Ramazan ve Ahlak
Gıybet, öfke, cömertlik, kul hakkı ve Ramazan ahlakı. 351 soru ve cevap.
Ramazan ve Ahlak
Ramazan ve ahlak konusu, orucun yalnızca yeme içmeden değil; yalan, gıybet, öfke, kötü söz ve kul hakkı gibi bütün kötülüklerden uzak durmayı gerektirdiğini ve bu ayın güzel ahlakı kazanmak için bir okul olduğunu ele alır. Oruç bedenle birlikte dil, göz, kulak ve kalbin de tuttuğu bir ibadettir.
Peygamber Efendimiz, yalan sözü ve yalanla iş görmeyi bırakmayan kimsenin yemesini içmesini bırakmasına Allah'ın ihtiyacı olmadığını bildirmiştir (Buhârî). Yine oruçlunun kötü söz söylememesini, bağırıp çağırmamasını; biri kendisine sataşırsa "Ben oruçluyum" demesini tavsiye etmiştir (Buhârî; Müslim). Nice oruç tutanın orucundan payına sadece açlık ve susuzluk düştüğü uyarısı da aynı gerçeğe işaret eder.
Gıybet, Kur'an'da ölü kardeşinin etini yemeye benzetilmiştir (Hucurât Suresi 49/12). Oruçlu iken gıybet etmek orucu fıkhen bozmasa da sevabını büyük ölçüde azaltır. Peygamber Efendimiz insanların en cömerdiydi ve Ramazan'da cömertliği daha da artardı (Buhârî). Bu nedenle Ramazan; sadaka, iftar ettirme, akraba ziyareti ve affetme gibi güzel davranışların çoğaldığı bir aydır.
Kul hakkı, tövbeyle bile hak sahibi helal etmedikçe düşmeyen bir sorumluluktur. Ramazan, borçları ödemek, hakkı geçenlerle helalleşmek için güzel bir fırsattır. Bu bölümde oruç ve ahlak ilişkisine dair soruların cevaplarını bulabilirsiniz. Ramazan'da kazanılan sabır, öfkeyi yenme ve cömertlik gibi güzel huyların Ramazan sonrasında da sürdürülmesi asıl hedeftir. Trafikte, iş yerinde ve evde oruçlu olmayı sabırsızlık için bahane etmemek gerekir. Oruçlu kişinin çevresine karşı daha nazik, daha anlayışlı ve daha yardımsever olması, orucun ahlaka yansıyan en güzel meyvesidir ve ibadetin gerçek amacına ulaştığını gösterir.
- Oruç, dil ve kalbin de oruç tutmasını gerektirir.
- Yalan ve gıybet orucun sevabını azaltır.
- Ramazan cömertliğin arttığı aydır.
- Kul hakkı için helalleşmek gerekir.
Sık Sorulan Sorular
Cami tuvaletini ve abdesthaneyi kirli bırakmak kul hakkı mı?
Evet, ortak kullanılan yerleri kirli bırakmak başkalarına eziyet ve kul hakkıdır. İslam temizliği imanın yarısı sayar; Peygamberimiz insanların gelip geçtiği yerleri kirletmeyi lanete sebep olan davranışlar arasında saymıştır. Ramazan’da teravih ve iftar programları nedeniyle cami tuvaletleri yoğun kullanılır. Kullandıktan sonra suyu akıtmak, yere dökülen suyu kurulamak, peçete ve çöpü çöp kutusuna atmak her Müslümanın görevidir. Görevliler temizlese de sorumluluk kullananındır.
İftar davetine gittiğim evde içeri girerken izin ve selam adabı nasıldır?
Kapıyı çalıp izin istemek, içeri girerken selam vermek sünnettir. Kur’an, başkasının evine izin almadan ve ev halkına selam vermeden girilmemesini emreder. Hadiste izin istemenin üç kez olduğu, cevap verilmezse dönülmesi gerektiği bildirilir. Kapı açıldığında kapının tam karşısında değil yanında durmak, evin içini gözetlememek de edebe dahildir. İçeri girince “Esselâmü aleyküm” diyerek selam vermek, ev sahibinin gösterdiği yere oturmak ve evin başköşesine kendiliğinden geçmemek misafirlik adabındandır. Davete geç gelindiyse sofradakileri rahatsız etmeden selam verip katılmak yeterlidir.
İnsanları cehenneme yüzüstü düşüren şeyin dil olduğu doğru mu?
Evet, bu anlamda sahih kabul edilen bir hadis vardır. Muâz b. Cebel’e dini anlatan Peygamberimiz, sonunda dilini tutarak “Şunu koru” buyurmuş; Muâz söylediklerimizden sorumlu tutulup tutulmayacağımızı sorunca, insanları ateşe yüzüstü düşüren şeyin dillerinin ürünlerinden başka bir şey olmadığını ifade etmiştir. Hadis, sözün hafife alınmaması gerektiğini, dikkatsizce söylenen bir kelimenin bile büyük sonuçları olabileceğini öğretir.
Paket iftar siparişlerinde ambalaj atığını azaltmak dinen teşvik edilir mi?
Evet, çevreye zarar veren atığı azaltmak yeryüzünü bozmamak emriyle uyumlu, teşvik edilen bir davranıştır.
Ramazan’da yoğun yemek siparişiyle birlikte plastik kaplar, poşetler ve çatal-bıçak takımları hızla çöpe gider. Sipariş verirken plastik çatal ve peçeteyi istememe seçeneğini işaretlemek, aynı restorandan toplu sipariş vermek, mümkünse ev yemeğini tercih etmek bu atığı azaltır. Kur’an, insanların elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde bozulmanın ortaya çıktığını bildirir. Küçük tercihlerin toplamı, toplumun ortak çevresine büyük katkı sağlar.
Verecek hiçbir şeyi olmayan kişi nasıl cömertlik yapabilir?
Emeğiyle, sözüyle ve kötülükten uzak durmasıyla yapabilir. Hz. Peygamber “Her Müslüman’ın sadaka vermesi gerekir” buyurunca sahâbe “Bulamazsa?” diye sordu. Bunun üzerine şu yollar sayıldı:
- Eliyle çalışıp hem kendine faydalanır hem sadaka verir.
- Sıkıntıda olan ihtiyaç sahibine yardım eder.
- İyiliği tavsiye eder.
- Bunları da yapamazsa kötülükten uzak durur; bu da onun için sadakadır.
Yani cömertlik kapısı kimseye kapalı değildir; bir el uzatmak, bir yol göstermek bile paylaşmaktır.
“Kendin için istediğini kardeşin için de iste” hadisi paylaşmayla nasıl ilgili?
Hadis, paylaşmanın iç dünyadaki kaynağını gösterir. Buhârî ve Müslim’de “Sizden biriniz, kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe (kâmil) iman etmiş olmaz” buyrulur. İnsan kendisi için güzel bir sofra, sıcak bir ev, bayramda yeni bir elbise istiyorsa, aynısını başkası için de dilemeli ve imkânı ölçüsünde buna yardım etmelidir. Bu anlayış kıskançlığı ve bencilliği törpüler. Ramazan’da iftar sofrasına otururken “Bu nimet başkalarının sofrasında da olsun” diye düşünmek ve bunu bir paylaşmaya dönüştürmek, hadisin gündelik hayattaki karşılığıdır.
Bana güvenilerek anlatılan bir sırrı açmak kul hakkı mı?
Evet. Güvenilerek anlatılan sır bir emanettir ve onu başkalarına anlatmak emanete hıyanettir. Peygamberimiz, bir kişi konuşurken etrafına bakınırsa (yani başkasının duymasını istemediğini belli ederse) sözünün emanet olduğunu bildirmiştir. Sır ifşası kişinin onurunu zedeleyebilir, ailesini veya işini etkileyebilir. Bir suçu önlemek ya da birinin zarar görmesini engellemek gibi zorunlu hâller dışında sır korunmalıdır. İfşa eden, kişiden helallik istemeli ve zararı sınırlamaya çalışmalıdır.
Düşünmeden söylenen bir söz insanı büyük günaha sokar mı?
Evet. Peygamberimiz, kulun üzerinde düşünmeden söylediği bir sözün onu cehennemin derinliklerine düşürebileceğini; yine önemsemeden söylediği Allah’ın razı olduğu bir sözle derecesinin yükselebileceğini bildirmiştir. Bu, sözün ağırlığını hatırlatan bir uyarıdır. “Ağzımdan kaçtı” demek sorumluluğu kaldırmaz; ama hemen pişmanlık ve özürle telafi mümkündür. Konuşmadan önce bir an düşünmek bu yüzden önemlidir.
İftardan sonra camide sakız çiğnemek uygun mu?
Namaz dışında haram değildir ama cami adabına pek yakışmaz; namaz sırasında ise sakız çiğnemek namazı bozar. Ağız kokusunu gidermek için iftardan sonra sakız çiğneyen kişi, camiye girmeden önce sakızı atmalıdır. Sakızı halıya, seccadeye veya ayakkabılığa yapıştırmak camiye ciddi zarar verir ve temizlenmesi zordur; bu hem saygısızlık hem de cemaatin malına zarardır. Ağız kokusu için dişleri fırçalamak veya ağzı çalkalamak daha uygun bir yoldur.
Misafirlikte ev sahibinin mahremiyetine nasıl saygı gösterilir?
Ev sahibinin izin vermediği odalara girmemek, dolap ve çekmeceleri açmamak, özel eşyaları karıştırmamak mahremiyete saygının temelidir. Kur’an başkalarının kusur ve gizli hâllerini araştırmayı yasaklar. Evin içinde gördüğünüz şeyleri, ailenin konuşmalarını veya ekonomik durumunu dışarıda anlatmak da emanete ihanet sayılabilir. Hadiste meclislerin emanet olduğu bildirilmiştir. İftar davetlerinde şunlara dikkat etmek güzeldir:
- Lavabo veya namaz için ev sahibine sorarak yer öğrenmek.
