Kaza, Kefaret, Fidye ve Yolculuk
Kaza, kefaret, fidye ve seferilik hükümleri. 234 soru ve cevap.
Oruçta Kaza, Kefaret, Fidye ve Yolculuk
Kaza, geçerli bir mazeretle veya bozulan her oruç için sonradan bir gün oruç tutmak; kefaret, Ramazan orucunu kasten ve mazeretsiz bozmanın cezası olarak ara vermeden altmış gün oruç tutmak; fidye ise oruç tutmaya gücü hiç yetmeyenlerin her gün için bir fakiri doyuracak miktarı vermesidir. Bu üç kavram, tutulamayan ya da bozulan oruçların telafisini düzenler.
Yolculuk, Kur'an'ın açıkça belirttiği ruhsatlardan biridir (Bakara Suresi 2/184-185). Hanefî mezhebine göre yaklaşık 90 kilometre ve üzeri mesafeye yolculuğa çıkan kimse seferî sayılır ve orucunu erteleyebilir. Ancak zorlanmayacaksa tutması daha faziletlidir. Sabahı evde karşılayıp gün içinde yola çıkan kişinin o günkü orucunu bozmaması gerekir.
Kefaret orucunda altmış gün kesintisiz tutulmalıdır; hastalık gibi bir sebeple ara verilirse baştan başlanır. Kadınların özel halleri ise kesintiye sebep sayılmaz. Kefaret orucunu tutmaya gücü yetmeyen, altmış fakiri doyurur. Fidye miktarı her yıl Diyanet tarafından fitre miktarıyla aynı olarak ilan edilir.
Kaza oruçlarının bir sonraki Ramazan'dan önce tutulması tavsiye edilir; Hanefî mezhebine göre geciktirmek ayrıca fidye gerektirmez, Şâfiî mezhebinde ise mazeretsiz geciktirme için fidye gerekir. Bu bölümde kaza ve kefaretin hesaplanması, fidyenin kimlere verileceği ve yolculuk hükümleri tek tek açıklanmaktadır. Kaza oruçları peş peşe tutulabileceği gibi aralıklı olarak da tutulabilir; önemli olan borcun eksiksiz ödenmesidir. Kaç gün borcu olduğunu bilmeyen kimse, en güçlü tahmine göre hareket eder ve ihtiyatlı davranarak sayıyı eksik tutmaz. Kefaret ise yalnızca Ramazan orucuna özgüdür; kaza veya nafile orucun bozulması kefaret gerektirmez, sadece kazası gerekir. Fidye ve kefaretin nakit olarak verilmesi de Hanefî mezhebine göre caizdir.
- Kaza: Her gün için bir gün oruç.
- Kefaret: Kasten bozulan Ramazan orucu için 60 gün kesintisiz oruç.
- Fidye: Oruca gücü yetmeyenin her gün için verdiği bedel.
- Seferî kimse orucunu erteleyebilir, sonra kaza eder.
Sık Sorulan Sorular
Kaza orucu nedir?
Kaza orucu, Ramazan’da geçerli bir özür sebebiyle tutulamayan veya bozulan farz orucun Ramazan’dan sonra gün gün yeniden tutulmasıdır. Kur’an-ı Kerim, hasta veya yolcu olanların tutamadıkları günler sayısınca başka günlerde oruç tutacağını açıkça bildirir. Kaza, tutulamayan her gün için bir gün oruç demektir; fazlası gerekmez. Kaza orucu da Ramazan orucu gibi imsaktan iftara kadar yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durularak tutulur. Farkı, niyetin geceden (en geç imsaktan önce) yapılması ve hangi günün kazası olduğunun kalben belirlenmesidir. Kaza borcu, ödenene kadar kişinin zimmetinde kalır; bu yüzden fırsat bulunur bulunmaz ödenmesi tavsiye edilir.
Kefaret orucu iki ay mı sayılır, altmış gün mü?
Başladığınız güne göre değişir. Kur’an’da kefaret orucu “ardı ardına iki ay” olarak geçer. Hanefî âlimlerine göre kefarete kamerî ayın ilk günü (hilalle) başlanırsa, ayların 29 veya 30 çekmesine bakılmaksızın iki kamerî ay tamamlanınca borç ödenmiş olur; bu durumda toplam 59 gün de olabilir. Ayın ortasında başlanırsa ise tam altmış gün tutmak gerekir. Uygulamada karışıklık olmaması için çoğu kişi altmış günü sayarak tutar; bu, her iki durumda da borcun ödendiğinden emin olmayı sağlar. Hangi yolu seçerseniz seçin, günler arasında hiçbir ara verilmemelidir.
Oruç fidyesi Ramazan’ın başında mı, sonunda mı verilir?
İkisi de caizdir; Ramazan’ın başında toptan, her gün ayrı ayrı veya ay bittikten sonra verilebilir. Hanefî mezhebine göre fidye, oruç tutamayacak durumda olan kişiye Ramazan ayı girince borç hâline gelir. Bu yüzden ayın ilk gününde bütün günlerin fidyesini birden ödemek geçerlidir. Her günün fidyesini o gün vermek de, ay sonunda topluca vermek de mümkündür. Ancak fakirin ihtiyacını Ramazan içinde karşılamak daha faziletli görülür; çünkü iftar ve sahur masraflarına katkı olur. Fidyeyi sebepsiz yere yıllarca ertelemek doğru değildir; imkân olunca geciktirmeden ödenmelidir.
Yolculukta oruç tutmak mı daha faziletli, tutmamak mı?
Zorluk yoksa tutmak daha faziletlidir. Kur’an, yolcuya orucu erteleme ruhsatı verdikten sonra “oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır” buyurur. Hanefî ve Şâfiî mezheplerine göre yolculuk kişiyi yormuyor, sağlığına zarar vermiyorsa orucu Ramazan içinde tutmak, hem ayın faziletini kazanmak hem de borçlu kalmamak açısından daha iyidir. Buna karşılık yolculuk ağır geliyor, kişi halsiz düşüyor veya görevini yapamayacak hâle geliyorsa ruhsatı kullanmak daha uygundur. Peygamber Efendimiz, yolculukta takatsiz düşen birini görünce böyle durumlarda oruç tutmanın iyilik olmadığını belirtmiştir. Kısacası karar, yolculuğun kişiye getirdiği meşakkate göre verilir.
Fidye Ramazan gelmeden, Şaban’da peşin verilebilir mi?
Hanefî mezhebinde tercih edilen görüşe göre hayır; fidye, sebebi olan Ramazan ayı girdikten sonra verilir. Fidyenin sebebi Ramazan orucunun farz olması ve kişinin onu tutamamasıdır. Ay girmeden verilen para, borç doğmadan ödenmiş sayılacağı için fidye yerine geçmez; nafile sadaka olur. Bununla birlikte kişi parayı önceden bir vakfa veya güvendiği birine emanet edip “Ramazan girince benim adıma fidye olarak dağıt” diyebilir. Böyle olursa dağıtım Ramazan içinde yapıldığı için fidye geçerlidir.
Kefaret orucu nedir, kime gerekir?
Kefaret orucu, Ramazan orucunu hiçbir özrü olmadan bilerek ve isteyerek bozan kişinin, cezası ve telafisi olarak aralıksız tuttuğu 60 günlük oruçtur. Hanefî mezhebine göre Ramazan’da niyetlenerek başlanmış bir oruç, kasten yeme, içme veya cinsel ilişki ile bozulursa hem o günün kazası hem de kefaret gerekir. Kaynağı, Ramazan gündüzü eşiyle birlikte olan sahabiye Peygamberimizin (s.a.v.) önce köle azat etmeyi, gücü yetmezse iki ay peş peşe oruç tutmayı, buna da gücü yetmezse altmış fakiri doyurmayı emrettiği sahih hadistir. Günümüzde köle azadı söz konusu olmadığından ilk seçenek 60 gün ardışık oruçtur. Şâfiî mezhebinde kefaret yalnızca cinsel ilişkiyle bozulan oruçta gerekir; yeme-içmede sadece kaza gerekir.
Kefaret orucunun arasına Ramazan girerse ne olur?
Ardışıklık bozulur ve kefarete Ramazan’dan sonra baştan başlanır. Ramazan günleri zaten farz olan Ramazan orucuna ayrılmıştır; o günlerde tutulan oruç kefaret yerine geçmez. Bu yüzden kefaret orucuna başlamadan önce önünüzdeki altmış günün içine Ramazan ayının, Ramazan ve Kurban bayramlarının ve teşrik günlerinin girmediğinden emin olmalısınız. Pratik bir yol, Ramazan Bayramı’ndan sonraki bir tarihte ya da Kurban Bayramı’nın teşrik günleri bittikten sonra başlamaktır. Takvimi önceden kontrol etmek, emeğinizin boşa gitmesini önler.
Sefer mesafesi evden mi, şehir çıkışından mı hesaplanır?
Mesafe, kişinin yaşadığı yerleşim biriminden gideceği yerin yerleşim birimine kadar olan yol üzerinden hesaplanır. Ancak seferîlik hükümleri evin kapısından değil, kişi yerleşim yerinin (şehir veya kasabanın meskûn kısmının) sınırını geçtiği anda başlar. Yani şehir içinde dolaşırken henüz yolcu sayılmazsınız. Varılan yerde de o yerleşim yerinin sınırına girince yolculuk hükmü, orada kalma süresine göre değerlendirilir. Büyük şehirlerde ilçeler birbirine bitişikse bütün şehir tek yerleşim yeri kabul edilir.
