🤲 Benim İçin Dua Et Giriş

Dârüşşifa ve Bimarhaneler: İslam’da Hastane Tarihi

Bilim Dalları ve BuluşlarGüncelleme: 5 Ağustos 202610 dk okuma

İslam dünyasında hastane geleneği: Emevî ve Abbâsî bimarhaneleri, Adudî, Nûreddin ve Kalavun hastaneleri, Divriği ve Kayseri şifahaneleri, Edirne Darüşşifası.

Bu yazıda öğrenecekleriniz

  • Kelimeler ve ilk örnekler
  • Büyük örnekler: Adudî, Nûrî ve Mansûrî
  • Hastanenin işleyişi

Dârüşşifa ve bimarhane, İslam dünyasında hastaların ücretsiz tedavi edildiği, tıp eğitiminin verildiği ve çoğu vakıf gelirleriyle işletilen sağlık kurumlarıdır. Emevîler döneminde başlayan bu gelenek, Abbâsîler, Memlûkler, Selçuklular ve Osmanlılar döneminde gelişerek, Orta Çağ’ın en gelişmiş ve en kapsamlı hastane sistemlerinden birini oluşturmuştur.

Kelimeler ve ilk örnekler

“Bimarhane” Farsça “bîmâr” (hasta) ve “hâne” (ev) kelimelerinden, “dârüşşifa” ise Arapça “şifa evi” anlamından gelir. Kaynaklara göre Halife I. Velid (705-715) döneminde Şam’da hastaların bakıldığı bir yapı kuruldu; özellikle cüzzamlılar ve körlere yardım için düzenlemeler yapıldığı anlatılır. Abbâsîler döneminde Harun Reşid (786-809) Bağdat’ta bir hastane yaptırdı ve Cündişâpûr’dan gelen Bahtîşû ailesi gibi hekimler bu kurumlarda görev aldı. IX-X. yüzyıllarda Bağdat’ta birkaç hastane faaliyet gösterdi. Ebû Bekir er-Râzî’nin Bağdat’taki hastanenin başhekimi olduğu ve yeni hastane yeri seçerken etin çürüme hızını ölçtüğü rivayet edilir; bu anlatının ayrıntıları tartışmalıdır.

Büyük örnekler: Adudî, Nûrî ve Mansûrî

Büveyhî hükümdarı Adudüddevle’nin Bağdat’ta 982’de yaptırdığı el-Bîmâristânü’l-Adudî, onlarca hekimle çalışan büyük bir kurumdu. Şam’daki Nûreddin Mahmud Zengî’nin yaptırdığı Nûrî Bimarhanesi (1154) yüzyıllarca hizmet verdi; bugün müze olarak tıp tarihini sergiler. Kahire’de Memlûk Sultanı Kalavun’un yaptırdığı el-Bîmâristânü’l-Mansûrî (1284-1285), kaynaklarda yüzlerce yatak, ayrı koğuşlar, eczane, kütüphane ve ders salonlarıyla anlatılır. Bu kurumlar hasta kabulünde ücret almaz, hastalar iyileşene kadar kalırdı. Şifahanenin yapısında şadırvan ve bahçeler bulunması, hastaların psikolojik rahatına katkı sağlamak için düşünülmüştü. Hastanede kullanılan alet ve ilaçlar için İslam tıbbında cerrahi aletler ve Zehrâvî ve eczacılık ve akrabâdinler yazılarına bakılabilir.

Hastanenin işleyişi

İslam hastaneleri hastaları hastalık türüne göre ayrı koğuşlara yerleştirirdi: ateşli hastalıklar, göz hastalıkları, cerrahi, ruh hastalıkları, kadınlar için ayrı bölümler. Poliklinik hizmeti sunulur, gezici hekimler ve ilaç dağıtıcıları da vardı. Hekimlerin çalışma düzeni, nöbet ve çıraklık sistemine dayanır; öğrenciler hocalarıyla vizite yaparak eğitim görürdü. Hastanede kütüphane bulunur, ders verilir ve hekimlik izni (icazet) verilirdi. Kurumun masrafları bir vakıf gelirleriyle karşılandı; bu sayede hastane devlet bütçesinden bağımsız ve sürdürülebilir bir yapı oluşturdu. Vakıf sistemi hastanenin ayakta kalmasında belirleyiciydi.

Anadolu Selçuklu ve Beylikler dönemi

Anadolu’da Selçuklu döneminde birçok şifahane kuruldu. Kayseri’de Gevher Nesibe Sultan’ın adına 1206’da yapılan Gevher Nesibe Şifahanesi ve Tıp Medresesi, hastane ve tıp eğitimini bir arada gösteren önemli bir yapıdır. Divriği’de Mengücekoğulları döneminde Ahmed Şah ve eşi Turan Melek tarafından yaptırılan Ulu Camii ve Darüşşifa kompleksi (1228-1229), özellikle Turan Melek’in yaptırdığı darüşşifa kısmıyla bilinir ve UNESCO Dünya Miras Listesi’ndedir. Amasya’da İlhanlı döneminde yapılan Amasya Bimarhanesi (1308) ve Sivas Gök Medrese yanındaki Keykavus Şifahanesi (1217) de bilinir. Bu yapılar mimarî olarak avlulu, eyvanlı ve su kanallı bir düzen taşır. Müzikle tedavi geleneği için müzikle tedavi: Osmanlı şifahanelerinde musiki yazısına bakılabilir.

