Kader ve Kaza ile İlgili Sık Sorulan Sorular
Kader ve kaza hakkında en çok sorulan sorular: irade, sorumluluk, ecel, rızık, levh-i mahfuz, imtihan, tevekkül, musibet, duanın kaderi değiştirmesi ve yanlış inanışlar.
Kadere iman, imanın altı şartından biridir. Ancak bu konu, çoğu zaman en çok soru işareti bırakan konudur. "Her şey yazılmışsa ben neden sorumlu tutuluyorum?", "Ecel değişir mi?", "Dua kaderi değiştirir mi?", "Başıma gelen bu sıkıntı benim suçum mu?" gibi sorular herkesin aklına gelir. Bu sayfada kader ve kaza ile ilgili en sık sorulan soruları bir araya getirdik. Kaderin tanımı, kulun iradesi ve sorumluluğu, ecel ve rızık, levh-i mahfuz, hayır ve şer, imtihan, tevekkül ile tedbir arasındaki denge, musibet karşısında sabır, duanın ve tövbenin yeri, bir de halk arasında yaygın olan yanlış inanışlar tek tek ele alındı.
Cevaplar Ehl-i Sünnet çizgisinde, Mâtürîdî ve Eş'arî âlimlerin ortak kabullerini esas alarak, Diyanet İşleri Başkanlığı ilmihal anlayışına uygun ve sade bir dille hazırlandı. Âlimler arasında görüş farkı bulunan noktalarda bu durum ayrıca belirtildi. Kader konusu insan aklının sınırlarını zorlayan bir alandır; burada okuduklarınız genel bilgi niteliğindedir. Kendi durumunuza özel kesin bir hüküm ya da daha derin bir açıklama için bağlı bulunduğunuz müftülüğe veya Alo 190 Dinî Sorular Hattı'na danışmanızı tavsiye ederiz.
80 soru ve cevap · 9 başlık
Kader ve Kaza Nedir
Kader nedir, kısaca nasıl anlatılır?
Kader, Allah'ın olmuş ve olacak her şeyi ezelî ilmiyle bilmesi ve bir ölçüye göre takdir etmesidir. Kelimenin kökü "ölçü, miktar" anlamına gelir. Yani kader, kâinatın ve insan hayatının rastgele değil bir plan ve ölçü içinde yürümesidir. Allah zamanın dışındadır; geçmiş, şimdi ve gelecek O'nun ilminde aynı anda bilinir. Bu bilme, insanı zorlamak değildir. Kadere iman, "hayatımın başıboş olmadığına, her şeyin bir hikmetle takdir edildiğine inanıyorum" demektir.
Kaza nedir, kaderden farkı var mı?
Kaza, Allah'ın ezelde takdir ettiği şeylerin zamanı gelince gerçekleşmesidir. Kader plandır, kaza o planın uygulanmasıdır. Bir örnekle anlatmak gerekirse: bir binanın projesi kader, binanın yapılması kazadır. Bu iki kelime günlük dilde birlikte "kader ve kaza" ya da "kaza ve kader" şeklinde kullanılır. Bazı âlimler ikisinin yerini ters sırada tanımlar; sonuç aynıdır. Namazda geçen "kaza" kelimesi ise bambaşka bir anlam taşır ve vakti çıkmış namazı sonradan kılmayı ifade eder.
Kadere iman imanın şartlarından biri mi?
Evet. Âmentü'de sayılan altı iman esasının son maddesi "kadere, hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna inanmak"tır. Diğer beş esas Allah'a, meleklere, kitaplara, peygamberlere ve ahirete imandır. Kadere iman, Allah'ın ilminin ve kudretinin sınırsız olduğunu kabul etmenin tabii sonucudur. Çünkü hiçbir şeyi bilmeyen ya da olaylara gücü yetmeyen bir ilah düşünülemez. Bu yüzden kadere iman aslında Allah'a imanın bir parçasıdır.
Allah her şeyi biliyorsa ben neden sorumluyum?
Çünkü Allah'ın bilmesi, sizi o işe zorlaması demek değildir. Bilgi, bilinen şeyin sebebi olmaz. Siz yarın bir seçim yapacaksınız; Allah o seçimi ezelden bilir, ama seçimi yapan sizsiniz. Bir öğretmenin öğrencisini tanıyıp "bu çocuk sınavı geçer" demesi, öğrencinin başarısını onun yerine kazanmaz. Allah'ın ilmi sizin tercihinize tâbidir, tercihiniz O'nun ilmine mahkûm değildir. Sorumluluğun kaynağı, akıl sahibi olmanız ve seçme gücünüzün bulunmasıdır.
Levh-i mahfuz nedir, her şey orada mı yazılı?
Levh-i mahfuz, "korunmuş levha" anlamına gelir ve Allah'ın her şeyi kayıt altında tuttuğunu anlatan bir ifadedir. Kur'an'da kâinatta olup biten hiçbir şeyin kayıt dışı kalmadığı bildirilir. Bunun nasıl bir kayıt olduğu gayb alanına girer; kâğıt ve kalemle düşünmek doğru olmaz. Levh-i mahfuz bir emir listesi değil, bir bilgi kaydıdır. Yani orada yazılı olduğu için bir şey olmaz; olacağı bilindiği için yazılıdır.
Kader konusunda hangi mezhepler ne der?
Ehl-i Sünnet içinde iki büyük kelam ekolü vardır. Mâtürîdîler kulun cüz'î iradesini daha belirgin bir güç olarak görür. Eş'arîler ise kulun fiilinde Allah'ın yaratmasını öne çıkarır, kulun payını "kesb" yani kazanma olarak açıklar. İki görüş de kulun sorumlu olduğunda birleşir. Tarih içinde kalan Cebriyye insanı tamamen iradesiz saymış, Kaderiyye ise kaderi büsbütün reddetmiştir. Ehl-i Sünnet bu iki aşırı ucun ortasında durur.
Cebriyye ve Kaderiyye ne demektir?
Cebriyye, insanın hiçbir iradesi olmadığını, rüzgârda sürüklenen yaprak gibi davrandığını savunan görüştür. Bu görüş kabul edilirse ceza da sevap da anlamsız kalır. Kaderiyye ise insanın fiillerini tamamen kendisinin yarattığını, Allah'ın bunda payı olmadığını iddia eder. Bu da Allah'ın kudretini sınırlamak olur. Ehl-i Sünnet âlimleri her iki görüşü de hatalı bulmuştur. Doğru çizgi, fiili yaratanın Allah, onu tercih edip isteyenin kul olmasıdır.
Sünnetullah ne anlama gelir?
Sünnetullah, Allah'ın kâinatta koyduğu değişmez kanunlardır. Suyun kaynaması, tohumun yeşermesi, adaletin toplumu ayakta tutması, zulmün yıkıma götürmesi bu kanunlar içindedir. Kader, bu düzenin dışında keyfî bir işleyiş değildir; aksine bu düzenin kendisi kaderin bir parçasıdır. Bu yüzden Müslüman sebeplere sarılır. Çalışmadan kazanç, ekmeden hasat, tedbir almadan güvenlik beklemek sünnetullaha aykırıdır ve "kadere bırakmak" sayılmaz.