Fidye yiyecek yerine para olarak verilebilir mi?
Evet, Hanefî mezhebine göre fidyenin değeri para olarak verilebilir. Âyette geçen “bir yoksulu doyurmak” ifadesi, Hanefîlerce fakirin ihtiyacını karşılamak olarak anlaşılmış; bu yüzden buğday, un, hurma gibi maddelerin yanında bunların bedelinin nakit ödenmesi de caiz görülmüştür. Günümüzde fakir açısından para genellikle daha kullanışlıdır. Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerinde ise asıl olan yiyecek vermektir; bu mezheplere uyanlar gıda olarak vermeyi tercih eder. Diyanet her yıl fidye miktarını hem gıda hem nakit karşılığıyla açıklar.
Gidiş ve dönüş toplamı 90 km oluyorsa yolcu sayılır mıyım?
Hayır. Seferîlik için esas alınan yaklaşık 90 km’lik mesafe tek yöndür; gidiş ile dönüşün toplamı hesaba katılmaz. Örneğin 50 km uzaktaki bir yere gidip dönen kişi toplamda 100 km yol yapmış olsa da yolcu sayılmaz, orucunu tutması gerekir. Mesafe, gidilecek yer ile yaşanılan yer arasındaki ve normalde kullanılan yolun uzunluğudur.
Kaza ile kefaret arasındaki fark nedir?
Kaza, bozulan veya tutulamayan her gün için bir gün oruç tutmaktır; kefaret ise özürsüz ve kasten bozulan Ramazan orucu için 60 gün aralıksız oruç tutmaktır. Kaza; hastalık, yolculuk, adet hali, unutmadan kaynaklanmayan hata (örneğin abdestte boğaza su kaçması) gibi durumlarda gerekir ve günler ayrı ayrı tutulabilir. Kefaret ise daha ağır bir yaptırımdır; sadece Ramazan orucunda, niyetli başlanan orucun bilerek ve özürsüz yeme, içme veya cinsel ilişkiyle bozulması halinde gerekir. Kefaret gereken durumda ayrıca o günün kazası da tutulur; bu yüzden Hanefî mezhebine göre toplam 61 gün oruç tutulmuş olur. Nafile, adak veya kaza orucunu bozmakta kefaret yoktur, sadece kaza vardır.
Kefaret orucunun ortasında hastalanırsam ara verebilir miyim?
Ara verebilirsiniz, ancak Hanefî mezhebine göre iyileşince kefarete baştan başlamanız gerekir. Hanefî ve Şâfiî âlimleri, hastalık dahil kadının hayızı dışındaki sebeplerle verilen aranın ardışıklığı bozduğunu söyler. Mâlikî ve Hanbelî mezheplerinde ise hastalık gibi iradî olmayan bir özürle verilen ara ardışıklığı kesmez; iyileşince kalınan yerden devam edilir. Sağlığınızı tehlikeye atacak biçimde zorlanmanız istenmez; hekiminiz oruca ara vermenizi söylüyorsa ara verin. Özel durumunuz için müftülüğe veya Alo 190’a danışabilirsiniz.
Bir Ramazan’ın fidyesi nasıl hesaplanır?
Tutulamayan gün sayısı ile bir günlük fidye miktarı çarpılarak hesaplanır. Bir günlük fidye, bir fitre miktarı kadardır; yani bir fakirin bir günlük iki öğün yemeği. Örneğin Diyanet’in o yıl açıkladığı günlük tutar 200 lira ve Ramazan 30 gün ise toplam fidye 6.000 lira olur. Ramazan 29 gün çekmişse 29 günlük fidye verilir. Kişi bazı günleri tutabilmişse yalnızca tutamadığı günler hesaba katılır. Güncel miktar için Diyanet’in her yıl yaptığı açıklamaya bakılmalıdır.
Bir yere kısa ve uzun iki yol varsa sefer mesafesi hangisine göre belirlenir?
Kişinin fiilen kullandığı yol esas alınır. Hanefî mezhebine göre gidilecek yere biri 90 km’den kısa, diğeri uzun iki yol varsa ve kişi uzun olanı seçerse yolcu sayılır; kısa olanı kullanırsa sayılmaz. Ancak sırf oruç tutmamak için uzun yolu seçmek ruhsatın amacına aykırıdır; yolcunun niyetinin samimi olması gerekir.
Kefaret orucu kaç gün tutulur?
Kefaret orucu 60 gün aralıksız tutulur; buna bozulan günün kazası eklenince toplam 61 gün eder. Hadiste “iki ay peş peşe” ifadesi geçer. Kişi hicri ayın başından başlarsa ayların 29 veya 30 çekmesine bakılmaksızın iki kamerî ay tutması yeterlidir; ay ortasından başlarsa 60 günü tamamlaması gerekir. Kefaret orucunun ardışık olması şarttır; bir gün bile ara verilirse, kadınların adet hali dışında, baştan başlanır. Bu yüzden kefarete Ramazan’ın veya bayram günlerinin araya girmeyeceği bir dönemde başlamak gerekir. Kaza günü kefaretten önce veya sonra ayrıca tutulabilir.
Kefaret orucu tutarken yolculuğa çıkarsam orucu bozabilir miyim?
Yolculuk ruhsatını kullanabilirsiniz ama bu durumda kefarete baştan başlamanız gerekir. Seferîlik, Ramazan orucunu tutmama izni verir; fakat kefaret orucundaki “ardı ardına” şartını kaldırmaz. Yolculukta bir gün bile oruç tutulmazsa ardışıklık kesilir. Bu nedenle kefaret orucuna, önümüzdeki iki ay içinde uzun ve yorucu bir yolculuk planınız yoksa başlamanız daha uygundur. Yolculukta zorlanmayacaksanız orucunuzu tutarak devam etmeniz de mümkündür; yolculuğun kendisi orucu bozmaz.
Kefaret orucu arada bozulursa baştan mı başlanır?
Evet, kefaret orucunun bir günü bile tutulmazsa, kadının adet hali hariç, 60 güne baştan başlanır. Çünkü kefaret orucunun şartı iki ay peş peşe tutulmasıdır. Hastalık veya yolculuk sebebiyle ara verilmesi de Hanefî mezhebine göre ardışıklığı bozar ve yeniden başlamayı gerektirir; ancak bu durumda kişi günahkâr olmaz. Kadınların adet halleri ise kaçınılmaz olduğu için ardışıklığı bozmaz; adet bitince kaldığı yerden devam edilir. Lohusalık bu istisnaya girmez. Bayram günlerinde oruç tutmak yasak olduğundan bayramın araya girmesi de ardışıklığı keser; kefarete bu günleri hesaba katarak başlamak gerekir.
Kefaret orucunda unutarak yemek yersem baştan mı başlarım?
Hayır. Unutarak yemek veya içmek orucu bozmadığı için ardışıklık da kesilmez. Peygamberimiz, oruçlu olduğunu unutarak yiyen veya içenin orucunu tamamlamasını, onu Allah’ın yedirip içirdiğini bildirmiştir. Bu hüküm Ramazan orucu için olduğu gibi kaza ve kefaret oruçları için de geçerlidir. Hatırladığınız anda ağzınızdakini çıkarır ve oruca devam edersiniz. Ancak hatırladıktan sonra “zaten bozuldu” diyerek yemeye devam ederseniz o gün bozulur ve kefarete baştan başlamanız gerekir.
Ramazan 29 gün çekerse 29 günlük mü fidye verilir?
Evet, fidye Ramazan’ın fiilen kaç gün sürdüğüne göre verilir. Hicrî aylar hilalin görünmesine bağlı olarak 29 veya 30 gün çeker. Ay 29 gün sürmüşse 29, 30 gün sürmüşse 30 günlük fidye gerekir. Ramazan başında toptan ödeme yapan kişi 30 gün üzerinden vermişse ve ay 29 gün çekerse, fazla verdiği miktar nafile sadaka olarak sevap kazandırır. Bunu geri istemesine veya gelecek yıla saymasına gerek yoktur.
Uçakla bir saatte gittiğim yolculuk da sefer sayılır mı?
Evet. Seferîlik için ölçü yolculuğun süresi veya zorluğu değil, mesafedir. Yaklaşık 90 km veya daha uzak bir yere gitmek niyetiyle yola çıkan kişi, bu yolu uçakla, hızlı trenle ya da konforlu bir otomobille kısa sürede alsa da yolcu hükmündedir ve oruç tutmama ruhsatından yararlanabilir. Bununla birlikte yolculuk kolay geçiyorsa orucu tutmak daha faziletlidir. Tutulmayan oruç Ramazan’dan sonra kaza edilir.
Geçmiş yıllardan kalan fidye borcu eski fiyatla mı, bugünkü fiyatla mı ödenir?
Bugünkü değerle ödenmesi gerekir. Fidyede ölçü, bir fakirin bir günlük doyumudur. Yıllar önceki lira tutarı enflasyon nedeniyle bugün bu ihtiyacı karşılamaz. Bu yüzden ödemeyi geciktiren kişi, ödeme yaptığı yılın güncel fidye miktarını esas almalıdır. Örneğin üç yıl önceki Ramazan’ın fidyesini bu yıl ödeyecek kişi, Diyanet’in bu yıl açıkladığı günlük tutarı gün sayısıyla çarpar. Borcu geciktirmekten dolayı tövbe etmek de yerinde olur.
