Hz. Peygambere Sihir Yapıldı mı? Rivayet, İtirazlar ve Yorumlar
Hz. Peygamber'e sihir yapıldığı rivayeti sahih mi, nasıl yorumlanmıştır? Hz. Âişe rivayeti, itirazlar ve âlimlerin açıklamaları tarafsız biçimde bu yazıda.
- Rivayetin Metni ve İçeriği
- Rivayeti Kabul Edenlerin Gerekçesi
- Rivayete İtiraz Edenlerin Gerekçesi
Buhârî ve Müslim’de yer alan ve Hz. Âişe’den nakledilen rivayete göre Hz. Peygamber’e Lebîd b. A’sam adlı bir kişi tarafından sihir yapılmış, Peygamber bir süre yapmadığı şeyi yapmış gibi hissetmiştir. Ehl-i Sünnet çoğunluğu rivayeti kabul edip tebliğ görevini etkilemediğini belirtirken, bazı âlimler rivayeti eleştirmiştir.
Rivayetin Metni ve İçeriği
Hz. Âişe’den nakledilen hadise göre Hz. Peygamber’e sihir yapılmış, bir süre yapmadığı bir şeyi yapmış gibi zannetmiştir. Bir gün Allah’a dua etmiş, sonra Âişe’ye şöyle demiştir: “Ey Âişe! Allah’a hakkında fetva istediğim şeyde bana fetva verdi. İki kişi bana geldi; biri başucuma, diğeri ayak ucuma oturdu… Biri diğerine ‘Bu adamın derdi nedir?’ dedi. Öteki ‘Sihirlenmiş’ dedi. ‘Kim sihirledi?’ diye sordu; ‘Beni Züreyk’ten Lebîd b. A’sam’ dedi. ‘Neyle?’ dedi; ‘Tarak, tarak artığı ve erkek hurma tomurcuğunun zarfı ile’ dedi. ‘Nerede?’ dedi; ‘Zervan kuyusunda’ dedi.” Sonra Peygamber bazı sahabiyle kuyuya gitmiş, eşyalar çıkarılmış, kuyu suyunun kına suyu gibi kızıl olduğu anlatılmıştır (Buhârî, Tıb 47; Bed’ü’l-halk 11; Müslim, Selâm 43).
Rivayetin bazı varyantlarında bunun yaklaşık altı ay sürdüğü anlatılır. Bu süre ve bazı ayrıntılar, rivayetlerde farklı şekillerde geçer. Rivayetin Felak ve Nas surelerinin indirilmesiyle ilişkilendirilmesi de bazı kaynaklarda yer alır; ancak bu ilişki, hadis âlimlerince farklı değerlendirilmiş, ayrı bir tartışma konusu olmuştur.
Rivayeti Kabul Edenlerin Gerekçesi
Ehl-i Sünnet âlimlerinin çoğunluğu, hadisin Buhârî ve Müslim gibi sahih kaynaklarda yer alması nedeniyle onu sahih kabul etmiştir. Gerekçeleri şöyledir: Peygamberler de beşerdir ve hastalık, açlık gibi insanî hallere maruz kalabilirler. Sihrin etkisi bedenî ve geçici bir rahatsızlıktır; vahyi alma, tebliğ etme ve şeriatı bildirme gibi risalet görevlerine etki etmemiştir. Nitekim hadiste de Peygamber’in yalnızca bir şeyi yapmış zannettiği, yani dünyevi bir hâlin etkilendiği anlatılır. İbn Hacer gibi şârihler, hadisin bu çerçevede anlaşılması gerektiğini açıklamıştır.
Ayrıca Bakara 102’de sihrin gerçek bir etkisinin olabileceği, Allah’ın izniyle gerçekleştiği bildirildiği için bu olayın temelde bir imtihan ve Allah’ın takdiri olduğu düşünülür. Kur’an’ın Felak Suresi’nde “düğümlere üfleyenlerin şerrinden” sığınılması da sihrin varlığına dair bir işaret olarak yorumlanmıştır.
Rivayete İtiraz Edenlerin Gerekçesi
Bazı kelâm âlimleri ve Mu’tezile’den bazıları ile günümüzde bazı araştırmacılar bu rivayete itiraz etmişlerdir. İtirazlarının dayanakları şunlardır:
- Furkan 25/8 ve İsrâ 17/47’de müşrikler Peygamber’e “siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz” demiştir ve Kur’an bu sözü iftira olarak niteler. Rivayetin bu iddiayı doğruladığı düşünülmüştür.
- Peygamberin masumiyeti (ismet) ve vahiy güvenliği ilkesi; böyle bir durumun vahyin güvenilirliğini sorgulatabileceği kaygısı.
- Hadisin ahâd haber olması ve akaid konusunda delil sayılmaması gerektiği görüşü.
Rivayeti kabul edenler bu itirazlara şöyle cevap vermiştir: Müşriklerin kastettiği, Peygamber’in aklının gittiği ve söylediklerinin sihirbaz sözü olduğu iddiasıdır; hadisteki durum ise yalnız bir bedenî rahatsızlıktır ve onların iddiasıyla aynı değildir. Bu iki görüş arasındaki tartışma, kimin hangi kriterleri daha ağır bastırdığıyla ilgilidir. Tarafsız bir yaklaşımla her iki görüş de ilmî delillere dayanmakta olup, mesele ihtilaflı bir ilmî konudur.
Hadis Usulü ve Akaid Açısından
Hadis usulüne göre rivayetin Buhârî ve Müslim’de bulunması senedinin sahih olduğu anlamına gelir. Ancak bu konuda bazı çağdaş âlimler, rivayetin metin eleştirisi açısından yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söylemiştir. Akaid açısından ise esas olan, peygamberlerin tebliğde masumiyeti ve vahyin korunmuşluğudur. Hadisin bu esasa dokunmadığı görüşünde olanlar rivayeti kabul etmiştir. Böylece iki taraf da ortak noktada buluşur: Vahyin ve tebliğin korunmuşluğu esastır.
