; dili bundan korumak gerekir.
Satarken malın kusurunu gizlemek kul hakkı mı?
Evet. İkinci el araba, ev, telefon veya herhangi bir malın bilinen kusurunu saklayarak satmak aldatmadır. Peygamberimiz, çarşıda ıslak buğdayı alta koyup kuruyu üste yayan satıcıya “Aldatan bizden değildir” buyurmuştur. Kusur gizlenerek satılan malda alıcının fiyat farkı kadar hakkı doğar; fıkıhta alıcıya malı iade etme hakkı (ayıp muhayyerliği) tanınmıştır. Böyle bir satış yapan kişi, alıcıyı bulup farkı ödemeli veya helallik almalıdır.
Sosyal markete veya gıda bankasına bağış yapmak sevap mı?
Evet, güvenilir bir kurum aracılığıyla ihtiyaç sahibine ulaşan her bağış sadaka sevabı kazandırır. Sosyal marketler ve gıda bankaları, ihtiyaç sahiplerinin onurunu koruyarak kendi seçtikleri ürünleri almalarına imkân tanıdığı için yardımın mahcup etmeden yapılmasına da katkı sağlar. Bağış yaparken kurumun resmî ve denetlenen bir yapı olmasına dikkat etmek gerekir. Bu tür bağışlar genel sadaka niyetiyle yapılır; zekât veya fitre niyetiyle verilecekse bağışın bir fakire mülk olarak ulaştırılması şarttır, bu konuda kurumdan bilgi alınmalı veya müftülüğe danışılmalıdır.
Teravihte sandalyede namaz kılan kişi sandalyeyi safta nereye koymalı?
Sandalye, arka ayakları saftaki diğer cemaatin topuk hizasına gelecek şekilde konulmalı ve mümkünse safın kenarına yerleştirilmelidir. Böylece hem saf düzeni korunur hem de arkadaki kişinin secde yeri daralmaz. Kıyamda ayakta durabilen kişi ayakta durup yalnızca rükû ve secde için oturabilir. Sandalyenin safın ortasına konması, özellikle kalabalık Ramazan gecelerinde arka safı zorlaştırabilir; bu yüzden kenarlar tercih edilmelidir. Ayrıntı için cami görevlisine veya müftülüğe danışılabilir.
Haklıyken tartışmayı bırakmanın sevabı var mı?
Evet. Peygamberimiz, haklı olduğu hâlde tartışmayı (mira) terk eden kişiye cennetin kenarında bir köşk garantisi verdiğini bildirmiştir. Bu, hakkından vazgeçmek değil, inatlaşmaya ve kırıcılığa dönüşen söz düellosunu bitirmektir. Hak aranacaksa sakin bir zamanda, uygun yolla aranır. Oruçluyken özellikle trafikte, sırada veya iş yerinde çıkan küçük münakaşaları büyütmemek orucun ruhuna uygundur.
Herkesin bir yemek getirdiği ortak iftar düzenlemek sünnete uygun mu?
Evet, uygundur ve sahabe hayatında benzer örnekleri vardır. Hz. Peygamber, yolculukta veya yiyecek azaldığında herkesin elindekini bir araya getirip birlikte yemesini tavsiye etmiş ve bereket için dua etmiştir. Ayrıca Eş’arî kabilesinin, yiyecekleri azaldığında ellerindekini bir örtüde toplayıp eşit paylaştıkları, Peygamberimizin de bu davranışlarını övdüğü rivayet edilir. Ortak iftar, tek bir ailenin yükünü hafifletir, maddi durumu zayıf olanların da ev sahibi olma sevincini paylaşmasını sağlar. Getirilen yemeğin miktarı veya değeri konusunda kimseyi mahcup etmemek, bu buluşmaların ruhunu korur.
Komşudan gelen tabağı boş göndermemek dinî bir kural mı?
Hayır, dinî bir kural değil, güzel bir örf ve incelik geleneğidir. Tabağı boş göndermek günah değildir; ancak içine bir şey koyarak iade etmek, hediyeye karşılık vermenin sünnet olmasıyla ve komşuluk hakkını gözetmenin tavsiye edilmesiyle uyumludur. Tabağa illa yemek konması şart değil; birkaç şeker, bir meyve veya elde yoksa bir dua da yeterlidir. Bu gelenek karşı tarafa yük olmaya dönüşmemeli, tabağın “dolu gitmesi gerekir” düşüncesiyle iade geciktirilmemelidir. Temiz yıkanıp zamanında geri verilmesi, esas önemli olan edeptir.
Lüks otel veya restoranlarda pahalı iftarlara katılmak israf mı?
Tek başına haram değildir; ancak imkânı zorlayan, gösteriş amaçlı veya sık tekrarlanan pahalı iftarlar israfa girer.