Kefaret için tek bir fakire altmış gün yemek yedirebilir miyim?
Hanefî mezhebine göre evet. Hanefîler, âyetteki “altmış yoksul” ifadesini altmış günlük ihtiyacın karşılanması olarak da anlar; bu yüzden tek bir fakiri altmış gün boyunca her gün iki öğün doyurmak veya ona her gün bir fitre miktarı vermek yeterlidir. Şâfiî ve Hanbelî mezheplerinde ise altmış ayrı kişiye ulaşmak şarttır. İmkânınız varsa daha çok ihtiyaç sahibine ulaşmak ihtilaftan çıkmak açısından daha güzeldir. Önemli olan, verdiğiniz kişinin gerçekten zekât alabilecek durumda bir fakir olmasıdır.
Kefaret orucunu tutamayan ne yapar?
Sağlık sebebiyle 60 gün ardışık oruç tutmaya gücü yetmeyen kişi, 60 fakiri birer gün sabahlı akşamlı doyurur veya her birine bir fitre miktarı verir. Bu sıralama, Ramazan gündüzü orucunu bozan sahabiye Peygamberimizin (s.a.v.) önce oruç, gücü yetmezse altmış yoksulu doyurma seçeneğini göstermesine dayanır. Dikkat edilecek nokta şudur: Oruç tutabilecek durumdaki kişi, sadece zor geldiği için doğrudan para vermeye geçemez; yemek yedirmek ancak oruca gerçekten güç yetirilemediğinde geçerlidir. Tek bir fakire 60 gün boyunca her gün bir fitre verilmesi de caizdir, fakat tek günde bir kişiye 60 fitrenin toptan verilmesi Hanefîlere göre bir günlük yerine geçer.
Sefer mesafesinin 90 km olduğu nereden geliyor?
Bu ölçü, klasik fıkıhtaki “üç günlük yol” veya “on sekiz fersah” gibi ölçülerin günümüz birimlerine çevrilmesinden gelir. Hanefî âlimleri yolculuğu, orta hızla yürüyen bir kişinin ya da yük kervanının üç günde katettiği mesafe olarak tanımlamıştır. Bu mesafe yaklaşık 90 km olarak hesaplanır ve Diyanet de bu ölçüyü esas alır. Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerinde iki merhale ölçüsü esas alınır ve yaklaşık 80-85 km kabul edilir.
Fidyede buğday, hurma ve kuru üzüm fiyatı neden farklı açıklanıyor?
Çünkü hadislerde fitre için farklı yiyecek türleri sayılmış, fidye de fitre ölçüsüne göre belirlenmiştir. Buğdaydan yarım sâ’, hurma, arpa ve kuru üzümden bir sâ’ ölçüsü esas alınır; bunların piyasa değeri farklı olduğu için Diyanet alt ve üst sınır gibi birkaç tutar açıklar. En düşük tutarı vermek fidye borcunu öder. Maddi durumu iyi olanların daha yüksek olanı seçmesi, fakire daha çok yarar sağladığı için tavsiye edilir.
Gittiğim yerde kaç gün kalacağımı bilmiyorsam yolcu sayılır mıyım?
Evet, 15 gün kalmaya kesin niyet etmediğiniz sürece yolcu sayılırsınız. Hanefî mezhebine göre “işim bitince dönerim, bugün de olabilir yarın da” diyerek bekleyen kişi, bu bekleyiş aylarca uzasa bile seferî hükmündedir. Sahabeden bazılarının bu şekilde uzun süre bir yerde kalıp namazlarını kısalttıkları nakledilir. Böyle bir kişi dilerse orucunu tutar, dilerse erteler; ancak yolculuğun zorluğu kalmamışsa tutması daha faziletlidir. Şâfiî mezhebinde ise belirsiz bekleyişte ruhsat 18 gün kadarla sınırlı tutulur.
Kefaret orucu yerine para verilebilir mi?
Hayır, oruç tutmaya gücü yeten kişi kefareti para vererek ödeyemez; önce 60 gün oruç tutması gerekir. Para veya yemek yedirme seçeneği, kalıcı hastalık veya ileri yaşlılık gibi sebeplerle kefaret orucuna gerçekten güç yetiremeyenler içindir. Böyle bir durumda 60 fakire birer fitre miktarı verilir; Hanefî mezhebi fitrenin parayla ödenmesini caiz gördüğü için kefaret de değeri kadar parayla ödenebilir. Toplam miktar, o yılki fitre miktarının 60 katıdır. Oruca gücü yettiği halde “param var, veririm” düşüncesiyle orucu bilerek bozmak ise hem büyük bir kusurdur hem de kefareti düşürmez. Kendi durumunuz için müftülüğe veya Alo 190’a danışabilirsiniz.
Kefaretin tamamını bir fakire tek seferde verebilir miyim?
Hanefî mezhebine göre bu şekilde verilen miktar yalnızca bir günlük kefaret sayılır. Tek bir fakire altmış günlük kefaret ödenecekse, bunun altmış ayrı günde verilmesi gerekir; aynı gün içinde verilen fazlası o kişi için bir günlük hak yerine geçer. Kefaretin tamamını bir seferde ödemek istiyorsanız altmış farklı fakire birer fitre miktarı vermelisiniz. Bu iş için güvenilir bir hayır kurumuna vekâlet vermek, miktarın doğru kişilere dağıtılmasını kolaylaştırır.
Fidye yerine her gün bir fakiri iftarda doyursam olur mu?
Evet, Hanefî mezhebine göre olur; ancak bir günlük fidye için aynı fakiri iki öğün doyurmak gerekir. Âyetteki “bir yoksulu doyurmak” ifadesi hem yiyeceği mülk olarak vermeyi hem de sofraya davet ederek doyurmayı kapsar. Bir fakiri akşam iftarında ve sahurda doyurmak, ya da iki iftarda doyurmak bir günün fidyesi sayılır. Yalnızca bir öğün yedirmek yetmez, eksik kalan öğün tamamlanmalıdır. Doyurulan kişinin gerçekten fakir olması şarttır; zengin misafirlere verilen iftar fidye yerine geçmez.
Kefarette fakirlere pişmiş yemek yerine kuru gıda verebilir miyim?
Evet. Hanefî mezhebinde kefaret iki yolla ödenebilir: fakirleri sofraya oturtup doyurmak (ibâha) veya her birine yiyecek, onun kıymeti ya da para olarak mülk vermek (temlik). Temlik yolunda her fakire bir fitre miktarı un, buğday, pirinç gibi kuru gıda verilebilir. Hatta ihtiyaç sahibinin kendi seçimini yapabilmesi açısından para vermek de caizdir. Kuru gıda verirken miktarın bir fitreden az olmamasına ve ürünün yenebilir, orta kalitede olmasına dikkat edilmelidir.
Ramazan’da birkaç gün orucunu bozan kaç kefaret öder?
Hanefî mezhebine göre aynı Ramazan içinde birden fazla gün kasten bozulan oruçlar için, araya kefaret ödemesi girmemişse tek kefaret yeterlidir; ancak bozulan her gün için ayrı kaza tutulur. Örneğin bir Ramazan’da beş gün orucunu özürsüz bozan kişi 60 gün kefaret ve 5 gün kaza tutar. Farklı Ramazanlarda bozulan oruçlarda ise görüşler ayrışır; Hanefî âlimlerinin bir kısmı her Ramazan için ayrı kefaret gerektiğini söylerken, tercih edilen görüşe göre cezalandırma amaçlı olduğundan tek kefaret yeterli görülmüştür. Şâfiî mezhebinde ise her gün için ayrı kefaret gerekir. Bu konuda ihtiyatlı davranmak ve kendi durumunuzu müftülüğe sormak en doğrusudur.
Şâfiî mezhebinde yolcu kaç gün kalınca mukim olur?
Şâfiî mezhebine göre giriş ve çıkış günleri hariç dört tam gün kalmaya niyet eden kişi mukim olur ve oruç tutmakla yükümlüdür. Hanefî mezhebinde ise bu süre 15 gündür. Dolayısıyla örneğin bir hafta kalmak üzere başka şehre giden Hanefî biri yolcu sayılırken, Şâfiî biri mukim sayılır. Herkes kendi mezhebinin ölçüsüne göre hareket eder.
Bir günlük fidye birkaç fakire bölünerek verilebilir mi?
Evet, Hanefî mezhebinde tercih edilen görüşe göre bir günlük fidye birden fazla fakire paylaştırılabilir. Fitrede de aynı şekilde bir kişinin fitresinin bölünmesi caiz görülmüştür. Yine de bir günlük fidyenin tek bir fakire verilmesi, onun o günkü ihtiyacını tam karşılayacağı için daha uygundur. Küçük parçalara bölünen fidye fakirin işine pek yaramayabilir. Bu nedenle fidyeyi ihtiyacı karşılayacak büyüklükte vermek, amaca daha uygun bir tercihtir.
Kaza orucunu bozan kefaret öder mi?
