Mezhep Taklidi Şart mı? Mezhepsizlik Tartışması
Mezhep taklidi şart mı? Müctehid olmayan Müslümanın bir mezhebe uyması, taklidin hükmü, mezhepsizlik iddiaları ve selefî ile geleneksel yaklaşımların tartışması akademik bir dille anlatılıyor.
- Taklid kavramı ve dayanakları
- Belirli bir mezhebe bağlanma
- Mezhepsizlik iddiaları ve selefî yaklaşım
Taklid, ictihad yeteneği olmayan bir Müslümanın, hükmün delilini kendisi tetkik etmeden ehil bir âlime uymasıdır. Çoğunluk ulemâya göre bu, caizdir hatta çoğu kişi için gereklidir. Bir mezhebe bağlanmanın şart olup olmadığı ise tarih boyunca tartışılmıştır ve günümüzde farklı yaklaşımlar vardır.
Taklid kavramı ve dayanakları
Kur’an’da “Bilmiyorsanız zikir ehline sorun” (Nahl 16/43; Enbiyâ 21/7) buyrulur. Âlimler bu ayeti, bilmeyenin bilene başvurmasının meşruluğu için dayanak kabul eder. Sahabe döneminde de fetva verenler ile fetva soranlar vardı; herkes müctehid değildi. Bu bakımdan taklid, ilk dönemlerden beri uygulanan bir toplumsal gerçekliktir. Taklid kelimesinin olumsuz çağrışımı Türkçede sonradan yerleşmiştir; fıkıh literatüründe terim, “ehline uyma” anlamındadır.
İctihad için gereken şartlar (Arapça bilgisi, Kur’an ve sünnet ilimleri, usul, icmâ ve ihtilaf bilgisi) ağırdır. Çoğu kişinin bu seviyeye ulaşması mümkün olmadığından, taklid günlük dindarlığın pratik bir zorunluluğu hâline gelmiştir.
Belirli bir mezhebe bağlanma
Klasik fıkıh kitaplarında, müctehid olmayan kişinin belirli bir mezhebe bağlanması ve o mezhebin hükümlerine göre amel etmesi tavsiye edilmiştir. Bunun gerekçeleri arasında hükümlerin birbirine karışmaması, tutarlı bir uygulamanın sağlanması ve her günkü görüşe göre davranılarak dinin oyuncağa çevrilmemesi vardır. Bazı Hanefî ve Şâfiî âlimlere göre bir kimsenin, bilgisiz iken bağlandığı mezhepte kalması gerekir; ancak başka mezhepleri tamamen reddetmek gerekmez. Mezhep seçimi sonrası değişim konusu Mezhep değiştirmek ve telfik yazısında ele alınmıştır.
Bu görüş zaman zaman “mezhep taassubu”na dönüşmüş, bu da diğer mezheplere saygısızlıkla sonuçlanmıştır. Taassubun eleştirisi Mezhep taassubu ve ihtilafın rahmet olması yazısında işlenir.
Mezhepsizlik iddiaları ve selefî yaklaşım
Modern dönemde, bazı kesimler mezhep taklidini eleştirerek doğrudan Kur’an ve sahih sünnetten hüküm çıkarılmasını savunmuştur. Muhammed Abduh, Reşid Rıza, Elbânî gibi isimler farklı dozlarda bu eleştirileri dile getirmiştir. Elbânî’nin “mezhep taklidi şart değil, delile uymak esas” şeklindeki yaklaşımı geniş yankı uyandırmıştır. Karşı görüşteki âlimler, ictihad vasıflarını taşımayan kişilerin doğrudan kaynaklardan hüküm çıkarmasının hata riskini artırdığını, mezhepsizliğin bazen keyfî hüküm vermeye yol açtığını belirtir.
Bu tartışmanın bir boyutu da ictihad kapısının durumu ile ilgilidir; bu konuda İctihad kapısı kapandı mı? yazısı faydalıdır.
Dengeli yaklaşım örnekleri
Birçok çağdaş âlim, orta bir yol önerir: Bilgisi olmayan kişi güvenilir bir âlime ve mezhebe uyar; ancak mezhepleri küçümsemez, zorunluluk ve ihtiyaç hallerinde diğer mezheplerin ruhsatlarından yararlanabilir. Bu yaklaşım, Osmanlı’daki uygulamada da görülür: Hanefî mezhebi esas olmakla birlikte, ihtiyaç hâlinde diğer mezhep görüşleri fetvaya yansıdı. Başka mezhebe göre amel etmenin sınırları Başka mezhebe göre amel etmek yazısında incelenir.