- Evin fotoğrafını veya ailenin görüntüsünü izinsiz paylaşmamak.
- Evdeki kadınların ve çocukların rahatını gözetmek.
Ramazan kolisine ihtiyaç duyulmayan ürünler koymak israf olur mu?
Evet, alıcının kullanmayacağı ürünlerle dolu koliler hem israfa hem de yardımın etkisiz kalmasına yol açar.
Yardım yaparken asıl hedef ihtiyaç sahibinin gerçek ihtiyacını karşılamaktır. Bazı ailelerde bebek maması, bazılarında hijyen ürünü, bazılarında ise kira desteği daha acil olabilir. Bu sebeple kolileri standart değil, ihtiyaca göre hazırlamak; mümkünse market kartı veya alışveriş çeki gibi alıcıya seçim imkânı veren yöntemleri tercih etmek daha verimlidir. Böylece hem yiyeceklerin bozulup atılması önlenir hem de yardım alanın onuru korunur.
Birinin arkasından iyiliğini anlatmak da gıybet olur mu?
Hayır, birini hayırla anmak gıybet değildir; aksine güzel bir davranıştır. Gıybet, kişinin hoşlanmayacağı şeyi söylemektir. Arkasından iyiliğini, cömertliğini veya yardımını anlatmak onu sevindirecek bir şeydir. Ancak övgüde de ölçü önemlidir: Abartıya, yalana veya kişiyi şımartacak yüzüne övgüye dönüşmemelidir. “İyi biri ama…” diye başlayıp kusura geçmek ise gıybetin yaygın bir kılığıdır.
Birinin kalbini kırmak kul hakkı sayılır mı?
Evet. Haksız yere kırıcı söz söylemek, alay etmek, küçümsemek veya incitici davranmak manevi bir kul hakkıdır. Kur’an, insanların birbirini alaya almasını, kötü lakaplarla çağırmasını yasaklar. Peygamberimiz Müslüman’ı, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kişi olarak tanımlamıştır. Kalp kırmanın telafisi samimi bir özür ve gönül almaktır. Ancak haklı bir eleştiri veya gerekli bir uyarı, üslubuna dikkat edildiği sürece kul hakkı sayılmaz.
Gıdaları son kullanma tarihi geçene kadar dolapta bekletmek israf mı?
Evet, ihtiyaçtan fazla alıp kullanmadan bozulmaya bırakmak israftır.
Ramazan öncesi yapılan toplu alışverişlerde çoğu ürün unutulup tarihi geçebilir. Bu durumu önlemek için dolabı düzenli kontrol etmek, eskiyi öne yeniyi arkaya koymak, tarihi yaklaşan ürünleri önce kullanmak faydalıdır. Tüketemeyeceğiniz ürünleri tarihi geçmeden ihtiyaç sahiplerine veya gıda bankalarına bağışlamak hem israfı önler hem de sadaka sevabı kazandırır. Tarihi geçmiş ürünleri ise sağlık açısından risk taşıyorsa başkasına vermek doğru değildir.
İftar davetinde sohbet konusu ne olmalı?
Herkesin katılabileceği, gönülleri birleştiren, faydalı ve hoş sohbetler tercih edilmelidir. Ramazan’ın manevi atmosferine uygun olarak bir ayetin veya hadisin anlamı, geçmiş Ramazan hatıraları, büyüklerin tecrübeleri, çocukların oruç heyecanı gibi konular sofraya bereket katar. Gıybet, dedikodu, alay, sert siyasi tartışmalar ve kimseyi kıracak şakalar orucun sevabını zedeleyebileceği gibi davetin ruhunu da bozar. Sohbetin tek bir kişinin tekelinde kalmaması, yaşlıların ve sessiz misafirlerin de söz almasına fırsat verilmesi nezakettir. Hz. Peygamber’in, güzel sözün sadaka olduğunu bildirdiği unutulmamalıdır.
Miras paylaşılırken orada bulunan fakir akrabaya bir şey vermek gerekir mi?
Farz değildir ama Kur’an’ın tavsiye ettiği güzel bir davranıştır. Nisâ Suresi’nde “Taksim sırasında (mirasçı olmayan) akrabalar, yetimler ve yoksullar hazır bulunursa, ondan onları da rızıklandırın ve onlara güzel söz söyleyin” buyrulur. Âlimlerin çoğu bunu mirasçıların gönül rızasıyla yapacakları bir iyilik (mendup) olarak yorumlamıştır. Mirası paylaşırken yalnız hakları hesaplamak yerine, mirasçı olmayan ama ihtiyaç içindeki yakınları gözetmek aile bağlarını güçlendirir. Bu pay, reşit olmayan mirasçıların hakkından verilmez; yalnız reşit mirasçılar kendi paylarından verir.
Teravihte cemaate kolonya veya güzel koku ikram etmek sünnet mi?
Doğrudan bir sünnet değildir ama güzel bir adettir. Peygamberimiz güzel kokuyu sever, kendisine ikram edilen kokuyu geri çevirmezdi; sahâbe de mescidi güzel kokularla kokulandırırdı. Bu açıdan cemaate kolonya ikram etmek ve camiyi temiz kokulu tutmak övülen davranışlardandır. Ancak namaz esnasında saflar arasında dolaşarak kolonya dağıtmak huşûyu bozar; bu ikram teravih sonrasına veya aralara bırakılmalıdır. Kokuya alerjisi olanları da düşünmek incelik olur.
Grip veya bulaşıcı bir hastalığım varken teraviha gitmeli miyim?
Başkalarına bulaştırma riski yüksekse camiye gitmemek daha doğrudur. İslam’ın temel ilkelerinden biri “Zarar vermek de zarara zarar ile karşılık vermek de yoktur” ilkesidir. Peygamberimiz salgın hastalık olan bir yerde bulunanların oradan çıkmamasını, dışarıdakilerin de oraya girmemesini tavsiye etmiştir. Hasta kişi teravihi evde kılarsa, niyeti cemaatle kılmak olduğu için Allah’ın lütfuyla sevaptan mahrum kalmaz. Hafif belirtilerde camiye gidilecekse maske takmak ve kalabalık saflardan uzak durmak gerekir.
Helallik istediğim kişi “hakkımı helal etmiyorum” derse ne yapmalıyım?
Maddi bir hak ise onu ödemek gerekir; ödeme yapıldığında kişinin helal edip etmemesine bakılmaksızın borç düşer. Manevi haklarda ise samimi özür dilenmiş, gönül alınmaya çalışılmış ve davranış düzeltilmişse, kişi üzerine düşeni yapmıştır. Bundan sonra o kişi için dua etmeye, ona iyilik yapmaya ve zamanla gönlünü kazanmaya devam edilir. Israrla ve onu rahatsız edecek şekilde üstüne gitmek doğru değildir. Kalan kısmı Allah’ın adaletine ve rahmetine havale etmek gerekir.
İftar davetinde sürekli telefonla meşgul olmak adaba aykırı mı?
Evet, zorunlu bir durum olmadıkça adaba aykırıdır. Misafirlik, bir araya gelenlerin birbirine ilgi göstermesi ve gönül alması içindir. Sofrada veya sohbet sırasında sürekli telefona bakmak, ev sahibine ve diğer misafirlere değer verilmediği izlenimi uyandırır; bu da gönül kırıcıdır. Hz. Peygamber, kendisiyle konuşan kişiye bütün vücuduyla yönelir, dikkatini ona verirdi. Acil bir arama beklenen durumlarda bunu baştan söylemek ve konuşma için kısa süre sofradan ayrılmak uygundur. Ev sahibi olarak da telefonu, televizyonu ve bildirimleri sofra süresince bir kenara bırakmak davetin samimiyetini artırır.
İftar sofralarında dedikodu yapılırsa ne yapmalıyım?
Nazikçe konuyu değiştirmek veya yokluğunda konuşulan kişiyi hayırla anmak en uygun davranıştır. Uzun oruç gününün ardından bir araya gelinen iftar sofraları, farkında olmadan gıybete dönüşebilir. Ev sahibiyseniz sohbeti Ramazan hatıraları, hayır projeleri veya bir ayet-hadis üzerine yönlendirebilirsiniz. Misafirseniz “Olmayan birinin arkasından konuşmayalım” demek çoğu zaman yeterlidir. Güzel bir sohbet, sofranın bereketini artırır.
İftardan artan yemeği sokak hayvanlarına bırakırken nelere dikkat etmeli?
Hayvanlara yemek vermek sevaptır; ancak onlara zarar vermeyecek yiyecekleri, temiz kapta ve uygun yere bırakmak gerekir.
Soğan, sarımsak, çikolata, çok tuzlu ve baharatlı yemekler, kemikli tavuk artıkları gibi bazı yiyecekler kedi ve köpeklere zarar verebilir. Yemekleri kaldırım ortasına dökmek hem çevre kirliliğine hem de komşulara rahatsızlığa yol açar. Belediyelerin veya gönüllülerin kurduğu besleme noktalarını kullanmak, kap bırakıp daha sonra temizlemek iyi bir yöntemdir. Her canlıya yapılan iyilikte sevap vardır; bu iyiliği hem hayvanın sağlığını hem de insanların hakkını gözeterek yapmak gerekir.
Trafikte veya yolda iftara kalanlara su ve hurma dağıtmak sevap mı?
