Yanlış Bilinenler ve Hurafeler
Oruç, Ramazan ve kurbanla ilgili yanlış bilinenler. 171 soru ve cevap.
Oruç, Ramazan ve Kurbanla İlgili Yanlış Bilinenler
Yanlış bilinenler ve hurafeler, halk arasında yaygın olduğu halde Kur'an, sahih sünnet ve fıkıh kitaplarında dayanağı bulunmayan veya asıl hükmün yanlış anlaşılmasından doğan inanış ve uygulamalardır. Dini bilginin sağlıklı kaynaklardan öğrenilmesi, hem ibadetlerin doğru yapılmasını sağlar hem de gereksiz zorlukların önüne geçer.
Oruçla ilgili en yaygın yanlışlardan biri, unutarak yiyip içmenin orucu bozduğu düşüncesidir; oysa sahih hadise göre unutarak yiyen orucunu tamamlar (Buhârî; Müslim). Yıkanmanın, yüzmenin, diş fırçalamanın (macun yutulmadıkça), göz damlasının veya kan vermenin orucu bozduğu da yanlış bilinir. Cünüp olarak sahura kalkıp gusül abdestini imsaktan sonraya bırakmak da orucu bozmaz. "Sahura kalkmayan oruç tutamaz" düşüncesi de doğru değildir; sahur sünnettir, şart değildir.
Kurbanda da yanlış bilinenler vardır: Kurban kesilirken bıçağın hayvana gösterilmesi uygun değildir, fakat kanın alna sürülmesi gibi uygulamaların dini bir dayanağı yoktur. Kurban etinin dağıtılmadan tamamının evde tüketilmesi caizdir; üçe bölmek müstehaptır, şart değildir. Kurban derisinin veya etinin kasaba ücret olarak verilmesi ise caiz değildir.
Belirli gecelere veya ayın belli günlerine özel, kaynağı belirsiz sevap vaatleriyle dolaşan metinler ve zincirleme mesajlar da bu kapsama girer. Bu bölümde sahih kaynağı olmayan inanışlar tek tek ele alınarak doğrusu açıklanmaktadır. Hurafelerin yayılmasının en önemli sebebi, dini bilginin kaynağı sorgulanmadan kulaktan kulağa aktarılmasıdır. Bir bilginin doğru olup olmadığını anlamak için Kur'an, sahih hadis kaynakları ve Diyanet İlmihali gibi güvenilir eserlere başvurmak gerekir. Dini meselelerde, iyi niyetle de olsa, dayanağı olmayan bir şeyi dinin hükmü gibi sunmak doğru değildir ve insanları gereksiz yere zora sokar.
- Unutarak yiyip içmek orucu bozmaz.
- Sahur sünnettir, orucun şartı değildir.
- Kurban kanını alna sürmenin dayanağı yoktur.
- Kaynağı belirsiz sevap mesajlarına itibar edilmemelidir.
Sık Sorulan Sorular
“İlim Çin’de de olsa gidip alınız” hadisi sahih mi?
Hayır, bu söz sahih bir hadis değildir. Beyhakî gibi bazı muhaddisler rivayeti kitaplarına almış, ancak senedindeki râviler sebebiyle çok zayıf olduğunu belirtmişlerdir; bazı hadis münekkitleri onu uydurma saymıştır. Halk arasında çok yaygın olması sahih olduğunu göstermez. Bununla birlikte ilim öğrenmeyi teşvik eden anlam İslam’ın özüyle uyumludur: Kur’an’da “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” buyrulur ve ilim yolunda yürüyene Allah’ın cennet yolunu kolaylaştıracağını bildiren sahih hadis vardır. Bu yüzden ilmin önemini anlatırken bu söz yerine sahih ayet ve hadislerle konuşmak daha doğrudur.
Kurban kesmek farz mıdır?
Hayır, Hanefî mezhebine göre kurban farz değil, vaciptir. Halk arasında sıkça “kurban farzdır” denir; ancak fıkıh dilinde farz ile vacip ayrı derecelerdir.
Farz, kesin delille sabit olan ve inkârı küfre götüren hükümdür. Vacip ise farza yakın bağlayıcılıkta olmakla birlikte delilinin kesinlik derecesi daha düşüktür. Hanefîler, Kevser Suresi’ndeki “Rabbin için namaz kıl ve kurban kes” emri ile gücü yettiği hâlde kurban kesmeyeni kınayan hadise dayanarak kurbanı nisaba mâlik olan her Müslümana vacip saymıştır. Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerinin çoğunluğuna göre ise kurban müekked sünnettir.
Sonuç olarak şartları taşıyan kişinin kurbanı terk etmesi günahtır, fakat buna “farz” demek teknik olarak yanlıştır. Kendi durumunuzu netleştirmek için müftülüğe veya Alo 190’a danışabilirsiniz.
Oruçluyken ağlamak orucu bozar mı, gözyaşı ağza kaçarsa ne olur?
Hayır, ağlamak orucu bozmaz. Halk arasında “oruçlu ağlamaz” diye bir kanaat varsa da dinî bir dayanağı yoktur. Gözyaşı gözden dışarı akan bir sıvıdır; mideye giden bir yol değildir. Namazda, duada veya bir acı karşısında ağlamak oruca zarar vermez, hatta Allah korkusuyla ağlamak övülmüştür.
Ancak yanaktan süzülen gözyaşı ağza girer ve kişi bunu bilerek yutarsa durum değişir. Bir iki damla gibi tadı hissedilmeyecek kadar az olursa Hanefî âlimler bunu affedilir saymıştır; tuzluluğu ağızda hissedilecek kadar çok miktar bilerek yutulursa oruç bozulur ve kaza gerekir. En doğrusu ağza gelen gözyaşını silmek veya tükürmektir. Kesin hüküm için müftülüğe veya Alo 190’a danışılabilir.
“Vatan sevgisi imandandır” sözü hadis mi?
Hayır, bu sözün hadis kaynaklarında sağlam bir dayanağı yoktur. Sehâvî ve Aliyyülkârî gibi âlimler bu ifadenin hadis olarak bilinmediğini, bazıları da uydurma olduğunu söylemiştir. Bu, vatan sevgisinin yanlış olduğu anlamına gelmez; insanın doğup büyüdüğü yere bağlılığı fıtrîdir. Peygamber Efendimiz’in Mekke’den ayrılırken şehre olan sevgisini dile getirdiği rivayet edilir. Ancak bir sözü hadis diye nakletmek ağır bir sorumluluktur. Bu ifadeyi kullanmak isteyen, “güzel bir sözdür” diyebilir ama “Peygamberimiz buyurdu” dememelidir.
Kurbanın her kılına bir sevap verildiği doğru mu?
Bu söz bir rivayete dayanır, ancak rivayetin senedi zayıftır. Kesin bilgi gibi aktarılmamalıdır.
İbn Mâce’nin naklettiği bir rivayette sahâbîler kurbanın ne olduğunu sorar; cevapta bunun Hz. İbrahim’in sünneti olduğu ve kurbanın her kılı, yünlü hayvanda her yün teli karşılığında bir sevap bulunduğu bildirilir. Hadis âlimleri bu rivayetin ravileri arasında güvenilmez kabul edilen kişiler bulunduğunu belirtmiş ve onu zayıf saymıştır.
Kurbanın büyük bir ibadet ve Allah’a yakınlaşma vesilesi olduğu sahih delillerle sabittir. Dolayısıyla faziletini anlatmak için zayıf rivayete ihtiyaç yoktur. Bu söz aktarılacaksa “zayıf bir rivayette geçer” diye belirtmek uygun olur.
Oruçluyken aynaya bakmak orucu bozar mı?
Hayır, aynaya bakmak orucu bozmaz ve mekruh da değildir. Bu, bazı yörelerde duyulan ama hiçbir fıkıh kitabında yeri olmayan bir inanıştır.
Orucu bozan şeyler; bilerek yemek, içmek, cinsel ilişki ve bunlar hükmündeki durumlardır. Aynaya bakmak, saçı taramak, kıyafeti düzeltmek bunların hiçbirine girmez. Sevgili Peygamberimizin oruçluyken de temiz ve derli toplu olmaya önem verdiği bilinir. Aynaya bakarken okunması tavsiye edilen “Allah’ım, yaratılışımı güzel kıldığın gibi ahlâkımı da güzelleştir” anlamındaki dua oruçluyken de okunabilir. Dikkat edilmesi gereken tek nokta, süslenmenin kibir ve gösterişe dönüşmemesidir; bu ise oruçlu olsun olmasın her zaman geçerli bir ahlâk ölçüsüdür.
“Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz” hadis mi?
Hayır, bu söz bilinen hadis kaynaklarında yer almaz. Kulağa hoş gelen, anlamı da genel olarak doğru olan bir öğüttür; ancak Peygamber Efendimiz’e nispet edilmesi yanlıştır. Hayat boyu öğrenme fikri İslam’da güçlü biçimde vardır: Kur’an Peygamberimize “Rabbim, ilmimi artır” diye dua etmesini öğretir. Hadis olmadığı hâlde hadis diye yayılan sözler, zamanla gerçek hadislerle karışabilir. Bu nedenle bu tür güzel sözleri kaynak belirtmeden, “atasözü” veya “hikmetli söz” olarak aktarmak en doğrusudur.
Kendi vacip kurbanımı ölmüş babama niyet edersem borcum düşer mi?
Hayır, düşmez. Vacip kurban, yükümlü olan kişinin kendi adına kesilmelidir; tamamen ölü adına niyet edilirse kişinin kendi vacibi yerine gelmemiş olur.
Halk arasında “kurbanı ölmüşlerimiz için keseriz” düşüncesi yaygındır. Oysa bayram kurbanı, nisaba sahip kişinin şahsına ait bir yükümlülüktür. Doğru olan, kişinin kurbanı kendi adına kesmesi ve dilerse sevabını vefat etmiş yakınlarına bağışlamasıdır. Hz. Peygamber de kurbanını keserken sevabına başkalarını ortak etmiştir.
İmkânı olan kişi, kendi kurbanından ayrı olarak vefat etmiş yakını için nafile bir kurban da kesebilir. Kendi vacibini ölüye çevirmiş olan kişi ise durumunu müftülüğe sorarak telafinin yolunu öğrenmelidir.
Unutarak yedikten sonra oruca yeniden niyet etmek gerekir mi?
Hayır, yeniden niyet etmek gerekmez; oruç zaten bozulmamıştır. Bazı kişiler unutarak yiyip içtikten sonra “niyetim bozuldu, tazelemeliyim” diye düşünür; bu yanlış bir kanaattir.
