🤲 Benim İçin Dua Et Giriş

Peygamberimizin Adı Anılınca Salavat Getirmek Şart mıdır?

Soru – CevapGüncelleme: 21 Eylül 20267 dk okuma

Sandalyede Oturarak Namaz Kılmak Caiz mi? Şartları ve Usulü

Hz. Muhammed'in adı her geçtiğinde salavat getirmek farz mı, vacip mi? Mezheplerin görüşü, yazıda s.a.v. kısaltması ve namazda, hutbede ne yapılacağı.

Bu yazıda öğrenecekleriniz

  • Görüşlerin Dayanağı
  • Farklı Durumlarda Ne Yapılır?
  • Yazıda "s.a.v." veya "sav" Kısaltması

Kısa cevap: Bir Müslümanın ömründe en az bir defa salavat getirmesi, Ahzâb Suresi’nin 56. ayetindeki emir gereği farzdır. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) adı anıldığında salavat getirmenin hükmünde ise âlimler farklı görüşler belirtmiştir. Hanefî mezhebinde fetvaya esas olan görüşe göre, bir mecliste mübarek ismi ilk kez anıldığında söyleyenin ve işitenin bir defa salavat getirmesi vaciptir; aynı mecliste ismin tekrarlanması hâlinde her seferinde salavat getirmek ise müstehaptır. Şâfiî âlimlerin çoğunluğuna göre ise her anılışta salavat getirmek kuvvetli bir sünnettir. Hangi görüş esas alınırsa alınsın, ismi duyup da kayıtsız kalmak bir mümine yakışmaz.

Görüşlerin Dayanağı

Bu konudaki hassasiyetin kaynağı şu hadislerdir:

“Cimri, yanında anıldığım hâlde bana salavat getirmeyen kimsedir.” (Tirmizî, Deavât)

Bir diğer hadiste Resûlullah minbere çıkarken üç defa “âmin” demiş; sebebi sorulunca Cebrâil’in üç beddua ettiğini, kendisinin de “âmin” dediğini bildirmiştir. Bunlardan biri, “Yanında sen anıldığın hâlde sana salavat getirmeyen kimse rahmetten uzak olsun” duasıdır (Tirmizî, Deavât; Hâkim, el-Müstedrek). Hanefî âlimlerden Tahâvî, bu ağır uyarılara dayanarak her anılışta salavatın vacip olduğunu söylemiştir. Kerhî ise bir mecliste bir defanın yeterli olduğu, fazlasının müstehap kaldığı görüşündedir. Sonraki Hanefî fakihler kolaylık ilkesi gereği genellikle Kerhî’nin görüşüyle fetva vermiş, fakat ihtiyata uygun olanın her defasında salavat getirmek olduğunu da belirtmişlerdir.

Farklı Durumlarda Ne Yapılır?

Sohbette ve Derste

Bir vaaz, ders veya sohbette Efendimiz’in adı onlarca kez geçebilir. İlk anılışta açıkça salavat getirmek, sonrakilerde de kısa bir “sallallâhu aleyhi ve sellem” demek en güzelidir. Konuşmacının sözünü kesecek biçimde yüksek sesle değil, kendi işiteceği bir sesle söylemek yeterlidir.

Namaz Kılarken

Namazda okunan ayette “Muhammed” ismi geçtiğinde (örneğin Fetih Suresi, 48/29) okuyan da dinleyen de salavat getirmez; çünkü namaz içinde namaza ait olmayan söz söylenmez. Namaz dışında Kur’an okurken ismin geçtiği ayette, okuyuş tamamlandıktan sonra salavat getirmek güzeldir.

Cuma Hutbesinde

Hutbe esnasında konuşmak caiz değildir. Hatip, Ahzâb 56. ayeti okuduğunda veya Resûlullah’ın adını andığında cemaat salavatı dil ile değil, içinden getirir. Hanefî âlimlerin tercih ettiği görüş budur.

Ezan ve Kamette

Müezzin “Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah” dediğinde dinleyen de aynı cümleyi tekrar eder. Ezan bittikten sonra salavat getirip vesile duasını okumak sünnettir (Müslim, Salât). Ezan sırasında başparmakları öpüp gözlere sürmek ise halk arasında yaygın olmakla birlikte, bu konudaki rivayetler hadis âlimlerince sahih görülmemiştir.