Hayır, kaza orucunu bozan kişiye kefaret gerekmez; sadece bozduğu günün yerine bir gün daha kaza tutar. Kefaret yalnızca Ramazan ayı içinde, Ramazan orucu niyetiyle başlanmış orucun özürsüz ve kasten bozulmasına özgüdür. Bunun sebebi Ramazan ayının ve o vakitte tutulan orucun ayrı bir saygınlığa sahip olmasıdır. Yine de başlanmış bir kaza orucunu sebepsiz bozmak doğru değildir; kişi o ibadete saygısızlık etmiş olur ve bozduğu günü yeniden tutmakla yükümlüdür. Aynı hüküm adak ve nafile oruçlar için de geçerlidir.
Kefaret verdiğim kişinin zengin olduğu sonradan anlaşılırsa ne olur?
Araştırıp fakir olduğuna kanaat getirerek verdiyseniz Ebû Hanîfe ve İmam Muhammed’e göre kefaretiniz geçerlidir; yeniden ödemeniz gerekmez. Bu görüş, zekât için de benimsenen yaklaşımdır: İnsan görünen hâle göre sorumludur. Ancak hiç araştırmadan, rastgele verdiyseniz ve kişinin zengin olduğu ortaya çıktıysa o kısmı yeniden fakire vermeniz gerekir. Kefaretin yerini bulması için tanıdığınız ihtiyaç sahiplerine veya güvenilir kurumlara vermek en sağlam yoldur.
Yolcu olarak oruca başlayıp gün içinde bozarsam kefaret gerekir mi?
Hayır, kefaret gerekmez; sadece o günün kazası gerekir. Yolcu, Ramazan orucuna niyet edip başladıktan sonra yolculuğun ağırlığı sebebiyle orucunu bozarsa, sefer hâli bir şüphe oluşturduğu için kefaret düşer. Hanefî âlimleri, başlanmış orucu gerekmedikçe bozmamanın daha uygun olduğunu belirtir; ama zorlanan yolcunun bozmasında günah yoktur. Peygamber Efendimizin de bir yolculukta ikindi vakti oruçlu iken su isteyip içtiği ve orucunu açtığı rivayet edilir.
Kaza orucuna nasıl niyet edilir?
Kaza orucuna geceden, en geç imsak vaktinden önce niyet edilmelidir; Ramazan orucunda olduğu gibi öğleye kadar niyet etmek kaza için geçerli değildir. Niyet kalple yapılır; “Niyet ettim Allah rızası için kaza orucu tutmaya” gibi bir cümleyi dille söylemek güzeldir ama şart değildir. Sahura kalkmak da niyet yerine geçer. Kişinin hangi Ramazan’ın kazası olduğunu kesin olarak bilmesi gerekmez; “üzerimdeki ilk Ramazan kazası” diye niyet etmesi yeterlidir. İmsaktan sonra niyet edilirse o gün tutulan oruç kaza değil nafile olur.
Öğleden sonra yola çıkacağım; orucumu evdeyken bozabilir miyim?
Hayır. Güne evinizde mukim olarak başladıysanız, yola çıkmadan önce orucu bozmanız caiz değildir. Ruhsat yolculuk başladıktan sonra geçerli olur; yolculuğa niyet etmek tek başına ruhsat vermez. Hanefî mezhebine göre evde iken kasten orucu bozan kişi, sonra yolculuğa çıksa bile kefaret sorumluluğundan kurtulmaz. Ayrıca güne mukim başlayan kişinin yolculuk sırasında da orucu tamamlaması gerekir; ancak ciddi zorluk nedeniyle bozarsa kaza ile yükümlü olur.
Oruç kefaretimi fakir olan annemle babama verebilir miyim?
Hayır. Kefaret, zekât gibi kişinin bakmakla yükümlü olduğu yakınlarına verilemez. Anne, baba, dede, nine gibi usul ile çocuk ve torun gibi fürûa kefaret, zekât ve fitre ödenmez; çünkü onların nafakası zaten kişinin üzerindedir ve verilen mal bir bakıma yine kendi ailesinde kalır. Fakir anne babanıza kefaretten ayrı olarak nafaka ve yardım olarak destek olmanız hem görev hem de büyük sevaptır; kefaretinizi ise başka ihtiyaç sahiplerine verirsiniz.
Fidye Müslüman olmayan bir fakire verilebilir mi?
Hanefî mezhebinde Ebû Hanîfe ve İmam Muhammed’e göre, İslâm ülkesinde yaşayan ve düşmanca tavrı olmayan gayrimüslim fakire fidye verilebilir; ancak Müslüman fakire vermek daha faziletlidir. Zekât ise ittifakla yalnız Müslüman fakire verilir. Fidye ve fitre konusunda Ebû Yûsuf ile diğer mezheplerin çoğu Müslüman olma şartı arar. Bu yüzden ihtiyatlı olan, fidyeyi Müslüman fakirlere vermek ve gayrimüslim komşulara ayrıca nafile sadakayla yardım etmektir.
Kaza orucu ne zaman tutulur?
Kaza orucu Ramazan’dan sonra, oruç tutmanın yasak olduğu günler dışında yılın herhangi bir gününde tutulabilir. Oruç tutmak tahrîmen mekruh olan günler Ramazan Bayramı’nın birinci günü ile Kurban Bayramı’nın dört günüdür; bu günlerde kaza tutulmaz. Bunların dışında kış günleri gibi günlerin kısa olduğu dönemler, kazayı kolaylaştırdığı için tercih edilebilir. Hanefî mezhebine göre kazanın belirli bir son tarihi yoktur, ancak borcu mümkün olan ilk fırsatta ödemek tavsiye edilir. Şâfiî mezhebinde ise kazanın bir sonraki Ramazan’a kadar tutulması gerekir.
Oruç kefaretimi fakir kardeşime verebilir miyim?
Evet, kardeşiniz fakirse verebilirsiniz. Kardeş, amca, dayı, hala, teyze ve bunların çocukları gibi usul ve fürû dışındaki akrabalara kefaret, zekât ve fitre vermek caizdir. Hatta ihtiyaç sahibi akrabaya vermek, hem sadaka hem de akrabalık bağını gözetme sevabı kazandırdığı için daha faziletlidir. Peygamberimiz akrabaya verilen sadakanın iki sevabı olduğunu bildirmiştir. Yeter ki verdiğiniz kardeşiniz kefaret alabilecek düzeyde ihtiyaç sahibi olsun.
Yolculuktan gündüz eve döndüm, yemeye devam edebilir miyim?
Hanefî mezhebine göre hayır; akşama kadar yemeden içmeden durmanız gerekir. Yolculuk sebebiyle oruç tutmayan kişi gündüz memleketine dönünce, Ramazan’ın saygınlığı gereği günün geri kalanını oruçlu gibi geçirir (imsak). Bu gün yine de kaza edilir. Şâfiî mezhebine göre ise bu şekilde durmak vacip değil müstehaptır; ancak insanların yanında açıkça yememek edebe daha uygundur.
Fidye cami, okul veya Kur’an kursu yapımına verilebilir mi?
Hayır, fidye olarak geçmez. Fidyenin geçerli olması için bir fakire mülk olarak verilmesi, yani temlik şartı vardır. Cami, okul, çeşme gibi hayır kurumlarının inşasına yapılan bağış belirli bir fakirin mülkü olmadığından fidye yerine geçmez. Bu bağışlar sadaka-i câriye olarak büyük sevaptır, fakat fidye borcunu ayrıca ödemek gerekir. Kur’an kursunda okuyan fakir öğrencilere doğrudan verilen fidye ise geçerlidir.
Gece yola çıktım, imsak vakti yoldaydım; niyet etmeden gün boyu yiyebilir miyim?
Evet. İmsak vakti girdiğinde yerleşim yerinin sınırını geçmiş ve yolcu olmuşsanız o gün oruç tutmama ruhsatınız vardır. Bu durumda niyet etmeden yiyip içebilirsiniz; o günü Ramazan’dan sonra kaza edersiniz. Kefaret gerekmez. Dilerseniz ve yolculuk zor değilse oruca niyet edip tutmanız da mümkündür; niyet ederseniz artık başlamış bir oruç olur.
Kaza oruçları peş peşe tutulmak zorunda mı?
Hayır, kaza oruçlarının peş peşe tutulması şart değildir; günler dağınık olarak da tutulabilir. Kur’an-ı Kerim tutulamayan günlerin “başka günlerde” tutulacağını söylemiş, ardışık olmasını şart koşmamıştır. Dolayısıyla haftada bir gün veya pazartesi-perşembe gibi günlerde kaza tutmak caizdir. Bununla birlikte borcu bir an önce ödemek ve unutma riskini azaltmak açısından imkân varsa art arda tutmak daha faziletlidir. Ardışıklık şartı yalnızca kefaret orucu ile ardışık tutmaya niyet edilmiş adak orucu için geçerlidir.
Kocam fakir, oruç kefaretimi ona verebilir miyim?
Hanefî mezhebinin tercih edilen görüşüne göre hayır; eşler birbirine kefaret, zekât ve fitre veremez. Eşler arasında menfaat ortaklığı çok sıkı olduğu için verilen mal bir bakıma ailede kalır. Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed ile Şâfiî mezhebi, kadının fakir kocasına zekât verebileceğini söylemiştir; ancak ihtiyatlı olan, kefareti eşe değil başka ihtiyaç sahiplerine vermektir. Tereddüt ederseniz müftülüğe danışabilirsiniz.
Fidyeyi vakıf veya dernek aracılığıyla vermek geçerli mi?