Peygamberimiz “Oruçlu iken unutarak yiyen veya içen kimse orucunu tamamlasın; çünkü onu Allah yedirmiş, içirmiştir” buyurmuştur. Hadisteki “tamamlasın” ifadesi, orucun devam ettiğini gösterir. Gece veya sabah yapılan niyet geçerliliğini korur. Yapılması gereken tek şey, hatırlar hatırlamaz ağızdaki lokmayı çıkarmak ve oruca devam etmektir. Niyeti tekrar etmenin bir zararı yoktur ama bir şart da değildir. Kaza veya kefaret de gerekmez.
“Cennet annelerin ayakları altındadır” sözü hadis mi?
Bu lafızla yaygın olan rivayet zayıftır; ancak aynı anlamı taşıyan sahih kabul edilen bir hadis vardır. Nesâî’nin rivayetine göre bir sahâbî cihada katılmak için izin istemiş, Peygamberimiz annesinin sağ olup olmadığını sormuş ve “Ondan ayrılma, çünkü cennet onun ayaklarının dibindedir” buyurmuştur. Yani anneye iyilik ve hizmetin cennete vesile olduğu sağlam bir bilgidir. Kur’an da anne babaya iyiliği Allah’a kulluğun hemen ardından zikreder. Kısacası söz tamamen asılsız değildir, fakat en doğrusu Nesâî’deki hadisi kaynak göstermektir.
Kurban keserken konuşmak yasak mı?
Hayır, kurban keserken konuşmak yasak değildir; kesimi bozmaz ve eti haram kılmaz.
Bazı yörelerde “bıçak ele alındıktan sonra konuşulursa kurban kabul olmaz” denir. Bunun dinî bir dayanağı yoktur. Kesimde aranan temel şartlar besmele ile kesilmesi, gerekli damarların kesilmesi ve kesimin Müslüman ya da Ehl-i kitaptan akıllı biri tarafından yapılmasıdır.
Bununla birlikte besmele ile kesim arasında uzun ve alakasız bir konuşma araya girerse besmelenin yenilenmesi gerekir. Kesim anında gereksiz sözlerden kaçınmak, tekbir ve dua ile meşgul olmak ise ibadetin ruhuna daha uygundur.
Unutup yedikten sonra “nasılsa bozuldu” diyerek yemeye devam etmek doğru mu?
Hayır, doğru değildir; unutarak yemek orucu bozmadığı hâlde bilerek devam etmek orucu bozar. Yaygın hata, ilk lokmadan sonra orucun gittiğini sanıp gün boyu yemeye devam etmektir.
Unutarak yiyen kişinin orucu geçerlidir. Hatırladıktan sonra, “zaten bozuldu” zannıyla bilerek yiyip içerse bu ikinci yeme orucu bozar ve o günü kaza etmesi gerekir. Hanefî mezhebinde bu kişi hükmü bilmediği ve bir şüpheye dayandığı için kendisine kefaret gerekmez; yalnızca kaza yeterlidir. Hükmü bildiği hâlde bile bile devam edenin durumu ise daha ağırdır. Emin olamayanlar müftülüğe veya Alo 190’a danışmalıdır.
“Dünya için hiç ölmeyecekmiş gibi, ahiret için yarın ölecekmiş gibi çalış” hadis mi?
Hayır, bu söz Peygamber Efendimiz’den sabit bir hadis değildir. Bazı kaynaklarda sahâbeden Abdullah b. Amr’a veya başka büyüklere ait bir söz olarak geçer; merfû, yani Peygamberimize ait hadis olarak nakli sağlam değildir. Anlamı da dikkatle okunmalıdır: Söz, dünya işini ertelemeden yapmayı ve ahiret hazırlığını hiç geciktirmemeyi anlatır; dünyaya aşırı bağlanmayı övmez. Bu ifadeyi bir hikmetli söz olarak kullanmakta sakınca yoktur, ancak “hadis-i şerif” diye sunulmamalıdır.
Kurban eti yedi komşuya dağıtılmak zorunda mı?
Hayır, kurban etini yedi komşuya veya belirli bir sayıda eve dağıtmak diye bir şart yoktur.
“Kırk komşu” veya “yedi ev” gibi sayılar halk geleneğinden gelir; dinî bir sınır değildir. Kur’an, kurban etinden yenmesini ve ihtiyaç sahiplerine yedirilmesini emreder. Fakihler etin üçte birini yoksullara, üçte birini akraba ve komşulara ayırmanın, üçte birini de evde tutmanın müstehap olduğunu söylemiştir; bu da bir tavsiye olup zorunluluk değildir.
Etin kaç kişiye verileceği, ihtiyaç durumuna göre kişinin takdirine bağlıdır. Önemli olan, ihtiyacı olanları gözetmek ve komşuluk hakkını unutmamaktır.
Ramazan’ın ilk günü tutulmazsa diğer günlerin orucu geçersiz mi olur?
Hayır, her günün orucu ayrı bir ibadettir; bir günün tutulmaması diğer günleri geçersiz kılmaz. “İlk günü kaçıran o Ramazan’ı tutamaz” gibi sözlerin dinde yeri yoktur.
Hanefî mezhebinde her gün için ayrı niyet gerekir; bu da her günün kendi başına bir oruç olduğunu gösterir. Hastalık, yolculuk veya başka bir sebeple ilk gün tutulamadıysa kişi ikinci günden itibaren oruca devam eder, tutamadığı günü Ramazan’dan sonra kaza eder. Özürsüz bırakılan gün ise günahtır; tövbe edip kaza etmek gerekir ama bu, sonraki günlerin orucunu etkilemez. Kişi hangi gün kendine gelirse o günden itibaren oruca başlamalıdır.
“Bir saat tefekkür yetmiş yıllık ibadetten hayırlıdır” sözü sahih mi?
Hayır, bu söz Peygamber Efendimiz’e ait sahih bir hadis olarak sabit değildir. Rakamları farklı (bir yıl, altmış yıl, yetmiş yıl) çeşitli şekillerle anlatılır; hadis âlimleri merfû rivayetlerin uydurma veya çok zayıf olduğunu belirtmiştir. Benzer ifadeler bazı sahâbe ve tâbiîn büyüklerine söz olarak nispet edilir. Tefekkürün değeri ise Kur’an’la sabittir: Âl-i İmrân suresinde göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünenler övülür. Tefekkür çok kıymetlidir; ancak farz ibadetlerin yerine geçtiği düşüncesi yanlıştır.
Kurbanlığın kesimden önce gözyaşı dökmesi kurbanın kabul olmadığını mı gösterir?
Hayır, hayvanın gözünün sulanması kurbanın kabulü veya reddiyle ilgili bir işaret değildir.
Hayvanların gözleri; stres, toz, rüzgâr, ışık veya göz enfeksiyonu gibi sebeplerle sulanabilir. Bunu “hayvan kesileceğini anlayıp ağlıyor, kurban makbul değil” şeklinde yorumlamak dinî bir dayanağa sahip değildir. Bir ibadetin kabulü, Allah’ın bilgisindedir ve bunun dışarıdan gözlemlenen bir alameti yoktur.
Yapılması gereken, hayvanı strese sokmamak, ona iyi davranmak ve kesimi hızlı ve ehil biçimde yapmaktır. Gözde belirgin bir hastalık varsa kurbana engel olup olmadığı veteriner ve bir din görevlisine sorulabilir.
Ramazan’ın yalnızca ilk ve son gününü tutmak yeterli mi?
Hayır, yeterli değildir. Ramazan orucu, özrü olmayan her mükellef Müslümana ayın tamamında farzdır.
Halk arasında “ilk ve son günü tutan Ramazan’ı tutmuş sayılır” veya “üç gün tutmak yeter” gibi sözler duyulur; bunların dinî bir dayanağı yoktur. Kur’an “Sizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin” buyurur. Hasta, yolcu, hamile, emzikli veya âdetli olmak gibi meşru mazeretler dışında tutulmayan her gün için tövbe ve kaza gerekir. Bununla birlikte hiç tutmamaktansa gücü yettiği kadar tutmak elbette daha iyidir; kişinin elinden geleni yapıp eksiklerini de kaza etmeye niyetlenmesi en doğru yoldur.
“Levlâke levlâk” (Sen olmasaydın kâinatı yaratmazdım) hadis mi?
Hayır, bu söz hadis olarak sabit değildir. Sağânî başta olmak üzere birçok hadis âlimi bu lafzın uydurma olduğunu açıkça belirtmiştir. Aliyyülkârî gibi bazı âlimler, söz hadis olmasa da Peygamber Efendimiz’in üstün değerine işaret eden anlamının tasavvufî yorumlarla açıklanabileceğini söylemiştir. Ancak bir sözün anlamını güzel bulmak, onu hadis yapmaz. Peygamberimizin değerini anlatmak için Kur’an’daki “Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik” ayeti ve sahih hadisler yeterli ve sağlam bir kaynaktır.
Kaza borcu olanın Ramazan orucu kabul olmaz mı?
Hayır, kaza borcu bulunmak yeni Ramazan’ın orucunu geçersiz kılmaz. Her Ramazan orucu kendi vaktinde yapılan ayrı bir farzdır.
Geçmiş yıllardan kaza borcu olan kişi yeni Ramazan geldiğinde önce Ramazan orucunu tutar; Ramazan bitince kazalarını ödemeye devam eder. Hanefî mezhebine göre kazayı bir sonraki Ramazan’a kadar geciktirmek fidye gerektirmez, ancak özürsüz geciktirmek hoş değildir. Şâfiî mezhebinde ise özürsüz olarak ertesi Ramazan’a bırakılan her gün için kazaya ek olarak fidye de gerekir. Kabul konusu Allah’a aittir; kulun görevi hem vaktinde tutmak hem de borcunu bir an önce ödemektir.
Kurbanlığın kaçması sahibine uğursuzluk getirir mi?
Hayır, kurbanlığın kaçması uğursuzluk sayılmaz ve kurbanın kabul olmadığına işaret etmez.
Kaçma, hayvanın ürkmesi, iyi bağlanmaması veya kalabalık gibi sebeplerle olur. İslam’da olayları uğursuzluğa yormak yasaklanmıştır. Hayvan yakalanıp usulüne uygun kesilirse kurban geçerlidir.
Dikkat edilmesi gereken asıl konu, kaçan hayvanın insanlara ve mala zarar vermemesi için önlem almak, yakalarken hayvana eziyet etmemektir. Uğursuzluk kaygısıyla hayvanı değiştirmeye, sadaka vermeye veya başka ritüellere gerek yoktur.
“Kırk hadis ezberleyen fakihlerle haşrolur” hadisi sahih mi?
Hayır, bu rivayet zayıftır. Farklı sahâbîlerden birçok yolla nakledilmiştir, fakat hadis âlimleri bu yolların hiçbirinin sağlam olmadığında birleşmiştir. İmam Nevevî, meşhur Kırk Hadis kitabının girişinde bu rivayetin yollarının çok olmasına rağmen zayıf olduğunu açıkça yazmış, eserini ise “Duyduğunu ezberleyip başkasına ulaştıran kişinin yüzünü Allah ağartsın” mealindeki sahih hadise dayandırmıştır. Kırk hadis ezberlemek güzel bir gayrettir; ancak buna vaat edilen özel sevap sahih kaynakla sabit değildir.
