Tedavi Olmak Tevekküle Aykırı mı? Hastalıkta Çare Aramak
Hastalıkta doktora gitmek tevekküle aykırı mıdır? “Ey Allah’ın kulları tedavi olunuz” hadisi ışığında sebeplere sarılma ve tevekkül dengesi.
- Tevekkül Ne Demektir?
- Peygamberimiz Tedaviye Nasıl Bakardı?
- Tedavi Olmanın Hükmü
Kısa cevap: Hayır, tedavi olmak tevekküle aykırı değildir; aksine Hz. Peygamber (s.a.v.) açıkça tedaviyi emretmiştir: “Ey Allah’ın kulları, tedavi olunuz. Çünkü Allah, ihtiyarlık dışında hiçbir hastalık yaratmamıştır ki onun devasını da yaratmış olmasın” (Ebû Dâvûd, Tıb; Tirmizî, Tıb). İslam’da tevekkül, sebepleri terk etmek değil; bütün sebeplere sarıldıktan sonra sonucu Allah’a bırakmaktır. Hasta doktora gider, ilacını kullanır ve şifayı Allah’tan bekler.
Tevekkül Ne Demektir?
Tevekkül, kulun işini Allah’a havale etmesi, O’na güvenip dayanmasıdır. Kur’an’da “Kim Allah’a tevekkül ederse O, ona yeter” (Talâk Suresi, 65/3) buyrulur. Ancak bu güven, tembelliği ve ihmali meşrulaştırmaz. Tevekkülün doğru anlaşılması için şu meşhur olay sıkça hatırlatılır: Bir bedevi devesini bağlamadan “Allah’a tevekkül ettim” deyince Resûlullah ona “Önce deveni bağla, sonra tevekkül et” demiştir (Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme).
Demek ki tevekkül iki adımdan oluşur: Birincisi insanın elinden geleni yapması, ikincisi de sonucun Allah’ın takdirinde olduğunu bilerek kalben O’na dayanması. Bu iki adımdan birini terk eden, tevekkülü eksik anlamış olur.
Peygamberimiz Tedaviye Nasıl Bakardı?
Hz. Peygamber hem kendisi tedavi olmuş hem de ashabına tedaviyi tavsiye etmiştir. Sahih rivayetlerde hacamat yaptırdığı, yaralandığında yarasının tedavi edildiği, hastalıklarında ilaç kullandığı nakledilir. Uhud’da yaralandığında kızı Hz. Fâtıma’nın hasır yakıp külünü yaraya bastırarak kanamayı durdurduğu Buhârî ve Müslim’de yer alır.
Bir başka hadiste şöyle buyrulur: “Her hastalığın bir devası vardır. Deva hastalığa isabet ettiğinde, Allah’ın izniyle iyileşir” (Müslim, Selâm). Bu hadis iki önemli gerçeği birlikte ifade eder: Tedavinin bir sebep olarak etkili olduğunu ve etkinin Allah’ın izniyle gerçekleştiğini.
“Hesapsız Cennete Girenler” Hadisi Tedaviyi Yasaklar mı?
Buhârî ve Müslim’de geçen bir hadiste hesapsız cennete girecek yetmiş bin kişinin vasıfları arasında “rukye istememeleri, uğursuzluğa inanmamaları, dağlanmamaları ve Rablerine tevekkül etmeleri” sayılır. Âlimler bu hadisin genel olarak tedaviyi yasaklamadığını, zira Peygamber’in bizzat tedaviyi emrettiğini belirtir. Hadiste övülen, kalbin sebeplere değil Allah’a bağlanması ve özellikle cahiliye dönemindeki şirk karışık uygulamalardan uzak durmaktır. Bazı âlimler ise bunun, yüksek bir takva mertebesine işaret ettiğini, ancak herkes için bir yükümlülük olmadığını söylemiştir.
Tedavi Olmanın Hükmü
Fıkıh âlimlerinin çoğunluğu tedavi olmayı mübah veya müstehap sayar. Günümüzde pek çok âlim, tedavi edilmediği takdirde ölüme veya ağır sakatlığa yol açacak hastalıklarda, tedavinin etkili olduğu da biliniyorsa, tedavi olmanın vacip hükmüne yaklaştığını ifade eder. Çünkü Kur’an “Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın” (Bakara Suresi, 2/195) buyurmaktadır.
- Bulaşıcı hastalıklarda tedavi, başkalarının sağlığını korumak açısından da önem taşır.
- Çocuk ve bakıma muhtaç kişilerin tedavisi, velilerinin sorumluluğundadır.
- Tedaviyi ihmal ederek hastalığın ağırlaşmasına yol açmak kul hakkı ve emanete ihanet boyutu taşıyabilir.
Dua ile Tedavi Birbirinin Alternatifi Değildir
Bazı kişiler, dua ettikleri için tedaviye gerek olmadığını düşünür; bazıları ise ilaca güvendikleri için duayı ihmal eder. Her iki tavır da eksiktir. Mümin, hekime gittiği gün de dua eder, ameliyata girerken de Allah’a sığınır. İlaç bir sebeptir, dua da bir sebeptir; ikisini de yaratan ve sonucu takdir eden Allah’tır.
- Hastalık belirtisi fark edildiğinde ehil bir hekime başvurun.
- Teşhis ve tedavi sürecinde doktorun tavsiyelerine uyun, ilaçları düzenli kullanın.
- Bu süreçte dua edin, sadaka verin, sabır ve şükürle Allah’a yönelin.
