Sosyolojinin Öncüsü Sayılan İbn Haldûn ve Umran Kuramı
İbn Haldûn sosyolojinin kurucusu mu? Umran, asabiyet ve devlet döngüsü kuramları, Avrupa'daki keşfi ve bu iddiaya yönelik eleştiriler dengeli biçimde anlatılıyor.
- Avrupa'da keşfi
- Umran ilmi
- Asabiyet ve devlet döngüsü
İbn Haldûn, asabiyet, umran ve devlet döngüsü kuramlarıyla 19. yüzyıldan itibaren “sosyolojinin öncüsü” olarak anılır. Bu nitelendirme onun özgünlüğünü vurgular; ancak kendi geleneği içinde kaldığını ve modern sosyoloji kavramlarını bilmediğini de dikkate alan dengeli bir değerlendirme gerekir.
Avrupa’da keşfi
İbn Haldûn’un Mukaddime’si Avrupa’da 19. yüzyılda dikkat çekti. Fransız şarkiyatçı Silvestre de Sacy ve Quatremère gibi isimler eserin metnini ve çevirilerini yayımladı. Daha sonra 20. yüzyılda Franz Rosenthal’in İngilizce çevirisi (1958) ve Arnold Toynbee’nin “bir milletin ürettiği en büyük eser” yönündeki övgüsü, eserin Batı’da tanınmasına büyük katkı yaptı. Toynbee’nin bu sözü sık sık alıntılanır ancak kendi tarihsel yaklaşımına bağlı bir değerlendirme olarak okunmalıdır.
Türkiye’de ise Mukaddime Osmanlı döneminde Pîrîzâde Mehmed Sahib tarafından Türkçeye çevrildi ve 19. yüzyıl aydınları arasında ilgi gördü. Cumhuriyet döneminde Zeki Velidi Togan gibi bilginler İbn Haldûn üzerine çalıştı. Eserin okunuşu zamana göre değişti.
Umran ilmi
İbn Haldûn, kendi bilimini “umran ilmi” (ilmü’l-umran) olarak adlandırır. Bu ilim, insanların toplu hayatını, bu hayatın doğal özelliklerini ve nedenlerini inceler. Ona göre tarihî olayların gerçekliğini anlamak için toplumların nasıl işlediğini bilmek gerekir. Umran ilminin konusu insanlar arası ilişkiler, geçim yolları, şehir ve kırsal hayat, yönetim şekilleri, ilim ve sanatlardır. Bu bakış, tarih yazıcılığına bir tür yöntem olarak bağlanır.
İbn Haldûn’un yaklaşımında “tabiat” kavramı önemlidir; yani toplumların kendine özgü yasalara göre işlediği varsayılır. Bu nedenle sebepler olağanüstü etkenlerle değil, iklim, coğrafya, geçim biçimi ve siyasi örgütlenme ile açıklanır. Bu yaklaşım dinî inançla çelişmez; çünkü İbn Haldûn nihai sebebin Allah olduğunu kabul eder, ancak ikinci sebepler zinciri içinde toplumsal olguları inceler.
Asabiyet ve devlet döngüsü
İbn Haldûn’a göre bedevî toplumlarda asabiyet güçlüdür; çünkü zor şartlar insanları dayanışmaya iter. Güçlü asabiyete sahip topluluk, şehirlere hâkim olur ve devlet kurar. Devletin kurucu kuşağı sade yaşar, ikinci kuşak yönetim ve lüksü öğrenir, üçüncü kuşak ise rahata düşerek asabiyetini kaybeder. Bu noktada devlet vergileri artırır, paralı askerlere dayanır ve dışarıdan gelen yeni bir asabiyet karşısında yıkılır.
Kuram, özellikle Kuzey Afrika’daki Murabıtlar, Muvahhidler ve Merinîler gibi hanedanların yükselişi ve çöküşüne bakarak şekillenmiştir. Bu tarihî temel, kuramın sınırlarını da belirler. Osmanlı ve Memlüklerde ise askerî-bürokratik yapılar bu modelden farklı işlemiştir; örneğin Kâtip Çelebi’nin devlet için “doğum, büyüme, gerileme” evrelerinden söz etmesi İbn Haldûn’dan etkilenmiştir.
Ekonomi ve eğitim fikirleri
İbn Haldûn emeğin değer yaratmadaki rolünü, işbölümünün üretkenliği artırdığını ve vergi oranlarının düşük tutulmasının gelirleri artırabileceğini yazar. Bu fikirler daha sonra ekonomi tarihçileri tarafından incelenmiş ve bazı çağdaş ekonomi kuramlarıyla kıyaslanmıştır. Bu kıyaslamalar öğretici olsa da, kavramlar arasındaki tarihsel farkları unutmamak gerekir.
Eğitimde ise çocuklara sert davranmanın zararlı olduğunu, öğretimin kolaydan zora doğru ilerlemesi gerektiğini savunur. Bilginin yalnızca ezberle değil anlayışla kazanılacağını belirtir. Mantık ilminin yeri ve diğer ilimler hakkındaki değerlendirmeleri de bu eğitim anlayışıyla ilişkilidir.