Kurbanın kemiklerini kırmak günah mı?
Hayır, bayram kurbanının kemiklerini kırmak günah değildir; et doğranırken kemik kırılabilir.
Bu inanış muhtemelen akîka ile karışmaktadır. Bazı âlimler, özellikle Şâfiî mezhebinde, akîka kurbanının kemiklerinin kırılmadan eklem yerlerinden ayrılmasını, çocuğun sağlıklı olmasına iyi bir temenni olarak müstehap görmüştür. Bu da bağlayıcı bir hüküm değildir.
Bayram kurbanında böyle bir kural yoktur. Et, kasabın veya ev halkının uygun gördüğü şekilde parçalanabilir. Önemli olan etin israf edilmemesi ve hijyen kurallarına uyulmasıdır.
Sağlıklı biri oruç tutmak yerine fidye verebilir mi?
Hayır, sağlıklı kişi fidye vererek oruç borcundan kurtulamaz. “Parası olan fidye verir, oruç tutmaz” anlayışı yanlıştır.
Fidye; yaşlılık veya iyileşme umudu olmayan kronik bir hastalık sebebiyle oruç tutamayan ve ileride de kaza edemeyecek olanlara tanınmış bir kolaylıktır. Bakara suresindeki “güç yetiremeyenler” ifadesi âlimlerin çoğunluğuna göre bu kişileri kapsar. Geçici hastalığı olan, yolcu, hamile veya emzikli kişi ise kaza eder. Oruç tutmaya gücü yeten birinin ne kadar zengin olursa olsun para ile bu ibadetin yerini doldurması mümkün değildir. Kişinin durumu belirsizse hekime ve müftülüğe danışması gerekir.
“Namaz dinin direğidir” sözü sahih mi?
Bu tam lafızla yaygın olan rivayet zayıftır, fakat anlamı sahih bir hadisle desteklenir. Tirmizî’nin Muâz b. Cebel’den naklettiği hadiste Peygamber Efendimiz “İşin başı İslam, direği namaz, zirvesi cihaddır” buyurmuş, Tirmizî bu hadisi hasen-sahih olarak değerlendirmiştir. Dolayısıyla namazın dinin direği olduğu bilgisi doğrudur; sadece kaynak gösterirken yaygın zayıf lafız yerine Tirmizî’deki rivayeti anmak daha isabetlidir. Namazın önemini anlatan pek çok ayet de zaten bu anlamı açıkça ortaya koyar.
Güneş batsa da ufuktaki kızıllık kaybolmadan iftar edilmez mi?
Hayır, güneşin tamamen batmasıyla iftar vakti girer; ufuktaki kızıllığın kaybolmasını beklemek gerekmez. Kızıllığın kaybolması akşam namazı vaktinin sonuyla ilgili bir ölçüdür, iftarla değil.
Peygamberimiz “Gece şu taraftan gelip gündüz şu taraftan gidince ve güneş batınca oruçlu iftar etmiştir” buyurmuş, iftarı acele etmeyi de tavsiye etmiştir. Takvimlerdeki akşam vakti, güneşin üst kenarının ufuktan kaybolduğu an esas alınarak hesaplanır. Hava kararsın diye uzun süre beklemek sünnete uygun değildir. Bununla birlikte güneşin battığından emin olmadan, yani vakit girmeden oruç açılmamalıdır.
Kurban kesen kişi bütün günahlarından kurtulur, başka ibadete gerek kalmaz mı?
Hayır. Kurban değerli bir ibadettir, ancak namaz, oruç gibi diğer ibadetlerin yerini tutmaz ve kul haklarını düşürmez.
Her ibadetin kendine özgü bir hükmü vardır. Kılınmamış namazlar kaza edilmeli, tutulmamış oruçlar tutulmalı, başkasının hakkı iade edilmeli veya helallik alınmalıdır. Kurban, bunların hiçbirinin yerine geçmez. Günahların affı için samimi tövbe esastır.
Kur’an, Allah’a ulaşanın kurbanın eti ve kanı değil, takva olduğunu bildirir. Kurban, kişiyi Allah’a yaklaştıran ve paylaşmayı öğreten bir ibadettir; onu diğer sorumluluklardan muaf tutan bir bedel olarak görmek yanlıştır.
“Kadının bir tel saçı görünürse şu kadar yıl azap görür” sözü doğru mu?
Hayır, belirli yıl sayısı veren bu tür sözlerin sahih bir kaynağı yoktur. Özellikle “her tel saç için yetmiş bin yıl” gibi rakamlar içeren rivayetler hadis kitaplarında sağlam bir dayanağa sahip değildir ve uydurma sayılır. Kadının örtünmesi ise Kur’an’la sabit bir emirdir; Nûr ve Ahzâb surelerinde tesettür açıkça bildirilmiştir. Bir emrin sabit olması, onun için uydurma korkutucu sözler kullanmayı meşru kılmaz. Dinî bir yükümlülüğü anlatırken ayet ve sahih hadislerle, korkuyla değil anlayışla konuşmak esastır.
Kurban edilmek istenen Hz. İsmail mi, Hz. İshak mı?
İslam âlimlerinin çoğunluğuna göre kurban edilmek istenen Hz. İsmail’dir. Tevrat’ta ise bu kişi Hz. İshak olarak anlatılır.
Kur’an, Saffât Suresi’nde olayı anlatırken oğlun adını açıkça vermez. Ancak kıssa bittikten sonra Hz. İbrahim’e Hz. İshak’ın müjdelendiği ayrıca bildirilir. Müfessirlerin büyük kısmı bundan, kurban kıssasındaki oğlun daha önce doğan Hz. İsmail olduğu sonucunu çıkarmıştır. Bazı sahâbe ve tâbiûn ise Hz. İshak görüşünü nakletmiştir.
Ayrıca kurban ve hac menasikinin Mekke ile bağlantılı olması, Hz. İsmail görüşünü destekleyen deliller arasında sayılır. Bu konu itikadî bir mesele değildir; asıl mesaj teslimiyet ve Allah’a güvendir.
Oruç vücuttan toksin atar, “detoks” yapar mı?
Orucun “vücudu zehirlerden arındıran bir kür” olduğu iddiası bilimsel olarak abartılıdır; vücuttaki zararlı maddeleri atan asıl organlar karaciğer ve böbreklerdir. Oruç bir ibadettir, bir detoks programı değildir.
Bazı araştırmalar belli sürelerle yemek yememenin metabolizma üzerinde olumlu etkileri olabileceğini tartışsa da bu sonuçlar herkes için geçerli bir tedavi vaadi değildir. Ramazan orucunda su da içilmediği için özellikle sıcak günlerde iftar ile sahur arasında yeterli sıvı almak önemlidir. Kronik hastalığı olanlar hekime danışmadan oruç tutmamalıdır. Orucun asıl gayesi Kur’an’ın ifadesiyle takvâdır; sağlıkla ilgili faydalar varsa bunlar ikinci planda kalan nimetlerdir.
Kesilen kurbanın eti ve kanı Allah’a ulaşır mı?
Hayır. Kur’an açıkça, kurbanların etlerinin ve kanlarının Allah’a ulaşmadığını, O’na ulaşanın kişinin takvası olduğunu bildirir.
Cahiliye döneminde bazı Araplar kurbanın kanını Kâbe’nin duvarlarına sürer, etini putların önüne bırakırdı. İslam bu anlayışı reddetmiştir. Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur; kurban, kulun Allah’a bağlılığını, şükrünü ve paylaşma iradesini ortaya koyduğu bir ibadettir.
Bu nedenle kurbanın değeri, hayvanın büyüklüğünden veya akan kanın miktarından çok, niyetin samimiyeti ve etin ihtiyaç sahipleriyle paylaşılmasıyla ölçülür.
Oruç mideyi küçültür mü?
Hayır, oruç mideyi kalıcı olarak küçültmez. Mide esnek bir organdır; boşken daralır, doldukça genişler. “Ramazan’da midem küçüldü, artık az yiyorum” hissi daha çok alışkanlıkların değişmesinden kaynaklanır.
Nitekim iftarda çok hızlı ve fazla yenildiğinde mide rahatlıkla genişler ve hazımsızlık yaşanır. Sünnete uygun olan, iftarı hafif bir şeyle açmak, akşam namazından sonra ölçülü yemek ve israftan kaçınmaktır. Kur’an “Yiyin, için fakat israf etmeyin” buyurur. Ramazan’da kazanılan ölçülü beslenme alışkanlığı sürdürülürse faydalı olabilir; ancak bu, orucun organ yapısını değiştirdiği anlamına gelmez. Beslenme konusunda özel durumu olanlar diyetisyen veya hekime danışmalıdır.
Peygamberimizin vefatından önce Ukkâşe’ye kısas verdiği kıssa sahih mi?
Hayır, bu kıssa hadis âlimlerince uydurma kabul edilir. Özellikle mevlid ve vaaz kitaplarında, Ukkâşe’nin Peygamber Efendimiz’in sırtını açtırıp mühr-i nübüvveti öptüğü uzun bir hikâye olarak anlatılır. İbnü’l-Cevzî bu rivayeti uydurma hadisleri topladığı eserine almıştır. Kul hakkına verilen önem ise sahih rivayetlerle sabittir; Peygamberimiz kimsenin hakkıyla Allah’ın huzuruna çıkmak istemediğini bildirmiştir. Bu önemli mesajı vermek için uydurma bir kıssaya ihtiyaç yoktur.
Büyükbaş kurbanda hissedar sayısı tek veya tam yedi olmak zorunda mı?
Hayır. Büyükbaş kurbana en fazla yedi kişi ortak olabilir; ancak ortak sayısının tek olması veya mutlaka yedi olması gerekmez.
Bir sığır, manda veya deveye iki, dört, altı ya da yedi kişi ortak olabilir. Halk arasında “üç, beş veya yedi olmalı, çift olursa kurban olmaz” denmesinin dinî bir dayanağı yoktur. Aranan şart, hissedar sayısının yediyi geçmemesi ve her ortağın payının en az yedide bir olmasıdır.
Hisseler eşit olmak zorunda değildir; örneğin bir kişi iki hisse, diğerleri birer hisse alabilir. Tek kişi de bir büyükbaşı tamamen kendi adına kesebilir.
Oruç bağışıklığı zayıflatır mı?
Sağlıklı bir yetişkinde Ramazan orucunun bağışıklığı zayıflattığına dair genel bir kanıt yoktur; ancak “oruç her hastalığa karşı korur” demek de doğru değildir. Her iki uç da yanlış bilinenler arasındadır.