Evet, geçerlidir; kurum vekil olur ve fidyeyi kişi adına fakire ulaştırır. Burada önemli olan, kurumun parayı gerçekten fidye alabilecek fakirlere ve fidye olarak dağıtmasıdır. Bu yüzden güvenilir, denetlenen ve bağışları amacına göre ayrı hesapta tutan kurumlar tercih edilmelidir. Türkiye Diyanet Vakfı ve müftülükler fidye bağışı kabul eder. Bağış yaparken açıklama kısmına “fidye” yazmak, paranın genel bağışlara karışmasını önler.
Kaza orucunu sonraki Ramazan’a bırakmak günah mı?
Hanefî mezhebine göre kazayı sonraki Ramazan’a bırakmak orucu geçersiz kılmaz ve ek bir fidye gerektirmez, ancak özürsüz geciktirmek hoş karşılanmaz. Kişi yeni Ramazan’ın orucunu tutar, eski kazasını Ramazan’dan sonra öder. Şâfiî ve Hanbelî mezheplerinde ise kaza, özürsüz olarak bir sonraki Ramazan’a kadar tutulmazsa her gün için kaza yanında bir fidye de verilmesi gerekir. Hz. Âişe’nin kazalarını Şaban ayında tuttuğunu bildiren rivayet, kazanın ertelenebileceğini ama bir sonraki Ramazan’dan önce tamamlanmasının güzel olduğunu gösterir. Ölüm vaktinin belli olmadığını düşünerek borcu geciktirmemek en iyisidir.
Oruç kefareti gayrimüslim bir fakire verilebilir mi?
Ebû Hanîfe’ye göre verilebilir, ancak Müslüman fakire vermek daha uygundur. Hanefî mezhebinde zekât gayrimüslime verilemez; fakat kefaret ve fitre konusunda Ebû Hanîfe ve İmam Muhammed, barış içinde yaşanan gayrimüslim fakire verilmesini caiz görmüştür. Ebû Yûsuf ise bunu caiz görmez. Bu ihtilaf sebebiyle, kefaretin öncelikle Müslüman ihtiyaç sahiplerine verilmesi tavsiye edilir. Gayrimüslim komşunuza iyilik etmek ise kefaretten ayrı olarak her zaman güzel bir davranıştır.
Yolcu olarak oruç tutmadım, yolun yarısında vazgeçip döndüm; ne yapmalıyım?
Yolculuktan vazgeçip geri dönmeye karar verdiğiniz andan itibaren mukim hükmüne girersiniz. Henüz bir şey yiyip içmediyseniz ve vakit Hanefî ölçüsüne göre öğle vaktinden önceyse (dahve-i kübrâ) orucuna niyet edip tutabilirsiniz. Daha önce yiyip içtiyseniz günün kalanında yemeden durur, o günü kaza edersiniz. Kefaret gerekmez; çünkü orucu bozduğunuz anda yolcuydunuz.
Fidye internetten veya banka havalesiyle ödenebilir mi?
Evet, ödenebilir. Fidyenin fakire ulaşması şarttır, ulaştırma yolunun ne olduğu önemli değildir. Güvenilir bir kuruma internet üzerinden bağış yapmak, doğrudan fakirin banka hesabına havale göndermek veya mobil ödeme kullanmak geçerli yollardır. Kuruma ödeme yapılıyorsa kurum vekil sayılır ve fidye, fakire teslim edildiğinde ödenmiş olur. Dolandırıcılık riskine karşı yalnızca resmî ve bilinen kurumların sitelerinden ödeme yapılmalı, sosyal medyadan gelen tanımadık hesaplara para gönderilmemelidir.
Oruç kefaretini parça parça, zamana yayarak ödeyebilir miyim?
Kefaret yemek (fakir doyurma) yoluyla ödeniyorsa evet. Fakirleri doyurma veya onlara fitre miktarı verme işini farklı zamanlara yayabilirsiniz; örneğin her ay on fakire vererek altmışa tamamlamanız caizdir. Bu yolda ardışıklık şartı yoktur. Ancak kefaret oruç yoluyla ödeniyorsa durum farklıdır: Oruç günleri kesintisiz ardı ardına tutulmalıdır. Hatırlatmak gerekir ki sağlığı yerinde olan kişi kefareti yemekle değil, oruçla ödemekle yükümlüdür.
Yıllarca oruç tutmadım, kaza borcumu nasıl hesaplarım?
Ergenlik çağına girdiğiniz yaştan itibaren tutmadığınız Ramazan günlerini tahmin ederek toplarsınız; kesin sayı bilinmiyorsa ağır basan kanaat esas alınır. Örneğin 15 yaşında buluğa eren ve 10 yıl hiç oruç tutmayan kişinin yaklaşık 10 Ramazan, yani 290-300 gün kaza borcu vardır. Ne kadar tuttuğunuzu hatırlamıyorsanız borcun eksik kalmaması için ihtiyatlı, biraz fazla bir sayı belirlemek uygundur. Diyanet’e göre bu şekilde özürsüz terk edilen oruçlar için kefaret değil kaza gerekir; çünkü kefaret, niyetlenip başlanan orucun bozulmasıyla ilgilidir. Önemli olan tövbe edip kazaya bugünden başlamak ve imkân ölçüsünde düzenli devam etmektir.
Yolculukta tutamadığı oruçları kaza edemeden ölen için ne gerekir?
Kaza etmeye fırsat bulduğu hâlde etmediyse, vasiyet ettiği takdirde bıraktığı malın üçte birinden her gün için fidye verilir. Kişi yolculuktan döndükten sonra kaza imkânı bulamadan vefat ettiyse, örneğin yolculuk ölümüne kadar sürdüyse, sorumlu tutulmaz ve fidye gerekmez. Vasiyet olmasa da mirasçıların kendi istekleriyle fidye vermeleri güzel bir davranıştır ve Allah’ın rahmetinden kabulü umulur.
Fidye verirken niyet etmek şart mı?
Evet, fidye bir ibadet borcu olduğu için niyet şarttır. Kişi malı fakire verirken veya vekile teslim ederken bunun fidye olduğuna kalben niyet etmelidir. Niyetsiz verilen para genel sadaka sayılır; sonradan fidyeye çevrilmesi, fakir parayı harcamadan önce yapılırsa Hanefîlere göre geçerlidir, harcandıktan sonra yapılırsa geçerli olmaz. Niyeti dille söylemek gerekmez; “Bu, oruç fidyemdir” diye içinden geçirmek yeterlidir.
Oruç kefareti parayla ödenecekse miktarı ne kadar?
Altmış fakirin her biri için bir fitre miktarı, yani toplam altmış fitre tutarıdır. Bu yol, yalnızca kalıcı hastalık veya ileri yaşlılık gibi sebeplerle oruç tutmaya gücü yetmeyenler içindir. Bir fitre, bir kişinin bir günlük orta seviyede doyurulma bedeli olarak kabul edilir. Diyanet İşleri Başkanlığı her yıl fitre miktarını ilan eder; güncel tutarı öğrenip altmışla çarparak kefaret bedelini hesaplayabilirsiniz. Daha yüksek bir ölçü (hurma, kuru üzüm gibi) esas alınması da imkânı olanlar için güzeldir.
Ramazan’da hiç oruca başlamamak kefaret gerektirir mi?
Hayır, Hanefî mezhebine göre Ramazan’da oruca hiç niyet etmeyip tutmayan kişiye kefaret değil, her gün için kaza gerekir. Kefaret, geceden niyet edilerek başlanmış bir Ramazan orucunun kasten bozulması halinde söz konusudur. Ancak bu durum, oruç tutmamayı hafif bir mesele haline getirmez; farz olan Ramazan orucunu özürsüz terk etmek büyük günahtır ve samimi tövbe gerektirir. Kişinin hem tövbe etmesi hem de tutmadığı günleri tek tek kaza etmesi gerekir. Bu hükmü “niyet etmezsem kefaret düşmez” gibi bir hileye dönüştürmek de doğru değildir.
Yolcu, tutmadığı oruçlar için fidye verebilir mi?
Hayır. Fidye yalnızca yaşlılık veya iyileşme ümidi olmayan hastalık gibi sebeplerle oruç tutma gücünü kalıcı olarak kaybedenler içindir. Yolculuk geçici bir mazerettir; yolcu tutamadığı günleri Ramazan’dan sonra oruç tutarak kaza eder. Fidye verse bile bu kaza borcunu düşürmez. Ayet de yolcuya “başka günlerde” tutmayı emreder.
Fidye verdiğim fakire bunun fidye olduğunu söylemem gerekir mi?
Hayır, gerekmez. Önemli olan verenin niyetidir; alan kişinin bunu bilmesi şart değildir. Hatta fakiri mahcup etmemek için fidyeyi hediye, bayram harçlığı veya yardım diyerek vermek daha incelikli bir davranıştır. Kur’an, sadakayı başa kakarak ve eziyet ederek boşa çıkarmamayı öğütler. Yeter ki verilen kişinin fidye alabilecek durumda olduğundan makul ölçüde emin olunsun.
Kaza orucunu pazartesi veya perşembe günü tutsam iki sevap alır mıyım?
