🤲 Benim İçin Dua Et Giriş

Abdülkādir Geylânî Kimdir? Hayatı, Eserleri ve Öğütleri

Siyer ve İslam TarihiGüncelleme: 21 Eylül 20268 dk okuma

Fil Vakası Nedir? Ebrehe Kâbe’ye Neden Yürüdü, Ne Oldu?

Abdülkādir Geylânî kimdir, neden Gavs-ı Âzam denir? Kādiriyye'nin pîrinin ilim hayatını, vaazlarını, eserlerini ve doğruluk kıssasını anlatıyoruz.

Bu yazıda öğrenecekleriniz

  • Bağdat yolunda doğruluk dersi
  • İlim tahsili ve çile yılları
  • Vaaz kürsüsü ve medresesi

Abdülkādir Geylânî, hicrî 470 (1077-78) yılında Hazar Denizi’nin güneyindeki Gîlân bölgesinde doğmuş ve 561 (1166) yılında Bağdat’ta vefat etmiş Hanbelî fakihi, vaiz ve mutasavvıftır. İslam dünyasının en yaygın tarikatlarından Kādiriyye ona nisbet edilir. Sevenleri arasında “en büyük yardımcı” anlamında Gavs-ı Âzam ve “kanadı kırık doğanların sığınağı” anlamında benzeri lakaplarla anılır. Onu büyük yapan, medrese ilmi ile gönül terbiyesini aynı kürsüde birleştirmesi ve vaazlarıyla on binlerce insanın hayatına dokunmasıdır.

Bağdat yolunda doğruluk dersi

Abdülkādir Geylânî küçük yaşta babasını kaybetti; annesi Ümmü’l-Hayr Fâtıma ve dedesinin himayesinde büyüdü. On sekiz yaşlarında ilim tahsili için Bağdat’a gitmek istedi. Menkıbe kitaplarında anlatılan meşhur kıssaya göre annesi, babasından kalan kırk altını elbisesinin koltuk altına dikti ve ondan hiçbir durumda yalan söylemeyeceğine dair söz aldı.

Kervan yolda eşkıyaların baskınına uğradı. Eşkıyalardan biri ona parası olup olmadığını sordu; genç Abdülkādir kırk altını olduğunu ve nerede saklı bulunduğunu söyledi. Şaşıran eşkıya reisi, neden gizlemediğini sorunca “Anneme doğruluktan ayrılmayacağıma söz verdim” cevabını aldı. Bu söz reisi derinden etkiledi; “Sen annene verdiğin sözü tutuyorsun, biz ise yıllardır Rabbimize verdiğimiz söze ihanet ediyoruz” diyerek adamlarıyla birlikte tövbe etti. Kıssa, tarihî bir belgeden çok menkıbe niteliğindedir; fakat doğruluğun en etkili tebliğ olduğu mesajı bakımından nesilden nesile aktarılmıştır.

İlim tahsili ve çile yılları

Hicrî 488 (1095) yılında Bağdat’a ulaştı. Bu, Gazzâlî’nin Bağdat’tan ayrıldığı yıldır. Bağdat’ta Ebü’l-Vefâ İbn Akīl ve Ebü’l-Hattâb el-Kelvezânî gibi âlimlerden Hanbelî fıkhı, Ebû Gālib el-Bâkıllânî gibi muhaddislerden hadis, Ebû Zekeriyyâ et-Tebrîzî’den edebiyat okudu. Tasavvuf yolunda Ebü’l-Hayr Hammâd ed-Debbâs’ın sohbetlerinde bulundu, tarikat hırkasını Ebû Saîd el-Muharrimî’den giydi.

Öğrencilik yılları büyük yoksulluk içinde geçti. Tahsilini tamamladıktan sonra uzun yıllar Irak’ın ıssız bölgelerinde ve harabelerde inzivada yaşadığı, nefsini riyazetle terbiye ettiği anlatılır. Kendisini halka açılmaya hazır hissettiğinde elli yaşına yaklaşmıştı.

Vaaz kürsüsü ve medresesi

Hicrî 521 (1127) yılından itibaren Bağdat’ta vaaz vermeye başladı. Hocası Muharrimî’nin medresesi ona devredildi; dinleyenlerin çoğalması üzerine medrese halkın yardımıyla genişletildi. Haftanın belirli günlerinde vaaz verir, diğer günlerde tefsir, hadis, fıkıh ve usul dersleri okuturdu. Hem Hanbelî hem Şâfiî mezhebine göre fetva verdiği kaydedilir.

Vaazları sade, içten ve sarsıcıydı. Yönetici, tüccar, âlim ve sıradan halk aynı mecliste onu dinlerdi. Zalim yöneticileri ve onlara yaranmaya çalışan âlimleri kürsüden açıkça uyarmaktan çekinmediği, halifenin tayin ettiği zalim bir kadı hakkındaki sözlerinin kadının görevden alınmasına yol açtığı nakledilir. Meclislerinde pek çok kişinin tövbe ettiği, gayrimüslimlerin Müslüman olduğu aktarılır.