Bağışıklık; uyku düzeni, yeterli sıvı, dengeli beslenme ve stres gibi pek çok etkene bağlıdır. Ramazan’da uykusuzluk, sahuru atlamak ve iftarda sağlıksız beslenmek vücudu yorabilir; sorun oruçtan çok bu alışkanlıklardan doğar. Kemoterapi alan, organ nakli olmuş veya bağışıklığı baskılanmış kişiler ise hekimlerine danışmadan oruç tutmamalıdır. İslam, sağlığı korumayı emreder ve “kendinizi tehlikeye atmayın” der; hasta olana kaza veya fidye kolaylığı tanır.
Zekât vermeyen Sa’lebe kıssası sahih mi?
Bu kıssanın senedi zayıftır ve birçok muhakkik âlim sahih olmadığını belirtmiştir. Rivayete göre Sa’lebe adında bir sahâbî zengin olmak için dua istemiş, zenginleşince zekâtı reddetmiş ve Tevbe suresinin 75-77. ayetleri onun hakkında inmiştir. Ancak Sa’lebe b. Hâtıb’ın Bedir savaşına katılan bir sahâbî olması ve senetteki zayıf râviler, âlimleri bu kıssaya ihtiyatla yaklaşmaya sevk etmiştir. Ayetlerin mesajı ise açıktır: Allah’a verilen sözden dönmek ve cimrilik nifak alametidir. Ayeti belirli bir sahâbîye kesin olarak bağlamamak gerekir.
Annesi razı olmadığı için can veremeyen Alkame kıssası sahih mi?
Hayır, bu kıssa hadis âlimlerince zayıf, bazılarınca uydurma kabul edilmiştir. Anlatıma göre Alkame adlı genç, annesini üzdüğü için ölüm anında kelime-i şehadet getirememiş, Peygamber Efendimiz onu yakmak için ateş hazırlatınca annesi hakkını helal etmiştir. Senedindeki râvilerin durumu ve anlatımdaki garip unsurlar nedeniyle rivayet sahih görülmez. Anneye iyilik ve ana baba hakkının büyüklüğü ise Kur’an ve sahih hadislerle sabittir; ana babaya isyanın büyük günahlardan olduğu Buhârî ve Müslim’de geçer.
Kurban yalnızca hacca gidenlere mi özgü bir ibadet?
Hayır. Bayram kurbanı, hacca gidip gitmediğine bakılmaksızın şartları taşıyan her Müslümana yöneliktir.
Hacılar belirli durumlarda “hedy” denilen hac kurbanını keserler; bu, hac ibadetine bağlı ayrı bir kurbandır. Bayram kurbanı ise dünyanın her yerindeki Müslümanlar için Kurban Bayramı günlerinde kesilir. Hz. Peygamber de Medine’de bulunduğu yıllarda hacca gitmeden kurban kesmiştir.
Hanefî mezhebinde yolcuya bayram kurbanı vacip olmadığından, hac sebebiyle yolcu sayılan hacının durumu ayrıca değerlendirilir. Ancak bu, kurbanın sadece hacılara ait olduğu anlamına gelmez.
Oruçluyken çok konuşmak orucu bozar mı?
Hayır, konuşmak orucu bozmaz; ağız kuruması veya çok konuşmak da oruca zarar vermez. Öğretmen, satıcı, çağrı merkezi çalışanı gibi gün boyu konuşan kişilerin orucu geçerlidir.
Orucu asıl zedeleyen konuşmanın miktarı değil içeriğidir. Peygamberimiz, yalan sözü ve onunla amel etmeyi bırakmayanın yemesini içmesini bırakmasına Allah’ın ihtiyacı olmadığını bildirmiş; oruçlunun kötü söz söylememesini, biri kendisine sataşırsa “ben oruçluyum” demesini tavsiye etmiştir. Gıybet, dedikodu, kırıcı söz ve boş tartışma fıkhen orucu bozmasa da sevabını azaltır. Faydalı konuşma, zikir, Kur’an okuma ve güzel söz ise oruçluya yakışandır.
Cuma günü veya gecesi ölen kabir azabı görmez mi?
Bu konudaki rivayet zayıftır; kesin bir vaat olarak anlaşılmamalıdır. Tirmizî, cuma günü veya gecesi ölen Müslüman’ı Allah’ın kabir fitnesinden koruyacağını bildiren bir hadis nakletmiş, ancak senedinin muttasıl olmadığını kendisi belirtmiştir. Bazı âlimler başka yollarla güçlendiğini söylese de hadis çoğunlukla zayıf kabul edilir. Kişinin hangi gün vefat edeceği kendi elinde değildir; kabirdeki durumu iman ve salih amellere bağlıdır. Bu yüzden cuma dışında vefat eden yakınlarımız için endişeye kapılmak doğru değildir; onlara dua etmek en güzel yardımdır.
Kurban kesmeyen evden bereket kalkar mı?
Böyle bir hüküm yoktur. Kurban kesmeyen evden bereketin kalkacağı veya o evin başına bela geleceği şeklindeki sözlerin sahih bir dayanağı bulunmamaktadır.
Kurban kesmesi vacip olmayan, yani nisaba sahip olmayan kişi kurban kesmediği için hiçbir sorumluluk altına girmez. Vacip olduğu hâlde kesmeyen kişi ise bir vacibi terk ettiği için günahkâr olur; ancak bunun dünyevî sonuçlarını “bereket kalkar” gibi kesin ifadelerle belirlemek doğru değildir.
Maddi durumu yetmeyen insanları bu tür sözlerle borçlanmaya ya da sıkıntıya sokmak da uygun değildir. Allah kimseye gücünün üstünde yük yüklemez.
Oruçluyken kahkahayla gülmek orucu bozar mı?
Hayır, gülmek veya kahkaha atmak orucu bozmaz. Bu konuda “oruçlu gülmez, somurtur” gibi bir anlayış da doğru değildir.
Namazda sesli gülmek (kahkaha) Hanefî mezhebinde hem namazı hem abdesti bozar; bu hüküm bazen yanlışlıkla oruca da taşınır. Oysa oruçla gülmenin fıkhî bir ilişkisi yoktur. Peygamberimizin çoğunlukla tebessüm ettiği, güler yüzün sadaka olduğunu bildirdiği rivayet edilir. Oruçlu kişinin neşeli ve güler yüzlü olması güzeldir. Yalnızca başkalarıyla alay etmek, kırıcı şakalar yapmak ve ölçüsüz eğlenceye dalmak orucun manevi hedefiyle bağdaşmaz; bu da orucu bozmaz ama sevabını azaltabilir.
“Bu duayı yedi kişiye göndermezsen başına kötülük gelir” mesajları doğru mu?
Hayır, bu tür zincir mesajların dinde hiçbir dayanağı yoktur. Bir duayı belli sayıda kişiye göndermeye bağlanan sevap vaatleri ya da göndermeyene gelecek bela tehditleri tamamen uydurmadır. Sevap ve ceza vaadi ancak Allah’ın ve Resûlü’nün bildirmesiyle bilinir; kimse kendi kafasından böyle vaatlerde bulunamaz. Peygamber Efendimiz, kendisine bilerek yalan isnat edenin cehennemdeki yerine hazırlanmasını bildirmiştir. Böyle bir mesaj aldığınızda iletmeyin; gönderen kişiye de nazikçe kaynaksız olduğunu hatırlatabilirsiniz.
Kurban kestikten sonra gusül abdesti almak gerekir mi?
Hayır, kurban kesmek guslü gerektirmez; abdesti de bozmaz.
Gusül; cünüplük, hayız ve lohusalık gibi belirli durumlarda farz olur. Hayvan kesmek, kana dokunmak veya kan bulaşması bunlar arasında değildir. Halk arasında “kurban kesen yıkanmadan eve girmez” gibi sözler dinî bir hüküm değildir.
Elbise veya bedene bulaşan kanın yıkanması ise temizlik açısından gereklidir. Kesimden sonra ellerin ve kanlı yerlerin iyice yıkanması, hem namaz için hem de hastalıklardan korunmak için önemlidir. Dileyen kişi temizlik amacıyla duş alabilir; bu bir ibadet şartı değildir.
Âdetli kadın kılamadığı namazları da oruç gibi kaza eder mi?
Hayır, âdet ve lohusalık günlerinde kılınmayan namazlar kaza edilmez; yalnızca tutulamayan oruçlar kaza edilir. Bazı kadınların bu namazları da kaza etmeye çalışması yanlış bir bilgiden kaynaklanır.
Hz. Âişe’ye bu fark sorulduğunda “Biz âdet görürdük; orucu kaza etmekle emrolunurduk, namazı kaza etmekle emrolunmazdık” cevabını vermiştir. Âlimler bunun hikmetini namazın her gün tekrarlanması ve kazasının ağır bir yük olacağıyla açıklamıştır. Ancak bir namaz vakti girdikten sonra kılacak kadar zaman geçtiği hâlde kılınmamışsa ve sonra âdet başlamışsa, o vaktin namazı temizlendikten sonra kaza edilir. Temizlenme namaz vaktinin içinde olursa o vakit de kılınır.
Kurban kanı bulaşan elbiseyle namaz kılınır mı?
Az miktarda ise namaz geçerlidir; fakat bulaşan kan çoksa yıkanmadan namaz kılınmamalıdır.
Kesim sırasında akan kan, Kur’an’da “akıtılmış kan” olarak geçer ve necistir. Hanefî mezhebine göre ağır necasetten avuç içi genişliği kadar (bir dirhem ölçüsü) bir miktar affedilir; bundan fazlası elbiseye bulaşmışsa temizlenmeden namaz kılınmaz. Kesimden sonra etin içinde kalan kan ise necis sayılmaz.
Halk arasında “kurban kanı mübarektir, elbiseyi kirletmez” denmesi doğru değildir. En güzeli, kesimde ayrı bir önlük kullanmak ve kan bulaşan elbiseyi namazdan önce yıkamaktır. Şâfiî mezhebinde affedilen miktar daha dardır.
Tâc duası, Arş-ı A’zam gibi dua kâğıtlarındaki büyük sevap vaatleri doğru mu?
Hayır, bu tür dua kâğıtlarındaki abartılı vaatlerin sahih kaynağı yoktur. “Bu duayı taşıyan kurşun geçirmez”, “okuyana bin şehit sevabı verilir”, “üzerinde bulunan ateşte yanmaz” gibi ifadeler uydurmadır. Duaların metni içinde güzel ifadeler bulunabilir ve dua olarak okunmasında sakınca yoktur; sorun, bunlara dayanaksız fazilet ve koruma gücü yüklenmesidir. Dua Allah’a yönelmektir; kâğıdın kendisine bir güç atfetmek tevhid anlayışıyla bağdaşmaz. Kur’an’daki dualar ve sahih hadislerde geçen dualar her zaman tercih edilmelidir.
