Kaderiye: Kaderi İnkâr Eden İlk Grup
Kaderiye kimdir? Ma'bed el-Cühenî ve Gaylân ed-Dımaşkî ile anılan, insanın fiillerini kendi yaratığını savunan ilk kader tartışması grubu tarihî ve akademik biçimde ele alınıyor.
- Kaderiye Adı ve Kavramın Çerçevesi
- İlk Temsilciler
- Temel Görüşler
Kaderiye, Emevîler döneminin başlarında ortaya çıkan, insanın fiillerinde Allah’ın takdirinden bağımsız irade sahibi olduğunu savunan ilk kader tartışması grubudur. Kader inancını reddettikleri iddiasıyla anılsalar da çoğu kaynak, asıl meselenin kötülüğün Allah’a nispet edilmesinden kaçınma kaygısı olduğunu belirtir.
Kaderiye Adı ve Kavramın Çerçevesi
“Kader” kelimesi takdir, ölçü ve belirleme anlamlarına gelir. Mezhepler tarihinde Kaderiye adı iki zıt anlamda kullanılmıştır: Birincisi, kaderi inkâr edip insanın fiillerini kendisine nispet edenler; ikincisi ise Cebriye gibi her şeyi kadere bağlayanlar. Bu çelişki, terimin mezhepler arası polemikte nasıl esnek biçimde kullanıldığını gösterir. Konunun geniş çerçevesi için kader meselesinde itikadî mezheplerin karşılaştırmasına bakılabilir.
İlk Temsilciler
Kaynaklar kader inkârının ilk temsilcisi olarak Basralı Ma’bed el-Cühenî’yi anar. Rivayete göre Ma’bed, Sûsen adlı bir Hıristiyan’dan etkilenmiş, sonradan Emevî yönetimine karşı Abdurrahman b. Eş’as’ın isyanına katılmış ve Haccâc’ın emriyle öldürülmüştür. Şam’da Gaylân ed-Dımaşkî de bu görüşü savunan isimlerdendir; Halife Hişâm b. Abdülmelik döneminde idam edildiği nakledilir. Tarihlerde kesinlik taşımayan ayrıntılar bulunduğu için bu bilgiler “rivayete göre” şeklinde aktarılmalıdır.
Hasan el-Basrî’nin bu tartışmalardaki rolü ise ayrıca incelenmelidir. Hasan el-Basrî ve kader tartışmaları başlığında, onun Kaderiye’ye mensup olup olmadığına dair rivayetlerin nasıl değerlendirildiği görülebilir.
Temel Görüşler
- Allah’ın ezelî ilmi, fiillerden önce belirleyici değildir; bazı erken Kaderîler Allah’ın ilmini fiillerden sonra gerçekleşen bir şey olarak anlamışlardır. Bu aşırı görüş, sonraki Kaderî çizgiyi temsil eden Mu’tezile tarafından benimsenmemiştir.
- İnsan, hayır ve şer fiillerinin yaratıcısıdır; çünkü Allah kötülüğü yaratıp sonra kuluna ceza veremez.
- Adalet ilkesi, Allah’ın kuluna gücünün yetmediğini yükletmesine engeldir.
Bu son fikir daha sonra Mu’tezile’nin adalet ve tevhid ilkeleri içinde sistemleşti. Mu’tezile, ilmi ezelî kabul ettiği için aşırı Kaderîlerden ayrılır; ancak kul fiillerinin kul tarafından yaratıldığı konusunda ortaktır.
Hadislerdeki Atıflar ve Sıhhat Meselesi
Müslim’in rivayet ettiği Cibrîl hadisinde, imanın şartlarından biri olarak kaderin hayır ve şerrine inanmak zikredilir. Aynı mealde Hz. Ömer’in aktardığı bu hadis, Kaderiye tartışmasında temel nas olarak anılır. Bunun yanında “Kaderiyye bu ümmetin mecûsîleridir” şeklindeki rivayet Ebû Dâvûd’da geçer, ancak isnadı konusunda hadis âlimleri farklı değerlendirmeler yapmıştır. Bu sebeple sıhhati kesin biçimde kabul edilen bir delil gibi sunulmamalıdır.
Ehl-i Sünnet’in Cevabı
Ehl-i Sünnet, Allah’ın ilminin ezelî olduğunu ve her şeyin O’nun takdiriyle gerçekleştiğini kabul eder. Fakat kulun cüz’i iradesini de koruyarak sorumluluğun bulunduğunu belirtir. Eş’arî kelamında bu kesb, Matüridî kelamında ise irade-i cüz’iyye üzerinden açıklanır. Cebriye ve Cehmiyye kaderin mutlak olduğunu söylerken, Kaderiye bunun karşıtında yer alır; Ehl-i Sünnet bu iki ucun ortasında durur.
Sonuç
Kaderiye, Müslümanların adalet, kötülük ve ilâhî irade arasındaki ilişkiyi akıl yoluyla anlamaya çalıştığı erken dönemi temsil eder. Bu tartışmalar İslam düşüncesinde kelam ilminin doğmasına katkı sağlamıştır.