Kaderi anlamaya çalışmak doğru mu, yoksa günah mı?
Anlamaya çalışmak günah değildir; aksine düşünmek ve öğrenmek teşvik edilmiştir. Yalnız bir sınır vardır: kaderin iç işleyişi, Allah'ın ilminin mahiyeti gibi konular insan aklının kavrayışını aşar. Âlimler bu alanda uzun uzun tartışmaya girmek yerine "inanıyorum, ama her ayrıntısını kavrayamam" demeyi tavsiye eder. Kalbinize vesvese veren noktada durmak, okumaya ve sormaya devam etmek en sağlıklısıdır. Takıldığınız yerde müftülüğe ya da Alo 190'a danışabilirsiniz.
Vesvese →Vesvese Anında Okunacak Dua →İman ve Akaid Soruları →
İrade, Sorumluluk ve Kulun Payı
Cüz'î irade nedir, külli irade nedir?
Külli irade, Allah'ın sınırsız dilemesi ve yaratma gücüdür. Cüz'î irade ise insana verilen küçük ama gerçek seçme gücüdür. Elinizi kaldırmak ya da kaldırmamak, doğruyu söylemek ya da yalana sapmak sizin tercihinizdir. Bu tercih sizi sorumlu kılar. Tercihinizin hayata geçmesi, yani fiilin meydana gelmesi ise Allah'ın yaratmasıyla olur. Yani niyet ve yöneliş kuldan, var etme Allah'tandır. Bu ikisini birbirine karıştırmamak kader konusunu anlamanın anahtarıdır.
"Kaderim böyleymiş" diyerek günahı mazeret gösterebilir miyim?
Hayır. Bu, kaderin en çok istismar edilen tarafıdır. Günahı işlerken özgürce tercih eden insan, sonrasında suçu kadere yüklemeye kalkamaz. Hz. Ömer'in, hırsızlığını kadere bağlayan bir kişiye cezayı uygularken verdiği cevap meşhurdur: ceza da kaderin içindedir. Kader, geçmişe bakıp ibret almak ve teslim olmak içindir; geleceğe bakıp tembellik ve sorumsuzluk için mazeret değildir. Yapılacak doğru şey tövbe etmek ve davranışı değiştirmektir.
Kötü fiili de Allah yarattıysa sorumlu kim olur?
Sorumlu, o fiili isteyen ve tercih eden kuldur. Bir benzetmeyle anlatalım: elektriği dağıtan kurum size enerji verir, siz o enerjiyle ısınabilir ya da bir zarar da verebilirsiniz. Enerjinin varlığı sizi suçsuz kılmaz. Allah kudretini kulun tercihine göre kullanmasına izin verir; bu da imtihanın gereğidir. Zorla iyi olan insan iyi sayılmaz. Kötülüğün yaratılması ile kötülüğün sevilmesi ve razı olunması ayrı şeylerdir; Allah kötülüğe razı olmaz.
İnsanın sorumlu olması için hangi şartlar gerekir?
Dinî sorumluluk için akıl, ergenlik ve ihtiyarî güç gerekir. Akıl sağlığını kalıcı olarak yitirmiş kişi, henüz ergenliğe girmemiş çocuk ve tercih gücü tamamen elinden alınmış kişi sorumlu tutulmaz. Zorlama altında yapılan bir söz veya fiil de aynı şekilde değerlendirilir. Buna "mükellef olmak" denir. Sorumluluk, verilen imkân kadardır. Kimse gücünün üstünde bir yükle imtihan edilmez; bu Kur'an'ın açık beyanıdır.
Yanlışlıkla yapılan bir iş kadere mi yazılır, günah mı olur?
Kasıtsız, unutarak ya da zorlama altında yapılan işlerden kul sorumlu tutulmaz. Peygamberimiz, hata, unutma ve zorlama hallerinde ümmetin sorumluluğunun kaldırıldığını bildirmiştir. Bu yüzden abdesti unutup namaza duran, oruçlu olduğunu hatırlamadan bir şey yiyen, yanlışlıkla bir zarar veren kişi günahkâr olmaz. Maddi zararın tazmini ayrı bir konudur ve hukuken ödenmesi gerekebilir. Ama kalbinde kasıt bulunmayan kişiye vicdan azabı yaşatmak doğru değildir.
Niyetim iyiydi ama sonuç kötü oldu; ne olur?
Niyet, amelin ruhudur. İyi niyetle başlanan bir işin sonucu beklediğiniz gibi çıkmazsa niyetinizin karşılığı kaybolmaz. Peygamberimiz amellerin niyetlere göre değerlendirildiğini bildirmiştir. Bununla birlikte iyi niyet, tedbirsizliği ve ihmali örtmez. Bir işi yapmadan önce gereken araştırmayı ve hazırlığı yapmak da niyetin bir parçasıdır. Sonuç elinizde değilse üzülmeyin; elinizde olan kısmı iyi yaptıysanız vazifeniz tamamdır.
Hidayet Allah'tansa benim çabamın anlamı ne?
Hidayet, doğru yola iletilmektir ve son tahlilde Allah'ın lütfudur. Ancak Kur'an, hidayeti isteyene ve o yolda yürümeye niyet edene verildiğini bildirir. Yani kapıyı açan Allah, kapıya yönelen kuldur. Bu yüzden dua etmek, öğrenmek, iyi çevrede bulunmak ve ibadete devam etmek anlamlıdır. Hidayeti istemeyen bir kalbe zorla iman yerleştirilmez. Her gün kalbinizin sabit kalması için dua etmek sünnettir.
Kalbim bazen imanda sağlam, bazen zayıf; bu kader mi?
İmanın dalgalanması insan tabiatının bir parçasıdır. Peygamberimiz kalplerin Allah'ın tasarrufunda olduğunu bildirmiş ve kalbin sabit kalması için dua etmiştir. Bu durumu kadere teslim olup bırakmak yerine, imanı besleyen işlere yönelmek gerekir: namazı aksatmamak, Kur'an okumak, zikir, iyi arkadaş ve ilim meclisi. Zayıf dönemlerde ibadeti tamamen bırakmak en büyük hatadır. Az ama devamlı amel, çok ama kesintili amelden hayırlıdır.
Kalpler Rahmân'ın İki Parmağı Arasındadır →Az da Olsa Devamlı Amel →Kalp →
Kaderi düşünmek bana vesvese veriyor, ne yapmalıyım?
Bu şikâyet çok yaygındır ve iman zayıflığı işareti değildir. Şeytan en çok kader, Allah'ın zatı ve gayb konularında vesvese verir. Böyle bir düşünce geldiğinde onunla tartışmaya girmemek, zihni meşgul eden soruyu bir kenara bırakmak ve "Allah'a inandım" deyip işinize dönmek tavsiye edilir. Eûzü okumak, abdest alıp iki rekât namaz kılmak da rahatlatır. Vesvese sıklaşıp hayatınızı zorlaştırıyorsa hem bir din görevlisinden hem de gerekirse bir hekimden destek almaktan çekinmeyin.
Ecel, Rızık ve Takdir Edilen Paylar
Ecel nedir, değişir mi?
