Yunan Felsefesinin Arapçaya Aktarılması ve Sonuçları
Aristoteles, Eflatun ve Yeni Eflatuncu metinlerin Arapçaya çevrilişi, Kindî'den İbn Rüşd'e uzanan felsefi gelenek ve dinî çevrelerin tepkileri anlatılıyor.
- Çevirinin kaynakları ve yolları
- Kindî ve ilk Arap filozofları
- Çeviri tekniği ve terminoloji
Yunan felsefesinin Arapçaya aktarılması, 8-10. yüzyıllar arasında Bağdat merkezli çeviri faaliyeti içinde Aristoteles, Eflatun, Plotinos ve diğer yazarların eserlerinin Arapçaya kazandırılmasıdır. Bu süreç, Kindî, Fârâbî ve İbn Sînâ gibi filozofların yetişmesini sağlayan düşünsel zemini hazırladı.
Çevirinin kaynakları ve yolları
Yunan felsefi metinleri Arapçaya doğrudan ya da Süryanice aracılığıyla geçti. Doğu Hıristiyan okullarında, özellikle Urfa, Nusaybin ve Cündişapur gibi merkezlerde Yunanca eserler Süryaniceye çevrilmiş ve okutulmuştu. Abbâsî döneminde bu eserler, Süryani bilginlerin yardımıyla Arapçaya aktarıldı. Hareketin genel çerçevesi için tercüme hareketi ve Beytü’l-Hikme yazısına bakılabilir.
Aristoteles’in Organon adıyla bilinen mantık eserleri erken dönemde çevrildi. Fizik, Metafizik, Ruh Üzerine, Nikomakhos’a Etik gibi eserler de sonradan Arapçaya geçti. Eflatun’dan ise Devlet, Timaios ve Kanunlar gibi diyaloglar kısmen veya özet biçiminde aktarıldı. Plotinos’un Enneadlar‘ından seçmeler, Aristoteles’e atfedilen Aristoteles’in Teolojisi adı altında dolaşıma girdi; bu eser sonradan Plotinos’un eserlerinden uyarlandığı anlaşılan bir metindir.
Kindî ve ilk Arap filozofları
Kindî (yaklaşık 801-873), “Arapların filozofu” unvanıyla anılır. Halifelik çevresinde çalışan Kindî, çeviri faaliyetini yönlendirdi ve felsefî kavramların Arapçada karşılıklarını belirlemeye çalıştı. İlk Felsefe Üzerine adlı eserinde varlık ve birlik meselelerini ele aldı. Ayrıca matematik, optik ve tıp alanlarında da eserler verdi. Kindî’nin biyografisi ve katkıları için ilgili yazı da incelenebilir.
Ebû Bekir er-Râzî, felsefi ve tıbbi çalışmalarında bağımsız bir çizgi izledi; peygamberlik konusundaki görüşleri ise tartışma yarattı. Fârâbî (870-950) ise “Muallim-i Sânî” (İkinci Öğretmen) unvanıyla bilinir; Aristoteles’in mantığını açıklayan şerhler yazdı ve siyaset felsefesini geliştirdi. İbn Sînâ (980-1037), Aristoteles felsefesini Yeni Eflatuncu öğelerle birleştiren kapsamlı bir sistem kurdu.
Çeviri tekniği ve terminoloji
Çevirmenler Arapçada karşılığı olmayan kavramlar için yeni terimler türetti. “Cevher”, “araz”, “hayûlâ”, “kıyas”, “ilim” gibi terimler bu dönemde felsefi anlam kazandı. Bazı Yunanca kelimeler ise Arapçaya olduğu gibi geçti. Terminolojinin oluşması, Arapçanın bilim ve felsefe dili olarak güçlenmesini sağladı. Daha sonra bu kavramlar Latinceye ve Avrupa dillerine aktarıldı; bu konuyu Avrupa dillerine geçen Arapça bilim terimleri yazısında bulabilirsiniz.
Felsefe ve eğitim kurumları
Felsefe, medrese programlarına tamamen aynı biçimde girmedi. Nizamiye medreselerinde fıkıh, kelâm ve Arap dili ağırlıktaydı; mantık ise aracı bir ilim olarak okutuldu. Felsefenin diğer dalları, daha çok bimarhaneler, saray çevreleri ve özel dersler aracılığıyla sürdü. Bu nedenle felsefi birikim, farklı çevrelerde farklı yoğunlukta yaşadı. Selçuklu ve Osmanlı medreselerinde mantık ve hikmet kitaplarının şerh geleneği ise yüzyıllar boyunca devam etti.
Dinî çevrelerin tutumu
Felsefenin İslam düşüncesindeki yeri tartışmalı olmuştur. Bir tarafta Kindî, Fârâbî, İbn Sînâ ve İbn Rüşd gibi filozoflar vahiy ile aklın çelişmediğini savundu. Diğer tarafta Gazzâlî (1058-1111) Tehâfütü’l-felâsife adlı eserinde filozofların bazı görüşlerini eleştirdi; özellikle âlemin ezelîliği, Allah’ın cüz’îleri bilmesi ve bedenlerin dirilişi konularında. İbn Rüşd bu eleştiriye Tehâfütü’t-Tehâfüt ile cevap verdi.
Bu tartışma, İslam düşüncesinin tek tip olmadığını gösterir. Kelâm, fıkıh, tasavvuf ve felsefe birbirini etkileyen alanlar olarak gelişti. Mantık ilminin kelâm ve fıkıh usulüne yansıması da dikkat çekicidir. Mantığın İslam düşüncesindeki yeri için mantık ilmi yazısı ayrıca okunabilir.
