Akıl Hastasının Malında Zekât Meselesi
Akıl hastasının malında zekât meselesi nedir? Hanefî mezhebinde sürekli ve geçici akıl hastalığı ayrımı, cumhurun görüşü ve velinin sorumluluğu açıklandı.
- Aklî ehliyet ve ibadet
- Hanefî mezhebinde hüküm
- Cumhurun görüşü
Hanefî mezhebine göre sürekli akıl hastalığı zekât yılını kapsıyorsa o dönem için zekât farz olmaz; hastalık geçici ise zekât devam eder. Cumhura göre ise akıl hastasının malında zekât farzdır ve veli, hastanın malından bunu çıkarır. Aklî ehliyet, ibadet sorumluluğunun temelidir ve konunun cevabı mezhebe göre değişir.
Aklî ehliyet ve ibadet
İslam hukukunda ibadetlerle yükümlü olmanın temel şartı akıldır. “Üç kişiden kalem kaldırılmıştır: Uyuyan kişi uyanıncaya kadar, çocuk büluğa erinceye kadar, deli (mecnûn) aklı başına gelinceye kadar” hadisi (Ebû Dâvûd, Hudûd 17; Tirmizî, Hudûd 1) bu ilkenin dayanağıdır. Akıl hastası bu sebeple namaz, oruç ve zekât gibi ibadetlerden sorumlu tutulmaz. Zekât ile ilgili şartlar ve hükümler zekâtın farz olmasının şartları yazısında özetlenmiştir. Çocukların malıyla ilgili benzer mantık için çocukların malından zekât verilir mi yazısına da bakılabilir.
Hanefî mezhebinde hüküm
Hanefî fıkhında akıl hastalığı iki türlü değerlendirilir:
- Sürekli (mutbık) akıl hastalığı: Zekât yılının tamamını veya büyük kısmını kaplayan hastalıkta, o yıl için zekât farz olmaz. Hanefî imamlarının bu süre ölçüsü konusunda ayrıntı farkları vardır; bu yüzden uygulamada tıbbi rapor ve müftü görüşü belirleyicidir.
- Kesintili (munkatı’) akıl hastalığı: Hasta zaman zaman iyileşiyorsa ve yıl içinde sağlıklı dönemleri bulunuyorsa, bu durum yıl şartını etkilemez; zekât yükümlülüğü devam eder.
Bu ayrım, hastalığın niteliği, süresi ve tıbbi tespit gerektirdiğinden, uygulamada hekim raporlarına ve müftü görüşüne başvurulmasını gerekli kılar. Günümüzde hastalığın türleri çeşitlendiği için, klasik tasnifin modern tıbbi tanılarla eşleştirilmesi gerekir. Hükümlü kişinin ehliyet durumu mahkeme kararı ile belirlenebilir.
Cumhurun görüşü
Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezhepleri, zekâtın malda fakirin hakkı olması sebebiyle, akıl hastasının malında da farz olduğunu söyler. Bu durumda zekâtı hastanın velisi (vasi veya kayyum) çıkarır. Bu görüşün dayanağı, zekâtın ibadet yönünden çok malî hak yönünün ağır basmasıdır. Dolayısıyla akıl hastasının kendisi sorumlu olmasa bile, malı fakirin hakkından ayrılmaz. Mezhepler arasındaki bu fark, sorunun cevabını kişinin uyduğu mezhebe bağlar.
Velinin görevi
Akıl hastasının malı, vasi veya kayyum tarafından korunur ve işletilir. Kayyum, hastanın mal varlığını israf etmemeli, hastanın bakımı ve ihtiyaçları için harcamalı ve gerektiğinde hukuk düzeni çerçevesinde hesap vermelidir. Türkiye’de vesayet mahkeme kararıyla gerçekleşir; vasi, mahkemenin denetimi altında hareket eder. Zekât konusunda vasi, kendi mezhebine göre hareket edebilir; ihtiyatlı olan, tartışmalı durumlarda çıkarılan zekâtın hastanın zararına olmayacak bir düzeyde tutulmasıdır. Hastanın malını korumak ve onun ihtiyaçlarını gözetmek, zekât tartışmasından önce gelen bir yükümlülüktür.
İyileşme sonrası
Hasta iyileştiğinde ve aklı yerine geldiğinde, malı nisaba ulaşıyorsa zekât yükümlüsü olur; zekât yılı bu tarihten itibaren hesaplanmaya başlar. Hanefî mezhebine göre hastalık döneminde geçen yıllar için kaza gerekmez. Cumhur ise hastalık döneminde vacip olan zekâtın, iyileşme sonrası değil, o dönemde vasi tarafından çıkarılması gerektiğini söyler. Vasi, bu zekâtı çıkarmamışsa, iyileşen kişi geçmişe dönük hesaplayıp ödeyebilir; bunun için geçmiş yılların zekâtına dair zekâtı unutmak ve geçmiş yılların zekâtı yazısı faydalıdır.