Ecel, her canlı için belirlenmiş ömür süresidir. Kur'an, eceli geldiğinde kimsenin bir an öne ya da arkaya alınmayacağını bildirir. Yani ölüm vakti Allah'ın ilminde bellidir. Bazı rivayetlerde sadaka ve sıla-i rahmin ömrü uzattığı bildirilir; âlimler bunu "Allah'ın ilminde o kişinin ömrünün o şekilde takdir edilmiş olması" biçiminde açıklar. Bu konuda farklı izahlar vardır. Pratik sonuç şudur: ölüm vakti bizden gizlidir, bu yüzden her gün hazırlıklı yaşamak gerekir.
Tedbirsizlikten ölen kişi de eceliyle mi ölmüş olur?
Evet, ölüm vakti takdir edilmiştir. Ancak bu, tedbirsizliği meşru kılmaz. Kemer takmamak, hız yapmak, bakımsız bir araç kullanmak, yangın tehlikesini görmezden gelmek sorumluluk doğuran ihmallerdir. Kader, tedbiri terk etmenin bahanesi olamaz. Peygamberimiz kendisi de savaşta zırh giymiş, hastalıkta tedaviye başvurmuş, deveyi bağlamayı emretmiştir. Yani sebeplere yapışmak kaderin bir parçasıdır, ona karşı çıkmak değildir.
Rızık takdir edilmişse çalışmanın anlamı ne?
Rızkın takdir edilmiş olması, çalışmadan geleceği anlamına gelmez. Takdir, sebeplerle birlikte takdirdir. Kuş da rızkı taksim edilmiş olduğu hâlde yuvasından çıkıp arar. Peygamberimiz, kişinin kendi elinin emeğiyle kazandığı rızkın en temiz kazanç olduğunu bildirmiştir. Çalışmak hem ibadettir hem de rızkın kapısıdır. Tevekkül, çalıştıktan sonra sonucu Allah'a bırakmaktır; çalışmadan beklemek tevekkül değil tembelliktir.
Rızık sadece para mıdır?
Hayır. Rızık, Allah'ın verdiği her nimeti kapsar. Sağlık, huzur, güvenli bir ev, iyi bir eş, hayırlı evlat, ilim, gönül genişliği ve vakit de rızıktır. Peygamberimiz asıl zenginliğin gönül zenginliği olduğunu bildirmiştir. Bu yüzden maddi imkânı az olan biri aslında başka alanlarda bol rızık sahibi olabilir. Rızkı yalnız banka hesabıyla ölçmek, insanı sürekli eksik hissettirir. Elinizdekileri saymak ve şükretmek, rızkı bereketlendiren bir yoldur.
Rızkımın bereketlenmesi için ne yapabilirim?
Helal kazanca dikkat etmek ilk şarttır; haram karışan kazançtan bereket kalkar. Sadaka vermek, akrabayı ziyaret etmek, alışverişte dürüst olmak, israftan kaçınmak ve şükretmek bereketi artıran yollar olarak bildirilmiştir. İşe besmeleyle başlamak, sabah erken kalkmak da tavsiye edilir. Dua etmek de bu yolun parçasıdır. Bereket, miktarın çokluğu değildir; azın yetmesi, yetenin huzur vermesidir.
Rızık Duası →Alışverişte Doğruluk Bereket Getirir →Bereket →
Kısmet ve nasip ile kader aynı şey mi?
Halk dilinde kısmet ve nasip, kaderin paylaşılmış kısmını anlatmak için kullanılır. Evlilik, iş, yolculuk gibi konularda "kısmet" denir. Dinî literatürde esas kavramlar kader, kaza ve rızıktır. Kısmet sözü yanlış değildir, ama "kısmetse olur" diyerek hiç adım atmamak doğru değildir. Hayırlı bir eş, hayırlı bir iş için araştırmak, danışmak ve dua etmek gerekir. Kısmet kapıya kadar gelmez; kapıyı açmak kula aittir.
Zengin ile yoksul arasındaki fark adaletsizlik değil mi?
Dünya hayatı bir imtihan yeridir; eşit dağıtım yeri değildir. Zengin, malıyla ve cömertliğiyle imtihan olur; yoksul, sabrıyla ve kanaatiyle. İkisinin de hesabı kendi şartlarına göre görülür. Ayrıca İslam, bu farkı kendi hâline bırakmaz: zekât, sadaka, komşu hakkı, yetim ve yoksulun gözetilmesi farz ve vacip kılınmıştır. Yani fark adaletsizlik değil, bir sorumluluk alanıdır. Asıl adaletin tam olarak tecelli edeceği yer ahirettir.
Kaderde bana yazılan sıkıntıyı Allah önceden biliyorsa neden vazgeçmedi?
Bu soru, dünyanın bir imtihan yeri olmasıyla ilgilidir. Hiç zorluk olmayan bir dünyada sabır, merhamet, fedakârlık, yardımlaşma gibi erdemler ortaya çıkmazdı. Zorluk, insanın hangi hamurdan olduğunu gösterir. Üstelik âlimler, kulun çektiği sıkıntıların ahirette kat kat karşılığının verileceğini bildirir. Burada kalbimizin tam kavramadığı bir hikmet alanı vardır. İnanan insan, göremediği hikmete güvenerek teslim olur ve bu teslimiyet ona huzur verir.
İmtihan →Musibetler Günahlara Kefarettir →Dünya Müminin Zindanıdır →
Ömrümün ne kadar kaldığını bilmek mümkün mü?
Hayır. Ecel vakti gayb bilgisidir ve kimseye bildirilmemiştir. Bu bilinmezlik aslında bir rahmettir; insanı her an hazırlıklı olmaya ve değerlendirmeye sevk eder. Bu yüzden kul hakkını geciktirmemek, helâlleşmek, vasiyetini yazmak ve tövbeyi ertelememek tavsiye edilir. Gelecek hakkında bilgi veren fal, medyum ve benzeri yollara başvurmak ise dinimizde kesin olarak yasaklanmıştır.
Hayır, Şer ve İmtihan
"Hayır ve şer Allah'tandır" ne demek?
Bu ifade, kâinatta Allah'ın dilemesi dışında hiçbir şeyin olmadığını anlatır. İyilik de kötülük de O'nun yaratmasıyla var olur. Ancak burada önemli bir ayrım vardır: Allah kötülüğü yaratır, fakat kötülüğü sevmez ve ona razı olmaz. Kötülüğü isteyen, tercih eden kuldur. Bu cümle "öyleyse kötülük yapmak serbesttir" anlamına gelmez. Tam tersine, kötülüğün de bir hesabı olduğunu hatırlatır.
Dünyada kötülük varsa Allah neden engellemiyor?
Çünkü dünya bir imtihan yeridir ve imtihanın şartı seçme özgürlüğüdür. Kötülük yapma imkânı elinden alınmış bir insan iyilikle övülemez. Allah kötülüğü yasaklamış, peygamberler ve kitaplar göndermiş, vicdanı uyarıcı kılmıştır. Kötülüğün karşılıksız kalmayacağı da bildirilmiştir. Zulmün hesabı mutlaka görülecektir; dünyada görülmezse ahirette görülür. Bize düşen, elimizden geldiğince kötülüğe engel olmaya çalışmaktır.
