🤲 Benim İçin Dua Et Giriş

Nakşibendîlik Tarihi: Kuruluşu, Kollar ve Anadolu’ya Gelişi

Sufiler ve Tasavvuf BüyükleriGüncelleme: 29 Eylül 20269 dk okuma

Nakşibendîlik tarihi: Bahâeddîn Nakşibend, Hâce Ahrâr, Ahmed Sirhindî, Mevlânâ Hâlid ve Anadolu'ya gelişi; ilkeleri, kolları ve Osmanlı'daki yeri tarafsız biçimde anlatılıyor.

Bu yazıda öğrenecekleriniz

  • Kökenleri: Hâcegân silsilesi
  • Bahâeddîn Nakşibend
  • Temel ilkeler

Nakşibendîlik, Buharalı Bahâeddîn Nakşibend’e (1318-1389) nispet edilen ve silsilesini Hz. Ebû Bekir’e bağlayan tarikattır. Sessiz zikir, şeriata bağlılık ve “halvet der encümen” ilkeleriyle bilinir. Orta Asya’da doğmuş, Hindistan, Osmanlı ve Rusya sahasına yayılmıştır. Mücedidiyye ve Hâlidiyye gibi kolları, tarikatın tarihî seyrinde belirleyici olmuştur.

Kökenleri: Hâcegân silsilesi

Nakşibendîliğin manevî kökleri, Yusuf Hamedânî’ye (ö. 1140) ve onun halifelerine dayanır. Abdülhâlik Gucdüvânî (ö. XII-XIII. yüzyıl), Hâcegân (hocalar) silsilesinin önemli halkasıdır; sekiz temel ilke ona nispet edilir. Bu dönemde Orta Asya’da Yesevî çizgisiyle birlikte gelişen tasavvufî faaliyetler, daha sonra Nakşibendî adını alacak yolun temelini oluşturur. Silsile, Hz. Ebû Bekir’e uzanan “Sıddîkiyye” kolu olarak bilinir. Bu isim, tarikatın Hz. Ebû Bekir’e olan sevgisini ve sünnete bağlılığını simgeler. Yesevî çizgisi için Dîvân-ı Hikmet yazısına bakılabilir.

Bahâeddîn Nakşibend

Muhammed Bahâeddîn el-Buhârî, 1318 yılında Buhara yakınlarındaki Kasr-ı Hindüvân (bugünkü Kasr-ı Arifân) köyünde doğdu ve 1389’da orada vefat etti. Gençliğinde Muhammed Bâbâ es-Semmâsî ve Emîr Külâl gibi şeyhlerin yanında yetişti. “Nakşibend” lakabı, “nakış işleyen” anlamına gelir ve zikrin kalbe nakşedilmesi şeklinde yorumlanır; ayrıca ailesinin mesleğiyle ilgili olduğu da söylenir. Öğretisinde sünnete bağlılık, bid’atlerden kaçınma, gösterişten uzak durma ve cehrî zikir yerine hafî zikir önemlidir. Bahâeddîn Nakşibend’in türbesi Buhara’dadır ve Orta Asya’nın önemli ziyaret merkezlerinden biridir.

Temel ilkeler

Nakşibendîliğin ilkeleri on bir maddede toplanır (sekizi Gucdüvânî’ye, üçü Nakşibend’e nispet edilir):

  • Hûş der dem: Nefes alıp verirken gafil olmamak.
  • Nazar ber kadem: Yürürken ayağının ucuna bakmak, gözü gereksiz şeylerden korumak.
  • Sefer der vatan: Nefsin kötü hâllerinden iyi hâllere yolculuk.
  • Halvet der encümen: Kalabalık içinde kalben Allah’la olmak.
  • Yâd kerd: Zikir.
  • Bâz geşt: Zikirde kalbi Allah’a döndürmek.
  • Nigâh dâşt: Kalbe gelen kötü düşüncelere karşı uyanık olmak.
  • Yâd dâşt: Allah’ı sürekli hatırda tutmak.
  • Vukûf-ı zamânî, vukûf-ı adedî, vukûf-ı kalbî: Zaman, sayı ve kalp konusunda dikkat ve muhasebe.

İlkelerin sıralaması ve adlandırması kaynaklara göre küçük farklılıklar gösterebilir. Bu ilkelerin merkezinde, dünyadan elini ayağını çekmeden, toplum içinde yaşayıp kalbi Allah’a bağlı tutmak vardır. Tasavvufun genel tarihçesi için Tarikat nedir? yazısına bakılabilir.

Ubeydullah Ahrâr ve Orta Asya’da güç

XV. yüzyılda Hâce Ubeydullah Ahrâr (1404-1490), Semerkant ve Taşkent merkezli bir tarikat önderi olarak, hem manevî hem toplumsal hem de siyasi bir nüfuz kazandı. Timurlu hanedanı ile yakın ilişkileri vardı ve tarikat bu dönemde sosyal örgütlenme ve vakıf mallarıyla güçlendi. Abdurrahman Câmî de bu çevreyle yakın ilişkideydi; bkz. Abdurrahman Câmî. Bu dönemde Nakşibendîlik Türkistan’dan Hindistan, İran ve Anadolu’ya yayılmaya başladı.