- Sonuç ne olursa olsun, Allah’ın takdirine rıza gösterin.
Hz. İbrahim’in dilinden aktarılan şu ayet, müminin bakış açısını özetler: “Hastalandığımda bana şifa veren O’dur” (Şuarâ Suresi, 26/80). Bu ayette hastalık insana, şifa ise Allah’a nispet edilmiştir. Hekim ve ilaç ise bu şifanın vesileleridir.
Sahabe ve Âlimlerin Örnekleri
Hz. Ömer’in (r.a.) Şam seferinde veba haberini alınca geri dönmeye karar vermesi, tevekkül ile tedbir arasındaki dengenin güzel bir örneğidir. Kendisine “Allah’ın kaderinden mi kaçıyorsun?” diye sorulunca “Evet, Allah’ın kaderinden yine Allah’ın kaderine kaçıyoruz” cevabını vermiştir (Buhârî, Tıb; Müslim, Selâm). Bu söz, sebeplere sarılmanın da ilahi takdirin bir parçası olduğunu çok veciz bir şekilde anlatır.
İmam Gazzâlî de İhyâ’da tevekkülü anlatırken, hastalıkta ilacı terk etmenin tevekkülün şartı olmadığını, etkisi kesin veya kuvvetle muhtemel olan sebepleri terk etmenin ise tevekkül değil ihmal olduğunu ifade eder. Ona göre ekmek yemeden doymayı beklemek nasıl tevekkül değilse, tedavisi bilinen bir hastalıkta tedaviyi reddetmek de tevekkül sayılmaz. Bu yaklaşım, İslam ilim geleneğinin genel çizgisini yansıtmaktadır.
Sık Sorulan Sorular
Ağır hastalıkta tedaviyi reddetmek günah mıdır?
Tedavinin etkili olduğu bilinen ve terk edildiğinde ölüm veya ağır zarar tehlikesi bulunan durumlarda tedaviyi reddetmek, kendini tehlikeye atma yasağı kapsamında değerlendirilir. Bu nedenle pek çok âlim böyle bir durumda tedaviyi terk etmeyi uygun görmez.
Doktora gitmek yerine sadece dua etmek daha faziletli midir?
Hayır. Sünnet olan, dua ile tedaviyi birlikte yürütmektir. Peygamberimiz hem tedavi olmuş hem dua etmiştir. Sebepleri terk etmek, tevekkülün eksik anlaşılmasıdır.
Tedaviye rağmen iyileşmezsem bu imanımın zayıflığı mıdır?
Hayır. İyileşme Allah’ın takdirine bağlıdır. Nice salih insan uzun hastalıklar geçirmiştir. Önemli olan sebepleri yerine getirmek, sabretmek ve Allah’a güveni kaybetmemektir.
Editör: Dualarla Editör Kurulu (İlahiyat alanında eğitim almış editörler) · Son güncelleme: · Kaynaklar: Ebû Dâvûd, Tıb; Tirmizî, Tıb; Müslim, Selâm; Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme; Bakara Suresi (2/195); Talâk Suresi (65/3); Şuarâ Suresi (26/80)
Bu içerik faydalı oldu mu?
Geri bildiriminiz içeriklerimizi geliştirmemize yardım eder.
Kaynakça
- Ebû Dâvûd, Tıb; Tirmizî, Tıb
- Müslim, Selâm
- Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme
- Bakara Suresi (2/195)
- Talâk Suresi (65/3)
- Şuarâ Suresi (26/80)
İlgili Yazılar
Sağlık ve Yaşamİlaç ve Kapsüllerde Jelatin ve Alkol Varsa Kullanılır mı?
Jelatinli kapsül, alkollü şurup ve hayvansal kaynaklı ilaçların hükmü: zaruret, alternatif arama ve hekim görüşü çerçevesinde dinî değerlendirme.
Dua ve ZikirEl-Vekîl İsmi Ne Demek? Hasbünallah ve Tevekkülün Gerçek Anlamı
El-Vekîl isminin anlamı, Hasbünallâhü ve ni'me'l-vekîl sözünün kaynağı, tevekkül ile tedbir dengesi ve kulun güvenilir olma payı ayet…
Soru – CevapRızık Önceden Belliyse Çalışmak Neden Gerekli? Rızık ve Kader
Rızkı veren Allah ise insan neden çalışmak zorunda? Rızkın takdiri, helal-haram rızık, tevekkül ve çalışma dengesi ayet ve…
Sağlık ve YaşamTıbb-ı Nebevî Nedir? Hadislerdeki Tıp Bilgisi Nasıl Anlaşılmalı?
Tıbb-ı nebevî nedir, hadislerdeki tedavi tavsiyeleri bağlayıcı mı? Peygamberimizin sağlıkla ilgili sözlerini doğru anlamanın ölçüleri ve sınırları.
Dua ve ZikirDua Kaderi Değiştirir mi? Kader, Kaza ve Dua Arasındaki İlişki
Her şey kaderde yazılıysa dua etmenin anlamı ne? Dua kaderi değiştirir mi sorusuna "Kazayı ancak dua geri çevirir"…
Mübarek ZamanlarOruç Fidyesi Nedir, Kimler Verir? Fitre ve Kefaretten Farkı
Oruç tutamayan yaşlı ve sürekli hastalar fidyeyi nasıl öder? Fidyenin miktarını, kimlere verileceğini, fitre ve kefaretle farkını bu…