🤲 Benim İçin Dua Et Giriş

Dârülfünun: Osmanlı’da Modern Üniversite Girişimi

Medreseler, Kütüphaneler ve VakıflarGüncelleme: 18 Nisan 20269 dk okuma

Osmanlı'nın modern üniversite girişimi Dârülfünun'un 1846'dan 1933'e uzanan tarihi, ilahiyat dahil fakülteleri, medrese ile ilişkisi ve İstanbul Üniversitesi'ne geçişi.

Bu yazıda öğrenecekleriniz

  • Kelime ve Fikir
  • İlk Girişimler
  • İlahiyat Fakültesi

Dârülfünun, Osmanlı Devleti’nde Tanzimat sonrasında kurulmak istenen, medreselerin yanında fen ve sosyal bilimleri okutmayı hedefleyen ve zamanla İstanbul Üniversitesi’nin temelini oluşturan modern yükseköğretim kurumudur. İlk girişimler 1846’da başlamış, kurum 1900’de resmen açılmış ve 1933’te kapatılarak yerine İstanbul Üniversitesi kurulmuştur. Kurum Osmanlı yükseköğretiminin dönüm noktasıdır.

Kelime ve Fikir

“Dârülfünun” Arapça-Farsça kökenli bir tamlamadır ve “bilimler evi” anlamına gelir. Osmanlı’da medreselerin yanında, fen ve sosyal bilimleri modern yöntemlerle okutacak bir yükseköğretim kurumu ihtiyacı XIX. yüzyılda belirginleşmiştir. Avrupa’daki üniversiteler, matbaa ve bilimsel gelişmeler, Osmanlı aydınlarında benzer bir kurum kurma arzusunu uyandırmıştır. Tanzimat dönemi (1839 sonrası) reformları bu ihtiyacı kurumsal planlara dönüştürmüştür.

Medreselerin bilimlerde geri kalması eleştirisi, Dârülfünun fikrinin arka planındadır. Ancak bu eleştiri bütün medrese çevrelerinin kabul ettiği bir görüş değildir. Birçok âlim, dinî ilimler ile fennî ilimlerin birlikte yürütülebileceğini savunmuştur. Medresenin tarihî önemi için Medrese nedir? yazısına bakılabilir.

İlk Girişimler

1846’da Maarif-i Umumiye Meclisi bir Dârülfünun kurma kararı aldı; ancak bu girişim hayata geçemedi. 1863’te “Dârülfünun-ı Osmanî” adıyla ilk açılış yapıldı ve halka açık konferanslar verildi. Bu konferanslarda fizik, kimya ve astronomi gibi konular anlatıldı. Dârülfünun yangın nedeniyle kapanmış, yeniden ve defalarca açılma teşebbüsünde bulunulmuştur. 1869’da Maarif-i Umumiye Nizamnamesi ile eğitim sistemi yeniden düzenlendi, 1870’te ise Dârülfünun-ı Osmanî yeniden açıldı. Bu girişimlerin çoğu mali sorunlar, siyasi istikrarsızlık ve hoca bulma güçlüğü nedeniyle kalıcı olamadı.

Ünlü Osmanlı aydınlarından Ahmed Cevdet Paşa, Münif Paşa ve Cemâleddin Efgânî gibi isimler, dönemin bilim-din tartışmalarında yer almıştır. Efgânî’nin 1870’te Dârülfünun’da verdiği bir konuşmanın tartışma yarattığı rivayet edilir; olayın ayrıntıları kaynaklara göre farklı aktarılır. Bu tartışma, bilim ve dinî ilimlerin ilişkisine dair gerginlikleri göstermesi açısından önemlidir.

1900: Dârülfünun-ı Şâhâne

II. Abdülhamid döneminde 1900’da, Hukuk, Tıp, Edebiyat, Fen ve Mühendislik gibi bölümlerle “Dârülfünun-ı Şâhâne” resmen açılmıştır. Bu yapı, İstanbul’da bugünkü Beyazıt’taki binada faaliyet göstermiştir. Kurum kısa sürede yeni kadrolara kavuşmuş, ancak siyasi gelişmelerden de etkilenmiştir. II. Meşrutiyet’ten (1908) sonra Dârülfünun yeniden düzenlenmiş, kız öğrenciler 1914’te Dârülfünun’a kabul edilmiştir (İnas Dârülfünunu).

İlahiyat Fakültesi

Dârülfünun’un en dikkat çekici bölümlerinden biri, zaman içinde oluşturulan İlâhiyat Fakültesi’dir. Medrese geleneğiyle modern üniversite arasında köprü olma işlevi görmüş, burada tefsir, hadis, kelam, fıkıh ve İslam tarihi alanında akademik çalışmalar yapılmıştır. Fakülte Cumhuriyet döneminde de bir süre varlığını sürdürmüş, ancak 1933’teki üniversite reformunda kapatılmıştır. Yeniden ilahiyat eğitimi 1949’da Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ile başlamıştır. Bu süreçte hadis ve tefsir eğitiminin geleneksel kurumlardaki durumu için Dârülhadis yazısına bakılabilir.

Cumhuriyet Dönemi ve 1933 Reformu

Cumhuriyet’in ilk yıllarında Dârülfünun yaşamaya devam etmiş, ancak köklü reformlara ihtiyaç duyulmuştur. 1933’te Dârülfünun kapatılmış ve yerine İstanbul Üniversitesi kurulmuştur. Bu süreçte Almanya’dan Nazi baskısından kaçan birçok Alman ve Avusturyalı bilim insanı Türkiye’ye gelerek üniversite reformuna katkıda bulunmuştur. Bu reformla Dârülfünun’un bazı öğretim üyeleri görevden alınmış, tartışmalı bir kadro değişikliği yaşanmıştır.