Helal kazançla, kişinin gücü dâhilinde ailece dışarıda iftar etmek caizdir. Ölçüyü belirleyen, harcamanın kişinin maddi durumuna uygunluğu ve niyettir. Borçlanarak, sosyal medyada gösteriş yapmak için veya ihtiyaç sahiplerini tamamen unutarak yapılan harcamalar orucun ruhuyla bağdaşmaz. Oruç açlığı hissettirerek yoksulu hatırlatmayı amaçlar. Pahalı bir iftarın bedeliyle birkaç ailenin iftarının karşılanabileceğini düşünmek, dengeli karar vermeye yardımcı olur.
Tartıda ve ölçüde eksik vermek kul hakkı mı?
Evet ve Kur’an bunu açıkça kınar. Mutaffifîn Suresi, alırken tam alıp verirken eksik verenleri uyararak başlar. Terazi, metre, sayaç veya dijital tartıyla hile yapmak, her müşterinin hakkından küçük parçalar almak demektir; hak sahipleri çok olduğu için ödemek de zorlaşır. Ramazan’da artan alışverişte esnafın bu konuda daha da titiz olması gerekir. Geçmişte böyle bir hile yapmış kişi, tahmini miktarı hesaplayıp müşterilerine ulaşamıyorsa sadaka olarak dağıtmalıdır.
Teravihte imamdan önce rükûya veya secdeye gitmek namazı bozar mı?
Bir rükünde imamdan önce davranıp imam o rükne yetişmeden ayrılmak namazı bozabilir; imamdan önce hareket etmek her durumda mekruhtur. Peygamberimiz imamdan önce başını kaldıran kişinin başının eşek başına çevrilmesinden korkmadığını mı diye sert bir uyarıda bulunmuştur. Teravihin hızlı kılındığı camilerde acele eden cemaat bu hataya düşebilir. Cemaatin görevi imamı takip etmektir: imam tekbiri tamamladıktan sonra harekete geçmek sünnete uygundur.
“Kendi paramı istediğim gibi harcarım” demek doğru mu?
Hayır, İslâm’a göre mal Allah’ın insana verdiği bir emanettir; sahibi olsak da harcamasından hesap veririz.
Tirmizî’nin rivayet ettiği bir hadiste, kıyamet günü insanın malını nereden kazanıp nereye harcadığından sorulmadıkça yerinden ayrılamayacağı bildirilir. Kur’an da insanları Allah’ın kendilerini halef kıldığı mallardan infak etmeye çağırır. Bu, meşru ihtiyaçlar için harcama yapmayı kısıtlamaz; ama savurganlık, haram harcama ve başkalarının haklarını ihmal etme özgürlüğü de tanımaz. Mülkiyet hakkı ile ahlaki sorumluluk birlikte düşünülmelidir.
Bana kötü söz söyleyene nasıl karşılık vermeliyim?
Kur’an, kötülüğü en güzel olanla savmayı tavsiye eder; böylece aranızda düşmanlık bulunan kişinin sıcak bir dost gibi olabileceğini bildirir. Kişi uğradığı haksızlığa eşit ölçüde karşılık verebilir, ama sabretmek ve affetmek daha üstündür. Oruçlu için tavsiye edilen, sövgüye sövgüyle karşılık vermemek, “Ben oruçluyum” deyip uzaklaşmaktır. Ciddi bir hak ihlali varsa hukuki yollara başvurmak da meşrudur.
Ev sahibinin iftarda misafirlere bizzat hizmet etmesi sünnet mi?
Evet, misafire bizzat hizmet etmek peygamber ahlakına uygun, güzel bir davranıştır. Kur’an, Hz. İbrahim’in kendisine gelen misafirlere hemen gidip semiz bir buzağı getirdiğini ve onlara bizzat ikram ettiğini anlatır. Hz. Peygamber’in de misafirlerine kendi eliyle ikramda bulunduğu, evinde ailesine yardım ettiği bilinmektedir. Ev sahibinin su, hurma veya yemek sunmakla ilgilenmesi misafire değer verdiğini gösterir. Ancak bu hizmetin ev sahibini sofradan tamamen koparmaması, onun da vaktinde iftarını açabilmesi gerekir. İşleri aile fertleri arasında paylaştırmak hem yükü hafifletir hem de sevabı çoğaltır.
Hayvanlara eziyet etmek de hak ihlali sayılır mı?
