İslam’da Bidat Kavramı: Hadisler ve Âlimlerin Yaklaşımı
Hz. Âişe’den rivayet edilen “bizim işimizde olmayanı ihdas eden reddolunur” hadisi, bidat tanımı, ibadet ve âdet ayrımı ve âlimlerin farklı yaklaşımları.
- Temel hadis
- Bidatin tanımı
- “Her bidat sapkınlıktır” sözü
Bidat, sözlükte örneği olmayan yeni şey anlamına gelir; terim olarak ise dinde aslı bulunmadığı hâlde ibadet veya dinî amel gibi yapılan uygulamalardır. Hz. Âişe’den gelen hadiste Peygamberimiz, bizim bu işimizde ondan olmayan bir şey icat edenin reddolunacağını bildirir.
Temel hadis
Hz. Âişe’nin rivayet ettiği bu hadis Buhârî’de Sulh bölümünde, Müslim’de ise Akdiye bölümünde yer alır. Müslim’in rivayetinde “Kim bizim emrimiz üzerinde olmayan bir amel işlerse o reddolunur” ifadesi geçer. Nevevî hadisi Kırk Hadis’inin beşincisi olarak seçmiştir ve İslam’ın bir temel ilkesi olarak değerlendirmiştir. Rivayeti nakleden Hz. Âişe Peygamberimizin evindeki hayatı en yakından bilen kişilerdendir.
Bidatin tanımı
Âlimler bidati, dinî bir delile dayanmadığı hâlde ibadet kabilinden yapılan her yeni uygulama olarak tanımlar. Burada ölçü, uygulamanın dinî bir amaç ve nitelik taşımasıdır. Telefon kullanmak, matbaa icat etmek, medrese binası yapmak ya da eğitim sistemini geliştirmek dünya işleridir ve dinî bidat sayılmaz. İbadet olarak belirli bir şekil, sayı veya zaman kalıbı eklemek ise tartışma konusudur. Bu ayrım, ibadetlerin aslen tevkîfî (Allah ve Resûlü tarafından belirlenmiş) olması ilkesine dayanır.
“Her bidat sapkınlıktır” sözü
Hadislerde geçen “her bidat dalâlettir” ifadesi, çoğu âlime göre dinde aslı olmayan yeniliklerin genel hükmünü belirtir. Ancak “bidat”in kapsamı konusunda iki yaklaşım ortaya çıkmıştır. Birincisi, İmam Şâfiî ve İzzeddin b. Abdisselâm gibi âlimlerin benimsediği, bidatı vâcip, mendûb, mubah, mekruh ve haram şeklinde beşe ayıran yaklaşımdır. İkincisi, Şâtıbî gibi âlimlerin savunduğu, dinî nitelik taşıyan bidatın tamamını sakıncalı sayıp “güzel bidat” ayrımına karşı çıkan yaklaşımdır. Her iki yaklaşım da Ehl-i Sünnet içinde yer alır; farkın büyük kısmı terim tanımından kaynaklanır.
Hz. Ömer ve teravih örneği
Buhârî’deki bir rivayette Hz. Ömer, Ramazan’da halkı tek bir imama uydurup teravih kıldırdıktan sonra “Ne güzel bir bidat bu” demiştir. Bu söz, bidat-i hasene ayrımını destekleyenlerce delil gösterilir. Karşı görüştekiler ise Peygamberimizin teravihi birkaç gece cemaatle kıldığını, sonra farz kılınmasından korkarak bıraktığını, Hz. Ömer’in ise bu uygulamayı yeniden canlandırdığını, dolayısıyla buradaki “bidat”in sözlük anlamında kullanıldığını söyler. Bu örnek, aynı olaydan farklı yorumlar çıkarılabildiğini gösterir. Hz. Ömer’in uygulamalarını anlamak için Hz. Ömer biyografisi yazısına bakılabilir.