Bugün İstanbul Üniversitesi, Dârülfünun’un mirasını sürdürmekte ve kuruluşunu 1453’e bağlayan bir tarih anlayışıyla anılmaktadır. Bu tarih anlayışı, Fatih’in kurduğu medrese ve Sahn-ı Semân geleneğiyle bağ kurma çabasıdır; tarihçiler arasında kurumsal süreklilik tartışmaları vardır. Sahn-ı Semân Medreseleri yazısı bu bağlamda okunabilir.

Medrese–Dârülfünun İlişkisi

Modernleşme tartışmalarında medrese ile Dârülfünun çoğu zaman karşıt iki kurum gibi sunulmuştur. Oysa birçok müderris Dârülfünun’da ders vermiş, birçok Dârülfünun hocası medrese çıkışlı olmuştur. İki kurum arasındaki ilişki rekabet kadar işbirliğini de içermiştir. Bu bağlamda Osmanlı medreselerinde okutulan dersler ile Enderun Mektebi yazıları, Osmanlı eğitim sisteminin çok katmanlı yapısını anlamak için birlikte okunmalıdır.

Binası ve Kurumsal Yapısı

İstanbul Üniversitesi’nin bugünkü Beyazıt’taki ana binası, XIX. yüzyılda Harbiye Nezareti için yapılmış, sonra Dârülfünun’a tahsis edilmiştir. Bina, neo-klasik ve Osmanlı mimarisinin birleşimini yansıtır. Yapının bahçesindeki Beyazıt Meydanı ve Beyazıt Kulesi de tarihî dokunun bir parçasıdır. Bu mekân, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişte eğitim tarihinin tanığı olmuştur. Dârülfünun’un bazı fakülteleri (örneğin Tıp ve Hukuk) başka binalarda faaliyet göstermiştir.

Dârülfünun’da dersler Osmanlı Türkçesiyle yapılır, derslerde Fransızca ve Almanca kaynaklara başvurulurdu. Öğretim üyelerinin bir kısmı Avrupa’da eğitim almış kişilerdi. Dersler zamanla Türkçeleşmiş, fakat terim sorunu uzun süre devam etmiştir. Bu durum, bilim dilinin oluşumu ve Türkçe’de fen terimlerinin üretimi tartışmalarını beraberinde getirmiştir.

Tartışmalar ve Değerlendirme

Dârülfünun’un başarısı konusunda farklı değerlendirmeler vardır. Bazı araştırmacılar kurumun kısa ömürlü girişimlerle yetersiz kaldığını, bazıları ise fikrî birikim ve kadro yetiştirme açısından önemli bir hazırlık dönemi sağladığını belirtir. 1933 reformu ise bir kopuş mu yoksa devamlılık mı olduğu konusunda hâlâ tartışılan bir konudur. Bu nedenle tarihî yargılarda ölçülü olmak ve kaynaklara dayanmak gerekir. Dinî ilimlerle fen ilimlerinin ilişkisi konusunda da İslam düşünce tarihinde farklı yaklaşımlar bulunmaktadır; örneğin Beytü’l-Hikme döneminin bilimsel birikimi, “din ile bilim çatışır” şeklindeki basit yorumlara karşı önemli bir örnektir.

Sıkça Sorulan Sorular

Dârülfünun ne demektir?

“Bilimler evi” anlamına gelir; Osmanlı’daki modern üniversite girişiminin adıdır.

Dârülfünun ne zaman kapandı?

1933’te kapatılmış ve yerine İstanbul Üniversitesi kurulmuştur.

Dârülfünun’da ilahiyat okutuluyor muydu?

Evet. Zamanla bir İlâhiyat Fakültesi oluşturulmuş ve 1933’e kadar faaliyet göstermiştir.

Kız öğrenciler Dârülfünun’a ne zaman girdi?

1914’te İnas Dârülfünunu adıyla kız öğrenciler için ayrı bir bölüm açılmıştır.

Editör: (İlahiyat alanında eğitim almış editörler) · Son güncelleme: · Kaynaklar: TDV İslâm Ansiklopedisi, "Dârülfünûn" maddesi; İstanbul Üniversitesi tarihçesi (istanbul.edu.tr); Osmanlı yükseköğretimi üzerine akademik çalışmalar

İman ve Akaid hakkında sık sorulan sorular

80 sorunun tamamı →
YAPAY ZEKÂYA BU SAYFAYI SOR0 görüntülenme · 7 dk okuma

Sorunuz seçtiğiniz yapay zekâ hizmetinde yeni sekmede açılır; dini hükümler için Diyanet'e danışınız.

Bu içerik faydalı oldu mu?

Geri bildiriminiz içeriklerimizi geliştirmemize yardım eder.

Bu içerik nasıl hazırlandı? →

Kaynakça

  1. TDV İslâm Ansiklopedisi, "Dârülfünûn" maddesi
  2. İstanbul Üniversitesi tarihçesi (istanbul.edu.tr)
  3. Osmanlı yükseköğretimi üzerine akademik çalışmalar

Genel kaynaklarımız için Kaynakça sayfasına bakınız. Fetva için: Diyanet İşleri Başkanlığı, Alo 190.