Evet, kaza orucunu pazartesi veya perşembe gibi faziletli günlerde tutmak caizdir ve o günün faziletinden de pay umulur. Ancak niyet, kaza için yapılmalıdır; kaza ile nafileye birlikte niyet edildiğinde Hanefî mezhebinde tercih edilen görüşe göre oruç, farz olan kaza yerine geçer. Peygamberimizin (s.a.v.) pazartesi ve perşembe günleri oruç tuttuğu sahih rivayetlerle bilinir. Dolayısıyla kaza borcu olan birinin bu günleri kazaya ayırması hem borcunu ödemesi hem de sünnete uygun bir güne denk getirmesi bakımından güzeldir. Sevabın miktarını ise ancak Allah bilir.
Oruç kefaretimi bir vakıf veya dernek aracılığıyla ödeyebilir miyim?
Evet, güvenilir bir kuruma vekâlet vererek ödeyebilirsiniz. Kefaretin yemek yoluyla ödenmesinde vekâlet caizdir; kurum, sizin adınıza altmış fakire birer fitre miktarı ulaştırır veya onları doyurur. Burada dikkat edilecek nokta, kurumun bu parayı gerçekten fakirlere ulaştırması ve genel giderler ya da inşaat gibi başka alanlarda kullanmamasıdır. Bağış yaparken “oruç kefareti” olduğunu açıkça belirtin. Türkiye Diyanet Vakfı gibi kurumlar bu hizmeti vermektedir.
Ramazan dışında kaza orucumu yolculukta tutabilir miyim?
Evet. Yolculuk, oruç tutmaya engel değil sadece ertelemeye izin veren bir ruhsattır. Kaza orucuna geceden (imsaktan önce) niyet ederek yolculukta da tutabilirsiniz. Yalnız başlanmış bir kaza orucunu mazeretsiz bozmak doğru değildir; yolculukta zorlanıp bozarsanız o günü yeniden kaza edersiniz, ayrıca kefaret gerekmez.
Adet halindeki kadın tutamadığı oruçları kaza eder mi?
Evet, adet (hayız) halinde tutulamayan Ramazan oruçları sonradan kaza edilir, fakat bu günlerde kılınamayan namazlar kaza edilmez. Hz. Âişe, bu hallerde orucun kazasıyla emrolunduklarını, namazın kazasıyla emrolunmadıklarını bildirmiştir. Adetli kadının oruç tutması caiz değildir; tutsa bile geçerli olmaz. Bu, kadın için bir kusur değil, Allah’ın tanıdığı bir kolaylıktır. Kaza günleri ardışık olmak zorunda değildir ve fidye gerekmez. Adet gün içinde başlarsa o günün orucu bozulur ve kaza edilir; iftara kadar yiyip içmemek gerekmez, ancak aleni yememek edebe uygundur.
Fidyeyi fakir sandığım biri zengin çıktı, tekrar vermem gerekir mi?
Hanefî mezhebinde Ebû Hanîfe ve İmam Muhammed’e göre, kişi araştırıp makul bir kanaatle fakir sandığı kimseye vermişse tekrar vermesi gerekmez. Zekâtta bu konu açıkça tartışılmış ve iyi niyetle yapılan araştırma yeterli görülmüştür; fidye de bu hükme kıyas edilir. Ancak hiç düşünmeden, dikkatsizce verildiyse ihtiyaten yeniden ödemek uygun olur. Verilen kişinin anne-baba veya çocuk gibi zaten fidye verilemeyecek biri olduğu sonradan anlaşılırsa da aynı esnek görüş vardır, yine de ihtiyat tavsiye edilir.
Kefaret orucunun 60 günü içinde yolculuğa çıkarsam ara verebilir miyim?
Ara verirseniz kefaret orucuna baştan başlamanız gerekir. Kefaret orucunda 60 günün ardışık olması şarttır ve Hanefî mezhebine göre yolculuk bu ardışıklığı bozan bir özür sayılmaz. Bu nedenle yolculuk sırasında da oruca devam edebilirsiniz; bu caizdir. Uzun ve zorlu bir yolculuk planlıyorsanız kefaret orucuna, yolculuğa denk gelmeyecek bir dönemde başlamanız daha uygundur.
Oruç kefareti cami yapımına veya Kur’an kursuna verilebilir mi?
Hayır. Kefaret, âyette açıkça belirtildiği üzere yoksulların doyurulması içindir; bu yüzden fakir bir kişiye mülk olarak verilmesi veya fakirlerin doyurulması gerekir. Cami, okul, çeşme gibi hayır eserlerinin yapımına verilen para kişinin mülkiyetine geçmediği için kefaret yerine geçmez. Bu tür yerlere yapılan bağışlar ayrıca büyük sevaptır, ancak kefaret borcunu düşürmez. Kur’an kursundaki ihtiyaç sahibi öğrencilere doğrudan verilmesi ise caizdir.
Adet gündüz biterse o gün oruç tutulur mu?
Hayır, adeti gündüz biten kadının o günkü orucu geçerli olmaz ve o gün kaza edilir; ancak Ramazan’a saygı olarak akşama kadar yiyip içmemesi uygundur. Oruç imsaktan itibaren temiz olmayı gerektirir. Adet imsaktan önce, kısa bir süre önce bile biterse kadın niyet edip oruç tutar; guslü sabaha bırakması orucuna zarar vermez. Hanefî mezhebinde kanın en uzun süre olan on günde kesilmesi ile daha önce kesilmesi arasında bazı ayrıntılar vardır; bu konudaki özel durumlarda müftülüğe danışmak faydalı olur.
Fidye taksit taksit ödenebilir mi?
Evet, ödenebilir. Fidyenin hepsini bir defada vermek şart değildir. Maddi durumu sınırlı olan kişi, her ay belirli bir miktar vererek borcunu parça parça kapatabilir. Her ödemede bunun fidye olduğuna niyet etmek ve kaç günlük kısmın ödendiğini not almak işini kolaylaştırır. Ancak imkânı olduğu hâlde ödemeyi uzatmak doğru değildir; çünkü ölüm gibi bir durumda borç ödenmemiş olarak kalabilir.
Günübirlik 120 km uzaktaki şehre iş toplantısına gidiyorum; oruç tutmayabilir miyim?
Evet, yola sabahtan önce çıkıyorsanız ve imsak vaktinde yolcuysanız bu ruhsatı kullanabilirsiniz; mesafe tek yönde 90 km’yi aştığı için yolcu sayılırsınız. Ancak sabah evdeyken imsak vakti girdiyse o günün orucunu tutmanız gerekir. Günübirlik seyahatler çoğu zaman ciddi bir zorluk içermediğinden orucu tutmak daha faziletlidir. Tutmazsanız Ramazan’dan sonra kaza edersiniz.
Kefaret orucunu günler kısa olsun diye kışa erteleyebilir miyim?
Evet, erteleyebilirsiniz. Hanefî mezhebine göre kefaret borcunun ödenmesi için belirli bir son tarih yoktur; kişi uygun bir zamanda öder. Günlerin kısa ve serin olduğu mevsimi seçmek, altmış günü kesintisiz tamamlamayı kolaylaştırdığı için makul bir tercihtir. Ancak ölüm vaktinin belli olmadığı unutulmamalı ve erteleme gereksiz yere uzatılmamalıdır. Kefareti planladığınız tarihi belirleyip niyetinizi canlı tutmanız, borcunuzu unutmamanıza da yardımcı olur.
Fidye vermek için borç almam gerekir mi?
Hayır, gerekmez. Fidye, gücü yetene gerekir. Temel ihtiyaçlarını zor karşılayan kişinin fidye için borçlanması istenmez. Böyle biri imkânı olduğunda öder; hiç imkânı olmazsa Allah’tan af diler, istiğfar eder. Allah kimseye gücünün üstünde yük yüklemez. Fakat düzenli geliri olan ve kısa sürede ödeyebileceğini bilen kişi kendi isteğiyle borç alıp fidyesini erken ödemek isterse bu da caizdir.
Her gün 100 km uzaktaki işime gidip gelen yolcu sayılır mı?
Mesafe bakımından yolcu sayılır; ancak her gün oruç tutmamak ruhsatın amacına uygun düşmez. Hanefî mezhebinde tek yönde 90 km’yi aşan yolculuk, düzenli yapılsa da sefer hükmündedir ve bu kişi imsakta yolda ise o gün tutmayabilir. Fakat bu kişiler için yolculuk alışılmış ve zahmeti az bir iş hâline geldiğinden oruçlarını tutmaları hem daha faziletli hem de kaza borcunun birikmemesi açısından daha doğrudur. İmsak vaktini evinde geçiren kişi o günkü orucu tutmakla yükümlüdür.
Kefaret borcunu hemen ödemek zorunda mıyım?
Hanefî mezhebine göre hemen ödemek farz değildir, ama mümkün olan ilk fırsatta ödemek tavsiye edilir. Fıkıh dilinde kefaret “vakti geniş” (terâhî) borçlardandır; ertelemek günah sayılmaz. Bununla birlikte kefaret, kasten işlenen bir kusurun telafisi ve bir tövbe vesilesi olduğundan bekletmemek daha güzeldir. Ayrıca kişi ölümüne yakın hâle gelip kefareti ödeyemezse vasiyet etmesi gerekir. Başka mezheplerde, özellikle Şâfiîlerde, kasten bozulan orucun telafisinin geciktirilmemesi daha çok vurgulanır.
Lohusa kadın tutamadığı oruçları nasıl öder?