“Ramazan’ı ilk müjdeleyene cehennem haram olur” sözü hadis mi?
Hayır, bu söz hadis değildir; hiçbir hadis kaynağında yer almaz. Her Ramazan öncesi sosyal medyada “Ramazan’ı ilk haber verene ateş haram kılınır” gibi mesajlar yayılır; bunlar tamamen uydurmadır. Ramazan’ın gelişini birbirine tebrik etmek ve sevinci paylaşmak güzeldir; Peygamber Efendimiz’in de ashabına Ramazan’ın gelişini müjdelediği rivayet edilir. Fakat kimin ilk haber verdiğine bağlı bir cehennem kurtuluşu yoktur. Bu mesajı paylaşmak, farkında olmadan Peygamberimize söz isnat etmek olur.
Hasta kişi zorlanarak oruç tutarsa daha çok sevap mı alır?
Hayır, sağlığına zarar vereceği bilinen hâlde oruç tutmak daha fazla sevap getirmez; aksine kişi kendine zarar verdiği için sorumlu olabilir. “Ne kadar zorlanırsam o kadar sevap” anlayışı her durumda doğru değildir.
Kur’an hastaya orucunu ertelemeyi açıkça izin vermiş ve “Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez” buyurmuştur. Peygamberimiz, yolculukta oruç yüzünden bitkin düşen birini görünce bunun iyilikten olmadığını söylemiştir. Ruhsatı kullanmak da Allah’ın bir lütfudur. Uzman hekim orucun zararlı olacağını söylüyorsa kişi oruç tutmaz, iyileşince kaza eder; iyileşme umudu yoksa fidye verir.
Kurbanlık ne kadar pahalıysa sevabı o kadar fazla mı olur?
Mutlaka değil. Kurbanlığın sağlıklı, besili ve güzel olması tavsiye edilir; ancak sevap fiyatla doğru orantılı bir hesapla ölçülmez.
Fakihler, imkânı olanın kurbanlığı iyi seçmesini güzel görmüştür. Bununla birlikte kurbanın değeri öncelikle niyetin samimiyetine ve takvaya bağlıdır. Gösteriş için çok pahalı hayvan almak, başkalarıyla yarışmak veya bunu övünme vesilesi yapmak ibadetin ruhuna aykırıdır.
Kurban şartlarını taşıyan uygun fiyatlı bir hayvan, ihlâsla kesildiğinde geçerli ve makbul bir kurbandır. İmkânı geniş olan kişi ise kaliteli hayvan seçerek ya da fazladan kurban keserek daha fazla ihtiyaç sahibine ulaşabilir.
Hadis diye paylaşılan bir sözün sahih olup olmadığını nasıl anlarım?
Kaynağını sorarak ve güvenilir başvuru eserlerine bakarak anlayabilirsiniz. Birkaç pratik ölçü işe yarar:
- Söz “Buhârî, Müslim” gibi somut bir kaynakla verilmiyorsa ihtiyatlı olun.
- Küçük bir amele akıl almaz büyüklükte sevap veya ceza vaat eden sözler çoğu zaman uydurmadır.
- “Paylaşmazsan günaha girersin” gibi baskı içeren mesajlar şüphelidir.
- Diyanet’in Hadislerle İslâm eseri ve Diyanet’in resmî internet sayfaları başvurulabilecek güvenilir kaynaklardır.
Emin olamadığınız sözü “hadis” diye paylaşmamak en güvenli yoldur. Tereddüt ettiğinizde müftülüğe veya Alo 190 hattına danışabilirsiniz.
Kurban kesilen bıçakla başka iş yapılmaz mı?
Hayır, kurban kesilen bıçağın başka işlerde kullanılmasında hiçbir sakınca yoktur.
Bazı yörelerde kurban bıçağının ayrı saklanması, ekmek veya sebze kesiminde kullanılmaması gerektiğine inanılır. Bunun dinî bir dayanağı bulunmaz. Bıçak iyice yıkanıp temizlendikten sonra mutfakta veya başka işlerde kullanılabilir.
Dinen önem taşıyan husus, kesimde kullanılacak bıçağın çok keskin olması ve hayvana gereksiz acı verilmemesidir. Hz. Peygamber, bıçağın iyi bilenmesini ve hayvanın rahat ettirilmesini emretmiştir.
Yolcunun oruç tutması günah mı, mutlaka yemesi mi gerekir?
Hayır, günah değildir. Yolcu dilerse tutar, dilerse tutmaz ve sonra kaza eder. Hanefî mezhebine göre zorlanmıyorsa tutması daha faziletlidir.
Sahabeden Enes b. Mâlik, Peygamberimizle yolculuk ettiklerinde oruç tutanın tutmayanı, tutmayanın da tutanı ayıplamadığını anlatır. Peygamberimizin kendisinin de yolculukta bazen oruç tuttuğu, bazen tutmadığı sabittir. Ancak oruç kişiyi ciddi şekilde zorluyor, sağlığını tehdit ediyorsa ruhsatı kullanmak daha uygundur. Bazı kimseler yolculukta oruç tutmanın geçersiz olduğunu düşünür; bu, âlimlerin çoğunluğunun görüşüne aykırıdır. Yolculuğa gündüz oruçlu başlayan kişinin o günkü orucunu tamamlaması ise Hanefîlerde gereklidir.
Gece tırnak kesmek günah mı, uğursuzluk mu getirir?
Hayır, gece tırnak kesmek günah değildir ve uğursuzluk getirmez. Bu inanışın dinî bir kaynağı yoktur. Eskiden elektrik olmadığı için karanlıkta tırnak keserken ele zarar verme veya kesilen tırnakların etrafa dağılması endişesiyle böyle bir tavsiye yaygınlaşmış olabilir. Tırnak kesmek fıtrat sünnetlerindendir; Peygamber Efendimiz tırnakları kesmeyi bu sünnetler arasında saymıştır. Tırnakların kırk günden fazla uzatılmaması tavsiye edilir. Günün veya gecenin hangi saatinde kesildiğinin dinî bir önemi yoktur.
Orucunu bozan kişi o gün namaz kılamaz mı?
Hayır, orucunu bozmuş olmak namaz kılmaya engel değildir. Namaz ayrı bir farzdır ve her durumda vaktinde kılınmalıdır.
Bazı kimseler “orucum bozuldu, bugün ibadetim zaten geçmedi” düşüncesiyle namazı da bırakır; bu, bir hatanın üzerine ikinci bir hata eklemektir. Orucu mazeretli veya mazeretsiz bozulan kişi hem vakit namazlarını kılar hem de istediği takdirde teravihe katılabilir. Özürsüz bozduysa tövbe eder, kazasını ve gerekiyorsa kefaretini öder. Ayrıca Ramazan’a saygı gereği orucu bozulan kişinin o günün kalanında açıkça yiyip içmemesi Hanefîlerde vaciptir. Bu kurala uymak, ibadetlerden kopmamak demektir.
Yeni gelin ilk yıl kurban etinden yiyemez mi?
Hayır, böyle bir yasak yoktur. Yeni gelin de ev halkının diğer fertleri gibi kurban etinden yiyebilir.
Bazı yörelerde gelinin ilk yıl kurban etine dokunmaması veya belirli parçalardan yememesi gibi âdetler bulunur. Bunlar yerel geleneklerdir, dinî hüküm değildir. Kur’an kurban etinden yenmesini ve yedirilmesini emreder; bu konuda cinsiyet, medeni durum veya evliliğin süresine göre bir ayrım yapmaz.
Aile içinde bu tür geleneklerin kimseyi üzmeyecek, dışlamayacak şekilde ele alınması, dinî bir zorunluluk gibi sunulmaması uygun olur.
Oruç tutmayan kişi bayram namazı kılamaz mı?
Hayır, bayram namazı kılabilir. Hanefî mezhebine göre bayram namazı, cuma namazıyla yükümlü olan kimselere vaciptir; oruç tutmuş olmak bir şart değildir.
Hastalık, yolculuk, hamilelik gibi mazeretlerle oruç tutamayanlar da bayram namazına katılır ve bayramın sevincini paylaşır. Özürsüz oruç tutmayan kişi bile bayram namazını terk etmemeli; oruç borcu için tövbe edip kaza etmelidir. Bir ibadeti eksik bırakmak diğer ibadetlerin kapısını kapatmaz. Bayramda fitrenin de oruç tutsun tutmasın nisaba malik her Müslüman için vacip olduğu unutulmamalıdır.
Tırnakları belli bir sırayla kesmek sünnet mi?
Hayır, parmakları belirli bir sıra ile kesmeyi emreden sahih bir hadis yoktur. Halk arasında Hz. Ali’ye nispet edilen ve “şu sırayla kesen fakirlik görmez” gibi vaatler içeren tırnak kesme sıraları uydurmadır. Sahih olan genel ilke şudur: Peygamber Efendimiz temizlik ve giyinme gibi güzel işlere sağdan başlamayı severdi. Bu yüzden tırnak kesmeye sağ elden başlamak güzeldir, fakat bunun dışında bir sıra aramak gerekmez. Hangi sırayla keserseniz kesin sünnet yerine gelmiş olur.
Kesilen kurbanlık hayvanlar cennete gider mi?
Bu konuda sahih bir nas yoktur. Kurbanlık hayvanların cennete gideceği inancı halk arasında yaygın olsa da kesin bir bilgiye dayanmaz.
Kur’an, kıyamet günü vahşi hayvanların da bir araya toplanacağını bildirir. Bir hadiste hayvanlar arasında dahi hakların gözetileceği, sonra onların toprağa dönüşeceği anlatılır. Hayvanlar insan gibi sorumlu varlıklar olmadığından, cennet ve cehennem hesabına tâbi değildir.
Kurbanlık hayvanın değeri, bu dünyada Allah’ın rızası için kesilmesi ve ihtiyaç sahiplerine fayda vermesidir. Gayba dair meselelerde, sahih delil olmadan kesin konuşmamak gerekir.
Kesilen tırnak ve saçları gömmek gerekir mi?
Hayır, gömmek zorunlu değildir; ancak fıkıh kitaplarında gömülmesi güzel görülmüştür. İnsan bedeninin parçalarına saygı gereği, kesilen saç ve tırnakların pis yerlere atılmaması tavsiye edilir. Bazı âlimler gömmenin müstehap olduğunu söylemiştir. Günümüz şartlarında bunları bir kâğıda sarıp çöpe atmakta da sakınca yoktur. Halk arasındaki “kesilen tırnağı gömmezsen kıyamette onları aramak zorunda kalırsın” veya “tırnağa basan kötülüğe uğrar” gibi inanışların sahih bir kaynağı yoktur.
Oruç tutmak kılınmayan namazların yerine geçer mi?