Evet, hem iftar ettirme hem de yolcuya yardım sevabı umulur. Hz. Peygamber oruçluya iftar ettirenin, oruçlunun sevabından bir şey eksilmeksizin onun kadar sevap alacağını bildirmiştir. Yolda kalan, yolcu hâlindeki kişi (ibnü’s-sebîl) ise Kur’an’da yardım edilmesi istenen gruplar arasında sayılır. Bu hizmeti yaparken trafik güvenliğini tehlikeye atmamak, yetkililerin izin verdiği noktalarda durmak ve dağıtılan yiyeceklerin hijyenik olmasına dikkat etmek gerekir. Gösteriş için fotoğraf çekmek yerine sessizce yapılan ikram, niyetin samimiyetini daha iyi korur.
Camide öksürürken veya hapşırırken nelere dikkat etmeli?
Ağzı ve burnu mendille veya kolun iç kısmıyla kapatmak, sesi mümkün olduğunca kısmak ve halıya, seccadeye tükürmemek gerekir. Peygamberimiz hapşırırken eliyle veya elbisesiyle yüzünü kapatır, sesini alçaltırdı. Mescide tükürmenin hata olduğunu, kefaretinin onu temizlemek olduğunu da bildirmiştir. Namaz dışında hapşıran kişi “Elhamdülillah” der, duyan da “Yerhamükellah” diye karşılık verir. Namaz içinde hapşırana cevap verilmez; hapşıran kişi içinden hamdeder.
Hakkını helal edenin sevabı nedir?
Hakkını helal etmek, Kur’an’da övülen ve büyük mükâfat vaat edilen bir erdemdir. Kim affeder ve barışı sağlarsa onun mükâfatının Allah’a ait olduğu bildirilir. Nûr Suresi’nde, affedip hoş görmeleri istenen müminlere “Allah’ın sizi bağışlamasını istemez misiniz?” diye sorulur. Peygamberimiz de affetmekle kulun ancak izzetinin artacağını haber vermiştir. Affetmek bir zorunluluk değil, fazilettir; kişi hakkını istemekte serbesttir, ama bağışlamak daha hayırlı kabul edilir.
İftar davetinin gece yarısına kadar uzaması uygun mu?
Genel olarak tavsiye edilmez; özellikle ertesi gün oruç, iş ve sabah namazı düşünüldüğünde ölçülü olmak gerekir. Hz. Peygamber yatsıdan sonra gereksiz yere uzun sohbet etmeyi hoş görmezdi; ilim, misafir ağırlama ve aile sohbeti gibi faydalı konuşmalar bundan istisna tutulmuştur. Ramazan’da gece yarısına kadar süren davetler; teravihin kaçmasına, uykusuzluk nedeniyle sahur ve sabah namazının aksamasına ve ertesi gün verimin düşmesine yol açabilir. Apartmanda kalabalık davetlerde komşuların istirahat hakkı da gözetilmelidir. Makul bir saatte dağılmak veya birlikte teravihe gidip ardından kısa bir sohbetle bitirmek dengeli bir yoldur.
İyilikte başkalarıyla yarışmak doğru mu?
Evet, niyet Allah rızası olduğu sürece övülen bir davranıştır. Kur’an “Hayırlarda yarışın” buyurur ve cennet nimetlerinden söz ederken “Yarışanlar bunun için yarışsın” der. Hz. Peygamber de yalnız iki kişiye gıpta edilebileceğini, bunlardan birinin malını hak yolunda harcayan kişi olduğunu bildirmiştir. Burada kastedilen kıskançlık değil, gıptadır: Başkasının iyiliğini görüp onun gibi yapmak istemek. Yarışma, başkasını küçük düşürmeye veya gösterişe dönüşürse değerini kaybeder. Ramazan’da ailece veya arkadaşlar arasında iyilik hedefleri koymak bu güzel rekabetin bir yoludur.
Kahvede veya komşu sohbetinde vakit geçerken gıybete düşmemek için ne yapmalı?
En etkili yol, sohbetin konusunu önceden belirlemek ve boş vakti hayırlı işlerle doldurmaktır. Ramazan günlerinde kahve, çay ve yemek olmadığı için bazı meclislerde konuşma kolayca başkalarına kayar. Bunun için birlikte mukabele dinlemek, bir kitap okumak, yaşlı veya hasta ziyaretine gitmek önerilebilir. Gıybet başladığında konuyu değiştirmek ya da kibarca kalkmak da meşrudur. Sessizce onaylamak ise ortak olmak demektir.
Meyve ve sebze kabuklarından kompost yapmak nimete saygı sayılır mı?
Evet, yenmeyen organik artıkları toprağa kazandırmak israfı azaltan ve yeryüzünü ıslah eden güzel bir uygulamadır.
Kompost, kabuk, çekirdek, çay posası gibi mutfak artıklarının çürütülerek gübreye dönüştürülmesidir. Böylece çöpe gidecek bir nimet yeniden toprağa ve bitkilere fayda sağlar. İslâm’da yeryüzünü imar etmek insanın görevleri arasında sayılır; Hûd Suresi’nde Allah’ın insanı yerden yarattığı ve orayı imar etmesini istediği bildirilir. Bahçesi olanlar evde, olmayanlar ise belediyelerin organik atık toplama noktalarını kullanarak bu uygulamaya katılabilir. Bu, çevre bilincini çocuklara öğretmenin de somut bir yoludur.
Apartmandaki kalabalık iftar davetimizle komşuları rahatsız etmek kul hakkı olur mu?
Evet, komşuya rahatsızlık vermek kul hakkına girebilir. Hz. Peygamber, komşusu kötülüğünden emin olmayan kişinin kâmil anlamda iman etmiş olmayacağını bildirmiştir. Kalabalık davetlerde yüksek sesle konuşma ve gülme, geç saate kadar süren gürültü, merdiven ve otoparkın işgal edilmesi, yemek kokusu ve çöplerin ortak alanlara bırakılması komşuları zor durumda bırakabilir. Bunun önüne geçmek için komşulara önceden haber vermek, mümkünse onları da davete çağırmak veya bir tabak iftarlık göndermek, ses ve saat konusunda özen göstermek hem kul hakkını korur hem de komşuluk ilişkilerini güçlendirir.
Atıkları ayrıştırıp geri dönüşüme vermek sevap mı?
Evet, niyet edilirse geri dönüşüm, kaynakları korumak ve çevreye zarar vermemek anlamında sevap kazandıran bir davranıştır.
Kâğıt, cam, plastik ve metal atıkların ayrılması, doğadan yeniden kaynak çekilmesini azaltır ve çöplüklerin yükünü hafifletir. Dinimizde yeryüzünde bozgunculuk yapmamak ve nimeti israf etmemek emredilmiştir. Geri dönüşüm bu iki emrin günümüzdeki uygulamalarından biridir. Her iyi amel niyete göre değerlendirildiğinden, bu işi “Allah’ın emanetini korumak” niyetiyle yapmak onu bir ibadete dönüştürür. Evde ayrı kutular kullanmak ve çocukları bu işe katmak güzel bir alışkanlık kazandırır.
Camide namaz kılan veya Kur’an okuyan birine selam verilir mi?
Namaz kılan birine selam verilmez; Kur’an okuyan, zikreden veya ders dinleyen birine de selam vermek mekruh görülmüştür. Çünkü bu kişiler ibadetle meşguldür ve selam onların dikkatini dağıtır. Namazdaki kişi selama sözle karşılık veremez; verirse namazı bozulur. Camiye girildiğinde oturan ve boşta olan cemaate selam vermek ise sünnettir. Kimse yoksa “Esselâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhi’s-sâlihîn” demek güzeldir. Ramazan kalabalığında selamı yüksek sesle değil, yakındakilere duyuracak şekilde vermek uygundur.
Cenazede sorulan “Hakkınızı helal ediyor musunuz?” sorusu borçları düşürür mü?
Hayır, bu soru belirli maddi borçları kendiliğinden düşürmez. Cemaatin “helal olsun” demesi, küçük kırgınlıklar ve bilinmeyen hafif haklar için bir iyi niyet ve bağışlama ifadesidir; güzel bir gelenektir. Ancak ölen kişinin bilinen bir borcu varsa, bu borç terekeden ödenir. Alacaklı cenazede orada bulunmuş ve “helal olsun” demiş olsa bile, açıkça bağışlamayı kastetmedikçe hakkını varislerden isteyebilir. Bu nedenle varislerin ölenin borçlarını araştırıp ödemesi gerekir.
Hayır yapmayı “ileride imkânım olunca” diye ertelemek neden yanlış?
Çünkü ömür ve imkân garantili değildir. Kur’an, ölüm gelince “Rabbim, beni biraz daha erteleseydin de sadaka verseydim” diyecek kişilerden söz ederek bugünden harcamayı öğütler. Buhârî ve Müslim’de, en faziletli sadakanın sağlıklıyken, mala düşkünken, fakirlikten korkup zenginlik umarken verilen sadaka olduğu; can boğaza gelince “şuna şu kadar” demenin beklenmemesi gerektiği bildirilir. Ramazan, bu ertelemeye son vermek için güzel bir fırsattır. Küçük de olsa bugün yapılan bir iyilik, belirsiz bir gelecekte yapılması düşünülen büyük iyilikten daha değerlidir.
Ramazan’da satış yaparken malı övmek için yalan söylemek günah mı?
Evet, malın kusurunu gizlemek veya olmayan bir özelliğini söylemek hem yalan hem de kul hakkıdır. Peygamberimiz, alışverişte doğru söyleyip kusuru açıklayanların alışverişinin bereketli olacağını, yalan söyleyip gizleyenlerin ise bereketinin kaybolacağını bildirmiştir. Yalan yere yeminle mal satmak da ağır biçimde kınanmıştır. Ramazan’da artan satışlar, esnaf için hem kazanç hem de dürüstlük sınavıdır. Oruçlu esnafın dili de oruçlu olmalıdır.