Masum çocukların çektiği acıyı nasıl anlamalıyım?
Bu, insanın en çok zorlandığı sorudur ve kolay bir cevabı yoktur. Âlimler şu noktaları hatırlatır: ergenlik çağına girmemiş çocuk günahsızdır, çektiği acının karşılığı ahirette fazlasıyla verilir. Ayrıca bu acıların çoğu insanların ihmali, zulmü ya da savaş gibi tercihlerinin sonucudur; yani sorumluluk insanlarda aranmalıdır. Burada görmediğimiz bir hikmet alanı olduğunu kabul etmek, aynı zamanda elimizden geleni yapmaya engel değildir. Yardım etmek, dua etmek ve sessiz kalmamak bize düşen kısımdır.
Merhamet Etmeyene Merhamet Olunmaz →Sadaka ve Sadaka-i Câriye →Rahmetim Gazabımı Geçti →
İmtihan nedir, herkes aynı şekilde mi imtihan olur?
İmtihan, insanın iradesiyle hangi yolu seçtiğinin ortaya çıkmasıdır. Herkes aynı şekilde imtihan olmaz; imkânı bol olan bolluğuyla, sağlığı olan sağlığıyla, sıkıntısı olan sabrıyla sınanır. Dolayısıyla kimseyi dışından bakarak değerlendirmemek gerekir. Bir kişinin görünür refahı onun kolay bir imtihan verdiğini göstermez. Herkesin yükü kendi taşıma gücüne göredir; Kur'an bunu açıkça bildirir.
Bolluk da bir imtihan mı?
Evet, hatta âlimler bolluk imtihanının daha zor olduğunu söyler. Darlıkta insan Allah'a yönelir; bollukta ise unutmaya ve şişmeye meyleder. Mal, mevki, güzellik, sağlık ve gençlik birer emanettir ve hesabı sorulacaktır. Bu yüzden nimet arttıkça şükür, sadaka ve tevazu da artmalıdır. Peygamberimiz sağlık ve boş vaktin kıymetinin çoğu zaman bilinmediğini bildirmiştir. Elinizdeki nimetin elden gitmemesi için dua etmek de sünnettir.
Başıma gelen kötülük günahlarımın cezası mı?
Her sıkıntıyı ceza olarak okumak doğru değildir. Peygamberler ve salih kişiler de büyük sıkıntılar çekmiştir. Rivayetlerde musibetlerin günahlara kefaret olduğu, hatta ayağa batan bir dikenin bile sevap kazandırdığı bildirilir. Yani sıkıntı bazen arınma, bazen olgunlaşma, bazen uyarı olabilir. Doğru tutum, kendi hâlimizi gözden geçirip tövbe etmek, fakat başkalarının sıkıntısını "demek ki günahkârmış" diye yorumlamamaktır. Bu tür yorum yapmak kul hakkına girer.
Musibetler Günahlara Kefarettir →Tövbe ve İstiğfar Adabı →Musibet →
Hz. Eyyüb'ün sabrı bize ne öğretir?
Hz. Eyyüb uzun süren bir hastalık ve kayıplarla sınanmış, buna rağmen Allah'a olan güvenini kaybetmemiştir. Onun duası, derdini arz etmekle birlikte edebi korumanın örneğidir. Bu kıssa bize iki şey öğretir: birincisi, sıkıntıyı dile getirmek ve şifa istemek sabırsızlık değildir. İkincisi, sabır bir süre dişini sıkmak değil, Allah hakkında güzel düşünmeye devam etmektir. Sonunda şifa ve bereketle karşılık verilmiştir.
Nazar ve büyü kaderi etkiler mi?
Nazarın etkisi hadislerde bildirilmiştir ve korunmak için dua etmek tavsiye edilir. Ancak hiçbir şey Allah'ın izni olmadan etki etmez; nazar da sihir de bu izin çerçevesinde kalır. Bu yüzden korkuyla yaşamak yerine tedbir almak gerekir: Fâtiha, Âyete'l-kürsî, Felak ve Nâs sûrelerini okumak, sabah akşam dualarını ihmal etmemek. Muska yazdırmak, büyü bozdurmak için para almak gibi yollara başvurmak kesinlikle doğru değildir; bu alan istismara çok açıktır.
Kaderime isyan ettim, şimdi ne yapmalıyım?
Zor bir anda isyan dolu sözler söylemek insanın zaafıdır; bundan dolayı ümit kesmeyin. Yapılacak şey tövbe etmek, pişmanlığı dile getirmek ve Allah'ın rahmetinin genişliğini hatırlamaktır. Peygamberimiz, Allah'ın rahmetinin gazabını geçtiğini bildirmiştir. İki rekât tövbe namazı kılıp Seyyidü'l-istiğfar okuyabilirsiniz. Ayrıca neden o noktaya geldiğinizi düşünmek, gerekiyorsa bir din görevlisiyle ya da bir uzmanla konuşmak iyi olur.
Tövbe Namazı ve Duası →Seyyidü'l-İstiğfar Duası →Hacet ve Tövbe Namazı →
Tevekkül, Tedbir ve Çalışmak
Tevekkül nedir, ne değildir?
Tevekkül, elinden geleni yaptıktan sonra sonucu Allah'a bırakmak ve O'na güvenmektir. Tembellik, ihmal ve "nasılsa olacak olur" demek tevekkül değildir. Peygamberimizin hayatı bunun en açık örneğidir: savaşta zırh giymiş, yolculukta azık almış, hastalıkta tedavi olmuştur. Tevekkülün yeri, sebepleri tükettikten sonraki alandır. Bu anlayış insanı hem çalışkan hem de huzurlu kılar; çünkü sonucu taşıma yükünü omzundan indirir.
Tevekkül →Tevekkül Konusu →Rabbenâ Aleyke Tevekkelnâ Duası →
Tedbir almakla kadere karşı gelmiş olur muyum?
Hayır. Tedbir almak kaderin içindedir. Deprem için binayı sağlam yapmak, hastalığa karşı aşı ve tedavi, trafikte kemer takmak, geçim için sigorta ve birikim yapmak gibi tedbirler kadere isyan değildir. Allah kâinatı sebeplerle yürütür ve bizden bu sebeplere uymamızı ister. Tedbirsizliğin sonucuna "kader böyleymiş" demek, sorumluluktan kaçmaktır. Tedbir aldıktan sonra olanı kabullenmek ise gerçek teslimiyettir.
Hastalıkta tedavi olmak tevekküle aykırı mı?
Hayır, tedavi olmak sünnettir. Peygamberimiz hastalara tedaviyi tavsiye etmiş, her hastalığın bir devası bulunduğunu bildirmiştir. Dua ile ilaç birbirinin alternatifi değildir; ikisi birlikte yürür. Doktorun verdiği ilacı bırakıp sadece okumaya güvenmek doğru değildir. Aynı şekilde yalnız ilaca güvenip şifayı verenin Allah olduğunu unutmak da eksiktir. Sağlık konusunda mutlaka hekiminize danışın; burada yazılanlar tıbbi tavsiye değildir.