Bu Olaydan Çıkarılacak Dersler
Rivayeti kabul edenlere göre olay, peygamberin de beşerî imtihana tâbi olduğunu ve Allah’ın onu koruduğunu gösterir. Müminlerin sihre karşı en güçlü savunması, Allah’a sığınmak ve dua etmektir. Peygamber’in kendisine yapılan sihri Allah’ın bildirmesiyle öğrenmesi, tedavide dua ve ilahî yardımın önemini vurgular. Ayrıca Peygamber, sihri yapan kişiye karşılık vermemiş, kuyudaki eşyayı çıkarttıktan sonra bunu insanlar arasında yaymamayı tercih etmiştir (Buhârî, Tıb 49). Bu da affedici bir tavrı gösterir. Sihre karşı korunmak için okunacak ayet ve dualar büyü bozmak için okunacak ayetler yazısında ele alınmıştır. Sihrin mahiyetini anlamak için sihir ile mucize arasındaki fark yazısı faydalıdır. Nas ve Felak surelerinin anlamı için Hannas ve Nas Suresi yazısına bakılabilir.
Halka Yönelik Dikkat Noktası
Bu rivayetin, halkın “büyü yapıldı” korkusunu arttırmaması gerekir. Sihre inanmak ile sihirden korkmak arasında fark vardır. Müslüman, sihrin Allah’ın izniyle etkili olabileceğine inanır; ancak onun bağımsız bir güç olduğunu kabul etmez. Aşırı sihir endişesi, insanı gereksiz yere hocalara sürükleyebilir. Bu nedenle sağlam bir akide, düzenli dua ve tıbbî tedaviyi birlikte sürdürmek en iyisidir.
Konuyla İlgili Ek Bilgiler
Rivayetle ilgili bir diğer ayrıntı, sihri yapan Lebîd’in akıbetidir. Bazı rivayetlerde Peygamber’in onu cezalandırmadığı, kendisine yapılanı bağışladığı belirtilir. Hz. Âişe’nin “Ey Allah’ın Resûlü! Onu yakalatmaz mısınız?” diye sorması üzerine Peygamber’in, “Allah beni şifaya kavuşturdu; insanlara bir kötülük yayılmasını istemem” dediği nakledilir (Buhârî, Tıb 49). Bu nakil, ahlâkî olarak Hz. Peygamber’in intikam almaktan uzak durduğunu göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Rivayetin geri kalan ayrıntıları, hadis şârihlerince ayrı ayrı tartışılmıştır.
Konuyu yorumlayan çağdaş araştırmacıların bir kısmı, rivayeti sahih kabul etmekle birlikte metni “sihir” kavramının sınırları içinde değerlendirmiş, bazıları ise olayın yalnızca bir hastalık hâli olduğunu belirtmiştir. İslâm düşüncesi bu tür konularda hoşgörülü bir ilmî tartışma geleneğine sahiptir. Önemli olan, tartışmaların Peygamber’e saygıyı ve hadis ilmine bağlılığı zedelememesidir. Bir görüşü benimsemek, diğer görüşü benimseyeni küfürle itham etmeyi gerektirmez. Bu çerçevede kişi kendi kanaatine göre bir tavır alabilir, ama başkalarına karşı hoşgörülü davranmalıdır.
Gayb bilgisinin sınırı açısından Hz. Peygamber’in gaybi haberleri yazısı da konuyla bağlantılıdır.
Sıkça Sorulan Sorular
Hz. Peygamber’e sihir yapılması vahyi etkiledi mi?
Rivayeti kabul edenlere göre hayır; etki yalnızca bedenî bir rahatsızlık düzeyinde kalmış, vahiy ve tebliğe dokunmamıştır.
Bu hadis neden tartışmalıdır?
Müşriklerin “büyülenmiş adam” iddiası ve peygamberin ismeti konusundaki hassasiyet nedeniyle bazı âlimler rivayeti eleştirmiştir.
Hadis hangi kaynaklarda geçer?
Buhârî (Tıb 47; Bed’ü’l-halk 11) ve Müslim’de (Selâm 43) geçer.
Sihirden korunmak için ne yapılmalı?
Allah’a sığınmak, Felak-Nas ve Ayetü’l-Kürsi okumak, sabah–akşam zikirleri yapmak tavsiye edilir.
Editör: Dualarla Editör Kurulu (İlahiyat alanında eğitim almış editörler) · Son güncelleme: · Kaynaklar: Buhârî, Tıb 47; Bed'ü'l-halk 11; Müslim, Selâm 43; Kur'an-ı Kerim: Furkan (25/8), İsrâ (17/47), Felak ve Nas sureleri; TDV İslâm Ansiklopedisi, "Sihir" md.; İbn Hacer, Fethu'l-bârî (Tıb bölümü şerhi)
İman ve Akaid hakkında sık sorulan sorular
80 sorunun tamamı →Bu içerik faydalı oldu mu?
Geri bildiriminiz içeriklerimizi geliştirmemize yardım eder.
Kaynakça
- Buhârî, Tıb 47; Bed'ü'l-halk 11; Müslim, Selâm 43
- Kur'an-ı Kerim: Furkan (25/8), İsrâ (17/47), Felak ve Nas sureleri
- TDV İslâm Ansiklopedisi, "Sihir" md.
- İbn Hacer, Fethu'l-bârî (Tıb bölümü şerhi)
Genel kaynaklarımız için Kaynakça sayfasına bakınız. Fetva için: Diyanet İşleri Başkanlığı, Alo 190.