Sahabe ve Tâbiîn Dönemindeki Tepkiler
Müslim’in rivayetine göre Basra’da Kader’i inkâr edenlerin ortaya çıkması üzerine Yahyâ b. Ya’mer ve Humeyd b. Abdurrahman, Medine’ye giderek sahabeden Abdullah b. Ömer ile görüşmüştür. İbn Ömer’in bu kişilerden uzak durduğu ve onların yaptıkları amellerin kabul edilmeyeceğini söylediği nakledilir. Bu olay, kader inkârının ilk dönemlerde ciddi bir itikadî sapma olarak algılandığını gösterir. Bununla birlikte hadis metninde yer alan ayrıntılar bazı rivayet farklılıkları gösterdiği için aktarırken temkinli davranmak gerekir.
Daha sonra Hasan el-Basrî ve Ömer b. Abdülazîz gibi isimlerin bu kimselere yönelik cevaplar yazdığı da kaynaklarda geçer. Ömer b. Abdülazîz’in Gaylân ile konuştuğu, ardından Gaylân’ın tövbe ettiği ancak bir süre sonra düşüncesine döndüğü de rivayet edilen olaylar arasındadır. Bu olaylar siyasi ve itikadî tartışmaların birbirinden ayrılmasının zorluğunu da ortaya koyar.
Tartışmanın Dayandığı Ayetler
Her iki taraf da delillerini Kur’an’dan getirmiştir. Kaderiye, Kehf Suresi’ndeki (18/29) “Dileyen inansın, dileyen inkâr etsin” ayetini; Ehl-i Sünnet ise Tekvîr Suresi’ndeki (81/29) “Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz” ayetini öne çıkarır. Ehl-i Sünnet bu ayetleri birbirini tamamlayan deliller olarak okur: kulun dilemesi gerçektir ancak Allah’ın dilemesine tabidir. Bu nokta, sonraki kelam ekollerinin kesb ve cüz’i irade teorilerinin temelini oluşturur ve kaderin tek yönlü değil, çok boyutlu bir mesele olarak ele alınmasını sağlar.
Mu’tezile ve Sonraki Gelişmeler
Kaderiye’nin düşünceleri zamanla Mu’tezile içinde daha sistemli bir hâl aldı. Vâsıl b. Atâ ve Amr b. Ubeyd gibi isimler Basra’da hem kader hem büyük günah konusunda yeni bir kelamî çerçeve geliştirdi. Bu nedenle mezhepler tarihçileri çoğu zaman Mu’tezile’yi Kaderiye’nin devamı olarak okur, ancak iki grubun ilmî birikimi ve yöntemi aynı değildir. Mu’tezile akla ve adalet ilkesine dayalı bir sistem kurarken, ilk Kaderîler daha çok pratik ve tartışmalı bir tavır sergilemiştir.
Ehl-i Sünnet âlimleri bu gelişmelere karşı, kelamî ve hadis temelli iki ayrı yolla cevap vermiştir. Muhaddisler nakle sıkı sarılmayı, kelamcılar ise aklî delillerle kader inancını savunmayı seçmiştir. Bu iki tavır, Ehl-i Sünnet içindeki yöntem çeşitliliğini de gösterir.
Sıkça Sorulan Sorular
Kaderiye ne demektir?
Kader inancını reddeden veya insanın fiillerini Allah’ın takdirinden bağımsız gören ilk grupları ifade eden bir mezhepler tarihi terimidir.
Kaderiye ile Mu’tezile aynı mıdır?
Aynı değildir; ancak Mu’tezile’nin insanın fiillerini kendisinin yarattığı görüşü sebebiyle bazı kaynaklar onları Kaderiye diye adlandırmıştır.
Kaderiye hakkında hadis var mı?
“Kaderiyye bu ümmetin mecûsîleridir” rivayeti bilinir; sıhhati hadis âlimlerince tartışılmıştır.
Ehl-i Sünnet kaderi nasıl açıklar?
Allah’ın ezelî ilmi ve takdiri ile kulun cüz’i iradesini birlikte kabul eder; fiilleri Allah yaratır, kul ise kesbeder.
Editör: Dualarla Editör Kurulu (İlahiyat alanında eğitim almış editörler) · Son güncelleme: · Kaynaklar: TDV İslâm Ansiklopedisi, "Kaderiyye" md.; Şehristânî, el-Milel ve'n-Nihal; Müslim, Îmân 1 (Cibrîl hadisi); Abdülkāhir el-Bağdâdî, el-Fark beyne'l-Fırak
İman ve Akaid hakkında sık sorulan sorular
80 sorunun tamamı →Bu içerik faydalı oldu mu?
Geri bildiriminiz içeriklerimizi geliştirmemize yardım eder.
Kaynakça
- TDV İslâm Ansiklopedisi, "Kaderiyye" md.
- Şehristânî, el-Milel ve'n-Nihal
- Müslim, Îmân 1 (Cibrîl hadisi)
- Abdülkāhir el-Bağdâdî, el-Fark beyne'l-Fırak
Genel kaynaklarımız için Kaynakça sayfasına bakınız. Fetva için: Diyanet İşleri Başkanlığı, Alo 190.