Tevessül Caiz mi? Vesile Edinmek Hakkında Görüşler
Tevessül nedir, caiz midir? Mâide 35 ayetindeki vesile, salih amel, dua ve sâlih kişilerle tevessül konusunda Ehl-i Sünnet içindeki görüşler ve delilleri adil biçimde aktarılıyor.
- Vesile Kavramı ve Mâide 35
- İttifakla Meşru Olan Tevessül Türleri
- Hz. Ömer ve Abbas Örneği
Tevessül, Allah’a yaklaşmak ve duaların kabulünü ummak için bir vesile kullanmaktır. Allah’ın isim ve sıfatları, yapılan salih ameller ve hayatta olan sâlih bir kişinin duası ile tevessülün caiz olduğunda görüş birliği vardır. Peygamberin veya sâlih kişilerin zâtı ve hürmetiyle tevessül ise Ehl-i Sünnet içinde tartışmalı bir meseledir.
Vesile Kavramı ve Mâide 35
Mâide 35’te “Ey iman edenler! Allah’tan korkun, O’na yaklaşmaya vesile arayın ve O’nun yolunda cihat edin ki kurtuluşa eresiniz” buyrulur. Buradaki “vesile”, müfessirlere göre Allah’a yaklaştıran salih ameller veya ilahi rızaya ulaştıran herhangi bir araç anlamına gelir. İsrâ 57’de de “Onların dua ettikleri kimseler bile Rableri katında hangisi daha yakın olacak diye vesile ararlar” ifadesi geçer. Bu ayetler, vesile kavramının Kur’an’da meşru bir yer tuttuğunu gösterir; asıl tartışma vesile türlerinin ne olduğundadır.
İttifakla Meşru Olan Tevessül Türleri
Âlimler üç çeşit tevessülün meşruiyetinde birleşir. Birincisi, Allah’ın güzel isimleri ve yüce sıfatlarıyla tevessüldür; A’râf 180’de “Güzel isimler Allah’ındır, O’na o isimlerle dua edin” buyrulur. İkincisi, kişinin yaptığı salih amelle tevessüldür. Buhârî ve Müslim’de anlatılan mağarada mahsur kalan üç kişinin hadisi buna delildir: Üçü de samimiyetle yaptıkları iyilikleri vesile ederek dua etmiş ve kurtulmuşlardır. Üçüncüsü ise hayatta olan sâlih bir kişiden dua istemektir. Sahabe, kuraklıkta Hz. Peygamber’den yağmur duası isterdi.
Hz. Ömer ve Abbas Örneği
Buhârî’de Enes b. Mâlik’ten rivayet edilir: Kuraklık olduğunda Hz. Ömer, Abbas b. Abdülmuttalib ile yağmur duasına çıkmış ve şöyle demiştir: “Allah’ım! Biz Peygamberimizin vesilesiyle sana tevessül ederdik, sen de bize yağmur verirdin. Şimdi Peygamberimizin amcasını vesile kılıyoruz, bize yağmur ver.” Bu rivayet iki yönüyle yorumlanır: Bazı âlimler, sahabenin Hz. Peygamber’in vefatından sonra onun zâtıyla değil, hayattaki sâlih bir kişinin duasıyla tevessül ettiğini, bu nedenle ölülerle tevessülün meşru olmadığını söyler. Bazıları ise bu davranışın, tevessülün çeşitli şekillerinin caiz olduğunu, Hz. Abbas’ın seçilmesinin ise akrabalık ve yaşça büyüklük sebebiyle olduğunu belirtir.
Zâtıyla ve Hürmetiyle Tevessül Tartışması
“Allah’ım! Peygamberin hürmetine / hakkı için sana dua ediyorum” gibi ifadeler, tevessül tartışmalarının merkezindedir. Hanefî, Şâfiî ve Mâlikî mezheplerinin çoğu âlimi, bu şekilde tevessülü caiz görür. Delil olarak, gözleri görmeyen bir sahabinin Hz. Peygamber’in öğrettiği duayla dua etmesi (Tirmizî, İbn Mâce; senedi hakkında farklı değerlendirmeler bulunur) gösterilir. Karşı görüştekiler, İbn Teymiyye ve takipçileri gibi, bu ifadelerin sahabe uygulamasında bulunmadığını ve bid’at olduğunu savunur. Her iki grup da şirk iddiasında bulunmaz; ancak bir tarafın yaklaşımı daha geniş, diğerinin daha dar bir meşruiyet alanı çizer.
Şirke Girmeden Sınır Çizgisi
Bütün âlimlerin ittifak ettiği nokta şudur: Vesile, kendi başına fayda veya zarar veren bağımsız bir güç değildir; dua yalnız Allah’a edilir. Vesileye ibadet etmek, ondan doğrudan yardım dilemek ve onu fail görmek şirk olur. Tevessül savunan âlimlerin sözleri bu çerçevede anlaşılmalıdır. Karşı çıkanlar ise sakıncalı gördükleri ifadelerin halk arasında yanlış anlaşılmasını önlemek amacıyla temkinli davranır. Bu nedenle tartışma, ağırlıklı olarak niyet ve ifade biçimi üzerinedir. Kur’an’ın “Allah’ı bırakıp da dua ettikleriniz sizin gibi kullardır” (A’râf 7/194) uyarısı, tevhid ölçüsünü hatırlatır.
Ölülerden Dua İstemek Meselesi
Ölmüş kişilerden doğrudan “bana şunu ver” gibi isteklerde bulunmak, Ehl-i Sünnet âlimlerinin çoğuna göre doğru değildir. Çünkü ölüler dünyadaki işlerden etkilenemez; dua yalnız Allah’a edilir. Sûfî çevrelerde “Allah’ın izniyle yardım” şeklinde yorumlanan bazı ifadeler olsa da, günlük dilde yanlış anlama ihtimali yüksektir. Bu yüzden ihtiyatlı âlimler, doğrudan dua ve istiğâsenin Allah’a yapılmasını önerir. Bu konu türbe ve kabir ziyareti yazısıyla da ilişkilidir.