Şehir, sanat ve gelir kaynakları
Mukaddime’nin geniş bölümü şehir hayatına ayrılmıştır. İbn Haldûn, şehirlerin ancak devletin gücü ve nüfus yoğunluğu ile kurulabileceğini, şehirde sanatların ve zanaatların çeşitlendiğini ve refah arttıkça lüks ihtiyaçların da çoğaldığını anlatır. Bu çoğalma bir yandan medeniyeti ileri taşırken, diğer yandan ahlâki gevşemeye ve mali yüke yol açar. Geçim yolları tarım, hayvancılık, ticaret ve sanat olarak ayrılır; bunların her birinin toplumsal sonuçları incelenir. Bu analiz, kurumları ve gündelik iktisadi etkinliği birlikte düşünmenin erken örneğidir.
Eleştirel değerlendirme
İbn Haldûn’u “sosyolojinin kurucusu” saymak, çoğu zaman 19. yüzyıl Avrupa’sının bilim anlayışına göre geçmişe bakmaktan kaynaklanır. Bazı araştırmacılar bu etiketin onu kendi bağlamından kopardığını belirtir. İbn Haldûn bir fıkıh bilgini, kadı ve devlet adamıdır; amacı bağımsız bir sosyal bilim kurmaktan çok, tarih yazımını sağlam temellere oturtmaktı. Yine de yaklaşımın sistematikliği ve toplumsal etkenlere verdiği önem, onu sosyal düşünce tarihinin vazgeçilmez ismi yapar.
Öte yandan, İbn Haldûn’un hiçbir önceli olmadığını söylemek de doğru değildir. Fârâbî’nin siyaset felsefesi, Mâverdî’nin devlet kuramı ve Nizâmülmülk’ün Siyasetnâme‘si gibi eserler, devlet ve toplum üzerine düşünme geleneğini oluşturmuştu. Bu geleneğin tarihî bağlamı için tarih yazıcılığı ve İbn Haldûn’un Mukaddime’si yazısı yararlıdır.
Bilim ve bilgi toplumu açısından
İbn Haldûn bilim hayatının canlılığını şehirleşme, refah ve siyasi istikrarla ilişkilendirir. Ona göre ilimler ve sanatlar, medeniyetin olgunlaşma evresinde gelişir; devlet çöktüğünde ise ilim merkezleri de zayıflar. Bu görüş, İslam biliminin neden duraksadığı tartışmasında sıkça başvurulan bir bakış açısıdır. Ancak bu bakış, tek başına yeterli kabul edilmez; çünkü farklı bölgelerde ilmî faaliyet farklı seyirler izlemiştir.
Tarım ve geçim kaynaklarının incelenmesi bakımından filâha geleneği, hayvanlara ve doğaya dair bilgi geleneği bakımından ise Câhiz’in eseri İbn Haldûn’un yaşadığı kültürel dünyanın zeminini gösterir. Şehir ve kartografya geleneği hakkındaki bilgi için kartografya ve kıble haritaları yazısı ek bağlam sunar.
Sıkça Sorulan Sorular
İbn Haldûn neden sosyolojinin öncüsü sayılır?
Mukaddime’de toplumsal yapıyı, ekonomiyi, eğitimi ve devlet değişimini dinî ya da kişisel nedenlere indirgemeden, toplumsal etkenlerle açıklamaya çalıştığı için. 19. yüzyıl Avrupa’sında yapılan okumalar bu özelliği öne çıkardı.
Asabiyet ne anlama gelir?
Asabiyet, aynı soy ya da çıkar çevresinde birleşen insanların dayanışma duygusudur. İbn Haldûn’a göre güçlü asabiyet devlet kurmayı sağlar, zayıflaması ise çöküşe zemin hazırlar.
Bu iddiaya itiraz eden var mı?
Evet. Bazı araştırmacılar İbn Haldûn’un modern sosyolojinin kurucusu sayılmasının anakronik olduğunu, onun kendi geleneğinin ilimlerine bağlı kaldığını söyler. Bu itirazlar da dikkate alınmalıdır.
İbn Haldûn Osmanlı’yı etkiledi mi?
Mukaddime’nin Osmanlı düşünürlerine etkisi görülür. Kâtip Çelebi ve Naîmâ gibi yazarlar devletin yaşam evreleri hakkındaki fikirlerinden yararlanmıştır.
Editör: Dualarla Editör Kurulu (İlahiyat alanında eğitim almış editörler) · Son güncelleme: · Kaynaklar: TDV İslâm Ansiklopedisi, "İbn Haldûn" maddesi; İbn Haldûn, Mukaddime; Muhsin Mahdi, Ibn Khaldun's Philosophy of History, 1957; Franz Rosenthal (çev.), The Muqaddimah, 1958
İman ve Akaid hakkında sık sorulan sorular
80 sorunun tamamı →Bu içerik faydalı oldu mu?
Geri bildiriminiz içeriklerimizi geliştirmemize yardım eder.
Kaynakça
- TDV İslâm Ansiklopedisi, "İbn Haldûn" maddesi
- İbn Haldûn, Mukaddime
- Muhsin Mahdi, Ibn Khaldun's Philosophy of History, 1957
- Franz Rosenthal (çev.), The Muqaddimah, 1958
Genel kaynaklarımız için Kaynakça sayfasına bakınız. Fetva için: Diyanet İşleri Başkanlığı, Alo 190.