Evet. Hayvanların da hakkı vardır ve onlara eziyet etmek günahtır. Peygamberimiz, bir kediyi hapsedip aç bırakan kadının bu yüzden azaba uğradığını, susuz bir köpeği sulayan kişinin ise bağışlandığını haber vermiştir. Başka bir hadiste kıyamette hakların sahiplerine verileceği, hatta boynuzsuz koyunun hakkının boynuzlu koyundan alınacağı bildirilir. Sokak hayvanlarına zulmetmek, evcil hayvanı bakımsız bırakmak veya yük hayvanını gücünden fazla yormak bu kapsamdadır.
İftar davetine davetsiz biri gelirse ev sahibi ne yapmalı?
Ev sahibine sormak sünnettir; o da isterse kabul eder. Buhârî’deki rivayette Ebû Şuayb adlı sahâbî Hz. Peygamber’i ve dört kişiyi yemeğe davet etmiş, onlara davetsiz biri katılmıştı. Resûlullah kapıda ev sahibine “Bu kişi bizimle geldi; dilersen izin ver, dilersen dönsün” dedi; ev sahibi de izin verdi. Bu olay hem davetsiz gitmenin adap dışı olduğunu hem de ev sahibinin cömertçe kabul etmesinin güzelliğini gösterir. Ramazan’da kapıya gelen, sofraya yetişen birini geri çevirmemek, yukarıdaki “iki kişinin yemeği üç kişiye yeter” ilkesinin uygulamasıdır.
İmam teravihi hızlı kıldırıyor diye onu cemaat önünde eleştirmek doğru mu?
Hayır, imamı cemaat önünde eleştirmek ve azarlamak cami adabına aykırıdır. Tadil-i erkâna uymayan aceleci bir kılış gerçekten sorun ise bu, uygun bir zamanda ve baş başa, nazik bir dille imama iletilmeli; çözülmezse müftülüğe bildirilmelidir. Öte yandan Peygamberimiz imamların cemaat içinde yaşlı, hasta ve ihtiyaç sahibi bulunduğunu göz önünde bulundurarak namazı hafif tutmalarını istemiştir. Hafiflik ile acele farklıdır; her iki taraf da ölçüyü gözetmelidir.
Birisi hakkında kötü zanda bulunmak (sû-i zan) günah mı?
Evet, delilsiz olarak bir müminin kötü niyetli olduğunu düşünmek ve buna göre davranmak günahtır. Kur’an, zannın çoğundan kaçınmayı, çünkü bazı zanların günah olduğunu bildirir ve aynı ayette tecessüs ile gıybeti yasaklar. Peygamberimiz de zandan sakınmayı, zannın sözlerin en yalanı olduğunu söylemiştir. Gıybet çoğu zaman kötü zanla başlar; bu yüzden dili korumak, önce düşünceyi korumakla başlar.
İftardan sonra misafiri kapıya kadar uğurlamak sünnet mi?
Misafiri kapıya kadar uğurlamak köklü bir edep kuralıdır; bu konuda gelen “Misafiri kapıya kadar geçirmek sünnettendir” rivayeti ise zayıftır. İbn Mâce’de yer alan bu hadisin senedi hadis âlimlerince zayıf kabul edilmiştir. Bununla birlikte misafire ikramı emreden sahih hadisler, onu güler yüzle karşılamayı ve saygıyla uğurlamayı da kapsar. Kapıya kadar gelip teşekkür etmek, dua etmek ve “Yine bekleriz” demek hem misafirin gönlünü hoş eder hem de örfümüzde misafire verilen değerin ifadesidir. Hanımların ve yaşlıların gece geç saatte güvenle evlerine ulaşmasına yardımcı olmak da misafirperverliğin parçasıdır.
Komşu hakkı neleri kapsar?
Komşu hakkı; komşuya eziyet etmemeyi, onu gürültü, koku, çöp, park ve benzeri konularda rahatsız etmemeyi, ihtiyacında yardım etmeyi ve sevincini, kederini paylaşmayı kapsar. Peygamberimiz, komşusu kendisinin kötülüklerinden emin olmayan kişinin gerçek anlamda iman etmiş olmayacağını yeminle ifade etmiştir. Cebrail’in komşu hakkını o kadar tavsiye ettiğini, neredeyse komşuyu mirasçı kılacağını sandığını da bildirmiştir. Ramazan, komşularla iftar paylaşıp eski kırgınlıkları gidermek için güzel bir zamandır.
Ramazan gündüzü hasta veya yolcu misafire yemek ikram etmek caiz mi?
Evet, caizdir. Hasta, yolcu, yaşlı, hamile veya çocuk gibi oruç tutmakla yükümlü olmayan ya da ruhsat sahibi misafire gündüz yemek ikram etmek günah değil, misafirperverliğin gereğidir. Kur’an hasta ve yolcuya oruç tutmama ruhsatı vermiştir; bu ruhsatı kullanan kişiye ikramda bulunmak ona kolaylık sağlamaktır. İkram yapılırken, oruçlu olanların yanında değil, uygun bir ortamda sunulması nezakete daha uygundur. Mazereti olmadığı hâlde bilerek orucunu yemek isteyene yemek ikram etmek ise günaha yardım anlamı taşıyacağından doğru değildir.