Osmanlı darüşşifaları

Osmanlı’da Bursa, Edirne ve İstanbul’da darüşşifalar kuruldu. Edirne’de II. Bayezid Külliyesi’ndeki Darüşşifa (1488), mimarî bütünlüğü ve hastalara yönelik hizmetleriyle öne çıkar: sıcak su, bahçe, şadırvan ve musiki ile tedavi uygulamaları anlatılır. İstanbul’da Fatih (1470’ler) ve Süleymaniye (1550’ler) darüşşifaları hizmet verdi. Bu kurumlar hekim, cerrah, kehhal (göz hekimi), eczacı ve bakıcı personele sahipti. Darüşşifaların bazıları ruh hastalarına da hizmet verdi; hastalar kafes odalarda dinlendirildi. Osmanlı dönemi hekimleri arasında Amasya’da çalışan Şerefeddin Sabuncuoğlu (1385-1468) cerrahi alanda önemli bir eser yazdı.

Tıp eğitimi ve hekim sınavları

İslam dünyasında hekimlik, yazılı sınav ve hastane tecrübesiyle öğrenilirdi. Abbâsî döneminde Halife Muktedir zamanında (931) hekimlerin sınava tabi tutulması için bir düzenleme yapıldığı aktarılır. Muhtesipler (çarşı denetçileri), hekimlerin ve eczacıların yetkinliğini denetlerdi. Hastane aynı zamanda araştırma ve gözlem mekânıydı; er-Râzî ve İbn Sînâ gibi hekimlerin kayıtları bu tecrübelerden doğdu. İbn Sînâ’nın eseri için El-Kânûn fi’t-Tıb: İbn Sînâ’nın Tıp Kanunu yazısına bakılabilir.

Mirası

Avrupa’da hastane kurumunun gelişmesinde İslam dünyasındaki bimarhanelerin etkisi tartışılır. Haçlı seferleri sırasında Şam ve Kahire’deki hastaneler bazı Avrupalılar tarafından görüldü. Ancak Avrupa’da hastane geleneği Hristiyan hayır kurumlarında da köklüdür; etkileşimin kapsamı tarihçilerce incelenmektedir.

Ruh sağlığı ve sosyal hizmet

Bimarhaneler yalnızca bedensel hastalıklara değil, ruhsal rahatsızlıklara da hizmet verdi. Şam, Kahire ve Fas’ta ruh hastaları için ayrı bölümler bulunduğu kaynaklarda anılır; hastalar zincirlenmek yerine ilaç, sakin bir ortam, müzik ve sohbetle tedavi edilmeye çalışılırdı. Ayrıca bazı bimarhaneler yoksullara yemek verme, yolculara barınma sağlama gibi sosyal işlevler de üstlendi. Bu geniş hayır anlayışı, vakıf kültürünün sağlık alanındaki yansımasıdır. Kurumların işleyişini belirleyen vakfiyeler, personelin görevlerini, maaşlarını ve hastaların hakkını ayrıntılı biçimde düzenlerdi.

Salgın hastalıklar ve karantina

Veba gibi salgınlar karşısında Müslüman dünyada fıkhî ve tıbbi tartışmalar yaşandı. Hadislerde bir yerde veba çıktığında oraya girilmemesi ve oradan kaçmamak gerektiği bildirilir (Buhârî, Tıb 30; Müslim, Selâm). İbnü’l-Hatîb gibi âlimler bulaşıcı hastalıkların temasla yayılabildiğini savundu. Osmanlı’da karantina uygulamaları XIX. yüzyılda yaygınlaştı ve darüşşifaların yerini zamanla modern hastaneler aldı. Çiçek aşılaması gibi koruyucu uygulamalar için aşı ve çiçek aşılaması: Osmanlı’dan Avrupa’ya yazısı okunabilir.

Sıkça Sorulan Sorular

İlk İslam hastanesi nerede kuruldu?

Kaynaklar, Emevî Halifesi I. Velid döneminde (yaklaşık 706-707) Şam’da hastalara yönelik bir yapının kurulduğunu aktarır; Abbâsîler döneminde Bağdat’ta bimarhaneler yaygınlaştı.

Divriği Darüşşifası neden önemlidir?

1228-1229’da Mengücekoğulları döneminde Ahmed Şah ve eşi Turan Melek tarafından yaptırılan Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası, mimarî özellikleri nedeniyle UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alır.

Bimarhanelerde tedavi ücretli miydi?

Genellikle vakıf gelirleriyle işletildikleri için hastalar zengin yoksul ayrımı gözetilmeksizin ücretsiz tedavi edilir, yemek ve barınma ihtiyacı karşılanırdı.

Editör: (İlahiyat alanında eğitim almış editörler) · Son güncelleme: · Kaynaklar: TDV İslâm Ansiklopedisi, "Dârüşşifâ" ve "Bîmâristan" maddeleri; Ekmeleddin İhsanoğlu, Osmanlı Bilimi Tarihi; Ahmed Süheyl Ünver, Türk Tıp Tarihi çalışmaları

İman ve Akaid hakkında sık sorulan sorular

80 sorunun tamamı →
YAPAY ZEKÂYA BU SAYFAYI SOR0 görüntülenme · 7 dk okuma

Sorunuz seçtiğiniz yapay zekâ hizmetinde yeni sekmede açılır; dini hükümler için Diyanet'e danışınız.

Bu içerik faydalı oldu mu?

Geri bildiriminiz içeriklerimizi geliştirmemize yardım eder.

Bu içerik nasıl hazırlandı? →

Kaynakça

  1. TDV İslâm Ansiklopedisi, "Dârüşşifâ" ve "Bîmâristan" maddeleri
  2. Ekmeleddin İhsanoğlu, Osmanlı Bilimi Tarihi
  3. Ahmed Süheyl Ünver, Türk Tıp Tarihi çalışmaları

Genel kaynaklarımız için Kaynakça sayfasına bakınız. Fetva için: Diyanet İşleri Başkanlığı, Alo 190.