🤲 Benim İçin Dua Et Giriş

Muhyiddîn İbnü’l-Arabî Kimdir? Hayatı, Tasavvuf Anlayışı ve Eserleri

Sufiler ve Tasavvuf BüyükleriGüncelleme: 24 Ağustos 20269 dk okuma

Muhyiddîn İbnü'l-Arabî kimdir? Endülüs'te doğumu, seyahatleri, Konya ve Şam yılları, Fütûhât-ı Mekkiyye ile Fusûsü'l-hikem eserleri ve hakkındaki tartışmalar anlatıldı.

Bu yazıda öğrenecekleriniz

  • Doğumu ve Gençliği
  • Seyahatleri
  • Eserleri

Muhyiddîn İbnü’l-Arabî (1165-1240), Endülüslü sufi, mütefekkir ve yazardır. Fütûhât-ı Mekkiyye ve Fusûsü’l-hikem gibi eserleriyle tasavvuf düşüncesinde büyük etki bırakmış, vahdet-i vücûd anlayışıyla anılmış; ancak görüşleri hakkında İslam âlimleri arasında farklı değerlendirmeler yapılmıştır.

Doğumu ve Gençliği

İbnü’l-Arabî, 17 Ramazan 560 (28 Temmuz 1165) tarihinde Endülüs’ün Mürsiye şehrinde doğdu. Soyu Arap kabilesi Tay’a dayanır. Babası, Endülüs hükümdarlarının hizmetinde çalışan bir memurdu. Sekiz yaşında Sevilla’ya taşındı. Gençliğinde devlet hizmetinde bulundu, orduda görev yaptı. Yaklaşık 20 yaşında geçirdiği manevi bir tecrübe (keşif/rüya) sonrası dünyadan yüz çevirip tasavvuf yoluna girdiği anlatılır. Sevilla’da hadis, fıkıh ve Kur’an ilimleri öğrendi; çok sayıda hocadan ders aldı. Bu aşamadaki hocalarının sayısı yüzü aşar; bunların arasında kadın hocalar da bulunduğu bilinir. Tasavvuf yolunda ise Ebû’l-Abbas el-Uryânî ve Ebû Ya’kūb Yûsuf el-Kûmî gibi çevrelerden etkilendiği belirtilir. Bu bilgilerin çoğu kendi yazdığı eserlerden alınmıştır.

Seyahatleri

1190’larda Kuzey Afrika’yı gezdi (Fas, Tunus). 1200’de ilk kez Mekke’ye gitti ve burada Fütûhât-ı Mekkiyye’nin yazımına başladı. Mekke’de karşılaştığı Nizâm adlı genç kıza ithafen yazdığı Tercümânü’l-eşvâk (Aşk Tercümanı) adlı divan, sonradan tasavvufî olarak yorumlandı. Mekke’den sonra Kudüs, Halep, Bağdat, Mısır ve Anadolu’ya (Malatya, Sivas, Konya) gitti. Konya’da Sadreddîn Konevî’nin annesiyle evlenmesi ve onu manevi olarak yetiştirmesi anlatılır (Sadreddîn Konevî). 1223’te Şam’a yerleşti ve ömrünün sonuna kadar burada kaldı. Şam’da Fütûhât’ı son haline getirdi ve Fusûs’u yazdı. 22 Rebîülâhir 638 (8 Kasım 1240) tarihinde vefat etti ve Şam’ın Salihiyye semtinde defnedildi (İbnü’l-Arabî Türbesi).

Eserleri

el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye: 560 bölümden oluşan, tasavvufun akaid, fıkıh, ahlak, kozmoloji ve manevi tecrübeleri anlatan ansiklopedik eseridir. Yazımı yıllara yayılmıştır ve iki farklı nüshası bulunur.

Fusûsü’l-hikem: 27 peygamberin adı etrafında hikmetleri anlatan, daha kısa fakat son derece yoğun bir eserdir. Eseri rüyada Hz. Peygamber’in kendisine verdiğini ifade eder. Fusûs, sonraki yüzyıllarda yüzlerce şerhe konu olmuştur.

Diğer eserleri arasında Tercümânü’l-eşvâk, Mevâkıu’n-nücûm, Ruhu’l-Kuds, Risâletü’l-Ahadiyye ve çok sayıda risale vardır. Eserlerinin sayısı konusunda farklı hesaplamalar yapılır; ona nispet edilen eser sayısı birkaç yüzü bulur, bunların bir kısmının aitliği tartışmalıdır.

Düşünce Sistemi: Vahdet-i Vücûd Tartışması

İbnü’l-Arabî’nin düşüncesinde Allah ve âlem ilişkisi önemli bir yer tutar. Allah’ın isim ve sıfatlarının tecellisi olarak âlemi anlatır; “tevhid”, “tenzih” ve “teşbih” arasındaki dengeyi kurmaya çalışır. “Vahdet-i vücûd” terimi eserlerinde geçmez; sonraki sufi çevrelerde, özellikle Sadreddîn Konevî ve takipçilerince onun öğretisini tanımlamak için kullanılmıştır. Bu terim bazı araştırmacılara göre onun öğretisini doğru yansıtırken, bazılarına göre indirgemecidir. Ehl-i Sünnet âlimleri bu konuda ikiye ayrılır: İbn Teymiyye, Teftâzânî ve bazı Hanbelî ile Şâfiî âlimler bu anlayışı panteizme kayma riski taşıdığı için eleştirmiştir. Celâleddîn es-Süyûtî, Fîrûzâbâdî, Abdülganî en-Nâblusî ve birçok sufi ise onun sözlerini şeriata uygun bir mana ile tevil etmiş ve savunmuştur. Bu tartışma yüzyıllardır sürdüğü için tek bir kesin hüküm vermek yerine, farklı değerlendirmeleri tarafsız aktarmak gerekir. Tasavvufun genel gelişimi için Tasavvufun Doğuşu ve Gelişimi yazısına bakılabilir.