Felsefe mektebi olarak Bağdat
Bağdat’taki Mesihî Mantık Okulu, Yahyâ b. Adî (öl. 974) ve Matta b. Yûnus gibi mantıkçıların çevresinde şekillendi. Fârâbî de bu çevreden yetişti. Bu okullarda Aristoteles’in Organon külliyatı sırayla okunur, şerh edilir ve tartışılırdı. Ders programı, mantığın “ilimlerin aleti” kabul edilmesine dayanıyordu. Bu yaklaşım, mantığın diğer bilgi alanlarına da girmesini sağladı.
Müslüman düşünürlerin Aristoteles şerhleri yalnızca tekrar değil, yeni problemlerin tartışılması anlamına geliyordu. Örneğin İbn Sînâ’nın “uçan adam” gibi düşünce deneyleri, ruh ve bilinç tartışmalarında özgün bir katkı olarak değerlendirilir. Dolayısıyla Yunan felsefesinin Arapçaya aktarılması, pasif bir aktarmadan çok verimli bir yeniden düşünme sürecidir.
Felsefe ve doğa bilimleri
Felsefe, doğa bilimlerinin kavramsal çerçevesini sağladı. Hareket, zaman, mekân ve madde tartışmaları fizikte; ruh ve beden tartışmaları tıpta; mantık ve ispat tartışmaları ise matematikte kullanıldı. Bu ilişki sayesinde bilimsel bilgi, yalnızca pratik tarifler olmaktan çıkıp açıklayıcı teorilere dönüştü. Bu bağlam, dünyanın yuvarlaklığı ve Müslüman coğrafyacılar gibi konulardaki akıl yürütmelerde de görülür.
Kavramların yeniden kurulması
Arapça felsefî dilin oluşması bir yönüyle Kur’an ve kelâm literatüründeki kavramların Yunan kavramlarıyla buluşmasıdır. “Vâcibü’l-vücûd” (varlığı zorunlu olan) ve “mümkinü’l-vücûd” ayrımı gibi kavramlar İbn Sînâ’nın sisteminde merkezî bir yer tuttu. Bu tür kavramlaşmalar Latin skolastik düşüncesinde de karşılık buldu. Dolayısıyla çeviri hareketi, dil, düşünce ve din arasındaki karşılıklı etkileşimin ürünüdür; bu etkileşim her iki tarafta da yeni sorular doğurmuştur.
Avrupa’ya aktarım
12. yüzyıldan itibaren Endülüs ve Sicilya’da Arapça felsefe metinleri Latinceye çevrildi. Bu faaliyet sayesinde Avrupa, Aristoteles’in birçok eserini Arapça şerhlerle birlikte tanıdı. Özellikle İbn Rüşd’ün şerhleri Avrupa üniversitelerinde okutuldu. Bu aktarımın ayrıntıları Toledo Tercüme Okulu ve Endülüs bilimi yazılarında bulunabilir. Ayrıca Bîrûnî gibi bilginlerin bilimsel yöntemi için Bîrûnî’nin ölçüm çalışması ilginç bir örnektir.
Sıkça Sorulan Sorular
Hangi Yunan filozofları Arapçaya çevrildi?
Aristoteles’in mantık ve fizik eserleri, Eflatun’un bazı diyalogları, Plotinos’a atfedilen metinler (Aristoteles’in Teolojisi adıyla), Galen ve Hipokrat gibi hekimlerin kitapları öne çıkar.
Dinî çevreler felsefeye karşı mıydı?
Tutum tektip değildir. Gazzâlî gibi bazı âlimler belirli felsefî görüşleri eleştirirken, Kindî, Fârâbî, İbn Sînâ ve İbn Rüşd gibi filozoflar dinle felsefenin uzlaşabileceğini savundu. Bu tartışma yüzyıllar boyunca sürdü.
Felsefe bilim gelişimine nasıl katkı yaptı?
Mantık, delil ve kategori düzenlemesi bilimsel yazının yapısını etkiledi. Ayrıca bilim ve felsefe arasındaki sınırların esnek olduğu bir ortamda tıp, astronomi ve matematik felsefî temellerle de tartışıldı.
Çeviriler Latince aracılığıyla Avrupa’ya nasıl ulaştı?
12. yüzyıldan itibaren Toledo ve Sicilya’da Arapça metinler Latinceye çevrildi. İbn Rüşd’ün Aristoteles şerhleri Avrupa üniversitelerinde yaygın biçimde okundu.
Editör: Dualarla Editör Kurulu (İlahiyat alanında eğitim almış editörler) · Son güncelleme: · Kaynaklar: TDV İslâm Ansiklopedisi, "Felsefe" ve "Kindî" maddeleri; Dimitri Gutas, Greek Thought, Arabic Culture, 1998; Majid Fakhry, A History of Islamic Philosophy, 2004; Ömer Mahir Alper - Mustafa Çağrıcı (haz.), İslam düşüncesi üzerine çalışmalar
İman ve Akaid hakkında sık sorulan sorular
80 sorunun tamamı →Bu içerik faydalı oldu mu?
Geri bildiriminiz içeriklerimizi geliştirmemize yardım eder.
Kaynakça
- TDV İslâm Ansiklopedisi, "Felsefe" ve "Kindî" maddeleri
- Dimitri Gutas, Greek Thought, Arabic Culture, 1998
- Majid Fakhry, A History of Islamic Philosophy, 2004
- Ömer Mahir Alper - Mustafa Çağrıcı (haz.), İslam düşüncesi üzerine çalışmalar
Genel kaynaklarımız için Kaynakça sayfasına bakınız. Fetva için: Diyanet İşleri Başkanlığı, Alo 190.