Teravihin rekât sayısı yüzünden camide tartışmak doğru mu?
Hayır. Teravihin 20 rekât kılınması dört mezhebin ve Diyanet’in esas aldığı uygulamadır; 8 rekât kılıp ayrılan kişinin de nafile olarak kıldığı namazın sevabı vardır. Bu konuda camide sesli tartışmak, birbirini bidatçilikle suçlamak kardeşliği zedeler ve Ramazan’ın huzurunu bozar. Kur’an, mescitleri Allah’ın anıldığı yerler olarak tanımlar; kavga ve münakaşa yeri değildir. Farklı görüşteki kişi imamın uygulamasına saygı göstermeli, ilmî soruyu uygun zamanda sormalıdır.
Zengin birinin lüks yaşaması israf sayılır mı?
Zenginin durumuna uygun, helal ve rahat bir yaşam israf değildir; ölçüsüz, gösterişli ve başkasının hakkını unutan lüks ise israftır.
İslâm zenginliği kötülemez; zekât, sadaka ve infak vererek toplumun kalkınmasına katkı sunan zenginleri över. Ölçü kişiden kişiye değişse de bazı sınırlar herkes için geçerlidir: Haram eşyalar kullanmamak, kibir ve gösteriş için harcamamak, zekâtı ve hakları eksiksiz ödemek. Kur’an’da Kârûn kıssası, servetiyle şımaran ve nimeti kendi bilgisine bağlayan birinin sonunu anlatır. Zengin, imkânını yalnız kendi konforu için değil, ihtiyaç sahipleri için de bir fırsat olarak görmelidir.
Anne babadan helallik istemek gerekir mi?
Evet, özellikle onları kırdığımız, ihmal ettiğimiz veya haklarını yerine getirmediğimiz durumlar varsa helallik istemek çok güzel bir davranıştır. Kur’an, anne babaya “öf” bile denmemesini, onlara güzel söz söylenmesini ve merhamet kanatlarının indirilmesini emreder. Anne baba hayattaysa gönüllerini alıp hayır dualarını istemek, vefat etmişlerse onlar için dua, istiğfar ve sadaka ile iyiliğe devam etmek gerekir. Onların dostlarına ikram etmek de vefattan sonraki iyiliklerdendir.
Başkalarının kusurunu araştırmak, telefonunu karıştırmak günah mı?
Evet, insanların gizli hâllerini araştırmak (tecessüs) Kur’an’da açıkça yasaklanmıştır. Bir başkasının mesajlarını, telefonunu veya özel yazışmalarını izinsiz okumak, kapı dinlemek ya da ekran görüntüsü alıp yaymak bu kapsama girer; ayrıca kul hakkıdır. Peygamberimiz, müminlerin ayıplarını araştıranın ayıplarının da ortaya çıkarılacağını bildirmiştir. Çocukların güvenliği gibi meşru sorumluluklar ise bundan ayrıdır ve ölçülü yapılmalıdır.
Ramazan’da akrabada misafir kalırken kaç gün kalmak uygundur?
Hadislere göre misafirlik üç gündür; bundan sonrası ev sahibinin gönlüne ve imkânına bağlıdır. Hz. Peygamber, misafire bir gün bir gece özel ikramda bulunulmasını, misafirliğin üç gün olduğunu, ötesinin sadaka sayıldığını ve misafirin ev sahibini sıkıntıya sokacak kadar uzun kalmasının helal olmadığını bildirmiştir. Ramazan’da iftar ve sahur hazırlığı ev sahibinin yükünü artırdığı için bu ölçüye daha da dikkat etmek gerekir. Uzun kalınacaksa masraflara katılmak, ev işlerinde yardım etmek ve ailenin ibadet düzenine uyum sağlamak misafirin inceliğidir. Ev sahibi içtenlikle kalmanızı istiyorsa daha uzun kalmakta sakınca yoktur.
Yardım ederken karşımdakini mahcup etmemek için ne yapmalıyım?
Yardımı gizli, sessiz ve onu küçültmeyecek bir üslupla yapmak gerekir. Kur’an, sadakayı başa kakma ve eziyetle boşa çıkarmamayı emreder. Bunun için birkaç pratik öneri:
- Yardımı başkalarının gözü önünde değil, baş başa ya da bir aracıyla ulaştırın.
- “Hediye”, “misafir payı” gibi gönül alıcı ifadeler kullanın.
- Soruşturur gibi ihtiyacını ayrıntılı sormayın.