Allah’ın Kerîm ismi cömertlikle ilgili mi?
Evet. Kerîm, Allah’ın esmâ-i hüsnâsından biridir ve karşılık beklemeden bol bol veren, bağışlayan, lütfu sınırsız olan anlamlarını taşır. Kur’an’da “Ey insan! Seni, kerem sahibi Rabbine karşı ne aldattı?” buyrulur. Tirmizî’nin rivayetinde de Allah’ın cömert olduğu ve cömertliği sevdiği ifade edilir. Allah’ın isimlerinden kul payına düşeni almak, İslam ahlakının temel ilkelerindendir. Bu yüzden mümin, Rabbinin keremini düşünerek kendisi de kerem sahibi olmaya çalışır. Ramazan’da “Allahümme inneke afüvvün kerîm” gibi dualarda bu ismin anılması da bu bağı hatırlatır.
Camide klimayı ve ışıkları gereksiz açık bırakmak israf mı?
Evet, kimsenin bulunmadığı bölümlerde klima veya ışıkları açık bırakmak israftır; cami giderleri halkın bağışlarıyla karşılanan bir emanettir.
Ramazan’da camiler teravih ve mukabele için daha uzun süre açık kalır; bu da enerji tüketimini artırır. Cemaatin ve görevlilerin, kullanılmayan alanların ışıklarını kapatması, pencere açıkken klima çalıştırmaması, abdesthanede suyu ölçülü kullanması gerekir. Vakıf malı ve bağış paraları kişisel maldan daha hassas bir sorumluluk taşır. Cemaatin bu konuda görevliye destek olması ve uyarıyı kırıcı olmadan yapması en doğrusudur.
Haram yoldan kazandığım paradan nasıl kurtulurum?
Öncelikle haram kazanca yol açan iş bırakılır ve tövbe edilir. Para belirli kişilerden haksız yere alınmışsa (hırsızlık, dolandırıcılık, aldatma), sahiplerine veya varislerine iade edilir. Sahipleri bilinmiyorsa ya da kazanç kumar gibi belirli bir hak sahibi olmayan yolla elde edilmişse, sevap beklemeden fakirlere veya kamu yararına verilerek elden çıkarılır. Bu para kişinin kendi hayrı için harcanmaz. Karışık durumlarda bir müftülüğe danışmak en doğru yoldur.
Herkese farklı konuşmak (iki yüzlülük) neden günah?
Bir topluluğa bir yüzle, diğerine başka bir yüzle gelip her iki tarafa da onların hoşuna gidecek şekilde konuşmak, Peygamberimizin kıyamet gününde insanların en kötüleri arasında saydığı bir davranıştır. Bu tutum hem yalan hem de koğuculuk içerir, insanların güvenini zedeler. Nezaketle konuşmak ve herkese karşı güler yüzlü olmak bundan farklıdır; ölçü, samimi olmak ve tarafların arkasından farklı konuşmamaktır.
Ramazan’da camide dilenmek veya cemaatten yardım istemek caiz mi?
Gerçekten muhtaç olan birinin cemaati rahatsız etmeden, namaz bittikten sonra kapıda ihtiyacını dile getirmesi caizdir; ancak namaz ve hutbe sırasında saflar arasında dolaşarak dilenmek mekruhtur. Dilenciliği meslek hâline getirmek ise hadislerde kınanmıştır. Cemaatin de dikkatli olması gerekir: yardımı mümkünse cami görevlisi, müftülük veya güvenilir yardım kuruluşları aracılığıyla gerçek ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak daha isabetlidir. Muhtaç birini azarlamak ise Kur’an’da yasaklanmıştır.
Yeni taşındığım apartmanda komşuları iftara çağırmak iyi bir fikir mi?
Evet, komşuluk bağlarını kurmak için çok güzel bir vesiledir. Kur’an, yakın ve uzak komşulara iyilik etmeyi emreder; Hz. Peygamber de Cebrail’in komşu hakkını o kadar çok tavsiye ettiğini söyler ki, komşuyu mirasçı kılacağını zannettiğini ifade eder. Ramazan’da bir iftar sofrası, yeni komşuların birbirini tanıması, yaşlı veya yalnız yaşayan komşuların fark edilmesi için doğal bir fırsattır. Davet sade tutulabilir; önemli olan kapıyı açmaktır. Oruç tutmayan veya farklı inançtan komşular da gönül rahatlığıyla çağrılabilir. Katılamayanlara bir tabak yemek göndermek de aynı güzelliği taşır.
“Cömert Allah’a yakın, cennete yakındır” hadisi sahih mi?
Bu rivayet zayıftır. Tirmizî’de geçen ve “Cömert Allah’a, cennete ve insanlara yakın, cehennemden uzaktır; cimri ise Allah’tan, cennetten ve insanlardan uzak, cehenneme yakındır” anlamındaki rivayetin senedi hadis âlimlerince zayıf kabul edilmiştir. Bununla birlikte cömertliğin övülmesi ve cimriliğin kınanması Kur’an’da ve sahih hadislerde açıkça yer alır. Dolayısıyla verilen mesaj doğru olsa da sözü doğrudan “Peygamber böyle dedi” diye aktarırken zayıf olduğunu belirtmek; bunun yerine sahih rivayetleri ve ayetleri kullanmak daha isabetlidir.
Bana söylenen bir sırrı başkasına anlatmak günah mı?
Evet, güvenilerek söylenen bir sırrı açığa vurmak emanete hıyanettir. Peygamberimiz, bir kimse konuşurken etrafına bakınıyorsa onun söylediğinin emanet olduğunu bildirmiştir; yani “kimseye söyleme” denmemiş olsa bile anlaşılan gizlilik korunmalıdır. Eşlerin birbirine ait özel hâlleri anlatması ise daha da ağır kınanmıştır. Sırrın saklanması, bir suçu veya başkasına verilecek ciddi bir zararı gizlemek anlamına gelmez.
Cami ve vakıf eşyalarını özensiz kullanmak neden ağır bir sorumluluktur?
Çünkü cami eşyaları, bağış yapan pek çok kişinin hakkının bulunduğu ortak bir vakıf malıdır; ona verilen zarar kul hakkı ve kamu hakkı doğurur.
Halıları kirletmek, Kur’an ve kitapları özensiz bırakmak, abdesthanedeki malzemeleri bozup haber vermemek küçük görünse de toplamda büyük bir zarara yol açar. Bu eşyalar hayır sahiplerinin sevap umuduyla bıraktığı emanetlerdir. İslâm geleneğinde vakıf malı “yetim malı gibi” titizlikle korunması gereken mal olarak görülmüştür. Bir zarar verdiyseniz görevliye bildirmek ve telafi etmek, kul hakkından kurtulmanın yoludur.
Camide kaybolan eşyamı hoparlörden veya yüksek sesle duyurabilir miyim?
Cami içinde yüksek sesle kayıp eşya aramak mekruhtur. Peygamberimiz mescitte kayıp hayvanını yüksek sesle arayan kişiye, mescitlerin bunun için yapılmadığını hatırlatmıştır. Kaybolan eşya için cami görevlisine haber vermek, kapı çıkışında veya avluda sormak ya da cami panosuna not bırakmak uygun yollardır. Bulunan eşya ise emanet olarak görevliye teslim edilmelidir. Ramazan kalabalığında telefon, cüzdan ve anahtar gibi eşyaları yanında dikkatle tutmak kayıpları azaltır.
Kız kardeşlere mirastan pay vermemek kul hakkı mı?
Evet. Kur’an kadınların da mirastan pay sahibi olduğunu açıkça belirler; bu pay Allah’ın koyduğu bir haktır. Kız çocuklarını, gelinleri veya dul kalan eşi baskıyla, gelenek bahanesiyle ya da “zaten evlendi” diyerek mirastan mahrum bırakmak ağır bir kul hakkıdır. Gerçek rızayla kendi payından vazgeçmek ayrıdır; ancak utandırma veya aile baskısıyla alınan feragat gönül rızası sayılmaz. Bu şekilde pay almamış kişilerin hakları iade edilmelidir.
“Sadaka malı eksiltmez” ne demek, verince malım azalmaz mı?
Hadis, sayısal eksilmenin ötesinde, malın bereketinin ve sahibinin değerinin artacağını anlatır. Müslim’deki rivayette “Sadaka maldan bir şey eksiltmez; Allah affeden kulun izzetini artırır; Allah için alçak gönüllü olanı da yükseltir” buyrulur. Kur’an da “Allah yolunda ne harcarsanız O onun yerine başkasını verir” der. Hesap olarak verilen para cüzdandan çıkar; ama bereket, gönül huzuru, belalardan korunma ve ahiret sevabı olarak geri döner. Bu, maddi zenginleşme garantisi değil, Allah’ın vaadine güvenerek cimrilik korkusunu yenme çağrısıdır.
Demlikte artan çayı dökmek israf mı?
Bayatlamış artık çayı dökmek günah değildir; ancak her seferinde gereğinden fazla demleyip dökmek küçük ama gerçek bir israftır.
Özellikle iftardan sonra çay sofrasında büyük demlikler hazırlanır ve bir kısmı çoğu zaman dökülür. Kişi sayısına göre demlemek, gerekirse ikinci kez taze demlemek hem lezzet hem de tasarruf açısından daha iyidir. Çay posası ise çöpe atmak yerine saksı bitkilerine veya kompost için kullanılabilir. Küçük görünen bu alışkanlıklar, nimete saygıyı günlük hayatın her anına taşımanın bir yoludur.
Misafirlikte tabağımı sıyırarak temizlemek ayıp mı, sünnet mi?