Hayır, oruç namazın yerine geçmez. Namaz ve oruç ayrı ayrı farz kılınmış iki ibadettir; biri diğerinin eksiğini kapatmaz.
“Ramazan’da oruç tutuyorum, namaz kılmasam da olur” düşüncesi yanlıştır. Peygamberimiz İslam’ın beş temel üzerine kurulduğunu bildirirken namazı ve orucu ayrı ayrı saymıştır. Namaz kılmayan kişinin tuttuğu oruç fıkhen geçerlidir ve kendisine kaza gerekmez; ancak namazı terk etmenin sorumluluğu ayrıca devam eder. Oruç, kişinin namaza başlaması için güzel bir vesile olabilir. Kılınmamış namazlar da gücü nispetinde kaza edilmelidir.
Gece ev süpürmek veya çamaşır asmak uğursuzluk mu?
Hayır, gece ev süpürmek, çamaşır asmak ya da aynaya bakmak uğursuzluk getirmez. “Gece süpürülen evden bereket gider”, “gece asılan çamaşıra cinler girer” gibi sözler halk inanışıdır ve dinde karşılığı yoktur. İslam, uğursuzluk inancını açıkça reddeder; Peygamber Efendimiz “Uğursuzluk yoktur” buyurmuştur. Bereket Allah’tandır; helal kazanç, şükür ve israftan kaçınmakla artar. Gece yapılan ev işlerinde tek dikkat edilecek şey, komşuları rahatsız edecek gürültüden kaçınmaktır.
Kurban yalnızca bayram namazı kılan kişiye mi vaciptir?
Hayır. Kurbanın vacip olması, bayram namazını kılmaya bağlı değildir; nisaba sahip, akıllı, ergen, mukim Müslümana vaciptir.
Bayram namazı ile kurban arasındaki ilişki kesim vaktiyle ilgilidir: Şehirlerde kurban, bayram namazı kılındıktan sonra kesilir. Bayram namazına gidemeyen, hastalık, iş veya başka bir sebeple namazı kaçıran kişinin kurban yükümlülüğü ortadan kalkmaz.
Kadınlar ve bayram namazı kendisine vacip olmayan kişiler de şartları taşıyorsa kurban keserler. Namazı kılmamış olmak kişiyi kurbandan muaf tutmaz.
Oruçluyken saç, sakal veya tırnak kesmek orucu bozar mı?
Hayır, saç ve sakal kestirmek, tıraş olmak veya tırnak kesmek orucu bozmaz; mekruh da değildir. Bu konuda halk arasında duyulan çekinceler, Kurban kesecek kişinin Zilhicce’nin ilk on gününde saç ve tırnak kesmemesinin müstehap sayılmasıyla veya ihram yasaklarıyla karıştırılmasından kaynaklanır.
Ramazan orucunun böyle bir yasağı yoktur. Berberde dikkat edilecek tek nokta, kesilen kılların veya kullanılan kolonya, losyon gibi maddelerin ağza kaçıp yutulmamasıdır. İstemeden boğaza giden küçük bir kıl parçası orucu bozmaz. Temizlik ve bakım oruçluyken de sünnete uygun davranışlardandır.
Kurban kesmeyen kişi bayram namazına gidemez mi?
Hayır, kurban kesmeyen kişi de bayram namazına gidebilir ve gitmesi gerekir.
Bu yanlış anlayış, “Gücü yettiği hâlde kurban kesmeyen namazgâhımıza yaklaşmasın” anlamındaki hadisten kaynaklanır. Âlimler bu hadisin bir yasak değil, kurbanı ihmal eden zengini uyaran bir teşvik ve kınama ifadesi olduğunu belirtmiştir. Ayrıca hadis, sadece kurban kesmeye gücü yetip de kesmeyenler hakkındadır.
Maddi durumu yetmeyen kişi kurban kesmediği için hiçbir kınamaya muhatap değildir. Bayram namazı erkeklere vacip olan ayrı bir ibadettir ve kurban kesip kesmemeye bağlı değildir.
Makas açık kalınca veya terlik ters dönünce kavga ya da kötülük olur mu?
Hayır, bunlar dinî dayanağı olmayan batıl inanışlardır. Açık kalan makasın evde kavga çıkaracağı, ters dönen terliğin kötülük getireceği veya bıçağın elden ele verilmemesi gerektiği gibi düşünceler halk kültüründen gelir. İslam, eşyaya ve olaylara uğur ya da uğursuzluk yüklemeyi reddeder. Kesici aletleri güvenli şekilde bırakmak veya uzatmak ise tamamen emniyet açısından güzel bir davranıştır; Peygamber Efendimiz de açık kılıçla bir yerden geçerken ucunu tutmayı tavsiye etmiştir. Yani dikkat güzel, korku ise yersizdir.
Kara kedi görmek veya baykuş ötmesi uğursuzluk mu?
Hayır, İslam’da hayvanlardan uğursuzluk çıkarmak yoktur. Cahiliye Araplarında kuşların uçuş yönüne veya baykuşa bakarak kötü haber beklemek yaygındı. Peygamber Efendimiz bunu açıkça reddetmiş, “Hastalığın kendiliğinden bulaşması, uğursuzluk, baykuş ve Safer (inanışları) yoktur” buyurmuştur. Kara kedi de baykuş da Allah’ın yarattığı canlılardır; birine kötülük getirme güçleri yoktur. Uğursuzluk düşüncesi insanın içine düşerse, Allah’a tevekkül edip yoluna devam etmesi tavsiye edilir.
Kurbanlığın yününden veya kılından bir tutam saklamak bereket getirir mi?
Hayır, kurbanlığın yününden veya kılından saklamanın bereket getirdiğine dair bir dayanak yoktur.
Bazı yörelerde kurbanın yününden bir tutam alıp cüzdana, evin bir köşesine veya çocuğun yastığına koymak âdettir. Bu, nesnelere koruyucu ve bereket verici güç yükleyen bir halk inancıdır. Bereketi veren Allah’tır; bereket helal kazanç, şükür ve paylaşmayla umulur.
Kurbanın yünü veya kılı kişisel kullanım için değerlendirilebilir ya da sadaka olarak verilebilir; ancak buna manevi bir güç atfetmek doğru değildir.
Oruçlu kişi tavuk veya kurbanlık hayvan kesemez mi?
Hayır, oruçlu kişi hayvan kesebilir; kesimi geçerli, eti helaldir. Oruçluyken kan görmenin veya hayvan kesmenin orucu bozduğu ya da kesimi geçersiz kıldığı inancının dinî bir dayanağı yoktur.
Kesimin geçerliliği için kesen kişinin Müslüman veya Ehl-i kitaptan olması, besmele çekmesi ve kesim şartlarına uyması yeterlidir; oruçlu olup olmamasının bir etkisi yoktur. Kan görmek, kan kokusunu almak da orucu bozmaz. Dikkat edilmesi gereken, kesim veya temizlik sırasında ağza kan sıçramaması ve yutulmamasıdır. Nitekim Arefe günü oruç tutup bayram sabahı kurban kesenler bu iki ibadeti art arda yapmaktadır.
Kurbanın kanının çok akması veya gözünün açık kalması kabul işareti mi?
Hayır, bu tür durumlar kurbanın kabul edilip edilmediğinin işareti değildir.
Kanın miktarı hayvanın büyüklüğüne, kesim şekline ve damarların kesilmesine bağlıdır. Kesilen hayvanın gözünün açık kalması da ölüm sonrası doğal bir durumdur. Halk arasında bunlara yüklenen anlamların dinî bir karşılığı yoktur.
İbadetlerin kabulü, yalnızca Allah’ın bildiği bir konudur. Mümine düşen, ibadeti şartlarına uygun ve ihlâsla yapmak, sonra da kabulü için dua etmektir. Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in Kâbe’yi inşa ederken “Rabbimiz, bizden kabul buyur” diye dua etmesi bu tutuma güzel bir örnektir.
Safer ayı veya çarşamba günü uğursuz mu?
Hayır, hiçbir ay veya gün uğursuz değildir. Cahiliye döneminde Safer ayı uğursuz sayılır, bu ayda yolculuk ve evlilikten kaçınılırdı. Peygamber Efendimiz “Safer yoktur” buyurarak bu inancı kaldırmıştır. Safer’in son çarşambasında belaların indiği ve buna karşı özel dualar yazılması gerektiği yönündeki inanışların da sahih bir kaynağı yoktur. Çarşambanın uğursuz olduğunu bildiren rivayetler de uydurma veya çok zayıftır. Bütün zamanlar Allah’ındır; bir işin hayırlı olması niyet, emek ve Allah’ın takdirine bağlıdır.
Sahurda su içmezsem orucum geçersiz mi olur?
Hayır, sahurda su içmek orucun geçerlilik şartı değildir. Orucun şartı imsaktan iftara kadar orucu bozan şeylerden uzak durmak ve niyettir.
Sahur yapmak sünnettir; Peygamberimiz “Sahur yapın, çünkü sahurda bereket vardır” buyurmuş ve bir yudum su ile de olsa sahur yapmayı tavsiye etmiştir. Bu tavsiye sahurun faziletiyle ilgilidir, orucun sıhhatiyle değil. Sahura hiç kalkamayan veya su içmeye fırsat bulamayan kişi de gece ya da öğleden önce niyet ederek orucunu tutabilir. Ancak sağlık açısından özellikle sıcak günlerde sahurda yeterli sıvı almak faydalıdır.
Kulak çınlaması birinin bizi andığı anlamına mı gelir?
Hayır, kulak çınlamasının birinin sizi anmasıyla bir ilgisi yoktur. Kulak çınlayınca “Peygamberimiz beni anıyor, salavat getireyim” şeklinde bir rivayet bazı kitaplarda geçer; ancak hadis âlimleri bu rivayeti uydurma veya çok zayıf saymıştır. Kulak çınlaması çoğu zaman tıbbi bir durumdur ve sık tekrarlanıyorsa bir hekime başvurmak gerekir. Salavat getirmek ise her zaman güzel bir ibadettir; bunun için kulak çınlamasını beklemeye gerek yoktur.
Oruçluyum diye işte daha az çalışmak hoş görülür mü?
Hayır, oruç tembellik veya iş ihmali için bir mazeret değildir. Ücret karşılığı çalışan kişi, sözleşmedeki işini gereği gibi yapmakla yükümlüdür; bu bir kul hakkıdır.
“Oruçluyum, bugün iş yapamam” anlayışı orucun ruhuna aykırıdır. Tarihte Bedir Savaşı ve Mekke’nin fethi gibi büyük olaylar Ramazan ayında yaşanmıştır. Elbette açlık ve susuzluk insanı yorabilir; işveren imkân ölçüsünde kolaylık sağlarsa güzel olur, çalışan da molasını dinlenmeyle değerlendirebilir. Ancak işi savsaklamak, geç gelmek veya kaba davranmak orucu bozmasa da sevabını azaltır ve kul hakkına girer. Ağır iş nedeniyle orucu tutmak gerçekten imkânsızlaşıyorsa müftülüğe danışılmalıdır.