Ahmed Sirhindî ve Mücedidiyye

Hindistan’da Ahmed Sirhindî (İmam-ı Rabbânî, 1564-1624), tarikatı yeniden yorumlayarak “Mücedidiyye” kolunu başlattı. Vahdet-i vücûd anlayışını eleştirerek “vahdet-i şühûd” görüşünü ileri sürdü; ayrıca şeriata sıkı bağlılık ve bid’atlerden arınma vurgusu yaptı. Mektubat adlı eseri tarikatın temel metinlerindendir. Bu çizgi, Hindistan’da Babür İmparatorluğu üzerinde etkili oldu ve daha sonra Osmanlı’ya da ulaştı. Vahdet-i vücûd tartışması için Vahdet-i vücûd nedir? yazısına bakılabilir.

Anadolu ve Osmanlı’da Nakşibendîlik

Anadolu’ya Nakşibendîlik ilk olarak XV. yüzyılda Molla Abdullah-ı İlâhî (ö. 1491) vasıtasıyla geldi. İstanbul’da Ahmed Buhârî, Emir Buhârî gibi isimler faaliyet gösterdi. Halvetîlik ve Bayramîlik gibi tarikatların yaygın olduğu bir ortamda Nakşibendîlik nispeten sınırlı kalmış, ancak XIX. yüzyılda Hâlidiyye kolu sayesinde büyük bir yayılım göstermiştir. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî (1779-1827), Hindistan’da Şah Abdullah Dehlevî’den hilafet almış, Bağdat ve Şam’da faaliyet göstermiş ve halifeleri aracılığıyla Osmanlı coğrafyasına yayılmıştır. Hâlidiyye, ulema ve devlet adamları arasında yaygınlaştı; XIX. yüzyıl Osmanlı’sında tekkelerin çoğalması bu etkiyle bağlantılıdır.

Cumhuriyet dönemi ve günümüz

1925’te tekke ve zâviyelerin kapatılmasıyla tarikat faaliyetleri hukuken yasaklanmış, ancak Nakşibendîlik dahil birçok yol, resmî olmayan şekillerde varlığını sürdürmüştür. XX. yüzyılın ikinci yarısında Mehmed Zâhid Kotku gibi şahsiyetler, bu geleneğin toplumsal ve siyasi çevrelerle ilişkisini gündeme getirmiştir. Günümüzde Nakşibendîlik hakkındaki değerlendirmeler, tarihî, dinî ve siyasi tartışmaların bir parçasıdır. Bu yazı güncel siyasi değerlendirme yapmaz; tarihî bilgi sunmayı amaçlar.

Değerlendirme

Nakşibendîlik, tasavvufun şeriata en sıkı bağlı kollarından biri sayılır ve Sünnî ilim çevreleriyle ilişkisi güçlüdür. Bununla birlikte her tarikatta olduğu gibi, farklı dönemlerde uygulamalar ve yorumlar çeşitlenmiştir. Okuyucunun, tarikat mensuplarının kendi anlatılarını, akademik çalışmaları ve eleştirel yaklaşımları birlikte değerlendirmesi, dengeli bir bakış sağlar. Diğer büyük tarikatları karşılaştırmak için büyük tarikatlar yazısına ve Kâdirîlik tarihi yazısına bakılabilir.

Sıkça Sorulan Sorular

Nakşibendîlik kimin adına nispet edilir?

Buhara’da doğan Bahâeddîn Nakşibend’e (1318-1389) nispet edilir. Silsilesi Hz. Ebû Bekir üzerinden Hz. Peygamber’e ulaşır.

Nakşibendîliğin temel ilkeleri nelerdir?

Sessiz zikir (hafî zikir), şeriata sıkı bağlılık, halvet der encümen (kalabalıkta yalnızlık), hûş der dem, nazar ber kadem gibi on bir ilke (kelimât-ı kudsiyye) esastır.

Hâlidiyye nedir?

Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî’ye (ö. 1827) nispet edilen, XIX. yüzyılda Osmanlı’da hızla yayılan Nakşibendîlik koludur.

Nakşibendîlik Anadolu’ya nasıl geldi?

XV. yüzyılda Molla Abdullah-ı İlâhî, Ubeydullah Ahrâr’ın halifelerinden olarak Anadolu’da yayılmaya başlamış; XIX. yüzyılda Hâlidî kolu geniş bir etkiye ulaşmıştır.

Editör: (İlahiyat alanında eğitim almış editörler) · Son güncelleme: · Kaynaklar: TDV İslâm Ansiklopedisi, "Nakşibendiyye" md.; TDV İslâm Ansiklopedisi, "Bahâeddin Nakşibend" md.; Hamid Algar, Nakşibendîlik ve ilgili çalışmalar; Diyanet İşleri Başkanlığı, diyanet.gov.tr

İman ve Akaid hakkında sık sorulan sorular

80 sorunun tamamı →
YAPAY ZEKÂYA BU SAYFAYI SOR1 görüntülenme · 6 dk okuma

Sorunuz seçtiğiniz yapay zekâ hizmetinde yeni sekmede açılır; dini hükümler için Diyanet'e danışınız.

Bu içerik faydalı oldu mu?

Geri bildiriminiz içeriklerimizi geliştirmemize yardım eder.

Bu içerik nasıl hazırlandı? →

Kaynakça

  1. TDV İslâm Ansiklopedisi, "Nakşibendiyye" md.
  2. TDV İslâm Ansiklopedisi, "Bahâeddin Nakşibend" md.
  3. Hamid Algar, Nakşibendîlik ve ilgili çalışmalar
  4. Diyanet İşleri Başkanlığı, diyanet.gov.tr

Genel kaynaklarımız için Kaynakça sayfasına bakınız. Fetva için: Diyanet İşleri Başkanlığı, Alo 190.