Tabağı sıyırmak sünnettir; ayıp değildir. Hz. Peygamber, yemekten sonra parmakların ve kabın sıyrılmasını emretmiş, bereketin yemeğin hangi kısmında olduğunun bilinmediğini bildirmiştir. Bu uygulama nimete saygının ve israfı önlemenin bir göstergesidir. Misafirlikte bunu yaparken ölçülü ve temiz davranmak, ekmekle veya kaşıkla sade bir şekilde tabağı temizlemek yeterlidir. Tabağa ihtiyacından fazla yemek alıp artırmak ise hem israf hem de ev sahibinin emeğine saygısızlık olabilir. Bu yüzden az alıp gerekirse tekrar almak en güzel yoldur.
Ramazan’da cami içinde kitap, tesbih veya hurma satmak caiz mi?
Cami içinde alışveriş yapmak mekruhtur. Peygamberimiz mescitte alım satım yapan birini görenlerin “Allah ticaretini kârlı kılmasın” demesini tavsiye ederek bu davranışı hoş karşılamamıştır. Cami ibadet, zikir ve ilim yeridir. Bu yüzden Ramazan’da tesbih, kitap, misvak veya hurma satışları cami binasının dışında, avluda ya da cami yönetiminin izin verdiği uygun alanlarda yapılmalıdır. Kâr amacı olmayan ücretsiz dağıtım ise, namaz vakitleri dışında ve düzen bozulmadan yapılabilir.
Söz verip tutmamak dil günahı sayılır mı?
Evet, bile bile tutmayacağı bir söz vermek hem yalan hem de münafıklık alametlerinden biridir. Peygamberimiz münafığın alametlerini sayarken konuşunca yalan söylemeyi, söz verince sözünde durmamayı ve emanete hıyaneti zikretmiştir. Samimi niyetle söz verip gerçek bir engel yüzünden yerine getirememek ise bu kapsama girmez; ama karşı tarafa haber vermek ve özür dilemek gerekir. “İnşallah” demek, verilen sözü hafife almak için kullanılmamalıdır.
Yetim malını kullanmanın hükmü nedir?
Yetimin malını haksız yere yemek, Kur’an’da karnına ateş doldurmak olarak nitelenen büyük günahlardandır. Yetimin vasisi veya bakımını üstlenen kişi, onun malını ancak yetimin yararına ve güzel bir şekilde kullanabilir; ihtiyaç sahibi olan vasi, örfe uygun ölçüde yararlanabilir. Yetim büyüyünce malı eksiksiz teslim edilir. Yetim malından haksız harcama yapmış kişi, bedelini ona iade etmek ve kendisinden helallik istemekle yükümlüdür.
Bana emanet bırakılan parayı geçici olarak kullanabilir miyim?
Hayır, sahibinin izni olmadan emanet parayı kullanmak caiz değildir. Emanet, korunmak üzere bırakılır; kişinin kendi ihtiyacı için harcaması, sonra yerine koyacak olsa bile emanete hıyanettir. Emaneti kullanan kişi, olası kayıptan tamamen sorumlu olur. Kur’an emanetlerin ehline verilmesini emreder, hadiste emanete hıyanet münafıklık alametlerinden sayılır. Kullanmak gerekiyorsa, sahibinden açıkça izin istenmeli; bu durumda işlem artık emanet değil borç olur.
Camideki mushafı hatim için eve götürebilir miyim?
Hayır, camiye vakfedilmiş mushafları izinsiz eve götürmek caiz değildir. Bu mushaflar camide okunmak üzere bağışlanmıştır; onları eve götürmek vakfedenin amacına aykırıdır ve diğer cemaatin hakkına dokunur. Cami görevlisi özellikle fazla nüsha olduğu için izin verirse sakınca yoktur. Ramazan’da evde hatim yapmak isteyen kişi kendi mushafını edinmeli ya da cami içinde okumalıdır. Yanlışlıkla götürülmüş bir mushaf varsa yerine iade edilmelidir.
Ev sahibinin iftarda misafirden önce yemeyi bırakması doğru mu?
Uygun olmaz; ev sahibinin, misafirler yemeğini bitirinceye kadar sofrada kalması ve yemeye devam eder görünmesi edep kuralıdır. Ev sahibi erken bırakırsa misafirler de utanıp doymadan kalkabilir. İmam Gazâlî gibi ahlak âlimleri, sofra adabı içinde bu inceliği özellikle zikretmiştir. Bu konuda İbn Mâce’de geçen, sofra kaldırılmadan kalkmamayı öğütleyen rivayet ise zayıftır. Ev sahibinin hizmet için kalkıp oturması doğaldır; ancak sofranın genelini erkenden kaldırmak veya tabakları misafirler yerken toplamaya başlamak kırıcı olabilir. Misafirler bitirdikten sonra birlikte kalkmak en güzelidir.
İftar hazırlığında ev işlerini paylaşmak da sevap mı?
Evet, hem sünnete uygun hem de aile içi cömertliğin bir parçasıdır. Hz. Âişe’ye Resûlullah’ın evde ne yaptığı sorulduğunda “Ev halkının hizmetinde bulunurdu; namaz vakti gelince namaza çıkardı” cevabını vermiştir. Başka rivayetlerde elbisesini diktiği, ayakkabısını tamir ettiği, koyununu sağdığı anlatılır. Oruçlu iken iftar hazırlığının yükünü tek bir kişiye bırakmak yerine sofra kurmak, bulaşık yıkamak, alışveriş yapmak gibi işleri paylaşmak evdeki herkesin ibadetine ve dinlenmesine fırsat tanır. Bu yardımlaşma çocuklara da paylaşmayı yaşayarak öğretir.
Su şişesini yarım bırakıp atmak israf mı?
Evet, içilebilir suyu yarım bırakıp atmak israftır; basit tedbirlerle kolayca önlenebilir.
Toplantılarda, iftar çadırlarında ve camilerde dağıtılan pet şişelerin önemli bir kısmı yarım bırakılıp atılır. Şişenin üzerine isim yazmak, küçük boy şişe tercih etmek, kendi matarasını taşımak bu israfı azaltır. Kalan suyu çiçeklere dökmek, abdest için kullanmak gibi değerlendirme yolları da vardır. Peygamberimiz su kabından kalan suyu bile değerlendirir, suyun hor görülmesine razı olmazdı. Su, kuraklıkla karşı karşıya kalan bölgelerde en değerli nimettir.
Yüksek sesle ve sert konuşmak dinen hoş karşılanır mı?
Hayır. Lokman Suresi’nde, Lokman’ın oğluna öğütleri arasında yürüyüşte ölçülü olması ve sesini alçaltması yer alır; seslerin en çirkininin eşek sesi olduğu hatırlatılır. Bu, gereksiz yere bağırmayı ve kaba, tepeden bakan bir konuşma tarzını kınar. Karşıdakini ikna etmenin yolu ses yükseltmek değil, güzel söz ve doğru üsluptur. Ramazan’da camide, evde ve iş yerinde sesi alçak tutmak da bir edeptir.
Anne babaya sinirlenip “öf” demek bile günah mı?
Evet, Kur’an anne babaya, özellikle yaşlandıklarında “öf” bile denmemesini, onları azarlamamayı ve onlara güzel, saygılı söz söylemeyi emreder. Oruçlu iken yaşlı anne babanın bakımı, tekrar eden soruları veya istekleri insanı yorabilir. Bu, sabır ve merhametin en çok sınandığı yerdir. Sinirlenip kırıcı bir söz söylenmişse hemen gönüllerini almak ve dua etmek gerekir; onların rızası, Allah’ın rızasına bağlanmıştır.
Damlatan musluğu uzun süre tamir ettirmemek sorumluluk doğurur mu?
Evet, imkânı olduğu hâlde bilerek suyun boşa akmasına göz yummak israf sayılır.
Damlatan bir musluk gün içinde onlarca litre suyun boşa gitmesine yol açabilir. Kişi bu israfı bizzat yapmasa da onu önleme imkânı varken ihmal etmesi, nimete karşı duyarsızlıktır. Evde küçük arızaları zamanında gidermek, apartman ve iş yeri gibi ortak alanlarda arızayı yöneticiye bildirmek bu sorumluluğun gereğidir. Cami abdesthanelerindeki arızaları da görevliye haber vermek cemaatin katkısıdır.
İftar davetinde misafirlere dinî nasihat veya vaaz vermek uygun mu?
Kısa, gönül alıcı ve misafirlerin isteğine uygun bir nasihat güzeldir; fakat uzun ve zorlayıcı vaazlar davetin amacına ters düşebilir. Hz. Peygamber, sahabeyi usandırmamak için öğüt vermeyi belirli aralıklarla yaptığı bilinmektedir. İbn Mesud’un bu yöndeki rivayeti, nasihatte ölçülü olmanın sünnet olduğunu gösterir. Misafirlerin dinî hayatı birbirinden farklı olabilir; kimseyi yargılayan veya sofrada mahcup eden bir üslup, onları dinden uzaklaştırabilir. Bir hadis veya kısa bir Ramazan hatırası paylaşmak, soru soran olursa bilgi vermek, sonrasında ortak bir dua etmek çoğu zaman uzun bir vaazdan daha etkilidir.
Okuduktan sonra mushafı rahleye veya yere öylece bırakmak saygısızlık mı?
Evet, mushafı yere, ayak basılacak yere veya açık hâlde ortalıkta bırakmak Kur’an’a saygıya aykırıdır. Okuma bittiğinde mushafı kapatıp yerine, rafına veya dolabına koymak edeptir. Ramazan’da mukabele ve hatim nedeniyle camilerde çok sayıda mushaf kullanılır; dağınık bırakılan mushaflar sonraki gelenleri zorlar ve yırtılmalara yol açar. Yıpranmış bir mushaf görülürse görevliye bildirilmeli, bu tür mushaflar gömülmek veya uygun şekilde muhafaza edilmek üzere görevliye teslim edilmelidir.
