Selâhaddîn-i Eyyûbî: Hayatı, Hıttîn ve Kudüs’ün Fethi
Selâhaddîn-i Eyyûbî'nin hayatı: Mısır vezirliği, Fâtımî hilafetinin sonu, Hıttîn zaferi, Kudüs'ün fethi, Üçüncü Haçlı Seferi, karakteri ve 1193'teki vefatı.
- Doğumu ve Yetişmesi
- Mısır'da Yükseliş
- Nûreddin ile İlişki ve Suriye'nin Alınışı
Selâhaddîn-i Eyyûbî (1137/38-1193), Eyyûbîler Devleti’nin kurucusu ve Haçlılara karşı mücadelenin en ünlü komutanıdır. Fâtımî hilafetine son verdi, Suriye ve Mısır’ı birleştirdi, 1187 Hıttîn zaferinin ardından Kudüs’ü fethetti. Cömertliği, adaleti ve düşmana karşı insani tavrıyla hem Müslüman hem Hristiyan kaynaklarda saygıyla anılır.
Doğumu ve Yetişmesi
Selâhaddîn Yûsuf b. Eyyûb, Tikrit kalesinde doğdu. Babası Necmeddin Eyyûb, Tikrit valisiydi. Tikrit’ten ayrıldıktan sonra aile Musul’a, ardından Nûreddin Zengî’nin Şam’ına geçti. Gençliğinde Şam’da ilim ve askerlik eğitimi aldı; dindar, Şâfiî mezhebine bağlı biri olarak yetişti. Amcası Şîrkûh’un yanında askerî görevlere katıldı. Kaynaklar onun gençlikte eğlenceye değil ilim meclislerine ilgisini vurgular, ancak bu tasvirler dönemin övgü üslubunu da içerir.
Mısır’da Yükseliş
Nûreddin’in emriyle Şîrkûh, 1164, 1167 ve 1168-1169 yıllarında Mısır’a seferler yaptı. Selâhaddîn bu seferlere katıldı ve İskenderiye savunmasında ün kazandı. Şîrkûh’un 1169’daki ölümü üzerine Selâhaddîn Fâtımî halifesi el-Âdid’in veziri oldu. Zamanla Mısır ordusunu ve idaresini kendi güvendiği kişilere devretti, Sünnî medreseler kurdu. 1171’de el-Âdid’in ölümüyle Fâtımî hilafetini kaldırdı ve Abbâsî halifesi adına hutbe okuttu. Bu adım, Mısır’ın yüzyıllarca süren Şiî-İsmâilî idaresini sona erdirdi (Eyyûbîler Devleti).
Nûreddin ile İlişki ve Suriye’nin Alınışı
Selâhaddîn ve Nûreddin arasındaki ilişki, kaynaklara göre zaman zaman gergindi. Selâhaddîn, Mısır’ı bağımsız bir üs olarak güçlendirdi ve Nûreddin’in Mısır’a gelme tehdidinden endişe etti. Nûreddin 1174’te ölünce küçük oğlu es-Sâlih İsmâil’in vasiliği tartışması çıktı. Selâhaddîn Şam’a girdi, Hama ve Humus’u aldı, Halep çevresiyle mücadele etti. Musul’daki Zengî kolu ile savaşlar 1180’lere kadar sürdü. Sonuçta Selâhaddîn, Suriye ve Mısır’ı tek hâkimiyet altında birleştirdi (Nûreddin Mahmud Zengî).
Hıttîn Zaferi (4 Temmuz 1187)
Selâhaddîn, 1187’de Haçlı şövalyesi Renaud de Châtillon’un Kerek yakınında bir kervanı basması ve ateşkesi bozması üzerine Haçlılarla savaşı kaçınılmaz buldu. Tiberya çevresinde Haçlı ordusunu susuz ve sıcak bir araziye çekti. 4 Temmuz’da Hıttîn Boynuzları (Karnı Hıttîn) denen yerde ordu yok edildi. Kral Guy de Lusignan ve Renaud esir alındı. Rivayete göre Selâhaddîn Renaud’yu kendi eliyle öldürdü; çünkü o Müslüman hacılara karşı eşkıyalık yapmış ve Hz. Peygamber’e hakaret etmişti. Guy ise serbest bırakıldı. Bu zafer Haçlı Doğu’sunu askerî bakımdan çökertti.