Lohusa kadın, lohusalık süresince tutamadığı Ramazan oruçlarını temizlendikten sonra kaza eder; fidye vermez. Lohusalık, doğumdan sonra gelen kanın devam ettiği dönemdir ve Hanefî mezhebine göre en çok 40 gündür. Bu süre içinde kan kesilirse kadın gusledip ibadetlerine başlar. Lohusalıkta oruç tutmak caiz değildir; hükmü adet haliyle aynıdır. Emzirme dönemi de devam ediyorsa kadın, sağlığına ve bebeğinin beslenmesine zarar vermeyecek bir zamanda kazalarını gün gün tutabilir. Bu konuda hekim görüşü almak önemlidir.
Grip gibi geçici bir hastalıkta oruç yerine fidye verilebilir mi?
Hayır, geçici hastalıkta fidye verilmez; iyileşince oruç kaza edilir. Âyet, hasta ve yolcunun tutamadığı günleri başka günlerde tutmasını emreder. Fidye ise iyileşme ümidi olmayan hastalar ve oruca gücü yetmeyen yaşlılar içindir. Grip, ameliyat sonrası iyileşme, geçici mide rahatsızlığı gibi durumlarda fidye vermek kaza borcunu düşürmez. Hastalığın kalıcı olup olmadığına güvenilir bir hekimin görüşüyle karar verilmelidir.
Günah işlemek için çıkılan yolculukta oruç tutmama ruhsatı var mı?
Hanefî mezhebine göre ruhsat vardır; Şâfiî mezhebine göre yoktur. Hanefîler, ayetteki yolcu ifadesinin genel olduğunu, yolculuğun amacının ruhsatı etkilemeyeceğini, ancak kişinin günah niyetinden dolayı ayrıca sorumlu olacağını söyler. Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelîler ise ruhsatın bir kolaylık ve nimet olduğunu, isyan için yola çıkana bu kolaylığın tanınmayacağını belirtir. Her iki görüşte de günah amaçlı yolculuk ayrıca vebaldir.
Hamile ve emzikli kadın kaza mı tutar, fidye mi verir?
Hanefî mezhebine göre hamile veya emzikli kadın, kendisinin ya da bebeğinin sağlığından endişe ettiği için tutamadığı oruçları sonradan kaza eder; fidye vermez. Peygamberimiz (s.a.v.), Allah’ın yolcuya, hamile ve emzikli kadına oruç konusunda ruhsat verdiğini bildirmiştir. Bu ruhsat geçici bir özür olduğu için, özür kalkınca kaza gerekir. Şâfiî mezhebinde ise yalnızca bebeğin sağlığı için oruç tutmayan kadının kaza ile birlikte her gün için fidye de vermesi gerekir. Oruç tutup tutmama kararı kişinin kendi tahminine değil, güvenilir bir hekimin görüşüne dayanmalıdır.
Oruç tutamadığım için kefareti yemekle ödedim, sonra sağlığım düzelirse ne olur?
Ödeme anında gerçekten ve kalıcı olarak oruç tutamayacak durumdaysanız yaptığınız ödeme geçerli sayılır. Kefarette fakir doyurma, oruca güç yetirilemediği hâllerde başvurulan bir yoldur ve bu değerlendirme ödeme anındaki duruma göre yapılır. Burada önemli olan, geçici bir rahatsızlığı kalıcı acz gibi göstermemektir; geçici hastalıkta iyileşmeyi beklemek gerekir. Hekiminizin görüşüyle kalıcı olduğu düşünülen bir durum sonradan beklenmedik şekilde düzeldiyse ne yapmanız gerektiğini müftülüğe veya Alo 190’a danışabilirsiniz.
Fidye veren yaşlı bazı günler oruç tutabilirse ne yapmalı?
Tutabildiği günleri tutar, yalnızca tutamadığı günler için fidye verir. Fidye, oruca güç yetirilemeyen günlerin karşılığıdır. Bazı günler kendini iyi hisseden yaşlının o günlerde oruç tutması gerekir. Ramazan başında toptan fidye vermiş ve sonra bazı günleri tutabilmişse, o günler için verdiği fidye sadaka olarak sevap kazandırır. Oruç tutmak sağlığı ciddi biçimde zorluyorsa kendini zorlamamalıdır; hekimin önerisine uyulmalıdır.
Hamilelik ve emzirme yüzünden birkaç yıllık kazam birikti, ne yapmalıyım?
Biriken oruçlarınızı, sağlığınız ve bebeğinizin durumu elverdiğinde gün gün kaza etmeniz yeterlidir; gecikme sebebiyle ek fidye veya kefaret gerekmez. Arka arkaya gelen hamilelik ve emzirme dönemleri geçerli bir özür olduğundan borcunuzu geciktirmiş olmanız günah sayılmaz. Hanefî mezhebinde kaza için bir son süre yoktur. Uygulamada kış aylarını, kısa günleri veya bebeğin ek gıdaya geçtiği dönemi değerlendirmek kolaylık sağlar. Günleri ardışık tutmak zorunda değilsiniz; haftada bir iki gün tutarak da borcunuzu kapatabilirsiniz. Kaç gün borcunuz olduğunu bir yere not etmeniz işinizi kolaylaştırır.
İki şehirde evim var; hangisinde yolcu, hangisinde mukim sayılırım?
Sürekli yerleşmek niyetiyle ev ve aile edindiğiniz her iki yer de sizin için asıl vatan (vatan-ı aslî) sayılabilir. Hanefî mezhebine göre kişinin birden fazla asıl vatanı olabilir; örneğin ailesi iki şehirde yaşayan ve her ikisinde de düzenli olarak oturan kişi, bu şehirlerin her birine vardığında mukim olur ve orucunu tutar. İki ev arasındaki yolda ise mesafe 90 km’yi aşıyorsa yolcudur. Sadece yazları kalınan ve yerleşik yaşam sürdürülmeyen bir ev ise asıl vatan sayılmaz.
Kefaretteki köle azat etme şartı bugün nasıl uygulanır?
Günümüzde kölelik bulunmadığı için bu seçenek uygulanamaz; kefaret doğrudan oruçla başlar. Hadiste Ramazan orucunu kasten bozan kişiye önce bir köle azat etmesi, gücü yetmezse iki ay ardı ardına oruç tutması, buna da gücü yetmezse altmış yoksulu doyurması emredilmiştir. İslâm, köleliği kademeli olarak ortadan kaldırmayı hedeflemiş ve köle azadını pek çok kefaretin ilk basamağı yapmıştır. Köleliğin sona ermesiyle birlikte bugün sağlıklı bir kişinin kefareti altmış gün kesintisiz oruçtur.
Doğduğum ama artık yaşamadığım memleketime gidince yolcu sayılır mıyım?
Evet, orada artık yerleşik olarak yaşamıyorsanız ve 15 günden az kalacaksanız yolcu sayılırsınız. Hanefî mezhebine göre kişi doğduğu yerden tamamen göç edip başka bir yere yerleşirse, doğduğu yer onun için asıl vatan olmaktan çıkar. Anne babanızın orada yaşaması tek başına sonucu değiştirmez. Ancak orada eviniz ve dönme niyetiyle sürdürdüğünüz bir yaşam bağı devam ediyorsa hâlâ asıl vatanınız sayılabilir; durumunuz karışıksa müftülüğe danışabilirsiniz.
Fidye vermek için doktor raporu gerekir mi?
Resmî rapor şart değildir, ama oruç tutamama durumunun güvenilir bilgiye dayanması gerekir. Hastalık sebebiyle fidye vermek için hastalığın iyileşme ümidi olmayan ve oruca engel bir hastalık olduğunun bilinmesi lazımdır. Bu bilgi, konusunda uzman ve güvenilir bir hekimin görüşüyle veya kişinin kendi tecrübesiyle kesinleşir. Sadece tahmin ve evham ile oruçtan vazgeçip fidye vermek doğru değildir. Kesin hüküm için müftülüğe veya Alo 190 hattına danışılabilir.
Hasta olan kişi oruç tutmazsa ne yapar?
Oruç tuttuğu takdirde hastalığının artacağından veya iyileşmesinin gecikeceğinden endişe eden kişi oruç tutmaz, iyileştikten sonra tutamadığı günleri kaza eder. Kur’an-ı Kerim hasta olanların başka günlerde tutacağını bildirmiştir. Bu endişenin ya kişinin önceki tecrübesine ya da uzman ve güvenilir bir hekimin tavsiyesine dayanması gerekir; basit bir halsizlik veya hafif bir baş ağrısı oruç tutmamayı mubah kılmaz. İyileşme ümidi olan hastaya fidye değil kaza gerekir. Hastalığı Ramazan’dan sonra da sürüp kişi kazaya fırsat bulamadan vefat ederse, ondan sorumlu tutulmaz.
Sağlıklı biri kefareti oruç yerine neden doğrudan yemekle ödeyemez?
Çünkü kefarette seçenekler sıralıdır; bir basamağa ancak öncekine güç yetmediğinde geçilir. Hadiste Peygamberimiz, orucunu bozan sahâbîye önce köle azadını, “gücün yetmez mi?” diye sorarak sonra orucu, en son da fakir doyurmayı saymıştır. Hanefî, Şâfiî ve Hanbelî mezhepleri bu sırayı bağlayıcı kabul eder. Bu düzen, kefaretin yalnızca mali bir bedel değil, nefsi terbiye eden bir ibadet olmasını sağlar. Mâlikî mezhebinde ise seçenekler arasında tercih hakkı bulunduğu, hatta yemek vermenin daha faziletli görüldüğü nakledilir.