Eserleri

  • el-Gunye li-tâlibî tarîki’l-hak: İnanç, ibadet, ahlâk ve tasavvuf konularını bir arada ele alan, Müslüman’ın günlük hayatına rehberlik etmeyi amaçlayan kapsamlı eseridir. İçinde zayıf rivayetler de bulunduğundan hadisleri tahkikli baskılardan takip edilmelidir.
  • el-Fethu’r-rabbânî: Medresede ve ribatta verdiği altmış iki vaazın öğrencileri tarafından kaydedilmiş metinleridir.
  • Fütûhu’l-gayb: Tevekkül, rıza, nefis muhasebesi, dünya ve ahiret dengesi gibi konulardaki yetmiş sekiz kısa makaleden oluşur.

Öğretisinin ana hatları

  1. Şeriata bağlılık: Ona göre Kitap ve Sünnet’e uymayan her hâl ve keşif reddedilir. Menkıbelerde anlatıldığına göre kendisine bir nur görünüp “Sana haramları helal kıldım” dediğinde bunun şeytandan geldiğini hemen anlamış; çünkü Allah’ın, peygamberine haram kıldığını bir kula helal kılmayacağını bilmiştir.
  2. Tevhid ve tevekkül: Kulun yaratılmışlara değil yalnızca Allah’a dayanması gerektiğini, fayda ve zararın O’ndan geldiğini sıkça vurgular.
  3. Nefis terbiyesi: İnsanın önce kendi nefsiyle, sonra çevresiyle ilgilenmesini öğütler.
  4. Helal lokma: Kalbin aydınlanmasının yenilen lokmanın temizliğine bağlı olduğunu söyler.
  5. Halka hizmet: Açları doyurmayı en sevdiği amel olarak anar; dünya kendisine verilse aç insanlara yedireceğini belirtir.

Hakkındaki aşırılıklara dikkat

Abdülkādir Geylânî hakkında sonraki yüzyıllarda pek çok menkıbe derlenmiştir. Bunların bir kısmı ölçülü, bir kısmı ise onun kendi öğretisiyle bağdaşmayacak derecede abartılıdır. O, vaazlarında insanları Allah’tan başkasına yönelmekten, yaratılmışlardan medet ummaktan şiddetle sakındırmıştır. Onu sevmek, öğütlerine uymakla olur; onu dua edilen, kendisinden doğrudan yardım beklenen bir varlık konumuna yükseltmek, bizzat kendisinin öğrettiği tevhid anlayışına aykırıdır. Dua yalnız Allah’a yapılır.

Vefatı ve Kādirîlik

Doksan yaşına yakın bir ömür sürdükten sonra hicrî 561 yılında Bağdat’ta vefat etti ve medresesinin avlusuna defnedildi. Kabri bugün Bağdat’ın en çok ziyaret edilen mekânlarındandır. Kalabalık bir aileye sahipti; oğulları Abdürrezzâk ve Abdülvehhâb gibi isimler ilim ve irşad hizmetini sürdürdü. Kādiriyye, çocukları ve halifeleri aracılığıyla Irak’tan Suriye’ye, Anadolu’ya, Hindistan’a, Kuzey ve Batı Afrika’ya yayıldı. Anadolu’da tarikatın yayılmasında Eşrefoğlu Rûmî, İstanbul’da ise Tophane’deki Kādirîhâne’nin kurucusu İsmâil Rûmî önemli rol oynamıştır.

Sık Sorulan Sorular

Abdülkādir Geylânî seyyid midir?

Kaynaklarda soyunun baba tarafından Hz. Hasan’a, anne tarafından Hz. Hüseyin’e ulaştığı belirtilir. Bazı tarihçiler bu nesep konusunda farklı değerlendirmeler yapmışsa da yaygın kabul bu yöndedir.

Geylânî hangi mezheptendi?

Fıkıhta Hanbelî mezhebine mensuptu; Şâfiî mezhebine göre de fetva verirdi. Bu durum tasavvuf ile hadis ve fıkıh ilimlerinin birbirine zıt olmadığının güzel bir örneğidir.

“Yâ Abdülkādir, medet” demek doğru mudur?

İslam’da dua ve yardım talebi doğrudan Allah’a yöneltilir (Fâtiha Suresi, 1/5). Geylânî’nin kendi vaazları da insanları yalnız Allah’tan istemeye çağırır. Salih kulları sevmek ve hayırla anmak güzeldir; ancak duayı Allah’a yapmak esastır.

Editör: (İlahiyat alanında eğitim almış editörler) · Son güncelleme: · Kaynaklar: TDV İslâm Ansiklopedisi, "Abdülkādir-i Geylânî" maddesi; TDV İslâm Ansiklopedisi, "Kādiriyye" maddesi; Abdülkādir Geylânî, el-Fethu'r-rabbânî; Fâtiha Suresi (1/5)

YAPAY ZEKÂYA BU SAYFAYI SOR0 görüntülenme · 7 dk okuma

Sorunuz seçtiğiniz yapay zekâ hizmetinde yeni sekmede açılır; dini hükümler için Diyanet'e danışınız.

Bu içerik faydalı oldu mu?

Geri bildiriminiz içeriklerimizi geliştirmemize yardım eder.

Kaynakça

  1. TDV İslâm Ansiklopedisi, "Abdülkādir-i Geylânî" maddesi
  2. TDV İslâm Ansiklopedisi, "Kādiriyye" maddesi
  3. Abdülkādir Geylânî, el-Fethu'r-rabbânî
  4. Fâtiha Suresi (1/5)

İlgili Yazılar