Kudüs’ün Fethi (2 Ekim 1187)
Hıttîn’in ardından Selâhaddîn Akka, Nablus, Yafa, Beyrut ve Askalan’ı aldı, ardından Kudüs’ü kuşattı. Şehirdeki Haçlı komutan Balian d’Ibelin ile müzakere sonucu teslim anlaşması yapıldı. 2 Ekim 1187’de (27 Receb 583, İsrâ ve Mîrac gecesi) Müslümanlar Kudüs’e girdi. Şehirde toplu katliam yapılmadı; erkekler belirli bir fidye karşılığında, kadınlar ve çocuklar daha düşük bir miktarla serbest bırakıldı; fidye ödeyemeyenler için sultan ve kardeşi el-Âdil fidyenin bir kısmını bağışladı. Kutsal Kabir Kilisesi’ne zarar verilmedi. Mescid-i Aksâ’daki haçlar kaldırıldı ve mihrap temizlendi. 1099’da Haçlıların Kudüs’te yaptığı katliamla karşılaştırıldığında bu tavır, Hristiyan tarihçiler tarafından da övülmüştür.
Üçüncü Haçlı Seferi ve Remle Antlaşması
Avrupa’dan gelen Haçlılar 1189-1191’de Akka’yı kuşattı. Selâhaddîn şehri savunmaya çalıştı fakat 1191’de Akka düştü. İngiltere Kralı Richard, Arsuf’ta Selâhaddîn’i yendi (7 Eylül 1191) ve Yafa’ya ilerledi. Ancak Kudüs’ü alma teşebbüsleri başarısız kaldı. Sultan ile Richard arasında Remle’de (2 Eylül 1192) yapılan antlaşmaya göre kıyı şeridi Haçlılarda, Kudüs Müslümanlarda kaldı; Hristiyan hacıların Kudüs’ü ziyareti serbest bırakıldı. Selâhaddîn ve Richard arasındaki şövalyece mektuplaşmalar ve hediyeleşmeler (hastalanan Richard’a şifacı ve meyve göndermesi gibi) kaynaklarda anlatılır; bazıları sonradan eklenen anekdotlar olabilir.
Karakteri ve İdaresi
Yakın arkadaşı İbn Şeddâd, Selâhaddîn’in sade yaşadığını, Kur’an ve hadis meclislerine düşkün olduğunu, cömert ve merhametli olduğunu aktarır. Ölümünde geride yalnızca birkaç dirhem ve bir miktar mal bıraktığı, bütün serveti dağıttığı söylenir. Tarihçiler, bu tasvirlerin kısmen idealleştirilmiş olabileceğini, ancak genel tablonun dönemin Hristiyan kaynaklarıyla da uyumlu olduğunu belirtir. Adalet divanı kurdu, fakirlere yardım etti, medrese ve hastaneleri himaye etti.
Vefatı ve Mirası
Selâhaddîn, 4 Mart 1193’te Şam’da hastalıktan öldü ve Emevî Camii’nin yanında bir türbeye gömüldü. Ölümünden sonra devleti oğulları ve kardeşi el-Âdil arasında paylaşıldı. Haçlılara karşı mücadelesi sonraki Memlük sultanlarına örnek oldu. Doğuda ise aynı dönemde Anadolu Selçuklu Devleti ve Memlükler farklı biçimlerde bölgenin kaderini şekillendirdi.
Selâhaddîn’in Dinî ve İlmî Siyaseti
Selâhaddîn Sünnî çizgiyi güçlendirmeye büyük önem verdi. Kahire’de Şâfiî ve Mâlikî medreseleri kurdu (Nâsırıyye ve Kâmiliyye gibi), Kahire ve İskenderiye’de eğitim kurumlarını destekledi. Sufi hankahlarını (Sa’îdü’s-Su’adâ Hankahı) himaye etti. Dönemin âlimleri ve kadıları ile yakın ilişki kurdu; Kâdî el-Fâdıl onun baş yazıcısı ve danışmanıydı. Bu dinî yaklaşım, Şiî Fâtımî mirasından Sünnî çoğunluğa dönüşün kültürel temelini oluşturdu. Aynı zamanda eleştirmenler, Selâhaddîn’in Fâtımî dönemi kütüphanelerinin dağılmasına ve bazı kurumların kapanmasına yol açtığını belirtir; bu konu modern tarihçilerce farklı değerlendirilir.