- Fotoğraf çekmeyin, sonradan da anlatmayın.
- Yardımı “ben verdim” değil “Allah’ın emaneti ulaştı” duygusuyla verin.
Yardım alanın onuru korunduğunda iyilik gerçek anlamını bulur.
Zamanı boşa harcamak da israf mı?
Evet, zaman da bir nimettir ve onu faydasız geçirmek bir tür israftır.
Buhârî’nin rivayetine göre Peygamberimiz, “İki nimet vardır ki insanların çoğu onlarda aldanmıştır: sağlık ve boş vakit” buyurmuştur. Asr Suresi de zamana yemin ederek insanın ziyanda olduğunu, iman edip salih amel işleyenlerin ise bundan kurtulduğunu bildirir. Bu, dinlenmeyi ve meşru eğlenceyi yasaklamaz; dinlenmek de bir ihtiyaçtır. Ancak Ramazan gibi bereketli bir zamanın uzun saatlerini amaçsızca geçirmek büyük bir kayıptır. Günlük küçük bir plan yapmak zamanı değerlendirmeye yardımcı olur.
Bir kardeşimin ayıbını örtmenin sevabı nedir?
Peygamberimiz, bir Müslümanın ayıbını örten kişinin ayıbını Allah’ın dünyada ve ahirette örteceğini müjdelemiştir. Birinin gizli bir hatasını öğrenmek, onu yaymak için değil, gerekiyorsa baş başa ve nazikçe uyarmak için bir emanettir. Bu, zulmü veya başkalarına zarar veren suçları gizlemek anlamına gelmez; bunlar ilgili mercilere bildirilir. Ramazan’da başkasının kusurunu değil kendi eksiğini düşünmek daha kazançlıdır.
Eşler arasında kul hakkı olur mu, eşimle nasıl helalleşirim?
Evet, eşler birbirinin en yakını olsa da aralarındaki hakların ihlali de kul hakkıdır. Eşin malını izinsiz harcamak, mehir veya nafaka hakkını vermemek, kırıcı söz ve davranış, ihmal ve şiddet bu kapsamdadır. Peygamberimiz, insanların en hayırlısının ailesine karşı en hayırlı olan olduğunu söylemiştir. Helalleşme, kusurları açıkça kabul edip özür dilemek, maddi hakları iade etmek ve davranışı düzeltmekle olur. Şiddet söz konusuysa profesyonel destek ve hukuki yollar da ihmal edilmemelidir.
Kimseden bir şey istemeyen iffetli yoksulları nasıl fark edebilirim?
Dikkatli bir gözle ve yakın çevreyi tanıyarak fark edilebilirler. Kur’an, bu kişileri “iffetlerinden dolayı bilmeyen onları zengin sanır; sen onları simalarından tanırsın, insanlardan yüzsüzce bir şey istemezler” diye tanıtır. Hz. Peygamber de gerçek yoksulun bir iki lokmayla kapı kapı dolaşan değil, ihtiyacı olduğu hâlde fark edilmeyen ve kimseden istemeyen kişi olduğunu söylemiştir. Emekli yaşlılar, işini kaybetmiş aileler, öğrenciler ve dul kadınlar bu grupta olabilir. Mahalle imamı, muhtar veya güvenilir komşulardan bilgi almak, bu insanlara onurlarını incitmeden ulaşmanın yoludur.
Misafire ikram etmek imanın gereği mi?
Evet, hadiste misafire ikram imanın bir göstergesi olarak anılır. Hz. Peygamber, “Allah’a ve ahiret gününe iman eden misafirine ikram etsin” buyurmuştur. Bu, misafirperverliğin yalnızca bir gelenek değil, imanla bağlantılı bir ahlaki sorumluluk olduğunu gösterir. İkram, kişinin gücü ölçüsündedir; sade bir çorba ve güler yüz de ikramdır. Ramazan’da bu fazilet, oruçluya iftar ettirmenin sevabıyla birleşerek daha da değer kazanır. Misafire ikram, onu küçümsememek, mahcup etmemek ve rahat hissettirmek gibi manevi incelikleri de kapsar. Mali gücü yetmeyen kişi için güzel söz ve samimi dua da bir ikramdır.
Ramazan gecelerini saatlerce ekran başında geçirmek vakit israfı mı?
Saatlerce amaçsızca ekrana bakmak, Ramazan gecelerinin bereketini kaçırmaya yol açan bir vakit israfıdır.