Rüşvet vermek ve almak kul hakkı mıdır?
Evet. Rüşvet, bir hakkı haksız yere elde etmek veya başkasının hakkını engellemek için verilen karşılıktır. Peygamberimiz rüşvet alana da verene de lanet etmiştir. Rüşvetle alınan iş, ihale, sıra veya kadro, o hakka gerçekten layık olan kişinin hakkını gasp etmek demektir. Ancak zulme uğrayan birinin hakkını almak için başka çaresi kalmadığında verdiği şeyde vebal, âlimlere göre alan kişiye aittir. Rüşvetle elde edilen kazanç iade edilmelidir.
Yalnız yaşayan öğrenci veya gurbetçiyi iftara çağırmanın ayrı bir değeri var mı?
Evet, iftar ettirme sevabına ek olarak gariplere sahip çıkma ve yalnızlığı giderme iyiliği de söz konusudur. Kur’an, yardım edilecekler arasında yolda kalmış ve gurbette olanları (ibnü’s-sebîl) anar. Ailesinden uzakta ilk kez Ramazan geçiren bir öğrenci, yurt dışından gelmiş bir işçi veya şehre yeni taşınmış bir aile için sıcak bir iftar sofrası, yemekten daha fazlasını, aidiyet duygusunu verir. Bunu tek seferlik değil, Ramazan boyunca birkaç kez yapmak ve kişiyi bayram sofrasına da davet etmek bu cömertliği tamamlar.
Arabayı hortumla bol suyla yıkamak israf mı?
Hortumu sürekli açık tutup çok miktarda su harcamak israftır; kova ve süngerle ya da az su harcayan yöntemlerle yıkamak daha uygundur.
Temiz bir araç kullanmak kötü değildir; temizlik dinimizde övülen bir davranıştır. Ancak özellikle yaz aylarında ve kuraklık dönemlerinde hortumla saatlerce su akıtmak, şehrin ortak kaynağını zorlar. Birçok belediye bu dönemlerde bu tür kullanımlara sınırlama getirir; bu kurallara uymak da hem kanuni hem ahlaki bir görevdir. Suyu toplayan yıkama noktalarını tercih etmek de çevre dostu bir seçenektir.
Çok yardım ettiğim için kendimi başkalarından üstün görmek sevabı etkiler mi?
Evet, etkileyebilir. Yaptığı iyiliği beğenip kendini üstün görmeye “ucub” denir ve ahlak âlimleri bunu amelleri zayıflatan kalp hastalıkları arasında sayar. Kur’an, iyiliği başa kakmanın ve gönül kırmanın sadakayı boşa çıkardığını bildirir; “Kendinizi temize çıkarmayın” diye de uyarır. Verilen mal aslında Allah’ın emanetidir; veren kişi, bu imkânı kendisine verdiği ve iyilik yapmayı nasip ettiği için Allah’a şükretmelidir. Yardım alanın, verene sevap kazanma fırsatı sunduğunu düşünmek, ucbun en etkili ilacıdır.
İftar davetinde misafirleri makam ve statüsüne göre farklı ağırlamak doğru mu?
Yaşlılara, âlimlere ve toplumda saygı gösterilen kişilere hürmet etmek sünnettir; ancak bu, diğer misafirleri küçümseyecek bir ayrımcılığa dönüşmemelidir. Hz. Peygamber, büyüğüne saygı göstermeyen ve küçüğüne merhamet etmeyenin kendisinden olmadığını bildirmiştir. Öte yandan Abese Suresi, zengin bir kişiye ilgi gösterilirken yoksul ve âmâ bir kişinin geri planda kalmasını uyarıyla anlatır. Bu yüzden ikramda herkese aynı yemeği sunmak, kimseye “ikinci sınıf” hissettirmemek, yalnız zengin veya makam sahibi misafirle ilgilenmemek gerekir. Yaşlıya başköşeyi ayırmak ise bu dengeyi bozmayan güzel bir inceliktir.
Ramazan’da imama veya müezzine hediye vermek uygun mu?
Evet, karşılık beklemeden gönül hoşluğuyla hediye vermek güzeldir. Peygamberimiz “Hediyeleşin ki birbirinizi sevesiniz” buyurmuştur. Ramazan boyunca teravih kıldıran, mukabele okuyan ve camiyi hazırlayan görevlilere bir hediye ile teşekkür etmek bu kapsamdadır. Ancak hediye, görevliden özel bir ayrıcalık veya kurallara aykırı bir iş beklentisiyle verilirse rüşvet niteliği kazanır. Görevlilerin ise hediyeyi cemaatten talep etmemesi ve kamu görevlisi olarak mevzuata uyması gerekir.
Sınavda kopya çekmek kul hakkına girer mi?
Evet. Özellikle sıralamaya dayalı sınavlarda kopya çekmek, emeğiyle o yere ulaşacak başka bir adayın hakkını almak anlamına gelir. Ayrıca aldatma olduğu için Peygamberimizin “Aldatan bizden değildir” uyarısı kapsamına girer. Kopyayla alınan diploma veya belgeyle yapılan meslek, ileride o hizmeti alan insanların güvenini de istismar eder. Geçmişte kopya çekmiş kişi tövbe etmeli ve eksik bilgisini tamamlayarak işini hakkıyla yapmaya çalışmalıdır.
“Mallarında isteyen ve yoksun olanın hakkı vardır” ayeti zekât dışında bir sorumluluk mu?
Ayet, müminlerin malında ihtiyaç sahiplerinin bir hakkı bulunduğunu, bu bilincin zekâtla sınırlı kalmaması gerektiğini hatırlatır. Zâriyât Suresi’nde takva sahipleri anlatılırken “Onların mallarında isteyen ve (utancından isteyemeyen) yoksun için bir hak vardır” buyrulur. Müfessirlerin bir kısmı bunu zekât, bir kısmı ise zekât dışındaki gönüllü yardım olarak açıklamıştır. Hadiste de “Malda zekâttan başka da hak vardır” anlamında bir rivayet bulunur, ancak senedinde zayıflık vardır. Zekâtın dışında kalan yardım farz değildir; fakat açlık gibi zaruret hâllerinde imkânı olanın yardım etmesi dinî bir sorumluluktur.
Dinî yaşantısı benden farklı olan akraba ve arkadaşları iftara çağırmak doğru mu?
Evet, doğrudur ve çoğu zaman gönülleri yakınlaştıran güzel bir davranıştır. Namaz kılmayan, oruç tutmayan veya dinî hassasiyetleri farklı olan akrabaları iftara çağırmak, sıla-i rahmi korur ve onların Ramazan’ın manevi havasını yakından hissetmesine vesile olabilir. Hz. Peygamber, kendisiyle ilişkisini kesen akrabaya bile yakınlık göstermeyi teşvik etmiştir. Böyle bir davette misafiri eleştirmek, dinî konularda sorgulamak veya mahcup etmek yerine güler yüz ve ikramla ağırlamak gerekir. Hidayet Allah’tandır; güzel ahlak ise en etkili davettir.
İnternette sahte ürün yorumu yazmak veya rakibi kötülemek caiz mi?
Hayır. Kullanılmayan bir ürünü överek sahte yorum yazmak alıcıları aldatmak; rakip bir işletmeyi haksız yere kötülemek ise hem yalan hem de onun kazancına zarar vermektir. Her ikisi de kul hakkıdır. İslâm, alışverişte doğruluğu ve kusuru açıkça söylemeyi emreder; doğru sözlü tüccarın ahirette peygamberler ve sıddıklarla birlikte olacağı müjdelenmiştir. Bu yolla haksızlık yapmış kişi yorumları kaldırmalı ve zarar verdiği kişilerle helalleşmelidir.
Kuraklık döneminde havuz doldurmak veya bahçeyi bol sulamak israf olur mu?
Evet, toplumun suya ihtiyaç duyduğu kuraklık dönemlerinde lüks amaçlı yoğun su kullanımı israf ve kamu hakkı ihlali sayılabilir.
Su, İslâm hukukunda insanların ortak hakkı olan temel nimetlerden sayılmıştır. Ebû Dâvûd’daki bir rivayette insanların su, ot ve ateşte ortak olduğu bildirilir. Normal zamanlarda makul olan bir kullanım, su kesintileri yaşanırken başkalarının hakkına dokunabilir. Bahçeyi sabah erken veya akşam sulamak, damla sulama kullanmak, kuraklığa dayanıklı bitkiler tercih etmek ve yetkililerin uyarılarına uymak dinen de gözetilmesi gereken tedbirlerdir.
Oruçluyken trafikte küfür etmek veya kaba el hareketi yapmak ne hüküm taşır?
Orucu fıkhen bozmaz; ama sövmek ve kaba hareket günahtır, orucun sevabını zedeler. İftar öncesi trafik, sabrın en çok sınandığı anlardandır. Kaba el hareketi de sözle yapılan sövgü gibi karşıdakini aşağılar. Tavsiye, iftara birkaç dakika geç kalmayı göze almak, yanınızda hurma ve su bulundurmak, öfke geldiğinde istiâze okumaktır. Tehlikeli hareket eden sürücüyle hesaplaşmak yerine yetkililere bildirmek daha doğrudur.
Teravihte klima veya pencere yüzünden cemaatle tartışmak doğru mu?