Batı Kaynaklarında Selâhaddîn
Haçlı kronikçileri ve sonraki Avrupa edebiyatı Selâhaddîn’i genellikle şövalyece ahlakı olan, cömert ve asil bir düşman olarak gösterir. Dante, İlahi Komedya’da onu iyi insanlar arasında anar. Walter Scott’ın “Talisman” romanı ve diğer edebî eserler bu imajı yaygınlaştırdı. Müslüman dünyada ise 19. ve 20. yüzyıllarda Selâhaddîn, İslam birliğinin ve direnişinin sembolü olarak yeniden anıldı. Her iki imajın da tarihsel gerçeklikten bir miktar uzaklaşmış olabileceği, akademik çalışmalarda dikkatle ele alınır.
Selâhaddîn Döneminin Eleştirel Değerlendirmesi
Tarihçiler Selâhaddîn’in başarılarını kabul etmekle birlikte bazı eleştirel noktalara da dikkat çeker: Müslüman rakiplerle (Zengîler, Musul, Halep) savaşları nedeniyle Haçlılara karşı mücadeleye ayırdığı zaman sınırlı kaldı. Kudüs’ün fethinden sonra Tir (Sûr) kenti alınamadı ve bu, Üçüncü Haçlı Seferi’nin gelmesini kolaylaştırdı. Mali yükü ağırdı; seferlere dayalı ekonomi vergiyi artırdı. Yine de Kudüs’ün fethi ve onun adaletli yönetimi, onun tarihî itibarının ana kaynağıdır.
Selâhaddîn’in hatırası, güç ile adaletin, savaş ile insaniyetin birlikte yürütülebileceğine dair bir ideal olarak yaşamaya devam eder; bu ideal tarihî gerçekliği aşan bir anlam kazanmıştır.
Sıkça Sorulan Sorular
Selâhaddîn Eyyûbî nerede doğdu?
1137 veya 1138’de, bugünkü Irak’ta bulunan Tikrit’te doğdu.
Kudüs’ü ne zaman fethetti?
2 Ekim 1187’de, Hıttîn zaferinden sonra, müzakere ile teslim aldı.
Remle Antlaşması neyi içerir?
1192’de Kudüs’ün Müslümanlarda kalmasını, Haçlıların kıyı şeridini elinde tutmasını ve Hristiyan hacıların Kudüs’ü ziyaretini düzenledi.
Selâhaddîn nasıl öldü?
4 Mart 1193’te Şam’da hastalıktan öldü ve Emevî Camii yanındaki türbeye gömüldü.
Editör: Dualarla Editör Kurulu (İlahiyat alanında eğitim almış editörler) · Son güncelleme: · Kaynaklar: TDV İslâm Ansiklopedisi, "Selâhaddîn-i Eyyûbî" md.; İbn Şeddâd, en-Nevâdirü's-Sultâniyye; İmâdüddîn el-İsfahânî, el-Fethu'l-Kussî; Stanley Lane-Poole, Saladin and the Fall of the Kingdom of Jerusalem
İman ve Akaid hakkında sık sorulan sorular
80 sorunun tamamı →Bu içerik faydalı oldu mu?
Geri bildiriminiz içeriklerimizi geliştirmemize yardım eder.
Kaynakça
- TDV İslâm Ansiklopedisi, "Selâhaddîn-i Eyyûbî" md.
- İbn Şeddâd, en-Nevâdirü's-Sultâniyye
- İmâdüddîn el-İsfahânî, el-Fethu'l-Kussî
- Stanley Lane-Poole, Saladin and the Fall of the Kingdom of Jerusalem
Genel kaynaklarımız için Kaynakça sayfasına bakınız. Fetva için: Diyanet İşleri Başkanlığı, Alo 190.