Zengin kişinin mutlaka büyükbaş kurban kesmesi mi gerekir?
Hayır. Ne kadar zengin olursa olsun, bir kişinin vacip kurbanı için bir koyun veya keçi kesmesi yeterlidir.
Bir koyun ya da keçi tek kişi adına, bir büyükbaşın yedide biri de bir kişi adına kurban olur. Servetin büyüklüğü, kurbanın büyükbaş olmasını gerektirmez. Hz. Peygamber’in çoğunlukla koç kurban ettiği bilinmektedir.
İmkânı geniş olanlar dilerse bütün bir büyükbaşı kendi adına kesebilir veya birden fazla kurban keserek daha çok ihtiyaç sahibine ulaşabilir. Bu bir fazilet ve tercihtir, zorunluluk değildir.
Avuç kaşınınca para geleceği, göz seğirince haber alınacağı doğru mu?
Hayır, bu tür beden belirtilerinden gelecek hakkında sonuç çıkarmanın dinde yeri yoktur. Sağ avucun kaşınmasının para, sol gözün seğirmesinin kötü haber getireceği gibi inanışlar halk kültürüne aittir. Geleceği ve gaybı yalnızca Allah bilir; Kur’an bunu açıkça bildirir. Bu tür şeylere ciddi anlamda inanıp davranışlarını buna göre belirlemek, bir çeşit fal ve kehanet anlayışına yaklaşır. Göz seğirmesi genellikle yorgunluk veya stresle ilgilidir; sürekli olursa hekime danışılmalıdır.
Bana hediye edilen hayvanı kurban olarak kesebilir miyim?
Evet. Hediye olarak size verilen ve mülkünüze geçen hayvanı, kurban şartlarını taşıyorsa kurban edebilirsiniz.
Halk arasında “kurbanlık kendi parayla alınmazsa kurban olmaz” denir; bunun dinî bir dayanağı yoktur. Kurbanın geçerli olması için hayvanın kurban edecek kişinin mülkü olması, yaş ve sağlık şartlarını taşıması ve kurban günlerinde niyetle kesilmesi yeterlidir. Kendi yetiştirdiğiniz, miras kalan veya hediye edilen hayvan da bu kapsama girer.
Hayvanı hediye edenin, onu size tamamen verdiğinden emin olmak gerekir. Hediye eden “benim adıma kes” diyorsa, bu durumda kurban onun adına olur.
Sahurda çok yemek orucun sevabını azaltır mı?
Hayır, sahurda doyasıya yemek orucu bozmaz ve fıkhen sevabını azaltan bir şey olarak sayılmaz. Ancak ölçüsüz yemek hem sağlığa hem de orucun ruhuna uygun değildir.
Bazı kimseler “sahurda ne kadar az yersem oruç o kadar makbul olur” diye düşünür; bazıları da tam tersine gün boyu aç kalmamak için aşırı yer. İki uç da doğru değildir. Sahur sünnettir ve bereketlidir; ölçülü, dengeli ve tok tutan yiyeceklerle yapılması tavsiye edilir. Kur’an israfı yasaklar. Orucun hikmetlerinden biri açlığı tatmak ve nefsi terbiye etmektir; bu hikmetin tamamen kaybolmaması için sahurda da iftarda da ölçülü olmak gerekir.
Cünüp kişinin kestiği kurban geçerli olur mu?
Evet, geçerlidir. Cünüp olmak kesimi bozmaz ve eti haram kılmaz.
Hayvan kesmek için abdestli veya gusüllü olmak şart değildir. Kesimin sahih olması için kesen kişinin Müslüman veya Ehl-i kitaptan olması, akıllı olması, besmele çekmesi ve gerekli damarları kesmesi yeterlidir. Cünüp kişi Kur’an’ı ezberden okuyamasa da besmele ve tekbir getirebilir; bunlar zikir ve dua niyetiyle söylenir.
Ancak ibadet bilinciyle kesilen kurbanda temiz olmak daha güzeldir. İmkân varsa gusül alıp kesime öyle katılmak edebe daha uygundur; fakat bu bir geçerlilik şartı değildir.
Nazar için kurşun döktürmek caiz mi?
Hayır, kurşun döktürmenin dinde yeri yoktur. Erimiş kurşunun suya dökülmesi ve çıkan şekillerden nazar ya da büyü yorumlanması, İslam öncesi inanışlardan kalma bir uygulamadır. Diyanet İşleri Başkanlığı bu uygulamanın dinî bir dayanağı olmadığını, hurafe olduğunu belirtmiştir. Nazar haktır; ancak nazardan korunma yolu Peygamber Efendimiz’in öğrettiği şekilde Felak ve Nâs surelerini, Âyetü’l-kürsî’yi okumak ve dua etmektir. Ruhsal veya bedensel bir sıkıntı varsa ayrıca uzman bir hekime başvurulmalıdır.
Ramazan’da işlenen günah kat kat mı yazılır?
Hayır, sahih bir nasta Ramazan’da işlenen günahın sayıca katlanarak yazıldığı bildirilmemiştir. Kur’an’a göre kötülük yalnızca misliyle cezalandırılır.
Bununla birlikte âlimler, mübarek bir zamanda veya mekânda işlenen günahın o zamana ve mekâna saygısızlık içerdiği için daha çirkin ve daha ağır olduğunu belirtmiştir. Yani sayı bakımından değil, nitelik bakımından ağırlaşır. Ramazan’da iyiliklerin sevabının çok olduğu ise sahih hadislerle sabittir. Dolayısıyla “Ramazan’da günah bin kat yazılır” gibi kesin rakamlar kaynaksızdır; ama bu, Ramazan’da günaha karşı daha dikkatli olunmayacağı anlamına gelmez.
Kurban kendisine vacip olmayan kişi kurban keserse boşuna mı kesmiş olur?
Hayır. Kurban vacip olmayan kişinin kestiği kurban nafile kurban olarak geçerlidir ve sevabı vardır.
Bazıları “zengin değilsen kesmen gereksiz” diye düşünür. Oysa nafile ibadetler Allah’a yaklaşmanın önemli yollarındandır. Nisaba sahip olmayan kişi de kurban kesebilir ve bu, bayram sevincini ailesi ve komşularıyla paylaşmasına vesile olur.
Burada dikkat edilecek nokta, kişinin kendisini ve ailesini zor durumda bırakacak şekilde borçlanmamasıdır. Hanefî mezhebine göre fakir biri kurban niyetiyle hayvan satın alırsa o hayvanı kesmesi gerekli hâle gelir; bu yüzden karar verirken durumunu iyi değerlendirmelidir.
Nazar boncuğu takmak caiz mi?
Nazar boncuğunun koruyucu bir gücü olduğuna inanarak takmak doğru değildir. Peygamber Efendimiz, korunmak amacıyla takılan boncuk ve benzeri nesnelere (temîme) güvenilmesini yasaklamış ve bunları terk etmeyi tavsiye etmiştir. Nazarın varlığı sahih hadislerle sabittir; fakat korunma bir boncukla değil, Allah’a sığınmakla olur. Nazar boncuğunu sadece süs veya kültürel bir obje olarak, hiçbir koruma inancı taşımadan kullanmak ise farklı değerlendirilir; yine de itikadî karışıklığa yol açmaması için sakınmak daha iyidir.
Ramazan’da ölen kişinin kaza ve fidye borcu düşer mi?
Hayır, Ramazan’da vefat etmek geçmişten kalan oruç borcunu kendiliğinden düşürmez. “Ramazan’da ölenin bütün borçları affolur” inancının sahih bir dayanağı yoktur.
Hanefî mezhebine göre kaza imkânı bulduğu hâlde oruç borcunu ödemeden ölen kişi, vasiyet etmişse mirasının üçte birinden her gün için fidye ödenir. Vasiyet etmemişse varislerin gönüllü olarak fidye vermesi tavsiye edilir. Hastalığı iyileşmeden veya yolculuğu bitmeden ölen ve kaza imkânı bulamayan kişiden ise o günlerin sorumluluğu düşer. Allah’ın rahmeti geniştir, ancak kul hakkı ve ibadet borçları konusunda tedbirli olmak gerekir.
Kapıya at nalı, sarımsak veya üzerlik asmak evi korur mu?
Hayır, bu nesnelerin evi kötülükten koruduğuna dair dinî bir dayanak yoktur. At nalı, sarımsak, üzerlik veya boynuz gibi şeylerin kapıya asılması halk inanışlarından gelir. Bunlara koruma gücü atfetmek, Peygamber Efendimiz’in yasakladığı temîme anlayışına benzer. Evi korumanın yolu Allah’a tevekkül ve sünnette öğretilen dualardır: Eve girerken ve çıkarken besmele çekmek, Bakara suresini okumak, sabah ve akşam dualarını yapmak gibi. Üzerlik tütsüsünün sadece hoş koku amaçlı kullanılmasında ise bir sakınca yoktur.
Kurban niyeti yüksek sesle söylenmezse kurban olmaz mı?
Hayır. Niyet kalbin işidir; kurbanın geçerli olması için niyeti yüksek sesle söylemek şart değildir.
Kişinin, hayvanı kurban olarak kestiğini ve kimin adına kesildiğini bilmesi yeterlidir. Niyeti dille ifade etmek, örneğin “Allah’ım, bu vacip kurbanımdır, kabul eyle” demek güzeldir ve kalpteki niyeti pekiştirir; ancak bunun duyulacak şekilde söylenmesi gerekmez.
Vekâletle kesimde de kurban sahibinin niyeti, vekâlet verirken veya hayvanı ayırırken yapılır. Kesen kişinin kurban sahiplerinin adlarını tek tek sesli okuması güzel bir uygulamadır, fakat şart değildir.
Rüyada yemek yemek veya su içmek orucu bozar mı?
Hayır, rüyada yemek yemek, su içmek veya başka bir şey yapmak orucu bozmaz. Uyku hâlinde kişinin iradesi yoktur ve ağızdan mideye gerçek bir şey girmemiştir.
Peygamberimiz uyuyan kişinin uyanıncaya kadar sorumlu olmadığını bildirmiştir. Rüyada ihtilam olmak da orucu bozmaz. Rüyadan sonra uyanıp ağızda bir tat hissetmek, susuzluk duymak da oruca zarar vermez. Yalnızca uykulu hâlde gerçekten bir şey yiyip içen kişinin durumu farklıdır; uyku sersemliğiyle yemek yiyen kişi unutarak yiyen gibi değerlendirilmez ve Hanefî âlimlerin çoğuna göre kaza gerekir. Emin olamayanlar müftülüğe danışabilir.