Hayır. Camide sıcaklık, klima ve pencere gibi konularda karar cami görevlisine aittir; cemaatin kendi başına ayarları değiştirmesi ve bu yüzden tartışması cami huzurunu bozar. İsteği olan kişi görevliye nazikçe iletmelidir. Soğuktan veya sıcaktan rahatsız olan kişi yerini değiştirerek, klimanın altından ya da pencere kenarından uzaklaşarak kendi çözümünü bulabilir. Kur’an, münakaşanın güç ve bereketi götürdüğünü hatırlatır; küçük bir konfor meselesi kardeşliği zedelememelidir.
Başkalarını yardıma teşvik etmek de sevap kazandırır mı?
Evet. Müslim’deki rivayette “Bir hayra yol gösteren kişiye, onu yapanın sevabı kadar sevap vardır” buyrulur. Tirmizî’de de “Hayra vesile olan, onu yapan gibidir” anlamında bir hadis geçer. Maddi imkânı olmayan kişi bile bir ihtiyaç sahibini imkânı olan birine tanıtarak, bir yardım kampanyasını duyurarak veya çevresini iftar vermeye teşvik ederek bu sevaba ortak olabilir. Teşvik ederken ısrarcı ve baskıcı olmamak, güvenilir olduğundan emin olunmayan bağış çağrılarını paylaşmamak gerekir; aksi hâlde istemeden bir haksızlığa aracı olunabilir.
Farklı mezhepten misafirim iftarı biraz daha geç açıyorsa ne yapmalıyım?
Misafirin kendi mezhebine göre iftarını açmasına saygı göstermek ve bunu tartışma konusu yapmamak gerekir. Örneğin Caferî mezhebine mensup kişiler, güneşin batışından sonra doğudaki kızıllığın kaybolmasını bekledikleri için iftarı birkaç dakika geç açarlar. Ehl-i Sünnet’e göre ise güneş batınca iftar vakti girer ve iftarı hemen açmak sünnettir. Ev sahibi kendi iftarını vaktinde açabilir; misafirin açmasını bekleyecekse bu kısa süre için ona su, hurma gibi ikramları hazır tutmak nezakettir. Farklılıkları sofrada tartışmak yerine ortak değerlere odaklanmak, birlik ve kardeşliği güçlendirir.
Kul hakkı borcumu ödeyecek gücüm yoksa ne olacak?
Kişi gücü yettiği kadarından sorumludur. Borcu ödemeye samimi niyet eden, küçük taksitlerle de olsa ödemeye başlayan ve hak sahibinden mühlet isteyen kişi üzerine düşeni yapmış olur. Peygamberimiz, ödeme niyetiyle borç alanın borcunu Allah’ın ödemesine yardım edeceğini bildirmiştir. Hak sahibine durumu dürüstçe anlatmak, bağışlama veya erteleme istemek gerekir. Ödeyemeden ölüm gelirse, niyetin samimiyeti ve Allah’ın hak sahibini razı etmesi umulur.
Kuraklıkta yağmur duası etmek yanında su tasarrufu yapmak da gerekli mi?
Evet, İslâm’da dua ile tedbir birlikte yürür; yağmur için dua edilirken mevcut suyu korumak da bir sorumluluktur.
Peygamberimiz kuraklık zamanlarında yağmur duasına (istiskâ) çıkmış, bu uygulama Buhârî ve Müslim’de nakledilmiştir. Bununla birlikte “Deveni bağla, sonra tevekkül et” anlamındaki rivayet de tedbirin önemini hatırlatır; bu rivayet Tirmizî’de geçer. Duada samimiyetin bir göstergesi de nimeti israf etmeyi bırakmaktır. İstiğfar etmek, sadaka vermek ve suyu ölçülü kullanmak, yağmur duasının manevi hazırlığı olarak görülmüştür.
Oruçluyken magazin ve dedikodu programları izlemek uygun mu?
Orucu bozmaz, ama uygun değildir. İnsanların özel hayatlarını, kusurlarını ve kavgalarını konu edinen programlar, çoğu zaman gıybeti ve alay etmeyi eğlenceye dönüştürür. Bunları zevkle izlemek, gıybet dinlemeye benzer. Oruç, göz ve kulağı da korumayı içerir; Kur’an işitme, görme ve kalbin her birinin sorumlu tutulacağını bildirir. Bu vakitleri mukabele, faydalı bir sohbet veya aileyle geçirmek daha bereketlidir.
Teraviha arabayla gelip cami önüne gelişigüzel park etmek günah mı?
Başkalarının yolunu, garaj çıkışını veya ambulans geçişini engelleyecek şekilde park etmek kul hakkıdır ve günahtır; ibadete gitmek bunu mazur göstermez. Peygamberimiz yoldan eziyet veren şeyi kaldırmayı imanın şubelerinden saymıştır; yolu kapatmak ise bunun tam tersidir. Ramazan’da camilerin çevresinde yaşayan komşuların her gece mağdur olması, caminin ve Müslümanların itibarını da zedeler. Mümkünse yürüyerek veya toplu taşımayla gelmek, araçla gelinecekse kurallara uygun yere park etmek gerekir.
Evde çalışan yardımcıyı iftar sofrasına oturtmak sünnet mi?
Evet, sünnete uygun ve çok değerli bir davranıştır. Hz. Peygamber, hizmetçi kişinin yemeği getirdiğinde onu da sofraya oturtmayı, oturtmazsa en azından bir iki lokma vermeyi tavsiye etmiş ve yemeğin sıcağıyla uğraşanın o olduğunu hatırlatmıştır. Başka bir hadiste de çalışanlara kendi yediğinizden yedirmeniz istenmiştir. Ramazan’da iftar hazırlığında emeği geçen yardımcı, bakıcı veya aşçıyı sofradan ayrı tutmak, orucun kazandırmak istediği eşitlik ve merhamet duygusuna aykırıdır. Çalışan oruçluysa onun da iftarını vaktinde ve rahatça açabilmesini sağlamak işverenin sorumluluğudur.
Geçmişte işlediğim günahları başkalarına anlatmak doğru mu?
Hayır, Allah’ın örttüğü bir günahı kişinin kendi eliyle ifşa etmesi doğru değildir. Peygamberimiz, ümmetinin tamamının affa uğrayacağını, ancak günahını açıkça ortaya dökenlerin bundan hariç olduğunu bildirmiş ve gece günah işleyip sabah bunu anlatan kişiyi örnek vermiştir. Günah övünerek anlatılırsa daha da ağırdır. Tövbe Allah ile kul arasında olur. Bir hocaya fetva sormak veya bir uzmandan yardım almak için anlatmak ise bundan ayrıdır.
İsraf eden birini uyarmak gerekir mi, nasıl uyarmalıyım?
Evet, uygun bir dille uyarmak iyiliği emretmenin bir parçasıdır; ancak kırıcı, küçümseyici veya herkesin önünde utandırıcı olmamalıdır.
Uyarının amacı karşı tarafı düzeltmektir, onu mahcup etmek değil. Örneğin abdesthanede suyu açık bırakan birine gülümseyerek hatırlatmak ya da kendi davranışınızla örnek olmak çoğu zaman sözden daha etkilidir. Aile içinde israfla ilgili konuşmalar suçlama yerine “birlikte ne yapabiliriz?” şeklinde yapılmalıdır. Nahl Suresi hikmetle ve güzel öğütle davet etmeyi öğütler. Uyarının fayda vermeyeceği veya kavgaya yol açacağı durumlarda susmak ve dua etmek daha iyi olabilir.
Park hâlindeki bir araca zarar verip sahibini bulamadım; ne yapmalıyım?
Verilen zarar bir kul hakkıdır ve tazmin edilmesi gerekir. Araç sahibi orada değilse, iletişim bilgilerini içeren bir not bırakmak veya durumu ilgili yerlere bildirmek en doğrusudur. Bu, hem hakkı ödemenin hem de dürüstlüğün gereğidir. Kimse görmedi diye oradan ayrılmak, zararın bedelini sahibinin sırtına yüklemek demektir. Sonradan bu durumu hatırlayan ve sahibine hiçbir şekilde ulaşamayan kişi, tahmini zarar kadarını onun adına sadaka olarak verebilir.
Ramazan’da işimi gören memura veya doktora hediye vermek rüşvet olur mu?
Görevi gereği işinizi yapan kişiye, o görev sebebiyle verilen hediye rüşvet şüphesi taşır ve kaçınılmalıdır. Buhârî ve Müslim’de, zekât toplamaya gönderilen İbnü’l-Lütbiyye’nin “Bu size, bu da bana hediye edildi” demesi üzerine Hz. Peygamber’in “Babasının veya annesinin evinde otursaydı, ona hediye gelir miydi?” diyerek bunu reddettiği anlatılır. Görevlilere verilen hediyeler ayrıca kanunen de sınırlandırılmıştır. Teşekkür için güzel bir söz ve dua yeterlidir. Bu kişilere görev ilişkisinden bağımsız, yakınlık sebebiyle yapılan ikram ise durumuna göre değerlendirilir; şüphede müftülüğe danışılmalıdır.
Teravihten sonra cami önünde toplanıp gürültü yapmak komşu hakkına girer mi?
Evet, gecenin geç saatinde yüksek sesle konuşmak, korna çalmak ve uzun süre toplanmak cami komşularını rahatsız eder ve komşu hakkına girer. Peygamberimiz komşusu kötülüğünden emin olmayan kişinin kâmil mümin olamayacağını bildirmiştir. Teravih sonrası sohbet etmek güzel bir Ramazan âdetidir; ancak bunu evlerin önünde değil, uygun yerlerde ve ölçülü bir sesle yapmak gerekir. Cami çevresinde yaşayan komşular, çocukları ve yaşlıları olan ailelerdir; onların uykusu da korunmalıdır.
Camide siyasi konularda tartışmak uygun mu?