Evli kadın baba evine gidince yolcu sayılır mı?
Baba evi 90 km’den uzaksa ve orada 15 günden az kalacaksa evet, yolcu sayılır. Evlenip eşiyle başka bir şehre yerleşen kadının asıl vatanı artık eşiyle yaşadığı yerdir. Baba evi, kadın için doğup büyüdüğü yer olsa da yerleşik hayatını orada sürdürmediği için asıl vatan olma niteliğini kaybeder. Bu durumda kadın orada namazlarını kısaltır ve dilerse Ramazan orucunu erteleyebilir; ancak zorluk yoksa tutması daha faziletlidir.
Fidye vermek için belirli bir yaş sınırı var mı?
Hayır, belirli bir yaş sınırı yoktur. Ölçü, yaş değil oruç tutmaya gücün yetip yetmemesidir. Kimi 65 yaşında oruç tutmakta çok zorlanırken, kimi 85 yaşında rahatça tutabilir. Fıkıh kitaplarında geçen “şeyh-i fânî” ifadesi, yaşlılık nedeniyle gücü tükenmiş ve bir daha oruç tutabilecek duruma gelmesi beklenmeyen kişiyi anlatır. Kendini zorlayarak da olsa tutabilen yaşlı, oruç tutmaya devam eder.
Kefaret orucu tutarken doğum yapıp lohusa olursam ne olur?
Hanefî mezhebine göre lohusalık ardışıklığı keser; lohusalık bittikten sonra kefarete baştan başlanır. Âlimler, kadının iki ay kesintisiz oruç tutarken hayız görmesinin kaçınılmaz olduğunu düşünerek hayızı ardışıklığı bozmayan bir özür saymıştır. Lohusalık ise önceden bilinebilen ve kefarete doğumdan sonra başlanarak kaçınılabilen bir durum olduğu için aynı şekilde değerlendirilmemiştir. Bu nedenle doğumu yaklaşan bir kadının kefarete doğumdan ve lohusalık döneminden sonra başlaması uygun olur.
Yaşlı olup oruç tutamayan ne yapar?
Oruç tutamayacak kadar yaşlanmış ve ileride tutabileceği ümidi kalmamış kişi, tutamadığı her gün için bir fidye verir; kaza gerekmez. Kur’an-ı Kerim oruca güç yetiremeyenlerin bir yoksul doyumu kadar fidye vereceğini bildirir; İbn Abbas bu ayetin oruç tutamayan yaşlılar hakkında hükmünün devam ettiğini belirtmiştir. Fidye, her gün için bir fakirin iki öğün doyurulması ya da o yılın fitre miktarı kadar para verilmesidir. Yaşlı kişi fidye verecek maddi imkâna da sahip değilse, Allah’tan af dileyip istiğfar eder; ondan sorumlu tutulmaz. Yazın tutamayıp kışın tutabilecek durumdaysa fidye yerine kısa günlerde kaza etmelidir.
Hamileyim, kefaret borcumu oruç yerine yemekle ödeyebilir miyim?
Genellikle hayır; hamilelik geçici bir durum olduğu için doğum ve lohusalık sonrasına kadar beklenir. Kefarette yemek seçeneğine ancak oruç tutmaktan kalıcı olarak aciz olan kişiler geçebilir. Hamilelik ve emzirme dönemi sona erince sağlığı yerinde olan kadın, altmış günlük kefaret orucunu tutar. Beklemek bir kusur sayılmaz, çünkü kefaretin belirli bir son tarihi yoktur. Hamilelikte oruç tutmanın size veya bebeğinize zarar verip vermeyeceğini mutlaka hekiminize danışın.
Ramazan’da yazlığa gidip bir hafta kalacağım; oruç tutmayabilir miyim?
Yazlık 90 km’den uzaksa ve 15 günden az kalacaksanız Hanefî mezhebine göre yolcu sayılırsınız; ruhsat vardır. Ancak ruhsat, yolculuğun meşakkatini hafifletmek için verilmiştir. Yazlıkta dinlenirken hiçbir zorluk yaşamadan bir hafta boyunca oruç tutmamak, caiz olsa da ruhsatın hikmetine pek uygun düşmez. Bu yüzden özellikle vardıktan sonraki günlerde oruç tutmanız tavsiye edilir. Tutmadığınız günleri Ramazan’dan sonra kaza etmeniz gerekir.
Şâfiî mezhebinde emzikli kadın kazanın yanında fidye de verir mi?
Evet, Şâfiî mezhebine göre yalnızca çocuğuna zarar gelir endişesiyle oruç tutmayan hamile veya emzikli kadın, hem kaza eder hem de her gün için bir müd fidye verir. Kendi sağlığından endişe ederek tutmamışsa sadece kaza eder. Hanefî mezhebinde ise her iki durumda da yalnızca kaza gerekir, fidye gerekmez. Türkiye’de Hanefî görüş esas alınır; Şâfiî mezhebine uyanlar kendi mezheplerinin hükmüyle amel eder.
Yolcu oruç tutmayabilir mi?
Evet, fıkhen yolcu (misafir) sayılan kişi Ramazan’da oruç tutmayabilir ve daha sonra kaza eder. Kur’an-ı Kerim bu ruhsatı açıkça tanır. Peygamberimiz (s.a.v.), yolculukta oruç tutup tutmamayı soran sahabiye “İstersen tut, istersen tutma” buyurmuştur. Yolculuk kişiyi aşırı yormuyorsa oruç tutmak daha faziletlidir; zorluk ve meşakkat varsa ruhsatı kullanmak daha uygundur. Yolculuk sırasında orucunu bozan kişiye kefaret gerekmez, sadece kaza gerekir. Ancak yolculuğa çıkmadan önce, evdeyken orucu bozmak bu ruhsata dahil değildir.
Başka şehirde üniversite okuyan öğrenci orada yolcu sayılır mı?
Hayır, genellikle sayılmaz. Öğrenim için bir şehre giden ve orada 15 günden fazla kalmaya niyetli olan öğrenci, o şehirde mukim (vatan-ı ikamet) hükmündedir; namazlarını tam kılar, orucunu tutar. Ailesinin yanına tatile giderken yolda yolcudur. Aile evi hâlâ öğrencinin asıl vatanı olduğundan oraya varınca mukim olur. Yurt veya kiralık ev fark etmez; önemli olan kalma süresi niyetidir.
Kazayı sonraki Ramazan’a kadar tutmayana ayrıca fidye gerekir mi?
Hanefî mezhebine göre hayır, sadece kaza gerekir. Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre ise özrü olmadan kazayı sonraki Ramazan’a bırakan kişi, kazayla birlikte geciktirdiği her gün için bir müd fidye de verir. Şâfiîlere göre bu fidye her geçen yıl için tekrar eder. Hanefî mezhebine uyan kişi yalnızca kazasını tutar, ama geciktirmenin doğru olmadığını bilerek bir an önce borcunu ödemeye çalışmalıdır.
Oruçta yolculuk mesafesi kaç kilometre?
Hanefî mezhebine göre oruç tutmama ruhsatı için gidilecek yerin yaklaşık 90 kilometre veya daha uzak olması gerekir. Bu mesafe klasik kaynaklarda “üç günlük yol” olarak geçer ve Diyanet de günümüz ölçüsüyle 90 km’yi esas alır. Mesafe, yerleşim yerinden çıkılan noktadan itibaren gidilecek yere kadar hesaplanır; gidiş ve dönüş toplanmaz. Kişi, gittiği yerde 15 günden az kalmaya niyet ederse yolcu sayılmaya devam eder. Yolculuğun uçak veya otomobille yapılması, rahat olması ruhsatı ortadan kaldırmaz. Şâfiî mezhebinde bu mesafe yaklaşık 80 km kabul edilir.
Şu an hastayım, kefareti beklemeden fakir doyurarak ödeyebilir miyim?
İyileşme umudu olan geçici bir hastalıkta hayır; iyileşmeyi bekleyip kefareti oruçla ödemeniz gerekir. Fakir doyurma, ileri yaşlılık veya iyileşme ümidi olmayan kronik bir hastalık gibi kalıcı acz durumları içindir. Hastalığın kalıcı olup olmadığına dair değerlendirmede güvenilir bir hekimin görüşü esas alınır. Hekiminiz uzun süre, hatta ömür boyu oruç tutmamanızı öneriyorsa yemek yoluyla kefaret ödemeniz mümkündür. Emin olamadığınız durumlarda müftülüğe danışabilirsiniz.
Başka şehirde askerlik yapan kişi yolcu sayılır mı?
Birliğinde 15 günden fazla kalacağı belli olan asker orada mukimdir ve orucunu tutar. Askerin kalış süresi kendi iradesine değil, bağlı olduğu komutanlığın kararına göre belirlenir; fıkıhta buna “tâbi olanın niyeti metbûa bağlıdır” denir. Sevk, tatbikat veya görev nedeniyle kısa süreli yolculuğa çıkarıldığında ise yolcu olur. Ağır eğitim ve görev şartları oruca engel oluyorsa bu, ayrıca bir mazeret olarak değerlendirilir ve günler sonra kaza edilir.