İstihare namazı kaderi öğrenmek için mi kılınır?
İstihare, kaderi öğrenmek değil, bir işte hayırlı olanı Allah'tan istemektir. İki rekât namaz kılınır, ardından istihare duası okunur. Bazı kimseler rüya beklentisine girer; oysa rüya şart değildir. İstihareden sonra kalbe gelen yatkınlık, önünüzün açılması ya da işin kolaylaşması bir işaret olabilir. Yine de istihare, araştırmanın ve danışmanın yerini tutmaz. Önce bilen kişilere danışın, sonra istihare edin.
Sigorta yaptırmak kadere güvenmemek sayılır mı?
Hayır, bu bir tedbir meselesidir. Zorunlu sigortalar ve karşılıklı yardımlaşma esasına dayanan sigorta türleri için âlimlerin cevaz verdiği görüşler vardır. Bununla birlikte faiz ve belirsizlik içeren bazı uygulamalar sebebiyle konu tartışmalıdır ve âlimler arasında görüş farkı bulunur. Yani "kadere güvenmemek" değil, "muamelenin şekli" tartışılır. Hangi sigortanın caiz olduğu konusunda kesin hüküm için müftülüğe ya da Alo 190 Dinî Sorular Hattı'na danışmanızı tavsiye ederiz.
Geleceğe plan yapmak kadere karışmak mı?
Plan yapmak meşrudur ve teşvik edilmiştir. Yusuf aleyhisselamın kıtlık yıllarına karşı yaptığı depolama planı Kur'an'da anlatılır. Ancak planı yaparken "inşallah" demek, yani sonucun Allah'ın dilemesine bağlı olduğunu unutmamak gerekir. Plan, insanın iradesini kullanmasıdır; inşallah demek ise haddini bilmesidir. Plan bozulduğunda yıkılmamanın yolu da bu bilinçtir: elinizden geleni yaptıysanız, geri kalanı sizin yükünüz değildir.
Bir işte çok uğraştım ama olmadı; bu kader mi?
Elinizden geleni yaptıysanız vazifenizi tamamlamışsınız demektir. Sonucun olmaması bir başarısızlık değil, bazen daha hayırlı bir kapıya yönlendirmedir. Bu yüzden "olmadı" dediğiniz şeyin arkasından ne geldiğine bakmak için biraz zaman gerekir. Olmayan işin ardından kendinizi suçlamak yerine eksikleri öğrenip bir sonraki adıma hazırlanın. Hem dua etmeye hem çalışmaya devam edin; kapı kapanınca başka kapı açılır.
İşler Zorlaşınca Okunacak Dua →Hasbunallah Duası →Sıkıntı Konusu →
Tevekkül eden insan nasıl davranır?
Tevekkül eden insan önce üzerine düşeni yapar: araştırır, danışır, çalışır, tedbir alır. Sonra sonucu Allah'a bırakır ve beklerken kendini yiyip bitirmez. Olumsuz sonuçta isyan etmez, olumlu sonuçta kibre kapılmaz. Konuşmasında "ben yaptım" yerine "nasip oldu" vardır. Sabahı duayla açar, akşamı şükürle kapatır. Bu hâl bir günde kazanılmaz; alışkanlıkla oturur. Kısa duaları gün içinde tekrarlamak bu alışkanlığı kolaylaştırır.
Tevekkülle kanaat arasındaki fark ne?
Tevekkül, bir işin sonucu için Allah'a güvenmektir. Kanaat ise elindekine razı olmak, gözü başkasının elinde olmamaktır. İkisi birbirini tamamlar. Kanaat, çalışmayı bırakmak demek değildir; daha fazlasını isterken huzurunu kaybetmemektir. Peygamberimiz, kişinin kendinden aşağıda olanlara bakarak Allah'ın nimetini daha iyi anlayacağını bildirmiştir. Kanaat sahibi insan az kazançla da geçinmeyi bilir ve borç batağına düşmez.
Musibet, Hastalık ve Sabır
Musibet anında ne söylemeliyim?
Kötü bir haber aldığınızda "İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn" demek sünnettir; anlamı "Biz Allah'a aidiz ve O'na döneceğiz" demektir. Ardından sabır ve hayırlı karşılık için dua edilir. Bu söz, acıyı yok etmez ama kalbi yerine koyar. Ağlamak sabırsızlık değildir; isyan sözleri söylemek, saçını yüzünü dövmek ise hoş görülmez. Yakınlarınıza haber verirken sakin bir dil kullanın ve onlara da dua etmeyi hatırlatın.
Musibet Anında Okunacak Dua →Musibet →Sabır İlk Sarsıntı Anındadır →
Sabır nedir, dişini sıkmak mı demek?
Sabır, zorluk karşısında Allah'a güveni ve edebi korumaktır; duygusuz davranmak değildir. Üç çeşidinden söz edilir: ibadette sabır, günahtan kaçınmada sabır, musibette sabır. Peygamberimiz sabrın asıl sınavının ilk sarsıntı anında verildiğini bildirmiştir. Yani acının en keskin olduğu anda söylediğimiz söz önemlidir. Sabır öğrenilebilen bir hâldir; sabretmeye çalışan kişiye Allah sabır verir.
Sabır →Sabretmeye Çalışana Allah Sabır Verir →Sabır Konusu →
Ağır hastalık kaderime mi yazılmıştı?
Her hastalık Allah'ın bilgisi ve takdiri dâhilindedir. Ancak bu, hastalığı kabullenip tedaviyi bırakmak anlamına gelmez. Hastalık bazen günahlara kefaret, bazen ahirete hazırlık, bazen de bedenin tabii seyri olur. Peygamberimiz hastalığa kötü söz söylenmemesini, hastalığın günahları temizlediğini bildirmiştir. Yapılacak doğru şey hem hekimin dediğini uygulamak hem dua etmektir. Tanı ve tedavi için mutlaka hekiminize başvurun.
Hastalık Ateşine Sövmeyin →Hastalık Konusu →Sağlık ve Tıp Soruları →
Çok sıkıntıdayım, "ölsem kurtulsam" demek günah mı?
Peygamberimiz sıkıntı yüzünden ölümü temenni etmeyi hoş görmemiş, bunun yerine dua etmeyi tavsiye etmiştir. Çünkü ömür, telafi ve sevap kazanma imkânıdır. Böyle bir söz ağzınızdan çıktıysa kendinizi suçlayıp kapanmayın; istiğfar edip dua etmeye dönün. Bu düşünce ısrarla geliyor ve hayatınızı tehdit ediyorsa bunu yalnız dinî bir mesele olarak görmeyin: vakit kaybetmeden bir hekime veya ruh sağlığı uzmanına başvurun ve güvendiğiniz birine açılın.
Sıkıntıdan Dolayı Ölüm Temenni Etmeyin →Keder ve Hüzün Duası →Acizlik ve Tembellikten Allah'a Sığınmak →
Deprem ve sel gibi afetler neden oluyor?