Günümüzdeki tartışma alanları
Mevlid okumak, belirli gün ve gecelerde toplu ibadet yapmak, tespih kullanımı ve hatim duası gibi uygulamalar hakkında âlimler farklı değerlendirmeler yapmıştır. Bir görüşe göre bu uygulamalar genel dinî delillerin kapsamına girdiği için meşrudur; bir diğerine göre ise belirli şekil ve zaman kalıpları eklendiği için sakıncalıdır. Diyanet İşleri Başkanlığı, bu konuların birçoğunda ölçülü bir yaklaşım benimser. Bu tür konularda fırkalar arası tartışmalar yerine, delilleri tarafsızca aktarmak ve birbirine saygı göstermek esas olmalıdır. Mezheplerin yöntem farklılıkları için Ehl-i Sünnet ve mezhepler yazısına bakılabilir.
Sünneti ve bidati doğru ayırmak
Bir amelin sünnet mi, bidat mi, yoksa mubah mı olduğunu belirlemek ilim gerektirir. Farz, vacip, sünnet ve mekruh hükümlerinin bilinmesi bu konuda temel bir bilgidir. Sıradan Müslümanın görevi, ibadetlerini sahih kaynaklardaki biçimiyle yapmaya çalışmak, tartışmalı konularda ehil âlimlere danışmak ve başkalarını tekfir veya tadlil etmekten kaçınmaktır. Bidat tartışmaları, ümmetin birliğini zedeleyecek bir kavgaya dönüştürülmemelidir; aksine ilmî bir meseleye ölçülü yaklaşmak İslam ahlakının gereğidir.
İbadetlerde aslolan ve âdetlerde aslolan
Fakihler, ibadetlerde asıl olanın “yasaklık, yani delil bulunmadıkça yapılmama”, günlük hayat ve âdetlerde asıl olanın ise “serbestlik, yani yasak delili bulunmadıkça mübahlık” olduğunu söyler. Bu ilke, dinî yenilik ile dünyevî gelişme arasındaki çizgiyi belirler. Örneğin yeni bir ulaşım aracına binmek, hastane kurmak veya ders müfredatı hazırlamak âdet ve muamelat alanındadır. Ancak belirli bir ibadete delilsiz yeni bir sayı, saat veya şekil yüklemek ibadet alanındadır ve ihtiyat gerektirir. Bunun yanında “genel bir dinî emrin kapsamına giren” ve ibadet niteliği taşımayan uygulamalar, yani vesile olan işler, çoğu fakihe göre bidat sayılmaz. Camilerde mikrofon kullanmak, Kur’an’ı kitap hâline getirmek ve ilim kurumları açmak bu türdendir.
Sıkça Sorulan Sorular
Bidat her yenilik demek midir?
Hayır. Dinde aslı olmayıp dine ait gibi yapılan uygulamalar bidat sayılır; teknoloji, eğitim ve idare gibi dünyevî yenilikler bu kapsama girmez.
Bidat-i hasene diye bir şey var mıdır?
Âlimler arasında görüş ayrılığı vardır. Bir kısmı “güzel bidat” ayrımını kabul eder ve Hz. Ömer’in teravih uygulamasını örnek gösterir; bir kısmı ise bu ayrıma karşı çıkar ve dinî nitelikli her yeniliği sakıncalı sayar.
Bir davranış için bidat demek kolay mıdır?
Hayır. Hükmü verirken delil, âlimlerin ictihadı ve fıkhî çerçeve dikkate alınmalıdır. Başkasına bidatçi demek ciddi bir sorumluluk gerektirir ve tartışmalı konularda ölçülü olunmalıdır.
Editör: Dualarla Editör Kurulu (İlahiyat alanında eğitim almış editörler) · Son güncelleme: · Kaynaklar: Buhârî, Sulh; Müslim, Akdiye; Şâtıbî, el-İ‘tisâm; TDV İslâm Ansiklopedisi, "Bid‘at" maddesi
İman ve Akaid hakkında sık sorulan sorular
80 sorunun tamamı →Bu içerik faydalı oldu mu?
Geri bildiriminiz içeriklerimizi geliştirmemize yardım eder.
Kaynakça
- Buhârî, Sulh
- Müslim, Akdiye
- Şâtıbî, el-İ‘tisâm
- TDV İslâm Ansiklopedisi, "Bid‘at" maddesi
Genel kaynaklarımız için Kaynakça sayfasına bakınız. Fetva için: Diyanet İşleri Başkanlığı, Alo 190.