Şahsiyeti ve Yaşam Tarzı

Kendi anlatımlarına göre İbnü’l-Arabî sade bir hayat sürdü, çoğunlukla yazı yazmak, ibadet ve talebe yetiştirmekle meşgul oldu. Çok geniş bir coğrafyada dolaştığı için farklı kültür ve mezhepleri yakından tanıdı. Zâhirî mezhebine yakınlık gösterdiği yönünde değerlendirmeler vardır; fıkıhta kendisinin müstakil içtihat çizgisi izlediği, bazen İbn Hazm’ın Zâhirî metoduna yaklaştığı belirtilir. Bu konu araştırmacılar arasında ayrıca tartışılır. Kadınlara ve farklı sosyal sınıflardan ilim ehline de saygıyla yaklaşmış; hocaları arasında Fâtıma bint İbnü’l-Müsennâ gibi kadın muhaddis ve zahid hanımlar bulunduğunu yazmıştır.

Ömrünün son yıllarında Şam’da hem derse hem müritlerin eğitimine devam etti. Öğrencileri arasında Sadreddîn Konevî, İbn Sevdekîn ve Şem’a gibi isimler anılır. Vefatından sonra eserleri kopyalanarak İslam dünyasında yayıldı. Bu geniş yayılma, onu hem büyük bir hayranlığın hem de keskin eleştirilerin hedefi yaptı. Tarihçi-biyografi yazarları arasında Zehebî, İbn Hacer ve İbn İmâd gibi isimler onun hakkında farklı yargılar bildirmiştir. Bu nedenle onunla ilgili bilgileri aktarırken tek yönlü bir dil yerine, hem savunan hem eleştiren kaynakların varlığı belirtilmelidir.

Etkisi

İbnü’l-Arabî’nin etkisi Osmanlı’da, İran’da ve Hindistan’da güçlü olmuştur. Sadreddîn Konevî, Abdürrezzâk Kâşânî, Dâvûd el-Kayserî ve Molla Fenârî onun öğretisinin şârihleri arasındadır. Mevlânâ, Yunus Emre ve Niyâzî-i Mısrî gibi sufi şairlerin bazı ifadeleri onun fikirleriyle ilişkilendirilmiştir (Mevlânâ’nın öğretileri). Osmanlı sultanı Yavuz Selim, Şam’ı fethettiğinde (1516-1517) İbnü’l-Arabî’nin kabri üzerine türbe ve cami yaptırmıştır. Sözleri ve düşünceleri için Muhyiddîn İbnü’l-Arabî: Meşhur Sözleri, Öğretileri ve Etkisi yazısına bakılabilir.

Sıkça Sorulan Sorular

İbnü’l-Arabî ne zaman ve nerede yaşadı?

1165’te Endülüs’ün Mürsiye şehrinde doğdu, 1240’ta Şam’da vefat etti. Sevilla’da büyüdü, Kuzey Afrika, Mekke, Anadolu ve Şam’da bulundu.

“Şeyh-i Ekber” ne demektir?

En büyük şeyh anlamına gelir; tasavvuf geleneğinde ona verilen unvandır.

Vahdet-i vücûd kimin teorisidir?

Terim, İbnü’l-Arabî’nin eserlerinde doğrudan geçmez; öğrencisi Sadreddîn Konevî ve sonraki sufiler tarafından sistemleştirilmiştir. Bu yorumun ona ait olup olmadığı tartışmalıdır.

Neden hakkında tartışma var?

Bazı ifadeleri zahirine göre Ehl-i Sünnet akidesiyle çeliştiği gerekçesiyle eleştirilmiş, bazı âlimler ise onun görüşlerini tevil ederek savunmuştur. Bu yüzden hakkında farklı değerlendirmeler vardır.

Editör: (İlahiyat alanında eğitim almış editörler) · Son güncelleme: · Kaynaklar: İbnü'l-Arabî, el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye; İbnü'l-Arabî, Fusûsü'l-hikem; İbnü'l-Arabî, Ruhu'l-Kuds ve ed-Dürretü'l-fâhire; Osman Yahya, Histoire et classification de l'œuvre d'Ibn 'Arabī

İman ve Akaid hakkında sık sorulan sorular

80 sorunun tamamı →
YAPAY ZEKÂYA BU SAYFAYI SOR0 görüntülenme · 7 dk okuma

Sorunuz seçtiğiniz yapay zekâ hizmetinde yeni sekmede açılır; dini hükümler için Diyanet'e danışınız.

Bu içerik faydalı oldu mu?

Geri bildiriminiz içeriklerimizi geliştirmemize yardım eder.

Bu içerik nasıl hazırlandı? →

Kaynakça

  1. İbnü'l-Arabî, el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye
  2. İbnü'l-Arabî, Fusûsü'l-hikem
  3. İbnü'l-Arabî, Ruhu'l-Kuds ve ed-Dürretü'l-fâhire
  4. Osman Yahya, Histoire et classification de l'œuvre d'Ibn 'Arabī

Genel kaynaklarımız için Kaynakça sayfasına bakınız. Fetva için: Diyanet İşleri Başkanlığı, Alo 190.