Afetler, yerkürenin işleyişinin bir parçasıdır; Allah'ın koyduğu tabii kanunlar içinde gerçekleşir. Bunları toptan "ceza" olarak okumak doğru değildir, çünkü aynı afette iyiler de zarar görür. Kayıpların büyüklüğünde ise insan payı çok belirleyicidir: yapı güvenliği, zemin seçimi, denetim ve hazırlık. Bu yüzden afetten sonra yapılacak iki şey vardır: dua ve yardım ile birlikte tedbiri ciddiye almak. Bu konuda ihmali kadere yıkmak doğru olmaz.
Fırtına, Deprem ve Afet Duası →Sünnetullah →Sadaka ve Sadaka-i Câriye →
Sevdiğim birini kaybettim, kaderi kabullenmek nasıl kolaylaşır?
Kabullenmek bir anda olmaz, zaman alır. Yardımcı olan şeyler şunlardır: ölen için dua etmek ve hayrına sadaka vermek, kabrini ziyaret etmek, geride kalanlarla konuşmak, kendinizi suçlamayı bırakmak. Peygamberimiz ölüm karşısında "alan da veren de Allah'tır" demeyi öğretmiştir. Yas tutmak tabiidir; üç günlük taziye adabı da bu ihtiyacı gözetir. Acınız çok uzun sürer ve gündelik hayatınızı durdurursa bir uzmandan destek almayı ihmal etmeyin.
Taziye ve Yas Adabı →Vefat Edenler İçin Dua →Alan da Veren de Allah'tır →
Allah'a sitem etmek ile derdini açmak arasındaki fark ne?
Derdini Allah'a açmak duanın özüdür; peygamberler de hâllerini arz etmiştir. Hz. Yakup "Ben derdimi ancak Allah'a açarım" demiştir. Bu, sabırsızlık değildir. Sitem ise Allah'ın adaletini sorgulamaya, "bana haksızlık yapıldı" demeye dönüşen tavırdır. Ölçü şudur: anlatın, ağlayın, isteyin; ama O'nun hikmetini yargılamaya geçmeyin. Allah hakkında güzel düşünmeye devam etmek, kalbi en çok rahatlatan şeydir.
Allah Hakkında Hüsnüzan Üzere Olmak →Kulum Beni Nasıl Zannederse →Hüsn-i Zan →
Müminin her hâlinin hayır olması ne demek?
Peygamberimiz müminin hâlinin hayret verici olduğunu, bolluk gelince şükrettiği için, darlık gelince sabrettiği için her iki durumda da kazançlı çıktığını bildirmiştir. Bu, acının güzel olduğu anlamına gelmez; acının karşılıksız kalmadığı anlamına gelir. Bu bakış insanı pasifleştirmez, aksine ayakta tutar. Çünkü ne olursa olsun kaybetmeyeceğini bilen kişi daha dirençli olur. Bu dengeyi kurmak için günlük zikir ve dua çok yardımcı olur.
Müminin Hâli Hayret Vericidir →Rabbenâ Efrig Aleynâ Sabran Duası →Şükür →
Sıkıntıda okuyabileceğim kısa dualar var mı?
Evet, ezberlemesi kolay olanlar vardır. "Hasbünallâhü ve ni'me'l-vekîl" güven ve teslimiyet duasıdır. "Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh" güç ve takatin Allah'tan olduğunu hatırlatır. Hz. Yunus'un duası sıkıntıdan çıkış için okunur. Bunları gün içinde tekrar etmek kalbi yumuşatır. Dua ederken aceleci olmayın; kabul bazen gecikerek, bazen başka bir biçimde gelir. Zikir sayısını takip etmek isterseniz dijital zikirmatiği kullanabilirsiniz.
Hz. Yunus Duası →Lâ Havle Velâ Kuvvete İllâ Billâh →Zikirmatik →
Dua, Tövbe ve Kaderin Değişmesi
Dua kaderi değiştirir mi?
Rivayetlerde duanın kaderi değiştirdiği, hatta duadan başka hiçbir şeyin kazayı geri çevirmediği bildirilmiştir. Âlimler bunu şöyle açıklar: dua da kaderin bir parçasıdır. Yani "şu kişi dua edecek ve şu sonuç olacak" biçiminde takdir edilmiştir. Dolayısıyla dua boşa gitmez. Bu yüzden "nasılsa yazılmış" diyerek duayı bırakmak en büyük kayıptır. Dua, kulun elindeki en güçlü araçtır ve her hâlde yapılabilir.
Duanın Adabı ve Kabul Vakitleri →Ey Âdemoğlu, Bana Dua Ettikçe →Dua ve Zikir Soruları →
Duam kabul olmazsa kaderim öyle mi demektir?
Duanın karşılığı üç şekilde verilir diye açıklanır: istediğiniz verilir, daha hayırlısı verilir ya da ahirette karşılığı saklanır. Yani cevapsız kalan dua yoktur, istediğiniz gibi gerçekleşmeyen dua vardır. Peygamberimiz acele etmeyenin duasının kabul olacağını bildirmiştir. Bu yüzden dua ederken ısrarlı olun, sonucu zamanla okuyun. Hayrınıza olmayan bir şeyin verilmemesi de bir rahmettir.
Acele Etmeyenin Duası Kabul Olur →Duanın Adabı ve Kabul Vakitleri →Dua Adabı Konusu →
Tövbe geçmişi siler mi?
Samimi tövbe, günahın kaydını siler ve kişiyi temizler. Bunun şartları vardır: günahı bırakmak, pişman olmak, bir daha dönmemeye azmetmek, kul hakkı varsa onu ödemek ya da helâllik istemek. Tövbe kapısı ölüm anına kadar açıktır ve geç olduğu söylenemez. Bununla birlikte geçmişin hukuki ve maddi sonuçları kendiliğinden ortadan kalkmaz; borç ödenir, zarar tazmin edilir. İki rekât tövbe namazı kılıp dua etmek güzel bir başlangıçtır.
Allah günahımı affetmez diye düşünüyorum, bu doğru mu?
Hayır, bu düşünce şeytanın en etkili tuzaklarından biridir. Kur'an, Allah'ın rahmetinden ümit kesilmemesini açıkça emreder. Peygamberimiz, Allah'ın rahmetinin gazabını geçtiğini ve kulun Rabbi hakkındaki zannına göre muamele göreceğini bildirmiştir. Yani ümitsizlik kendi başına bir yanlıştır. Günahınız ne kadar büyük olursa olsun tövbe kapısı kapanmaz. Kendi kendinizi mahkûm etmek yerine istiğfara başlayın.
Rahmetim Gazabımı Geçti →Kulum Beni Nasıl Zannederse →el-Gaffâr →
Sadaka kaderi ve belayı çevirir mi?
Rivayetlerde sadakanın belayı önlediği ve ömrü bereketlendirdiği bildirilmiştir. Bunun izahı duada olduğu gibidir: sadaka da takdirin bir parçasıdır. Sadaka vermek için zengin olmak gerekmez; bir bardak su vermek, yol üzerinden bir engeli kaldırmak, güzel bir söz söylemek de sadakadır. Düzenli ve az miktar, seyrek ve büyük miktardan daha bereketli olabilir. Sadakanın gizli verilmesi ise sevabını artırır.