“Özürsüz bir Ramazan gününü yiyen ömür boyu oruç tutsa onu ödeyemez” rivayeti ne anlatır?
Bu rivayet, özürsüz oruç yemenin ağırlığını vurgular; ancak senedi zayıf kabul edilir ve kaza ile kefaretin geçersiz olduğu anlamına gelmez. Hadis âlimleri bu rivayetteki bir râvinin tanınmadığını belirtmiştir.
Bazı kimseler bu sözden “bozulan orucun telafisi yoktur, kaza da işe yaramaz” sonucunu çıkarır; bu yanlıştır. Kur’an ve sahih sünnet, tutulmayan oruçların kaza edileceğini, kasten bozmanın kefaret gerektirdiğini açıkça bildirir. Rivayet doğru kabul edilse bile Ramazan’daki o günün faziletinin başka bir günle aynı olmayacağını anlatır. Oruç borcu olan kişi ümitsizliğe düşmeden tövbe edip kazasını yapmalıdır.
“Sana kurban olayım” demek dinen sakıncalı mı?
Hayır, bu söz halk arasında sevgi ve fedakârlık bildiren mecazi bir ifadedir; kişiyi dinen sorumlu kılan bir anlam taşımaz.
“Kurban olayım” ifadesiyle kimse gerçekten birine ibadet etmeyi veya kendini kurban etmeyi kastetmez; “senin için canımı veririm” anlamında bir sevgi dilidir. Benzer şekilde sahâbîlerin Hz. Peygamber’e “Anam babam sana feda olsun” dedikleri bilinmektedir.
Ancak kurban ibadetinin yalnızca Allah için yapıldığı unutulmamalıdır. Bir insan, türbe veya başka bir varlık adına gerçekten hayvan kesmek ise caiz değildir. Sözle ibadet arasındaki bu fark iyi bilinmelidir.
Yolcunun arkasından su dökmek dinî bir gelenek mi?
Hayır, yolcunun arkasından su dökmek dinî bir uygulama değildir; bir halk geleneğidir. “Su gibi git, su gibi gel” dileğini ifade eden bu davranışın kendisinde bir günah yoktur, ancak ona dinî bir anlam veya koruma gücü yüklenmemelidir. Sünnette yolcuyu uğurlarken dua etmek vardır. Peygamber Efendimiz yolcuya “Dinini, emanetini ve amellerinin sonunu Allah’a emanet ediyorum” diye dua ederdi. Yolcuyu uğurlarken bu duayı okumak, su dökmekten çok daha anlamlıdır.
“Ben iki kurbanlığın oğluyum” sözü sahih bir hadis mi?
Bu söz bazı kaynaklarda Hz. Peygamber’e nispet edilir, ancak senedi zayıftır.
Rivayette kastedilen iki kurbanlık, Hz. İsmail ile Hz. Peygamber’in babası Abdullah’tır. Abdülmuttalib’in, on oğlu olursa birini kurban edeceğine dair adak adadığı ve kura Abdullah’a çıkınca yerine yüz deve kestiği siyer kaynaklarında anlatılır. Bu kıssa siyer kitaplarında yer alsa da “iki kurbanlığın oğluyum” şeklindeki söz hadis âlimlerince zayıf kabul edilmiştir.
Bu nedenle söz, kesin bir hadis gibi değil, “zayıf bir rivayette geçer” kaydıyla aktarılmalıdır.
Ölü evinde üç gün yemek pişirilmez inancı doğru mu?
Bu bir yasak değil, sünnetten doğmuş güzel bir geleneğin halk arasında değişmiş hâlidir. Hz. Cafer şehit düştüğünde Peygamber Efendimiz “Cafer’in ailesine yemek yapın, çünkü onları meşgul eden bir durum başlarına geldi” buyurmuştur. Yani sünnet olan, komşu ve akrabaların cenaze evine yemek götürmesidir. Cenaze evinde yemek pişirmenin günah olduğu veya ocak yakılırsa ölüye azap olacağı gibi inanışlar ise asılsızdır. Ölü evinin, misafirlere ziyafet vermek için kendini sıkıntıya sokması da uygun görülmemiştir.
Oruçluyken ağzıma sinek kaçarsa orucum bozulur mu?
Hayır, istemeden boğaza kaçan sinek, toz veya duman orucu bozmaz. Kişinin kendini korumasının mümkün olmadığı bu tür durumlar affedilmiştir.
Hanefî fıkıh kitaplarında boğaza istemeden sinek, yol tozu veya un tozu kaçmasının orucu bozmadığı açıkça yer alır; çünkü bunlardan sakınmak zordur. Ancak kişi ağzına giren sineği veya herhangi bir şeyi fark ettiği hâlde bilerek yutarsa orucu bozulur. Böyle bir durumda yapılacak şey, ağza giren şeyi hemen çıkarmak ve oruca devam etmektir. Bu hüküm, “oruçlu dışarıda ağzını açık tutmamalı” gibi aşırı kaygıların da gereksiz olduğunu gösterir.
Kurban kesmeyen kişi dinden çıkar mı?
Hayır. Kurban vacip olduğu hâlde tembellikle kesmeyen kişi günahkâr olur, fakat dinden çıkmaz.
Ehl-i Sünnet anlayışına göre farz veya vacip bir ibadeti terk etmek büyük bir kusur ve günahtır; ancak kişi o ibadetin dindeki yerini kabul ettiği sürece imandan çıkmış olmaz. Kurbanı hiç önemsememek veya alay etmek ise çok daha ağır bir tutumdur.
Kurban kesmemiş kişi, tövbe etmeli ve kesmediği yılların kurbanı için değerini sadaka olarak vermelidir. Kurban kendisine vacip olmayan kişi ise zaten hiçbir sorumluluk altında değildir.
Ölen kişinin evinde aynaları örtmek ve kaplardaki suyu dökmek gerekir mi?
Hayır, bu uygulamaların dinî bir dayanağı yoktur. Bazı yörelerde ölüm olan evde aynalar örtülür, kaplardaki sular “Azrail kılıcını buna batırdı” düşüncesiyle dökülür. Bu inanışlar hiçbir sahih kaynağa dayanmaz ve gereksiz israfa da yol açar. Ölüm olan evde sünnet olan; ölünün gözlerini kapatmak, onun için dua etmek, yıkanıp kefenlenmesi ve defni için acele etmek, borçlarını ödemek ve aileye taziyede bulunmaktır. Bu ciddi görevler dururken asılsız uygulamalarla meşgul olmamak gerekir.
Oruçluyken başkasının sigara dumanını solumak orucu bozar mı?
Hayır, kişinin kendi isteği olmadan ortamdaki sigara dumanını solunması orucu bozmaz. Bu, istemeden boğaza giren toz ve duman gibi değerlendirilir.
Orucu bozan, kişinin sigara içmesi veya dumanı bilerek ve isteyerek içine çekmesidir. Ortamda bulunmak, yanından geçen birinin dumanını hissetmek veya kapalı bir alanda dumana maruz kalmak orucu bozmaz. Ancak dumanı kasten koklamak, ağzına doğru çekmek bozar. Sigara içmeyen oruçlu için en doğrusu, mümkünse dumanlı ortamlardan uzak durmaktır. Sigara içenlerin de oruçlu olan veya olmayan kimseyi rahatsız etmemeleri, kul hakkına girmemeleri gerekir.
Hz. İbrahim’in bıçağının İsmail’i kesmediği hikâyesi Kur’an’da geçer mi?
Hayır, bıçağın kesmediği ayrıntısı Kur’an’da geçmez; tefsir ve kıssa kitaplarındaki rivayetlerden gelir.
Kur’an, Hz. İbrahim’in oğlunu alnı üzerine yatırdığını, bunun üzerine Allah’ın ona seslendiğini, rüyayı doğruladığını söylediğini ve büyük bir kurbanlığı fidye olarak verdiğini bildirir. Bıçağın körelmesi, taşı kesip ipi kesmemesi gibi ayrıntılar, İsrâiliyat kaynaklı olabilecek anlatımlardır ve sahih bir senede dayanmaz.
Bu hikâyeler vaaz ve ilahilerde yaygın olarak anlatılsa da “Kur’an’da böyle geçer” denmemelidir. Ayetlerin vurguladığı asıl konu, baba ile oğulun Allah’ın emrine teslimiyetidir.
Ölenin elbiseleri kırk gün saklanmalı mı, yoksa hemen dağıtılmalı mı?
Kırk gün beklemenin de hemen dağıtmanın da dinî bir zorunluluğu yoktur; asıl önemli olan miras hakkıdır. Ölen kişinin elbiseleri ve eşyaları vefatla birlikte mirasçıların ortak malı olur. Bu yüzden tek bir kişinin, diğer mirasçıların (özellikle küçük çocukların) rızası olmadan bu eşyaları dağıtması kul hakkına girebilir. Mirasçılar anlaşarak eşyaları dilediği zaman ihtiyaç sahiplerine verebilir ve sevabını ölüye bağışlayabilir. “Elbiseleri giyilmezse ölünün ruhu rahatsız olur” gibi inanışların ise kaynağı yoktur.
Oruçluyken göze sürme veya göz kalemi çekmek orucu bozar mı?
Hayır, Hanefî mezhebine göre göze sürme çekmek orucu bozmaz; tadı boğazda hissedilse bile bozmaz. Göz, mideye açılan bir yol kabul edilmez.
Peygamberimizin oruçluyken sürme çektiğine dair rivayetler vardır; bu rivayetlerin senedinde zayıflık bulunsa da Hanefî ve Şâfiî âlimler sürmenin orucu bozmadığı görüşündedir. Mâlikî ve Hanbelî mezheplerinde ise sürmenin tadı boğazda hissedilirse orucun bozulacağı görüşü vardır; bu yüzden ihtiyatlı davranmak isteyenler sürmeyi geceye bırakabilir. Günümüzde kullanılan göz kalemi ve rimel de aynı hükümdedir; yalnızca ağza bulaşıp yutulmamasına dikkat edilmelidir.
Ölenin ruhu kırk gün boyunca evinde dolaşır mı?
Hayır, ruhun kırk gün evde dolaştığına dair sahih bir ayet veya hadis yoktur. Kur’an, ölen kişi ile dünya arasında kıyamete kadar sürecek bir berzah bulunduğunu bildirir. Ruhların durumu gayb bilgisidir ve ancak sahih kaynakların bildirdiği kadarıyla bilinebilir. Kırkıncı gün, elli ikinci gece gibi tarihlerin özel bir dinî anlamı da yoktur; bunlar sonradan oluşmuş geleneklerdir. Ölüye en faydalı olan şey, her zaman yapılabilecek dua, istiğfar, sadaka ve onun adına yapılan hayırlardır.