Bilgi ve sorumluluk
Taklid, kişiyi bilgi edinme sorumluluğundan kurtarmaz. Kişi, uyduğu âlimin güvenilir ve ehil olmasına dikkat etmeli, öğrenmeye açık olmalıdır. Güvenilir ilmihaller ve kurumsal fetva mercileri bu konuda rehberdir. Türkiye’de Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu’nun fetva ve ilmihalleri bu amaca hizmet eder; bu yapı Diyanet Din İşleri Yüksek Kurulu ve fetva kurumu yazısında anlatılır. Mezheplerin ilmî mirası ve saygı kültürü ise Neden dört mezhep var? yazısında devam eder.
Tarihî örnekler
Tarihte pek çok âlim, belli bir mezhebe bağlı olarak yetişmiş ve zaman zaman mezhep içi ictihad yapmıştır. İbn Âbidîn Hanefî, Nevevî Şâfiî, İbn Kudâme Hanbelî mezhebine bağlı olarak eser vermiştir; bu bağlılık, ilmî özgünlüklerine engel olmamıştır. Hanefî mezhebinde “ashâbu’t-tahrîc” ve “ashâbu’t-tercîh” gibi tabakalar, mezhep içinde ictihad ve tercih yapabilen âlimleri ifade eder. Bu da mezhebe bağlılığın donuk bir tekrar değil, canlı bir ilmî süreç olabileceğini gösterir.
Günümüz için bir değerlendirme
Günümüzde sorun, çoğu zaman mezhebe bağlılık ile ilmî donukluk arasında değil, yetersiz bilgiyle fetva vermek arasındadır. Herkesin kendi başına hüküm çıkarabileceği düşüncesi, ilim gerektiren bir alanda ehliyet sorununu ortaya çıkarır. Öte yandan mezhep bağlılığının başka görüşlere kapalılık anlamına gelmemesi de gerekir. Eğitim, ilmihal okuma ve güvenilir merciler ile bu denge sağlanabilir.
Sonuç olarak taklidin kendisi bir kusur değil, ilim hiyerarşisinin doğal sonucudur. Önemli olan, kişinin kime uyduğunu bilmesi, öğrenmeye devam etmesi ve başka görüş sahiplerine karşı saygılı kalmasıdır. Delile ulaşma gücü olan kişilerin ise ictihad ve tercih sorumluluğunu ciddiye alması beklenir.
Sıkça Sorulan Sorular
Taklid ne demektir?
Taklid, bir kimsenin delilini bilmeden, ictihad ehli bir âlimin görüşüne uymasıdır. Fıkıh terimi olarak olumsuz bir anlam taşımaz; bilmeyenin bilene sorması anlamındadır.
Her Müslüman bir mezhebi takip etmek zorunda mı?
Ulemânın çoğunluğuna göre müctehid olmayan kişinin bir mezhebe bağlı olması uygun ve tavsiye edilir, çünkü hükümleri delilleriyle kendi başına çıkarması mümkün değildir. Bazı çağdaş yaklaşımlar ise belirli bir mezhebe bağlılığın zorunlu olmadığını savunur.
Mezhepsizlik ne anlama gelir?
Mezhepsizlik, genellikle hiçbir mezhebe bağlı kalmadan doğrudan Kur’an ve sünnetten hüküm çıkarma iddiasını anlatan eleştirel bir terimdir. Bu görüşü savunanlar kendilerini böyle adlandırmaz; yaklaşımlarını çoğunlukla “ittibâ” olarak tanımlar.
Taklid ile ittibâ arasındaki fark nedir?
İttibâ, delilini bilerek bir görüşe uymak; taklid ise delilini bilmeden uymaktır. Pek çok âlim, ictihad yeteneği olmayanlar için taklidin kaçınılmaz olduğunu söyler.
Editör: Dualarla Editör Kurulu (İlahiyat alanında eğitim almış editörler) · Son güncelleme: · Kaynaklar: TDV İslâm Ansiklopedisi, "Taklid", "Mezhepsizlik" ve "İctihad" maddeleri; Şatıbî, el-Muvâfakāt; Kur'an-ı Kerîm, Nahl Suresi (16/43) ve Enbiyâ Suresi (21/7); Hayreddin Karaman, İslam Hukukunda İctihad
İman ve Akaid hakkında sık sorulan sorular
80 sorunun tamamı →Bu içerik faydalı oldu mu?
Geri bildiriminiz içeriklerimizi geliştirmemize yardım eder.
Kaynakça
- TDV İslâm Ansiklopedisi, "Taklid", "Mezhepsizlik" ve "İctihad" maddeleri
- Şatıbî, el-Muvâfakāt
- Kur'an-ı Kerîm, Nahl Suresi (16/43) ve Enbiyâ Suresi (21/7)
- Hayreddin Karaman, İslam Hukukunda İctihad
Genel kaynaklarımız için Kaynakça sayfasına bakınız. Fetva için: Diyanet İşleri Başkanlığı, Alo 190.