Ekran başında geçirilen zaman kendi başına haram değildir; faydalı bir program izlemek veya ailece kısa bir vakit geçirmek masum olabilir. Sorun, teravih, Kur’an, dua ve uyku düzeninin bu yüzden aksamasıdır. Özellikle Ramazan’ın son on gecesi Kadir gecesini arama zamanıdır. Telefon için süre sınırı koymak, sosyal medya bildirimlerini kapatmak, iftardan sonra belirli bir saatte ekranları kaldırmak gibi pratik adımlar ibadetlere yer açar. Burada amaç suçluluk duygusu değil, bilinçli tercih yapmaktır.
Bana yardım edene teşekkür etmek dinen gerekli mi?
Evet, teşekkür etmek güzel ahlakın ve şükrün bir parçasıdır. Hz. Peygamber “İnsanlara teşekkür etmeyen Allah’a şükretmez” buyurmuştur. Başka bir hadiste, kendisine iyilik yapılan kişinin iyilik yapana “Cezâkallâhu hayran” (Allah seni hayırla mükâfatlandırsın) demesinin övgünün en güzeli olduğu bildirilir. Yardımı alan kişi imkânı olursa karşılık verir, olmazsa dua eder ve iyiliği anar. Ancak veren taraf teşekkür beklememeli; Kur’an, iyilik yapanların “Sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz” dediğini örnek gösterir.
Birini uyarmak ile arkasından konuşmak arasındaki fark ne?
Fark, kime ve ne amaçla konuşulduğundadır. Nasihat, hatayı kişinin kendisine, mümkünse baş başa, yumuşak bir dille ve düzelmesi amacıyla söylemektir. Gıybet ise o kişi yokken, düzelmesine katkı sağlamayan başkalarına kusurunu anlatmaktır. “Onun iyiliği için söylüyorum” diyerek herkese anlatmak nasihat değildir. Âlimler, herkesin önünde yapılan uyarının çoğu zaman azar ve teşhire dönüştüğünü, gizli nasihatin daha etkili olduğunu belirtmiştir.
Camide ayakkabıları nereye koymak gerekir?
Ayakkabılar camideki ayakkabılıklara veya poşete konulup yanınızda, önünüze değil, yan tarafınıza ya da arkanıza bırakılmalıdır. Kalabalık teravih gecelerinde kapı önüne gelişigüzel bırakılan ayakkabılar geçişi zorlaştırır ve düşmelere yol açabilir. Ayakkabıyı secde yerinin önüne koymak edebe aykırı görülür. Tabanı kirli ayakkabıyı halıya koymaktan kaçınmak, çamurlu günlerde tabanı silmek de temizlik açısından gereklidir. Ayakkabı kaybolma endişesi için poşet kullanmak iyi bir yoldur.
İftar davetini evde vermekle lokantada vermek arasında fark var mı?
Dinî hüküm bakımından fark yoktur; ikisinde de oruçluya iftar ettirme sevabı umulur. Evde verilen davet genellikle daha samimi, daha az masraflı ve ev ortamında namaz kılmaya daha elverişlidir. Lokanta ise ev sahibinin yükünü azaltır, kalabalık davetler için pratiklik sağlar. Lokanta tercih edilirse şunlara dikkat etmek gerekir:
- Yemeklerin helal olduğundan emin olmak.
- Ortamda içki, uygunsuz müzik veya görüntü bulunmaması.
- Akşam namazı için mescit veya uygun bir yer olması.
- Gösteriş ve israfa kaçmamak.
Hangi yol seçilirse seçilsin, asıl ölçü niyetin samimiyeti ve misafirin rahatıdır.
Sağlığı bozacak kadar çok yemek israf sayılır mı?
Evet, midenin kaldıramayacağı kadar yemek hem israftır hem de sağlığa zarar verdiği için sakıncalıdır.
Tirmizî ve İbn Mâce’nin rivayetine göre Peygamberimiz, “İnsanoğlu midesinden daha kötü bir kap doldurmamıştır” buyurmuş ve midenin üçte birinin yemeğe, üçte birinin suya, üçte birinin nefese ayrılmasını tavsiye etmiştir. Beden de Allah’ın emanetidir; ona bilerek zarar vermek doğru değildir. İftarda aşırı yemek, teravihte ağırlık ve uyku haline yol açar. Yavaş yemek, küçük tabak kullanmak ve doyduğunu hissedince bırakmak bu hadisin pratik uygulamasıdır. Özel sağlık durumlarında hekime danışılmalıdır.
Başkasının ayakkabısını yanlışlıkla giyip gitsem ne yapmalıyım?
Fark eder etmez ayakkabıyı camiye geri götürüp aynı yere bırakmalı, mümkünse kendi ayakkabınızı bulmalısınız. Yanlışlıkla alınan eşya emanettir; sahibine ulaştırmak kul hakkının gereğidir. Sahibi bulunamazsa ayakkabı cami görevlisine teslim edilebilir. Kendi ayakkabınız kaybolduysa, orada kalan başka bir ayakkabıyı “nasılsa benimki de gitti” diyerek almak caiz değildir. Ramazan kalabalığında bu tür karışıklıkları önlemek için ayakkabıyı poşette yanınızda tutmak faydalıdır.