Dua Adabında Tevessül
Hz. Peygamber’in öğrettiği duaların pek çoğu Allah’ın isim ve sıfatlarıyla başlar. Örneğin Yunus (a.s.)’ın duası “Senden başka ilah yoktur, seni tenzih ederim, ben zalimlerden oldum” şeklindedir ve Hz. Peygamber, bu dua ile dua eden kimsenin duasının kabul edileceğini bildirmiştir (Tirmizî). Salavat ile dua etmek, dua öncesinde hamdetmek ve istiğfar da vesile olarak anlaşılabilir. Bu adaba uyan kimse hem sünnete uygun hem de kabul ihtimali yüksek bir dua yapmış olur. Esma-i Hüsna ile dua hakkında Esma-i Hüsna yazısı faydalıdır.
Halk Arasındaki Uygulamalar
Pek çok Müslüman duasını “Peygamber efendimizin hürmetine”, “evliyaların hatırına” gibi ifadelerle yapar. Bu ifadeler, çoğu zaman sevgi ve saygı ifadesi olarak söylenir. Geleneksel Hanefî-Mâtürîdî çizgide bu tür dilekler genellikle hoş karşılanır. Ancak ifadeler, bağımsız bir güç atfetme izlenimi veriyorsa düzeltilmelidir. Din görevlilerinin bu konuda halkı kırıp dökmeden, hoşgörülü ve öğretici bir üslupla uyarması en uygun yoldur.
Tartışmada Ölçülü Dil
Tevessül tartışması, tarihte zaman zaman sert polemiklere sahne olmuş ve Müslümanlar arasında karşılıklı suçlamalara yol açmıştır. Oysa konu, Ehl-i Sünnet içinde ictihad farkı olan bir meseledir. Kur’an ve sünneti esas alan her iki taraf da tevhid hassasiyetiyle hareket eder. Tartışmayı sürdürenlerin, karşı tarafın niyetini sorgulamadan ve birbirini şirkle suçlamadan ilmî bir üslup kullanması gerekir. Hucurât 11’deki “Birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın” uyarısı bu konuda da geçerlidir.
Okuyucu için pratik bir yol şudur: İttifakla caiz olan vesilelerle dua etmek, tartışmalı ifadeleri ise ihtiyatla kullanmak ya da kullanmamak. Bu tutum hem tevhid duyarlılığını hem de kardeşlik bağını korumaya yardımcı olur.
Özet ve İlgili Yazılar
Tevessül konusunda en güvenli yol, Allah’ın isimleri, salih ameller ve sâlih kişilerin duası gibi ittifakla meşru vesileleri kullanmaktır. Diğer şekillerde ise ilim ehline başvurmak ve karşı görüşlere saygı göstermek gerekir. Konuyu tamamlayan yazılar: velayet ve evliya, şefaat inancı, peygamber sevgisi ve bid’at-ı hasene ve seyyie ayrımı.
Sıkça Sorulan Sorular
Tevessül ne demektir?
Allah’a yaklaşmak ve duanın kabulü için bir vesile aracı kullanmaktır. Salih amel, Allah’ın isimleri veya sâlih kişinin duası gibi vesileler olabilir.
Tevessülün meşru çeşitleri nelerdir?
Allah’ın isim ve sıfatlarıyla, yapılan salih amelle (örneğin mağara kıssası) ve hayatta olan sâlih bir kişinin duasıyla tevessül, âlimlerin ittifakla caiz gördüğü şekillerdir.
Peygamberin zâtıyla tevessül caiz midir?
Bu konuda Ehl-i Sünnet içinde farklı görüşler vardır. Çoğunluk (Hanefî, Şâfiî, Mâlikî ve bazı Hanbelî âlimler) caiz görürken, İbn Teymiyye gibi bazı âlimler hayattayken duasıyla tevessülü meşru, zâtıyla tevessülü ise bid’at saymıştır.
Tevessül ile şirk arasındaki fark nedir?
Vesile, Allah’a ulaşmak için bir araç olarak düşünülür; şirk ise vesileye ibadet etmek veya onu bağımsız fail saymaktır. Niyet ve inanç ölçüdür.
Editör: Dualarla Editör Kurulu (İlahiyat alanında eğitim almış editörler) · Son güncelleme: · Kaynaklar: Kur'an-ı Kerîm, Mâide Suresi (5/35), İsrâ Suresi (17/57), A'râf Suresi (7/180); Buhârî, İstiskâ (Hz. Ömer'in Abbas ile istiskası); TDV İslâm Ansiklopedisi, "Tevessül" maddesi; Kadı İyâz, eş-Şifâ ve Nevevî, el-Mecmû'
İman ve Akaid hakkında sık sorulan sorular
80 sorunun tamamı →Bu içerik faydalı oldu mu?
Geri bildiriminiz içeriklerimizi geliştirmemize yardım eder.
Kaynakça
- Kur'an-ı Kerîm, Mâide Suresi (5/35), İsrâ Suresi (17/57), A'râf Suresi (7/180)
- Buhârî, İstiskâ (Hz. Ömer'in Abbas ile istiskası)
- TDV İslâm Ansiklopedisi, "Tevessül" maddesi
- Kadı İyâz, eş-Şifâ ve Nevevî, el-Mecmû'
Genel kaynaklarımız için Kaynakça sayfasına bakınız. Fetva için: Diyanet İşleri Başkanlığı, Alo 190.