Yazıda “s.a.v.” veya “sav” Kısaltması

Kitap, makale ve mesajlarda Peygamberimizin adından sonra “(s.a.v.)”, “(sas)” veya “(a.s.)” gibi kısaltmalar kullanılması yaygındır. Klasik dönem hadis âlimleri, yazıda salavatın kısaltılmasını hoş karşılamamış ve açık yazılmasını tavsiye etmişlerdir; zira onlar için yazmak da bir ibadet fırsatıydı. Günümüzde kısaltma kullanmak günah sayılmaz; metinlerin akıcılığı ve yer darlığı sebebiyle bu uygulama kabul görmüştür. Ancak iki noktaya dikkat edilmelidir:

  • Yazan kişi, kısaltmayı yazarken salavatı diliyle veya kalbiyle getirmelidir.
  • Okuyan kişi, kısaltmayı gördüğünde “sav” diye geçmemeli, salavatı açık hâliyle söylemelidir. Kısaltma bir hatırlatmadır, salavatın kendisi değildir.

Lakapla veya Zamirle Anıldığında

“Peygamberimiz”, “Resûlullah”, “Efendimiz” gibi unvanlarla anıldığında da salavat getirmek aynı hükme tabidir; çünkü hadiste “yanında anıldığım zaman” denilmiştir, anılmanın isimle olması şart koşulmamıştır. “O” gibi zamirlerle her atıfta salavat getirmek ise gerekmez. Başka bir insanın adı Muhammed, Ahmed veya Mustafa olduğunda, o kişi kastedilerek söylenen isimden sonra salavat getirilmez; çünkü anılan Resûlullah değildir.

Sahâbe ve Âlimlerin Hassasiyeti

Hadis âlimleri bu konuda güzel bir örnek bırakmışlardır. Binlerce hadis yazan muhaddisler, her rivayette Resûlullah’ın adı geçtikçe salavatı üşenmeden açıkça yazmış, talebelerine de bunu öğütlemişlerdir. Onlara göre hadis ilmiyle uğraşanların en büyük kazançlarından biri, gün boyu dillerinden ve kalemlerinden salavatın eksik olmamasıydı. İmam Mâlik’in, Medine’de Resûlullah’ın adı anıldığında yüzünün renginin değiştiği ve hürmetinden başını eğdiği nakledilir. Bu tavır, salavatın kuru bir formül değil, bir edep ve muhabbet hâli olduğunu gösterir. Bugün de bir hadis okurken, bir siyer kitabını karıştırırken veya çocuğa Peygamberimizi anlatırken salavatı atlamamak, bu güzel geleneği sürdürmek demektir.

İşin Özü: Sevgi ve Vefa

Bu meseleyi sadece “farz mı, vacip mi” tartışmasına indirgemek işin ruhunu kaçırır. İnsan, çok sevdiği birinin adı geçince kayıtsız kalamaz; yüzü aydınlanır, hayırla anar. Salavat, mümin için bu sevginin dildeki yansımasıdır. Efendimiz, “Hiçbiriniz, ben kendisine anne babasından, çocuğundan ve bütün insanlardan daha sevimli olmadıkça gerçek anlamda iman etmiş olmaz” buyurmuştur (Buhârî, Îmân; Müslim, Îmân). Böyle bir sevginin sahibi için salavat bir yük değil, gönül ferahlığıdır.

Sık Sorulan Sorular

Salavatı unutursam günaha girer miyim?

Unutma ve dalgınlık hâlinde sorumluluk yoktur. Hatırladığınızda salavat getirmeniz yeterlidir. Sakıncalı olan, umursamazlıkla terk etmeyi alışkanlık hâline getirmektir.

Televizyonda veya kayıttan duyduğumda da salavat getirmeli miyim?

Kaynağı ne olursa olsun Resûlullah’ın adını işitmek, salavat için bir vesiledir. Getirmek güzeldir ve sevaptır.

Salavatı içimden geçirmem yeterli mi?

Namaz ve hutbe gibi konuşmanın uygun olmadığı durumlarda kalben getirmek yeterlidir. Diğer zamanlarda dilin en azından kendi işiteceği kadar hareket etmesi, zikrin gerçekleşmesi için esastır.

Editör: (İlahiyat alanında eğitim almış editörler) · Son güncelleme: · Kaynaklar: Ahzâb Suresi (33/56); Tirmizî, Deavât; Müslim, Salât; Buhârî, Îmân; Müslim, Îmân; İbn Âbidîn, Reddü'l-muhtâr; Din İşleri Yüksek Kurulu fetvaları

YAPAY ZEKÂYA BU SAYFAYI SOR0 görüntülenme · 6 dk okuma

Sorunuz seçtiğiniz yapay zekâ hizmetinde yeni sekmede açılır; dini hükümler için Diyanet'e danışınız.

Bu içerik faydalı oldu mu?

Geri bildiriminiz içeriklerimizi geliştirmemize yardım eder.

Kaynakça

  1. Ahzâb Suresi (33/56)
  2. Tirmizî, Deavât
  3. Müslim, Salât
  4. Buhârî, Îmân; Müslim, Îmân
  5. İbn Âbidîn, Reddü'l-muhtâr
  6. Din İşleri Yüksek Kurulu fetvaları

İlgili Yazılar