Hayır ve Şer Allah’tan mıdır? Kötülüğün Yaratılması
Hayır ve şer Allah'tan mıdır? Kötülüğün yaratılması meselesi, Nisâ 4/78-79, Felak 113/2 ve Ehl-i Sünnet, Mu'tezile, Matüridî görüşleri çerçevesinde tarihî ve akademik bakışla anlatılıyor.
- Problemin Tanımı
- Naslar
- Ehl-i Sünnet'in Cevabı
Hayır ve şerrin yaratıcısı, Ehl-i Sünnet’e göre Allah’tır; fakat kötülük Allah’a nispet edilmez, çünkü şer bir hikmetle yaratılmıştır ve kul kendi fiilleri nedeniyle sorumludur. Mu’tezile ise kötülüğü yaratmanın Allah’ın adaletiyle bağdaşmayacağını savunur.
Problemin Tanımı
Dünyada acı, hastalık, zulüm ve ölüm gibi kötülükler görülmektedir. Allah mutlak güç, ilim ve rahmet sahibi ise bu kötülüklerin varlığı nasıl açıklanır? Bu soru felsefede “kötülük problemi” ya da teodise olarak bilinir ve İslam kelamında hayır-şer, kader ve Allah’ın adaleti bağlamında ele alınır. Kelamcılar için sorunun iki ayağı vardır: Kötülüğü kim yaratır ve neden yaratılır? (Teodise: İslam düşüncesinde kötülük ve adalet problemi).
Naslar
Nisâ Suresi’nin 78. ayetinde “De ki: Hepsi Allah katındandır”, 79. ayetinde ise “Sana gelen iyilik Allah’tandır, kötülük ise nefsindendir” buyrulur. Ehl-i Sünnet bu iki ayeti şöyle birleştirir: Birinci ayet yaratmanın Allah’a ait olduğunu, ikinci ayet ise kötülük işlemenin ve günahın kulun fiilinden kaynaklandığını gösterir. Felak Suresi’nde (113/2) “Yarattığı şeylerin şerrinden” ifadesi yer alır; bu ifade şerrin yaratılmış olduğuna işaret eder. Hz. Peygamber’in namaza başlarken okuduğu duada geçen “Hayır tamamen senin elindedir, şer ise sana nispet edilmez” ifadesi (Müslim, Müsâfirîn) edep açısından şerrin doğrudan Allah’a izafe edilmemesini öğretir.
Ehl-i Sünnet’in Cevabı
Ehl-i Sünnet kelamına göre Allah her şeyin yaratıcısıdır; hayır da şer de O’nun takdiri ve yaratmasıyla gerçekleşir. Ancak şer, Allah’a nispet edildiğinde kötü bir fiil işlemiş olmaz; çünkü şer, parçalar açısından kötü görünse de bütünün hikmeti içinde bir gaye taşır. Kötülüğün yaratılması kötülüğün işlenmesi anlamına gelmez; Allah’ın yarattığı şer, kulun fiil ve tercihiyle kendisine nispet edildiğinde sorumluluk doğurur. Gazzâlî’nin “mümkün olan âlemlerin en iyisi” anlamına gelen sözü, kelam tarihinde bu konuda önemli bir tartışmaya yol açmıştır (Allah’ın fiilleri hikmete bağlı mı?).
Mu’tezile ve Matüridî Yaklaşımlar
Mu’tezile adalet ilkesinden hareketle Allah’ın kötülüğü yaratmadığını, kötülüğü işleyenin kul olduğunu söyler. Eğer Allah kötülüğü yaratıp kuldan hesap sorsaydı, bu adalete aykırı olurdu. Matüridî kelamı ise şerrin yaratılmasını kabul eder; ancak şerrin Allah’a değil, işleyene kötü olduğunu vurgular. Bu yaklaşımda kötülüğün yaratılması, hikmet gereği imtihan ve iradenin gerçekleşmesi için bir imkân olarak anlaşılır. Her iki ekol de Allah’ı kötülükle nitelemez ve kötülüğü Allah’ın rızasına uygun saymaz; Allah bazı şeyleri yaratır ama razı olmaz.
İrade ve Rıza Ayrımı
Ehl-i Sünnet kelamının önemli ayrımlarından biri, Allah’ın “dilemesi” (meşiet/irade) ile “rızası” (rıza ve muhabbet) arasındaki farktır. Allah’ın dilediği her şey meydana gelir; fakat bunların hepsinden razı olmaz. Örneğin küfür, Allah’ın yaratmasıyla ve dilemesiyle gerçekleşir, ancak Allah kulunun küfründen razı olmaz (Zümer 39/7). Bu ayrım, kötülüğün yaratılmasıyla onun Allah’ın hoşnutluğuna uygun olması arasındaki farkı korur. Böylece kötülüğün varlığı, Allah’ın onu emretmesi veya sevmesi anlamına gelmez; yalnızca âlemde olabilmesine izin verilmesi demektir.