Hayır, camide taraf tutarak siyasi tartışma yapmak uygun değildir. Cami, farklı görüşlerden bütün Müslümanların bir arada ibadet ettiği, birlik ve kardeşliğin yaşandığı yerdir. Kur’an mescitlerin yalnız Allah’a ait olduğunu, orada Allah ile birlikte başka hiçbir şeye yakarılmamasını hatırlatır. Siyasi münakaşalar ise gönülleri ayırır, kırgınlığa ve gıybete yol açar. Ramazan’da cemaatin kalabalıklaştığı bu dönemde camiyi ortak bir huzur mekânı olarak korumak herkesin sorumluluğudur.
Geçmişte yaptığım israfların tövbesi nasıl olur?
Pişmanlık duyup Allah’tan af dilemek, bu alışkanlığı bırakmaya karar vermek ve mümkünse hayır yaparak telafi etmek israfın tövbesidir.
İsraf büyük ölçüde Allah’a karşı işlenen bir kusurdur; samimi tövbe ile affedilmesi umulur. Hûd Suresi’nde iyiliklerin kötülükleri gidereceği bildirilir; bu yüzden israf ettiğini düşündüğü malın bir kısmını sadaka olarak vermek güzel bir telafidir. Eğer israf başkasının hakkını da içeriyorsa, örneğin bir vakfın veya işverenin malı boşa harcandıysa, o hakkın sahibiyle helalleşmek veya zararı ödemek gerekir. Ramazan, bu tür bir iç muhasebe için en uygun zamandır.
Misafire imkânımın üstünde ikram etmek zorunda mıyım?
Hayır, zorunda değilsiniz; imkânı zorlayarak gösterişli ikramda bulunmak (tekellüf) hoş görülmemiştir. Hz. Ömer’den “Tekellüften nehyedildik” sözü nakledilmiştir. İslam, misafire ikramı teşvik ederken kişinin gücünü aşmamasını da öğretir; Kur’an, Allah’ın kimseye gücünün üstünde yük yüklemediğini bildirir. Sade bir çorba, pilav ve hurmayla hazırlanan bir iftar da tam bir ikramdır. Misafir için borca girmek, aile bütçesini sarsmak veya komşulara karşı yarışır gibi masraf etmek hem israfa hem de riyaya kapı açar. Samimiyetle sunulan az bir ikram, zorlamayla hazırlanan bolluktan daha kıymetlidir.
Vefat etmiş birinin arkasından kötü konuşmak gıybet mi?
Evet, ölen kişinin kusurlarını konuşmak da gıybettir, hatta helallik isteme imkânı kalmadığı için daha dikkat gerektirir. Peygamberimiz ölülere sövülmemesini, çünkü onların gönderdikleri amellere kavuştuklarını bildirmiştir. Bu tür konuşmalar, geride kalan yakınlarını da incitir. Ölenleri hayırla anmak, onlar için dua etmek ve iyiliklerini hatırlamak tavsiye edilir. Tarihî veya hukuki bir konuda gerekli bilgiyi vermek ise bundan ayrıdır.
Yanlış park etmek ve trafikte sıra kesmek kul hakkı mı?
Evet. Başkasının otoparkına, garaj önüne veya engelli yerine park etmek, yaya yolunu kapatmak, sırayı kesmek ve trafik kurallarını çiğneyerek başkalarının zamanını ve güvenliğini tehlikeye atmak kul hakkına girer. İslâm yolun hakkını vermeyi emreder; Peygamberimiz yoldan eziyet veren şeyi kaldırmayı imanın şubelerinden saymıştır. İftar saatine yetişme telaşı, bu hakları çiğnemek için mazeret değildir. Ramazan’da sabır ve saygı, trafikte de kendini göstermelidir.
“Ben ve yetimi koruyan cennette böyleyiz” hadisi ne anlatır?
Hadis, yetime sahip çıkmanın cennette Peygamber’e yakınlık kazandıran büyük bir amel olduğunu anlatır. Buhârî’deki rivayette Hz. Peygamber işaret ve orta parmağını birleştirip biraz aralayarak “Ben ve yetimi himaye eden kimse cennette böyleyiz” buyurmuştur. Yetimi korumak yalnız maddi destekle sınırlı değildir; onun eğitimini, sağlığını, sevgi ve güven ihtiyacını gözetmek de buna dahildir. Ramazan’da bir yetimin bayramlığını almak, eğitimine katkı sağlamak veya onu iftara davet etmek bu hadisin uygulamasıdır. Yetimin malını korumak ve ona sert davranmamak da Kur’an’ın açık emridir.
Apartman aidatını ödememek kul hakkı mı?
Evet. Aidat, apartmanın temizlik, ısınma, asansör ve bakım gibi ortak giderlerinin paylaşımıdır. Bu hizmetlerden yararlanıp payını ödememek, bedelin diğer komşulara yüklenmesi demektir. Bu hem komşu hakkını hem de ortak mal üzerindeki hakları ihlal eder. Anlaşmazlık varsa, yönetimle konuşarak veya yasal yollarla çözüm aranmalı, ödemeyi keyfi olarak kesmek yoluna gidilmemelidir. Biriken aidat borcunun ödenmesi, Ramazan’da yapılabilecek güzel bir helalleşme adımıdır.
Camide vaaz verilirken nafile namaz kılmak uygun mu?
Cuma ve bayram hutbesi dışında vaaz sırasında nafile kılmak haram değildir; ancak vaazı dinlemek, özellikle ilk kez duyulan dinî bilgiler için daha faziletlidir. Vaaz sırasında ön saflarda nafile kılmak, dinleyenlerin dikkatini dağıtabilir ve vaizi rahatsız edebilir. Vakit namazının sünneti kılınacaksa arka taraflarda sessizce kılmak uygundur. Cuma hutbesi okunurken ise namaz kılmak ve konuşmak mekruhtur; hutbeyi dinlemek gerekir.
Misafir olarak iftar hazırlığında veya bulaşıkta yardım etmek uygun mu?
Evet, yardım teklif etmek güzel bir inceliktir; ancak ev sahibinin tercihine saygı gösterilmelidir. Ramazan’da iftar hazırlığı çoğunlukla bir iki kişinin omzuna yüklenir; sofra kurmak, çay servisi veya bulaşık konusunda yardım etmek bu yükü hafifletir ve iyilikte yardımlaşma kapsamına girer. Bazı ev sahipleri ise misafire iş yaptırmayı ikram anlayışına aykırı bulur; böyle durumlarda ısrar etmemek gerekir. Mutfağa izin almadan girmek, dolapları karıştırmak da uygun değildir. Yakın akrabalık veya samimiyet varsa işleri birlikte yapmak, davetin sıcaklığını artıran bereketli bir paylaşımdır.
Tartışmada birine “kâfir” veya “dinsiz” demek günah mı?
Evet, bir Müslümanı dinden çıkmakla itham etmek çok ağır bir sözdür. Peygamberimiz, kardeşine “Ey kâfir” diyen kişinin sözünün, karşıdaki öyle değilse kendisine döneceğini bildirmiştir. Tartışmalarda “sen zaten dinsizsin”, “münafıksın” gibi yaftalamalar hem iftira hem de fitne sebebidir. Fikir ayrılığı saygıyla konuşulur; kimsenin imanı hakkında hüküm vermek bize düşmez. Böyle bir söz söylenmişse tövbe ve helallik gerekir.
Camide hatim duasında cemaatin hep birlikte sesli “âmin” demesi bidat mı?
Hayır, dua eden kişinin duasına dinleyenlerin “âmin” demesi meşrudur ve bidat sayılmaz. Hz. Mûsâ dua ederken Hz. Hârûn’un âmin dediği, Kur’an’da “İkinizin duası kabul edildi” ayetiyle bildirilir. Hatim duası sonunda cemaatin âmin demesi bu anlamda güzel bir uygulamadır. Ancak bağırarak, abartılı ve gösterişli bir sesle âmin demek, duada tavsiye edilen tevazu ve huşûya aykırıdır. Kur’an, Rabbe gönülden ve gizlice dua etmeyi öğütler.
Dul ve yoksul için koşturan kişinin sevabı ne kadardır?
Hadiste Allah yolunda cihad eden veya gündüz oruç tutup gece namaz kılan kişi gibi olduğu bildirilir. Buhârî ve Müslim’in rivayetine göre Hz. Peygamber “Dul ve yoksul için çalışan kimse, Allah yolunda cihad eden gibidir” buyurmuş; ravi, “gece hiç ara vermeden namaz kılan ve gündüz orucunu bozmayan gibidir” dediğini de hatırladığını söylemiştir. Eşini kaybetmiş bir kadının resmî işlerini takip etmek, yoksul bir ailenin alışverişini yapmak, faturalarını düzenlemek bu koşturmaya dahildir. Ramazan’da oruç tutarken bu hizmeti de yapan kişi, sevabını katlamış olur.
Evi Ramazan için ışıklarla ve süslerle donatmak israf mı?
Makul ölçüde, sevinç ve çocuklara Ramazan’ı sevdirmek amacıyla yapılan süslemeler caizdir; ölçüsüz harcama ve gösteriş ise israfa girer.
Ramazan’ı karşılamanın sevinciyle evin bir köşesini süslemek, çocuklarla birlikte hilal veya fener yapmak güzel bir aile etkinliği olabilir. Dinen bu konuda özel bir sünnet yoktur, ama mübah bir sevinç ifadesidir. Dikkat edilmesi gereken, her yıl yenisini almak yerine var olanı saklayıp tekrar kullanmak, enerji tasarruflu ışıklar seçmek ve bu harcamaların sadaka ve ibadetlerin önüne geçmemesidir. Başkalarıyla yarışa ve gösterişe dönüşen süslemeler Ramazan’ın ruhuna uymaz.