Fitre ve öşür
Çocuklarda olduğu gibi akıl hastalarında da öşür ve fitre konusunda Hanefî mezhebi mala bağlı bir yükümlülük görür. Hasta, bakmakla yükümlü olunan bir kişiyse, nafakasını üstlenen kişi onun adına fitre verir. Hastanın malı varsa, fitre ve öşür bu maldan da çıkarılabilir. Bu uygulama, mala bağlı yükümlülüklerin ehliyetten bağımsız olarak devam ettiğini gösterir.
Zekât alan olarak akıl hastası
Yoksul bir akıl hastası da zekât alabilecek sınıflar arasına girer. Zekât, hastanın velisine veya bakıcısına verilir ve hastanın ihtiyaçları için kullanılır. Hastaya bakan ailelerin yükü ağır olduğundan, bu durumdaki aileler fakir ve miskin sınıfında değerlendirilebilir. Sosyal destek kurumlarının yanında, zekâtın bu ailelere ulaşması önemli bir sorumluluktur. Hak sahiplerini belirleme için fakir ile miskin arasındaki fark yazısı kullanılabilir.
Günümüzdeki tıbbi ve hukukî durum
Klasik fıkıhtaki “cünun” kavramı, günümüzde psikiyatrik ve nörolojik pek çok tanıyı kapsayan geniş bir başlık hâline gelmiştir. Her ruhsal rahatsızlık, kişiyi ibadetten sorumsuz kılmaz; ehliyetin kalkması için aklın fiilen işlevini yitirmesi gerekir. Hafif depresyon, anksiyete gibi rahatsızlıklar ehliyeti ortadan kaldırmaz; ağır şizofreni, ileri demans gibi durumlarda ise karar mekanizması etkilenir. Bu sebeple hastalığın düzeyine karar verecek olan, uzman hekim raporu ve gerekirse mahkeme kararıdır. Kişi, durumundan emin değilse bir din görevlisinden fetva almalı ve hekim raporunu ona sunmalıdır. Hastalığı abartmak veya zekâttan kurtulmak için sorumluluktan kaçınmak ise dinen doğru değildir.
Demans ve yaşlılık durumları
Yaşlılıkta ortaya çıkan unutkanlık veya demans da benzer biçimde değerlendirilir. Hafif unutkanlık ehliyeti ortadan kaldırmaz; ileri derecede akıl yürütme yetisini kaybeden kişi ise akıl hastası hükmünde sayılabilir. Bu durumda yaşlı kişinin malının yönetimi çocuklarına veya vasisine geçer. Zekât konusunda aile, yaşlı yakınlarının mal varlığını dikkatle yönetmeli ve onun adına hak sahibi olanlara yardım ulaştırmalıdır. Ailede böyle bir durum varsa, emanet para ve altının zekâtını kim verir yazısındaki mülkiyet ve sorumluluk ayrımı da yol gösterici olabilir.
Sıkça Sorulan Sorular
Akıl hastasının malında zekât var mı?
Hanefîlerde sürekli akıl hastalığı hâlinde zekât düşer; cumhurda velisi hastanın malından zekât verir.
Geçici akıl hastalığında zekât düşer mi?
Hayır. Yıl içinde sağlıklı dönemler varsa zekât yükümlülüğü devam eder.
Hasta iyileşirse geçmiş yılların zekâtı gerekir mi?
Hanefîlere göre gerekmez. Cumhur ise bu zekâtın vasi tarafından çıkarılması gerektiğini kabul eder.
Zekâtı kim çıkarır?
Cumhur görüşünde hastanın velisi, vasisi veya kayyumu çıkarır.
Editör: Dualarla Editör Kurulu (İlahiyat alanında eğitim almış editörler) · Son güncelleme: · Kaynaklar: Ebû Dâvûd, Hudûd 17; Tirmizî, Hudûd 1; TDV İslâm Ansiklopedisi, "Cünûn" ve "Zekât" maddeleri; Diyanet İşleri Başkanlığı, İlmihal (Zekât bölümü)
İman ve Akaid hakkında sık sorulan sorular
80 sorunun tamamı →Bu içerik faydalı oldu mu?
Geri bildiriminiz içeriklerimizi geliştirmemize yardım eder.
Kaynakça
- Ebû Dâvûd, Hudûd 17
- Tirmizî, Hudûd 1
- TDV İslâm Ansiklopedisi, "Cünûn" ve "Zekât" maddeleri
- Diyanet İşleri Başkanlığı, İlmihal (Zekât bölümü)
Genel kaynaklarımız için Kaynakça sayfasına bakınız. Fetva için: Diyanet İşleri Başkanlığı, Alo 190.