Dilimle işlediğim günahlar için nasıl tövbe etmeliyim?
Dil günahlarının tövbesi iki boyutludur. Allah’a karşı olan yönü için pişman olmak, günahı bırakmak ve tekrar etmemeye azmetmek gerekir. Kul hakkı içeren yönü için ise:
- Kırılan kişiden özür ve helallik istenir,
- Yalan veya iftira yaydıysanız, duyduğu kişilere gerçeği açıklarsınız,
- Helallik mümkün değilse o kişi için dua ve iyilik yaparsınız.
Ramazan, özellikle iftar ve seher vakitleri, bu tövbe için güzel bir fırsattır.
Gerçekten ihtiyacım varken yardım kabul etmek ayıp mı?
Hayır, ayıp değildir. Zekât, fitre ve sadaka, Allah’ın ihtiyaç sahiplerine tanıdığı bir haktır; Kur’an bunları alacak kişileri tek tek sayar. Gerçek ihtiyaç anında yardım almak insanın onurunu zedelemez; aksine yardımı veren kişinin ibadetini yerine getirmesine vesile olur. Hz. Peygamber de istemeden gelen yardımı kabul etmeyi tavsiye etmiştir. Dinimizin kınadığı, imkânı olduğu hâlde dilenmeyi alışkanlık hâline getirmektir. İhtiyacı geçici olan kişi, durumu düzelince kendisi de başkalarına yardım ederek bu iyiliği sürdürebilir.
İftira ettiğim kişiden helallik almak yeterli mi?
Hayır, çoğu zaman yeterli değildir. İftira, kişinin onurunu zedeleyen ağır bir kul hakkıdır. Helallik istemenin yanında, iftiranın söylendiği kişilerin yanında gerçeği açıklayıp o kişinin itibarını düzeltmek gerekir. Çünkü zarar, yalanın ulaştığı herkesin zihninde devam eder. Kur’an, suçsuz kişilere iftira edenlerin apaçık bir günah yüklendiğini bildirir. İftira kişinin işini, evliliğini veya malını etkilemişse, bu zararların da telafi edilmesi gerekebilir.
Lokantadaki iftarda hesabı ödemek için tartışmak veya hesabı bölüşmek uygun mu?
Hesabı bölüşmek caizdir; ancak “Ben ödeyeceğim” diye kırıcı bir tartışmaya girmek hoş değildir. Kim davet ettiyse hesabı onun ödemesi örf olarak beklenir; ortak bir buluşma planlandıysa herkesin payını ödemesi de meşrudur ve kimseyi borçlu bırakmaz. Hesap konusunda ısrarlı çekişme, bazen gösteriş duygusuna, bazen de maddi durumu zayıf olan kişinin mahcubiyetine yol açar. Önceden kimin ödeyeceğini netleştirmek en sağlıklı yoldur. Birisi ikram etmek isterse teşekkür edip dua etmek, bir sonraki buluşmada karşılık vermek güzel bir denge sağlar.
Oruç çevre bilinci kazandırır mı?
Evet, oruç kişiye nimetin değerini hissettirerek tüketimini ölçülü hâle getirme ve çevreye karşı duyarlılık kazanma fırsatı verir.
Gün boyu yemek ve sudan uzak kalan kişi, bir bardak suyun ve bir lokma ekmeğin kıymetini daha iyi anlar. Bu farkındalık, sofradaki israfın, su tüketiminin ve atıkların gözden geçirilmesine vesile olabilir. Oruç nefsi kontrol etmeyi öğretir; çevre krizlerinin önemli bir kısmı ise kontrolsüz tüketimden kaynaklanır. Ancak bu bilinç kendiliğinden oluşmaz; iftar sofrasını sade tutmak, atıkları azaltmak, ailece küçük hedefler koymak gibi bilinçli çabalarla orucun bu yönü yaşanır hâle gelir.
Cami şadırvanında abdest alırken musluğu açık bırakmak israf mı?
Evet, abdestte ihtiyaçtan fazla su harcamak israftır ve mekruhtur. Peygamberimiz akan bir nehir kenarında bile olsa abdestte suyu israf etmemeyi tavsiye etmiş, kendisi az suyla abdest almıştır. Cami şadırvanı ve lavabolarındaki su, cami giderlerinden ya da bağışlardan karşılanır; bu yüzden israf aynı zamanda cemaatin hakkına dokunur. Ağız ve burnu çalkalarken, ayakları yıkarken musluğu kısmak ve ara hareketlerde kapatmak hem sünnete hem de Ramazan’ın paylaşma ruhuna uygundur.