Sadaka Malı Eksiltmez →Sadaka ve Sadaka-i Câriye →Zekât ve Sadaka Soruları →
Hayır dua almak ve beddua kaderi etkiler mi?
Mazlumun duası ve anne babanın duası için rivayetlerde özel bir yer vardır. Bu yüzden kimseyi incitmemek, kul hakkına girmemek ve helâllik istemeye özen göstermek önemlidir. Beddua etmek ise tavsiye edilmez; öfkeyle söylenen sözler insanın kendi aleyhine döner. Peygamberimiz düşünmeden söylenen sözün tehlikesine dikkat çekmiştir. Hakkınız yendiyse hakkınızı hukuk yoluyla arayın, dilinizi beddua ile kirletmeyin.
Düşünmeden Söylenen Söz →Zulme Uğrayanın Duası →Anne Babaya İyilik →
Kadere rıza göstermek nasıl bir hâldir?
Rıza, olana razı olmak ve kalbinde itiraz taşımamaktır. Bu, istemediği bir şeyi düzeltmeye çalışmamak anlamına gelmez. Hastalığa rıza, tedaviye engel değildir; haksızlığa rıza ise hiç değildir. Rıza, elinizde olmayan kısım için gönlünüzü rahat bırakmaktır. Bu hâl kazanıldığında insanın yüzü yumuşar, dili güzelleşir, uykusu rahatlar. Rızaya ulaşmanın yolu şükrü alışkanlık hâline getirmekten geçer.
Ölüm döşeğindeki birine ne söylenir?
Yanında bulunan kişiler kelime-i şehadeti yumuşak bir sesle söyler; hastayı zorlamadan hatırlatmak yeterlidir. Yâsîn sûresi okumak, dua etmek ve odayı sakin tutmak tavsiye edilir. Hastanın yanında onu üzecek sözler söylemek, ölüm hakkında tartışmak doğru değildir. Hoş olmayan bir söz duyulduysa üzülmeyin; esas olan kalbin hâlidir. Bu anda ailenin de desteklenmesi gerekir; taziye adabı buna dair ölçüler getirir.
Güzel bir ölümle gitmek için dua edilir mi?
Evet, buna hüsn-i hâtime yani güzel son denir ve bunun için dua edilmesi tavsiye edilmiştir. Çünkü insanın hangi hâlde son vereceği bilinmez. Peygamberimiz imanla ve tevhid üzere ölmenin değerini bildirmiştir. Dua etmenin yanında asıl hazırlık, alışkanlıkları düzeltmek ve küçük de olsa devamlı ameller edinmektir. Her gün bir miktar Kur'an okumak, namazları aksatmamak ve istiğfarı dilden düşürmemek bu hazırlığın parçasıdır.
Hüsn-i Hâtime Duası →Tevhid Üzere Ölen Cennete Girer →Kur'an Oku →
Yanlış İnanışlar ve Hurafeler
Falcıya, medyuma gitmek kaderi öğrenmek sayılır mı?
Hayır ve bu yollara başvurmak dinimizde kesin olarak yasaklanmıştır. Gelecek bilgisi gayb alanındadır ve hiçbir insana verilmemiştir. Fal baktırmak, yıldız yorumlarına inanmak, medyumdan haber almak hem inanç açısından tehlikelidir hem de insanları maddi olarak sömüren bir alandır. Bir işte ne yapacağınızı bilemiyorsanız doğru yol bilene danışmak, araştırmak ve istihare etmektir. Kahve falı gibi şeyleri "eğlence" sayarak hafife almak da doğru değildir.
Burçlar ve yıldız haritaları kaderi gösterir mi?
Hayır. Burçlara dayanarak karakter ve gelecek tayin etmek İslam inancıyla bağdaşmaz. Gök cisimleri Allah'ın yarattığı varlıklardır; insanın kaderini belirleme gücüne sahip değildir. Burç yorumlarına göre karar almak, kişiyi hem yanlış seçimlere hem de sorumluluktan kaçmaya götürür. Merak ederek okumak ile inanmak arasında da ince bir çizgi vardır; bu alanı tamamen bırakmak en sağlıklısıdır.
Muska ve okunmuş su gibi şeyler kaderi değiştirir mi?
Kur'an ayetleriyle ve mâsum dualarla kendine ya da bir yakınına okumak caiz görülmüştür; buna rukye denir. Ancak anlamı bilinmeyen yazılara, para karşılığı yazdırılan muskalara ve "şunu takmazsan şu olur" diyen kimselere itibar etmek doğru değildir. Şifayı ve korumayı veren Allah'tır; nesnenin kendisi değildir. Bu konuda âlimler arasında ayrıntıda görüş farkı vardır. Para isteyen, korkutarak iş yapan kişilerden mutlaka uzak durun.
"Alnına yazılmış, değişmez" sözü doğru mu?
Bu söz halk arasında yaygındır ama eksik bir anlatımdır. Çünkü dua, tövbe, sadaka ve çalışmanın sonucu değiştirdiği bildirilmiştir. "Alnına yazılmış" ifadesi insanı kaderciliğe ve hareketsizliğe sürükler. Doğru anlayış şudur: Allah neyin olacağını bilir ve bu bilgi içinde sizin yapacağınız tercihler de vardır. Yani değişmeyen bir mahkûmiyet değil, tercihlerinizi kapsayan bir bilgi söz konusudur.
Uğursuz gün, uğursuz sayı diye bir şey var mı?
Hayır. Günlerin, sayıların ya da renklerin kendiliğinden uğur veya uğursuzluk taşıması İslam inancında yoktur. Salı günü işe başlamamak, kara kedi görünce yol değiştirmek, bazı sayılardan kaçınmak birer hurafedir. Bu inanışlar insanın hayatını daraltır ve tevekkül anlayışını bozar. Her gün Allah'ın yarattığı bir gündür. Önemli olan işe besmeleyle başlamak, niyeti doğru tutmak ve gereken hazırlığı yapmaktır.
Rüyamda gördüğüm şey kaderimi gösterir mi?
Rüyaların bir kısmı Allah'ın bir müjdesi ya da uyarısı olabilir; bir kısmı gün içindeki meşguliyetlerin yansımasıdır; bir kısmı ise şeytandandır. Hiçbir rüya kesin bir hüküm kaynağı değildir ve rüyaya göre hayat kararı verilmez. Kötü bir rüya görürseniz kimseye anlatmayın, sol tarafınıza tükürür gibi yapıp Allah'a sığının ve dua edin. Güzel rüyaya ise şükredin. Rüya yorumları kesin bilgi değildir, bu yüzden tedirgin olmayın.
Adak adamak kaderi değiştirmek için mi yapılır?
Adak, bir dileğin gerçekleşmesi hâlinde Allah için bir ibadeti üstlenmektir. Dileği gerçekleştiren adak değil, Allah'ın dilemesidir. Adak bir pazarlık aracı değildir ve yerine getirilmesi gereken bir söz doğurur. Bu yüzden gücünüzün üstünde adaklar adamaktan kaçının. Adak yalnız Allah için olur; türbeye, bir kişiye ya da bir nesneye adak adamak doğru değildir. Adağın şekli ve yerine getirilmesi konusunda ayrıntıları müftülüğünüzden sorabilirsiniz.