Bu ayrım Mu’tezile’nin itirazına karşı bir savunma işlevi görür: Allah kötülüğü yaratsa da ondan razı değildir, kulu ona zorlamaz ve kötülüğü emretmez. Dolayısıyla adalet ilkesi, Ehl-i Sünnet’e göre de korunmuş olur.
Hikmet ve İmtihan
Kur’an’da dünya hayatı bir imtihan yeri olarak tanıtılır: “O, hanginizin daha güzel amel edeceğini denemek için ölümü ve hayatı yarattı” (Mülk 67/2). İmtihanın anlamlı olması için hem iyilik hem kötülük imkânının bulunması gerekir. Kötülüğün varlığı, özgür iradenin kullanılmasına, sabrın ve erdemin ortaya çıkmasına zemin hazırlar. Ayrıca bazı kötülükler (hastalık, musibet) mümin için günahların bağışlanmasına ve derecelerin yükselmesine vesile olabilir. Bu yorumlar teodise sorununa dinî ve ahlaki bir çerçeve sunar. Ancak acı çeken kişiye karşı bu açıklamaların duyarlılık ve merhametle sunulması gerektiği de vurgulanır.
Kelamcılar, kötülüğün tam hikmetini kavramanın insan aklının sınırlarını aşabileceğini kabul eder. Bu sebeple iman, Allah’ın hikmetine güven temelinde şekillenir. Bu tutum, teslimiyeti sorgulamayı dışlayan bir yaklaşım değil, bilginin sınırlılığının farkında olmak olarak yorumlanır.
Edep Boyutu ve Dil
İslam geleneğinde şerrin Allah’a nispet edilmemesi, bir dil edebi olarak da anlaşılır. Hz. İbrahim’in “Hastalandığımda bana şifa veren O’dur” (Şuarâ 26/80) ifadesi, hastalığı kendi nefsine, şifayı Allah’a nispet eden edep örneği olarak gösterilir. Cinlerin “Yeryüzündekiler için bir kötülük mü murat edildi yoksa Rableri onlara iyilik mi diledi bilmiyoruz” (Cin 72/10) sözünde de şerrin faili belirtilmeden söylenir. Bu ifadeler, kelamcıların yaratma ile nispet arasındaki farkı gözetmesine dayanak olur. Edebin bu ölçüde önemsenmesi, dinî dilin sadece teolojik değil ahlaki bir boyut taşıdığını gösterir.
Konuyu daha geniş bir çerçevede görmek isteyen okurlar için şu yazılar da yararlı olabilir: Cüz’i İrade ile Külli İrade: Sorumluluğun Temeli; Kesb Teorisi: Eş’ari ve Matüridi Yaklaşım Farkı.
Sıkça Sorulan Sorular
Şer Allah’tan mıdır?
Ehl-i Sünnet’e göre Allah her şeyin yaratıcısıdır, fakat şerri O’na nispet etmek edebe aykırıdır; şer bir hikmetle yaratılmıştır ve kulun fiili olarak kötülük sorumluluk gerektirir.
Mu’tezile ne der?
Kötülüğü Allah’ın değil kulun yarattığını söyler; Allah’ın adaleti kötülük yaratmaya engeldir.
Nisâ 4/78 ve 4/79 çelişir mi?
Hayır; birinci ayet yaratmanın Allah’a ait olduğunu, ikinci ayet ise günahın kula nispet edildiğini bildirir.
Hz. Peygamber’in “şer sana nispet edilmez” sözü nedir?
Namaza başlarken okunan duada geçer; edep gereği şerrin doğrudan Allah’a izafe edilmemesini ifade eder.
Editör: Dualarla Editör Kurulu (İlahiyat alanında eğitim almış editörler) · Son güncelleme: · Kaynaklar: Nisâ Suresi (4/78-79); Felak Suresi (113/2); Müslim, Müsâfirîn bölümü (istiftah duası); TDV İslâm Ansiklopedisi, "Şer" md.
İman ve Akaid hakkında sık sorulan sorular
80 sorunun tamamı →Bu içerik faydalı oldu mu?
Geri bildiriminiz içeriklerimizi geliştirmemize yardım eder.
Kaynakça
- Nisâ Suresi (4/78-79)
- Felak Suresi (113/2)
- Müslim, Müsâfirîn bölümü (istiftah duası)
- TDV İslâm Ansiklopedisi, "Şer" md.
Genel kaynaklarımız için Kaynakça sayfasına bakınız. Fetva için: Diyanet İşleri Başkanlığı, Alo 190.