Dilin afetleri nelerdir?
Ahlak âlimleri, özellikle İmam Gazâlî, dilin sebep olduğu günahları “dilin afetleri” başlığı altında toplamıştır. Başlıcaları şunlardır:
- Yalan, gıybet, iftira ve koğuculuk,
- Alay, küçümseme, kötü lakap takmak,
- Sövmek, lanet okumak, çirkin söz,
- Boş konuşma, yersiz tartışma ve inat,
- Yalan yere yemin, iki yüzlülük, övünme,
- Sır ifşa etmek, verilen sözü tutmamak.
Oruç, bu afetlere karşı dili eğitmenin en uygun zamanıdır.
Gittiğim iftar davetinde uygunsuz müzik veya eğlence varsa ne yapmalıyım?
Önce güzel bir dille düzeltilmesini rica etmek, mümkün olmazsa uygun bir şekilde ayrılmak tavsiye edilir. Âlimler, davette haram bir durumla karşılaşan kişinin gücü yetiyorsa onu engellemesini, yetmiyorsa sabredip oturmaması gerektiğini belirtmiştir. Kur’an da Allah’ın ayetleriyle alay edilen meclislerde, konu değişene kadar oturulmamasını öğütler. Ancak her müzik veya sohbet haram değildir; ölçü, açıkça günaha davet eden sözler, müstehcen görüntüler veya ibadete saygısızlık içeren ortamlardır. Ayrılırken ev sahibini teşhir etmeden, kısa bir mazeretle çıkmak ve ilişkiyi koparmamak hikmetli bir tavırdır.
Güzel bir söz söylemek de sadaka sayılır mı?
Evet, sayılır. Buhârî ve Müslim’de “Güzel söz sadakadır” buyrulur. Kur’an ise daha ileri giderek “Güzel bir söz ve bağışlama, arkasından eziyet gelen bir sadakadan daha hayırlıdır” der. Yani kaba bir tavırla verilen para yerine, gönül alan tatlı bir söz Allah katında daha değerli olabilir. Verecek bir şeyi olmayan kişi, isteyeni azarlamadan “Allah kolaylık versin, imkânım olunca yardım ederim” gibi yumuşak bir sözle karşılayarak da sevap kazanır. Ramazan’da orucun verdiği yorgunluğa rağmen dili tatlı tutmak, bu sadakanın en güzel uygulamasıdır.
Mukabele ve hatim sonrası ikramlarda aşırıya kaçmak israf mı?
Evet, mukabele veya hatim duası vesilesiyle yapılan ikramlar gösterişe ve yarışa dönüşürse israf olur.
Hatim sonrası çay, lokum veya basit bir ikram güzel bir gelenektir ve sevinci paylaşmanın bir yoludur. Ancak bu ikramlar zamanla ev sahiplerini mahcup eden, maddi yük getiren bir yarışa dönüştüğünde asıl amaç olan Kur’an’la buluşma geri plana düşer. İmkânı olmayanlar hatim yapmaktan çekinir hâle gelebilir. Sade ikram, gönül rahatlığı ve Kur’an’ın mesajı ön planda tutulmalıdır. İkram için ayrılacak paranın bir kısmını sadakaya ayırmak da düşünülebilir.
Sosyal medyada birine hakaret ettiysem paylaşımı silmek yeterli mi?
Hayır, silmek ilk adımdır ama tek başına yetmeyebilir. Paylaşım başkaları tarafından görüldüyse, çoğaltıldıysa veya kişinin itibarını zedelediyse, kişiden özür dilemek ve gerekiyorsa aynı ortamda yanlışı düzelten bir açıklama yapmak gerekir. Dijital ortamda yazılan söz, yüz yüze söylenenden daha geniş kitleye ulaşır; bu yüzden hakkın ağırlığı da artar. Takma adla yazılmış olması da sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Paylaşmadan önce düşünmek, kul hakkından korunmanın en kolay yoludur.
Birinin fotoğrafını veya videosunu izinsiz paylaşmak kul hakkı mı?
Evet, özellikle kişiyi küçük düşürecek, mahremiyetini açacak veya rahatsız edecek şekilde paylaşmak kul hakkıdır. İslâm, insanların kusurlarını araştırmayı ve ayıplarını ortaya dökmeyi yasaklar; Peygamberimiz bir Müslüman’ın ayıbını örtenin ayıbını Allah’ın örteceğini bildirmiştir. İftar sofrasında, camide veya bayramda çekilen görüntülerde de izin almaya dikkat etmek gerekir. İzinsiz paylaşılan görüntü kaldırılmalı ve kişiden helallik istenmelidir.