Türbeye bez bağlamak, taş atmak gibi uygulamalar doğru mu?
Bu tür uygulamalar dinî bir dayanağı olmayan hurafelerdir. Kabir ziyareti meşrudur ve ölenler için dua etmek güzeldir. Ancak bir ağaca bez bağlayarak dilek tutmak, taş atmak, türbe duvarından bir şey koparmak ya da ölen kişiden doğrudan medet beklemek inanç açısından tehlikelidir. İstek ve dua yalnız Allah'a yapılır. Kabir ziyaretinde yapılacak olan selam vermek, dua etmek ve ibret almaktır.
Hayatım hep kötü gidiyor, üzerimde bir şey mi var?
Böyle düşünmek çok yaygındır ama genellikle doğru bir okuma değildir. Üst üste gelen sıkıntılar insanı bu zanna götürür. Yapılacak ilk iş somut sebeplere bakmaktır: sağlık, borç, iş düzeni, uyku, ilişkiler. Bunların her birinin çözülebilir tarafı vardır. Aynı zamanda sabah akşam dualarını okumak ve istiğfara devam etmek kalbi güçlendirir. "Üzerimde büyü var" diyen kişilerden para isteyenlere asla gitmeyin; gerekirse hekime ve bir din görevlisine danışın.
Sabah Akşam Duası →Bismillâhillezî Korunma Duası →Sıkıntı Konusu →
Ahiret, Hesap ve Sık Sorulan Diğer Sorular
Kadere inanmak ahirete inanmakla nasıl birleşiyor?
Kader, dünyanın bir ölçü içinde işlediğini; ahiret ise bu işleyişin hesabının görüleceğini anlatır. İkisi birlikte düşünülmezse dünya anlamsız görünür. Burada ödülünü almayan iyilik, cezasını görmeyen zulüm ahirette karşılığını bulur. Bu yüzden kadere iman, haksızlık karşısında insana sabır ve direnç verir. "Adalet yerini bulacak" inancı, mazlumu ayakta tutan en güçlü destektir.
Amel defterine her şey yazılıyor mu?
Evet, yapılan iyilik ve kötülüklerin kayıt altına alındığı bildirilmiştir. Bu kayıtta bir incelik vardır: iyilik niyet edildiği anda bile yazılır, kötülük ise ancak işlendiğinde yazılır. Yani niyet eden ama vazgeçen kişi kötülükten yazılmaz. Bu, Allah'ın rahmetinin ne kadar geniş olduğunu gösterir. Kaydın tutulması bizi korkutmak için değil, dikkatli ve ümitli yaşamamız için bildirilmiştir.
İyilik ve Kötülüklerin Yazılması →Amel Defteri →Kirâmen Kâtibîn →
Cennete amelimle mi girerim, Allah'ın rahmetiyle mi?
Peygamberimiz hiç kimsenin sadece ameliyle cennete giremeyeceğini, bunun ancak Allah'ın rahmetiyle olacağını bildirmiştir. Bu söz ameli değersiz kılmaz; ameli bir hak iddiası hâline getirmeyi engeller. Yani ibadet ederiz, ama "ben hak ettim" demeyiz. Bu denge kulu hem gayretli hem mütevazı tutar. Az ama devamlı amelin tavsiye edilmesinin sebebi de budur: süreklilik, miktardan değerlidir.
Hiç Kimse Ameliyle Cennete Giremez →Az da Olsa Devamlı Amel →Rahmet →
Allah kimin cennete gideceğini biliyorsa ibadetin anlamı ne?
Bilmek, belirlemek değildir. Allah sizin hangi yolu seçeceğinizi bilir; o yolu seçen sizsiniz. İbadet, bu seçimi yapma ve sürdürme biçimidir. Ayrıca ibadetin karşılığı yalnız ahirette değil, bu dünyada da vardır: huzur, düzen, ahlak, topluluk hissi. Bir de şunu düşünün: bir insan "nasılsa belli" diyerek ibadeti bırakıyorsa, bu tercihin kendisi onun hakkındaki bilgiyi gösterir. Yani sorumluluk yine kuldadır.
Cibrîl Hadisi: İman, İslam, İhsan →Namaz Soruları →İbadet Takibi →
Günahla ölen kişinin durumu kesin olarak bilinir mi?
Hayır. Belirli bir kişinin cennetlik ya da cehennemlik olduğuna hükmetmek bize düşmez. Bu bilgi Allah'a aittir. Bir insanın son anındaki hâlini, kalbindeki tövbeyi bilemeyiz. Bu yüzden ölen hakkında kötü konuşmak hoş görülmemiştir; onun için dua etmek tavsiye edilir. Tevhid üzere ölen kişi için ümit kapısı açıktır. Hakkında konuşmak değil, dua etmek ve hayrına sadaka vermek bize düşen kısımdır.
Ölülere Sövmeyin →Vefat Edenler İçin Dua →Tevhid Üzere Ölen Cennete Girer →
Çocuğuma kaderi nasıl anlatabilirim?
Çocuğa kaderi felsefi tartışmayla değil, güven diliyle anlatmak gerekir. "Allah her şeyi bilir ve bizi çok sever; başımıza gelenin bir sebebi vardır" gibi sade cümleler yeterlidir. Seçim ve sorumluluk kısmını örnekle açıklayın: ödevini yapmayı seçen de yapmamayı seçen de kendisidir. Korku dili kullanmaktan kaçının; "yapmazsan Allah cezalandırır" yerine "Allah güzel davranışı sever" demek daha doğrudur. Yaş büyüdükçe sorular derinleşir, o zaman birlikte okuyabilirsiniz.
Kolaylaştırın, Zorlaştırmayın →Yeni Başlayanlar İçin Sorular →Ezber Aracı →
Kaderci olmakla kadere inanmak arasındaki fark ne?
Kadere inanmak, her şeyin bir ölçü ve hikmetle olduğunu kabul etmektir ve insanı çalışkan kılar. Kadercilik ise sorumluluğu reddedip hareketsiz kalmaktır. Kadere inanan kişi hastalanınca doktora gider, kaderci "nasılsa yazılmış" der. Kadere inanan kişi sınava hazırlanır ve dua eder, kaderci hazırlanmadan sonucu bekler. Yani ikisi aynı kelimeyi kullanır ama sonuçları tamamen zıttır. İslam'ın öğrettiği, gayret ile teslimiyetin birlikte yürümesidir.
Kader hakkında kafam karışınca kime sorabilirim?
En kolay yol, bağlı bulunduğunuz il veya ilçe müftülüğüne telefonla ya da yüz yüze başvurmaktır. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Alo 190 Dinî Sorular Hattı da sorularınızı ücretsiz olarak cevaplar. Mahallenizdeki cami görevlisine sormak da çekinilecek bir şey değildir; bu onların görevidir. İnternette gördüğünüz her yorumu ölçü almayın. Sitemizdeki asistan sayfasından da soru sorarak başlangıç bilgisi edinebilirsiniz.
Asistan →İman ve Akaid Soruları →Yeni Başlayanlar İçin Sorular →